“İç cepheyi tahkim” edelim de kiminle, nasıl yapacağız?

07.01.2026 medyascope.tv

7 ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Maduro olayı 2026'nın ilk günlerinde karşımıza çıktı ve dünyayı çok ciddi bir şekilde sarstı. Bir şok etkisi yarattı. Şaşırmadım diyenlere şaşırmanızı tavsiye ederim. Bir şeyler olacaktı ama böylesi hakikaten şaşırtıcıydı. Ve ben ilk değerlendirmemi pazar günü Medyascope'a yazdığım bir yazıda yaptım. ‘‘Venezuela Dersleri: İç Cepheyi Tahkimin Ciddiyeti ve Aciliyeti’’ diye bir yazı ve yazının sonunda şunu söylemiştim: ‘‘Böyle başlayan 2026'nın dünyanın dört bir tarafında yeni çatışmalar, savaşlar, işgaller, haydutluklara ev sahipliği yapacağı muhakkak; Türkiye'nin bütün bu risklerden azade olacağını düşünmek saflık olur. Bu bağlamda yeni çözüm süreci için zikredilen iç cepheyi tahkim hedefinin ciddiyeti ve aciliyeti ortada.’’
İç cephenin tahkimi. Evet, bu çözüm süreci ile beraber ya da terörsüz Türkiye diye tarif edilen sürecin ilk anından itibaren söylenen bir şeydi ve birçok kişi bunu çok ciddiye almadı. Çünkü süreci esas olarak Erdoğan'ın iktidarının tahkimi olarak gördüler. Fakat bu olayın, çözüm sürecinin bölgede ve dünyada yaşanan ve yaşanması mümkün birtakım risklere karşı girişilmiş bir devlet projesi olma ihtimali bence çok ciddiydi, en azından bir yönüyle ve bu olay patlak verdi. Maduro olayı patlak verdi ve önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan Maduro olayına ilk kez değindi ve değinirken de ne söyledi? ‘‘İç cepheyi tahkim’’ dedi. Bir dinleyelim:
Recep Tayyip Erdoğan:‘‘Ülkemizden 11.000 km ötede Türkiye ile yakın dostluk ilişkisi olan bir ülkede müessif bir hadise yaşanıyor. CHP Genel Başkanı'nın aklına ilk gelen bize saldırmak, bize sataşmak oluyor. Şimdi çeşitli fotoğraflar üzerinden bize mesaj vermek oluyor, Allah aşkına! Bu patolojik bir ruh halinin işareti değilse nedir? Siyasette kutuplaşmayı bu provokatif üslupla mı azaltacaksınız? İç cephemizin tahkim edilmesine böyle mi destek olacaksınız? Dünyanın içinden geçtiği bu zor dönemde Türkiye'nin hak ve hukukunu böyle mi koruyacaksınız?’’
Evet, müessif hadise dediği olay; yakın dostu Nicolas Maduro'nun gece yatağında eşiyle beraber yatarken Amerikalı komandolar tarafından alınıp kaçırılması. Müessif hadise... Yani Erdoğan'ın ayağının frende olduğu gözüküyor. Ve burada tabii ilginç olan bu olaydan hareketle de Trump'a değil Özgür Özel'e yüklenmiş olması. Neyse, bunu bir kenara koyalım. Döneceğiz tekrar bu konuya. Daha sonra dün grup toplantıları oldu ve iç cepheyi tahkim sözlerini Devlet Bahçeli yine Maduro olayından hareketle dillendirdi. Bir de onu dinleyelim:
Devlet Bahçeli: ‘‘Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı terörsüz Türkiye hedefindeki ısrar ve irademiz? Şimdi anlaşıldı mı milli birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmamızdaki tavizsiz karar ve kararlılığımız? Şimdi anlaşıldı mı ‘Türkü sevmeyen Kürt, Kürdü sevmeyen de Türk olamaz’ sözü ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık?’’
Evet, Bahçeli çok emin bir şekilde zaten başından itibaren bölgesel riskleri ve küresel riskleri de tabii düşünerek herhalde bu sürecin öne çıkan aktörü olmuştu. Kendisinden beklenmedik şekilde Abdullah Öcalan'ı öne çıkarttı vesaire. Yaşananları biliyoruz. ‘‘İç cepheyi tahkim’’ dedi ve burada da adını koyuyor. ‘‘Neden bunu yaptık? İşte görüyorsunuz.’’ vesaire diyor. Bu konuşmasında, Bahçeli'nin dünkü konuşmasında Amerika'ya yönelik, Amerikan emperyalizmine yönelik çok çok sert eleştiriler var. Erdoğan'ın imtina ettiği çıkışı Bahçeli yapıyor. Erdoğan'ın ‘‘müessif hadise’’ dediği olayı Bahçeli ‘‘haydutluk’’ vesaire olarak tanımlıyor. Adını koyuyor ve orada da karşımıza çıkan yine; ‘‘Türkiye'nin başına da böyle birtakım bölgesel ve küresel belalar gelebilir; içeride güçlü olmamız lazım.’’
Şimdi Özgür Özel de iç cephe konusuna geldi, tahkim lafını etmeden. O da yani bütün liderler, ülkenin öne çıkan partilerinin liderleri Maduro'dan bu dersi çok net bir şekilde çıkarmışlar. Bir de Özgür Özel'i dinleyelim:
Özgür Özel: ‘‘Son sözüm şudur; Maduro ülkesinde adil bir rekabet sağlasaydı, halkına adaletli davransaydı, halkı ona sahip çıkacaktı. Maduro örneği hepimize şunu hatırlatmalıdır: Kırılganlıklar, tartışmalar, gerginlikler, bir ülkenin iç cephesini zayıflatmaya yönelik yapılan her şey o ülkedeki herkes için tehdittir. Artık içeride kavgayı terk etmenin, kutuplaşmayı bitirmenin, toplumsal barışı sağlamanın, milletin gelecek kaygılarını azaltmanın zamanıdır. Sayın Erdoğan, iktidarda kalmak için gerginlik, iktidarda kalmak için kutuplaşma, iktidarda kalmak için hakkı olmadığı halde haksız rekabet ve üzerimize şiddet uygulamaktadır. Bu sayede yokluk, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik konuşulmasın istemektedir. Biz kendisinin zulmüne direnmeye, onun karşısında asla baş eğmemeye, gerekirse başı vermeye ama baş eğmemeye devam edeceğiz.’’
Evet, Özgür Özel'in dünkü konuşmasında çok net birtakım hususlar da vardı. Onları da hatırlatmakta yarar var. Erdoğan'a bütün eleştirilerini tekrarlamasına rağmen Maduro'nun başına gelenlerin Türkiye'de yaşanabileceği yolundaki yurt dışında yapılan birtakım spekülasyonlara çok sert bir şekilde karşı çıktı. Bunların asla tasvip edilemeyeceğini söyledi ve asla izin vermeyeceklerini de söyledi. Şimdi şunu anlıyoruz bütün liderlere baktığımızda, ki aklın yolu bir. Ben de böyle yazmıştım. Benim sözüme baktılar demeyeceğim ama şurası muhakkak: Çok çetrefil bir dönemdeyiz ve bölge zaten karışıktı, dünya iyice karışık oldu; güçlü olmak gerekiyor, ülkelerin güçlü olması gerekiyor. Dolayısıyla iç cepheyi tahkim etmesi gerekiyor. Bunda herkes mutabık. Peki bu nasıl olacak? Kiminle olacak?
Şimdi hatırlayın; 15 Temmuz darbe girişiminin ardından "Yenikapı Ruhu" diye bir olay çıktı ortaya. Erdoğan herkesi mitinge çağırdı, HDP hariç. Bir kere onu unutmayalım. Ve Kılıçdaroğlu gitti oraya, birlikte fotoğraf verildi. Bir hafta on gün sonra Erdoğan kaldığı yerden Kılıçdaroğlu'na tekrar saldırmaya devam etti. Yani bir nefes almaya ihtiyacı vardı. Bu 31 Mart yerel seçimlerinin ardından bir normalleşme, yumuşama dönemi yaşandı CHP ile AK Parti arasında. Ama bir yerden sonra Erdoğan tekrar gaza bastı ve 19 Mart sürecini Türkiye'ye hediye etti.
Şunu kabul etmek lazım: Bir, Türkiye'nin o çok söylenen tabirle birlik ve beraberliğe ihtiyacı var, her zamankinden çok ihtiyacı var. Bu anlamda Türkün, Kürdün hepsinin, tüm etnik zenginliğiyle Türkiye'nin birlikte güçlü bir şekilde ayakta durabilmesi gerekiyor. Bunun için kutuplaşmanın olmaması gerekiyor. Kutuplaşmanın olmaması ne demek? Hukuk devleti, demokrasi, temel hak ve özgürlükler. Yani siz şunu yapamazsınız: Demokrasiyi rafa kaldırıp, hukuk devletini rafa kaldırıp, temel hak ve özgürlükleri çiğneyip "Hadi hep birlikte iç cepheyi tahkim edelim." diyemezsiniz. 19 Mart operasyonunu yapıp, şimdi Mart ayında, 9 Mart'ta benim de yargılandığım bu duruşma başlayacak; böyle bir atmosferde iç cepheyi tahkim nasıl diyebilirsiniz? Nasıl tahkim edeceksiniz?
Bu bakımdan Özgür Özel'in söyledikleri büyük ölçüde doğru. Erdoğan'dan iş başlıyor. Erdoğan'ın bir kere öncelikle ayağını gazdan çekmesi gerekiyor. Erdoğan'ın Trump'a yapamadığını Özgür Özel'e yapmaya kalkmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Yani görüyorsunuz; orada arkadaşım dediği, kardeşim dediği Maduro'ya o saldırganlığı, haydutluğu yapan kişiye karşı tek bir şey yok. Yok fotoğraf gösterdi, yok bilmem ne diye Özgür Özel'e her türlü şey var. Türkiye böyle giderse yani iktidarın istediği bir alanda iç cephe tahkimi olmaz. İç cephe tahkim olacaksa, bu ülke birlikte güçlü bir şekilde olacaksa o alanı bir kere genişletmesi ve birlikte karar vermesi gerekiyor. Yani ‘‘biz böyle istiyoruz, böyle olacaksınız’’ diyerek bu iş olmuyor.
Mesela ne oluyor? Suriye'de çözüm süreci tıkanıyor. Neden? Çünkü Türkiye, Ankara birtakım şeylerde çok ciddi bir şekilde tavizsiz bir tutum izliyor. Buna karşılık SDG de Amerika Birleşik Devletleri'ne ve belki de İsrail'e güvenerek Ankara'nın istediğini yapmıyor ve orada kilitleniyor. Suriye kilitleniyor, Türkiye kilitleniyor ve ondan sonra diyorsunuz ki; iç cepheyi tahkim edelim. Nasıl edeceksiniz? Çok kırılgan bir pozisyondayız. Bu anlamda çözüm süreci çok önemli bir fırsat ama tek bununla olacak bir iş değil. Öncelikle o sürecin başarılı bir şekilde yürümesi ama ülkede hukuk devletinin, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin tekrar tesisi gerekiyor. Demokrasi olmadan, otoriter sistemde ısrar ederek iç cepheyi tahkim edemezsiniz ve ondan sonra bölgesel ya da küresel birtakım saldırılar söz konusu olduğu zaman işte orada birlikte karşı durmanız imkansız olmasa bile çok zor olur. Burada noktayı koyuyorum.
Ve bugünün ithafı... Dikkatimi çekti, şu ya da bu şekilde bir süredir sadece birtakım erkeklere ithafta bulunmuşum. Bilerek yapılmış bir şey değil ama bu vesileyle bu eksikliğimi de gidermek ihtiyacındayım. Hep aklımda olan bir sanatçıya bugün sıra geliyor: Amy Winehouse. Evet. Benim çok geç keşfettiğim, belki de ölmesinden sonra keşfettiğim birisi. Amy Winehouse çok genç yaşta hayata veda etmiş. Kaç yaşında? 27 yaşında. Ben mesela onu uzun bir süre Amerikalı sanıyordum. İngiliz, bir göçmen Yahudi ailenin çocuğu olarak İngiltere'de büyüyor ve çok erken yaşta, 20 yaşında ilk albümünü yapıyor. Çok değişik bir sesi var. Bir de kılık kıyafeti, saçları, şusu busu hakikaten bir fenomen ve kısa süre içerisinde çok büyük bir çıkış yakalıyor ve üst üste başarılar, başarılar, başarılar, ödüller; ama alkol ve uyuşturucu, bir de kötü bir evlilik, sorunlar ve 23 Temmuz 2011'de ölü bulundu. Ne deniyor? İşte alkol komasına girdiği söyleniyor. Bilemiyorum ama sonuç olarak o yaşadıklarından dolayı çok erken gitti. Dikkat ederseniz böyle çok insan var dünyada. Özellikle ikonlaşmış isimler; James Dean bunlardan birisi, Janis Joplin bunlardan birisi, Amy Winehouse da bunlardan birisi. Evet, genç yaşta dünyayı terk ediyorlar ama dünyada geride çok şey bırakıyorlar. Amy Winehouse da bunlardan birisiydi. Herhalde uzun süre hep hatırlanacak, hep dinlenecek bir kişi olacak Amy Winehouse. Saygıyla kendisini anıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
10.01.2026 Suriye’de kim terörist, kim değil?
09.01.2026 Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?
08.01.2026 Muhalif bir milletvekili niçin AKP’ye transfer olur?
07.01.2026 “İç cepheyi tahkim” edelim de kiminle, nasıl yapacağız?
06.01.2026 Maduro’ya üzülmeli miyiz?
05.01.2026 Venezuela'dan sonra sıra nerede? | Ahmet İnsel değerlendiriyor
05.01.2026 Boğaziçi direnmeye devam ediyor hâlâ!
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı