Hüseyin Çelik ile söyleşi: “Kürt anasını görmesin” politikaları

15.01.2026 medyascope.tv

15 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Türkiye'de devletin "terörsüz Türkiye" adını verdiği çözüm süreci, atılan adımlar ama en önemlisi Suriye'de yaşananlar ve en son Halep'te yaşananlar Türkiye'de tartışmayı bayağı bir kızıştırdı. Farklı farklı pozisyonlar alanlar var. Birbirlerine rakip olarak bilinen kişilerin aynı saflarda olduğunu görüyoruz. İşler bayağı karıştı diyelim. Ve bu son günlerde bu konudaki çıkışlarıyla dikkat çeken ve adı AK Parti ile özdeşleşmiş bir isim Profesör Hüseyin Çelik konuğumuz. Kendisi son günlerde çözüm süreci, Suriye ve diğer konulardaki söyledikleriyle sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanıyor. Hoş geldiniz Hüseyin Bey.
Hüseyin Çelik: Teşekkürler Ruşen Bey. Hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Sosyal medya üzerinden ama aynı zamanda verdiği röportajlarla da bu konuya değiniyor. Arı kovanına zaten herkes çok çomak sokmuştu. Hüseyin Bey maşallahınız var, çok riskli alanlardasınız. Biz de öyleyiz, siz de öylesiniz. Onun için birbirimizi bulduk. Bilmeyenlere hatırlatalım; siz AK Parti'nin kurucularındansınız, ilk Grup Başkanvekili, Kültür Bakanı, en uzun süreli Milli Eğitim Bakanı, Parti Sözcüsü ve bildiğim kadarıyla bir süredir parti üyeliğiniz sürüyor ama aktif bir göreviniz yok. Öncelikle şunu sorayım: Hakikaten bu mayınlı tarlaya girmek ürkütmüyor mu sizi?
Hüseyin Çelik: Ben hayatım boyunca Ruşen Bey, karnımdan konuşan bir insan olmadım. Benim siyasi hayatımın başlangıcını da siz hatırlarsınız. Ben saygıda kusur etmeden, karşı tarafı aşağılamadan, hakaret etmeden, iftira etmeden bildiğim doğruları söyleyen bir insanım. Ama doğruları söyleyen insanlardan pek hoşlanılmaz. Genellikle bizim ülkemizde siz muktedirlerin veyahut da kendini iktidar mensubu kabul eden insanların hoşuna gitmeyen bir şey söylediğiniz zaman — bu bugüne mahsus bir şey de değil, eskiden beri bu böyledir — size mutlaka bir yafta yapıştırırlar. Sözünüzün etkisini azaltmak için bunu yaparlar. Bu şuurlu bir şeydir. Mesela siz bir Kürtseniz, bir şey söylediğiniz zaman birinin hoşuna gitmediği zaman size hemen bir Kürtçü yaftası vuruyor. Biraz dini temayülünüz varsa, dini gruplarla bir alakanız varsa bir şey söylediğiniz zaman hemen size FETÖ'cü damgası vururlar. Biliyorsunuz, benim doktora tezim Yeni Osmanlı Hareketi üzerinedir Ruşen Bey. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi mevcut hükümeti eleştirdiği zaman bunlara hemen yapıştırılan yafta şu: Düşman-ı din-ü devlet. Yani devletin ve dinin düşmanı. Niye? Yeni Osmanlılar diyorlardı ki: "Kardeşim sadece bir padişahın söyledikleriyle oturup kalkmayalım. Bir parlamentomuz olsun, usul-ü meşveret olsun." diyorlardı. Ve bu adamlar "eşhâs-ı muzırra" diye geçiyordu resmî kayıtta da. Yani ‘‘zararlı şahıslar’’ diye geçiyordu. Onun için her dönemde bu yaftalar vardır.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum: Son dönemde bir yılı aştı, 15 ay oldu, belki daha fazla olmuştur, bir süreç var. Devlet Bahçeli'nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla sembolik olarak başlayan bir süreç var. Süreç inişli çıkışlı bir grafik izliyor. En son Suriye'de yaşananlarla bayağı bir kafalar karıştı. Şimdi siz burada pozisyon alırken, yani görüşlerinizi dile getirirken, direkt soruyorum: Hüseyin Çelik Kürt olmasaydı bu topa böyle girer miydi mesela?
Hüseyin Çelik: Yine girerdim. O zaman bunu, yani benim yine gireceğimi teyit eden bazı şeyler söyleyeyim Ruşen Bey. Ben bütün bakanlığım boyunca ve bütün siyasi hayatım boyunca kime haksızlık yapılırsa yapılsın; dini, mezhebi, etnisitesi ne olursa olsun ben yapılan haksızlıklar karşısında durdum. Bakın, ben bakanlığım döneminde Ruhban Okulu'nun kapatılmasının çok yanlış olduğunu söyledim. Hâlâ da açılmamış olmasını çok vahim bir hata olarak değerlendirdim. Ben Rum değilim. Bunu söyledim diye Rum olmam veya Ortodoks olmam. Ben Alevi vatandaşlarımıza bizim uzun zaman zulmettiğimizi, dayak attığımızı söyledim. Ben bunu söylediğim zaman da Alevi olmam, ben Sünniyim. Şimdi bizim memlekette dediğim gibi bu ülkede benim Yahudi, Ermeni veya Rum bir komşum olsa, ona haksızlık yapılsa, ona hukuk dışı bir dayatmada bulunulsa benim onun hakkını savunmam için benim Ermeni, Yahudi veya Rum olmama gerek yok. Benim Müslüman olmama da gerek yok, insan olmam yeterlidir. Şimdi biz bunu anlamıyoruz. Bizim hakkını savunduğumuz insanlarla aynileşmek gibi bir mecburiyetimiz, mükellefiyetimiz yoktur. Ruşen Çakır'ın diyelim ki Kürt meselesinde Kürtlerin haklı olduğu bir konuyu dile getirmesi için Kürt olması gerekmiyor.

Ruşen Çakır: Ki başıma çok sık geliyor. Biliyorsunuz, adım Kürtçüye çıktı ama daha Kürt değilim. Adımdan hareketle Kürt sananlar var. Ama sizin de dediğiniz gibi Kürtlerin hakkını savunmak için Kürt olmak gerekmiyor. Doğru, haklısınız.
Hüseyin Çelik: Şimdi öte taraftan bir meslektaşınız beni aradı. Dedi ki bana: ‘‘Ya AK Parti'nin kurmayları beni arıyorlar.’’ Mesela ben Ekrem İmamoğlu'na yapılan yanlışlığı savundum. Ben ama CHP'li değilim. Ben bazı CHP'li belediyelere karşı yapılan bu hamleleri doğru bulmadığımı söyledim. Ve geçmişte de CHP'li değildim, bugün de değilim. Şimdi benim mesela kadın haklarını savunmam için Ruşen Bey, benim kadın mı olmam gerekiyor? Böyle bir çarpık zihniyet olamaz. Netice itibarıyla ben hep şunu söylerim: Türkiye'de Türkler Kürtlerin, Kürtler Türklerin, Aleviler Sünnilerin, Sünniler Alevilerin, dindarlar ateistlerin, ateistler dindarların hakkını savunmadığı sürece biz demokrat ve medeni bir toplum olamayız. Benim siyasi hayatımda, siyasi çizgimde bugüne kadar bu her zaman böyle olmuştur. Ha bazen şunu diyorlar: "Sen Milli Eğitim Bakanı’yken niye bunları söylemedin?" Ben parti içerisinde ilgili kurullarda; diyelim ki MYK'da, MKYK'da, Bakanlar Kurulu'nda bunları söylediğim zaman, söyleyebildiğim zaman orada söylüyordum. Ama ben şu anda dışarıda olduğum için işin tabiatı gereği herkes bulunduğu yerden konuşur. Mesela siz ekranlarınızdan konuşuyorsunuz. Gazeteci adam sayfasında konuşur. Öğretmen sınıfta konuşur. İmam camide konuşur. Bu açıdan ben bakın şunu da söyleyeyim; benim baba tarafı Araptır, benim annem Kürttür, eşim Türktür. Çocuklarım nedir Ruşen Bey?

Ruşen Çakır: Bilmiyorum.
Hüseyin Çelik: Benim böyle bir derdim yok. Şunun altını çizmek isterim: Hayatımın her safhasında kendimi bildiğim günden beri ben ırkçılıktan nefret eden bir insanım. Bu arada ben Kürtçülüğe de karşıyım, Türkçülüğe de karşıyım.

Ruşen Çakır: Peki, Hüseyin Bey şunu sormak istiyorum. Şimdi ‘‘hak’’ dediniz, ‘‘birisi zor durumdaysa haksızlığa uğruyorsa...’’ dediniz. Ben girişte de bahsettim, 2024 Ekim ayından beri giden bir süreç var. Gidiyor gibi duran bir süreç var. Şimdi bunun çok detayı var ama siz yakından takip eden birisi olarak ve geçen çözüm sürecinin aktif bir şekilde içinde olan birisi olarak öyle bir deneyiminiz de var. Şu anda ne durumdayız? İyi bir noktada mıyız? Hakikaten bir şeyler çözülüyor mu sizce?
Hüseyin Çelik: Ruşen Bey, bana bu soru her sorulduğunda ben şunu söyledim: Bakın Türkiye'de bununla ilgili dört tavır var. Bir romantik iyimserler var, lay lay lom halay çekiyorlar; her şey oldu, bitti. Biz orada değiliz. Ben ihtiyatlı ve kaygılı iyimserlerdenim. Kaygılı olmamın sebebini de arz edeceğim. Ben bu süreçte aktörlere güvendiğim için değil, açıkçası her iki tarafa da bu manada güvenmiyorum. Ama memleketimin bu beladan, bu musibetten kurtulması için ihtiyatlı iyimserim ama kaygılarım var. Ben Batman'da Baro’nun bizi davet ettiği toplantıda şunu söyledim: Şu anda kız isteme faslındayız. Kız isteme faslında çiçek buketleri, çikolatalar havada uçuşur. Esas problem kaynanalar alışverişe çıktığı zaman ortaya çıkar. Şimdi herkes kendi raporunu yazsın dendi Meclis'teki komisyona. AK Parti dedi ki 60 sayfalık raporunda, "Kürt meselesi diye bir şey yoktur." MHP de dedi "Kürt meselesi diye bir şey yoktur." DEM Parti'nin 90 küsur sayfalık raporuna bakıyorsun, orada teklif edilen en az 20 ayrı teklif var, madde var. Sözün özü şu: Şimdi kardeşim PKK meselesiyle eğer Kürt meselesini özdeşleştirirseniz çok büyük yanlış yaparsınız. Kürt meselesi PKK ile başlamış bir mesele değil. PKK bütün türevleriyle yok olsa bile bizim devletimizin bu ırkçı tutumu devam ettiği sürece Kürt meselesi var olmaya devam edecek. Onun için bakın DEM Parti ile Kürtleri de özdeşleştirmek doğru değil. Ben DEM Partililere de söylüyorum. Diyorum ki, ‘‘Kardeşim siz son seçimde 4.800.000 oy aldınız. Ne kadar Kürt var?’’ diye sorduğunuz zaman ‘‘30 milyon’’ diyorlar.  O zaman 20 milyon Kürt seçmen var demektir ve 15.200.000 Kürt seçmen size oy vermiyor demektir. Bakın, DEM Parti veya PKK bütün Kürt halkının temsilcisi, onlar adına söz söyleme hakkına ve imtiyazına sahip olan kişiler değil. Eğer Kürt meselesini çözmek istiyorsanız bu mesele dün başlayan, PKK ile başlayan bir mesele değil. Şimdi bakın dediler ki: iç cepheyi tahkim edelim, iç cepheyi güçlendirelim. Ruşen Bey, bir kere bu ‘‘cephe’’ kelimesi bana son derece itici geliyor. Cephe bir savaş terimidir. Bakın Türkiye ne zaman cepheden söz etmişse bunun sonu çok kötü bitmiş. Demokrat Parti'nin Vatan Cephesini hepimiz biliyoruz. Demokrat Parti'nin Vatan Cephesi hayırla sonuçlanmadı. 70'li yıllardaki Milliyetçi Cephe hükümetlerini hepimiz biliyoruz. Orada da cephe vardı, sokaklar kan gölüydü ve onun da sonu iyi bitmedi. Şunu diyebilirsiniz: İç bünyeyi güçlendirelim, iç bünyeyi tahkim edelim. Bunun yolu nereden geçer? Bunun yolu gayrimemnun olan vatandaşlarınızı memnun etmekten geçer. Benim attığım tweet'teki hassasiyetim şudur: Ben hayatımın hiçbir döneminde Ruşen Bey, PKK'ya ve onun türevlerine sempati duymadım. Çünkü ben Marksist ve Leninist hiç olmadım ve oraya sempatiyle hiçbir zaman bakmadım. Mesela benim buradaki attığım tweet'te de dikkat ederseniz SDG'yi öven, SDG'yi göklere çıkaran bir tavır içinde de değilim. Dediğim şudur: ‘‘Nasıl ki Türkiye'de bütün Kürtleri PKK perspektifinden değerlendirmiyorsak; bütün Kürtleri PKK'nın uzantısı, PKK'nın sempatizanı veya taraftarı gibi görüp o insanlara o muameleyi yapmak ne kadar doğru değilse Suriye'deki bütün Kürtleri de SDG gözüyle görüp onları düşmanlaştırmak doğru değil’’ dedim. Suriye'deki Kürtler Türkiye'deki Kürtlerin akrabalarıdır. Ve şu örneği verdim: ‘‘Siz Gagavuz yerindeki Hristiyan Türklere soydaşlık bağıyla ilgi gösteriyorsanız Türkiye'deki Kürtlerin de Suriye'deki Kürtlerle duygudaşlığını ve akrabalığını göz ardı etmeyin. Ürettiğiniz politikalarda kendi vatandaşınızın gönlünü harap eden bir tutum içerisine girmeyin’’ dedim. Ben bunu söylemekle Kürtçülük yapmış olmuyorum. Beni Kürtçülükle yaftalayanların alnını karışlarım. Benim vatan sevgimi, benim memleket sevgimi birileri ölçemez. Onların haddi de değil, bu memleket onların babasının malı da değil.

Ruşen Çakır: Bu arada size Kürtçü de demiyorlar, ‘‘kripto Kürtçü’’ diyorlar.
Hüseyin Çelik: Şimdi şunu söyleyeyim Ruşen Bey; buna cevap vermemin sebebi bu adamları ciddiye aldığımdan değil. Türkçede güzel bir atasözü var, diyor ki: "İte gen vurma, kendini at sanır." Ben bu adamları önemsediğimden değil; sokaktaki vatandaşımızın, bizim bu konudaki saf samimi duygular içerisinde olan insanlarımızın kafasının karışmaması için bu açıklamaları yapıyorum. Son bir şey söyleyeyim Ruşen Bey. Benim yayınlanmış 15 tane kitabım var, yüzlerce makalem var ve onlarca cilt kitaba sığmayacak olan konuşmalarım var. Ben aşağı yukarı 47-48 yıldır siyasetin içinde olan bir insanım. Oradan siz benim kripto Kürtçülüğüme veya Kürtçülüğüme dair bir tek cümle değil, bir kelime bulamazsınız. Ve dediğim gibi ben hayatım boyunca ırkçılığa karşı mücadele etmiş bir insanım. Kimse Allah'a sipariş vererek bu dünyaya gelmiyor. Bizim üniversitede böyle kerli ferli bir hocamız vardı. Ben kendisine şu soruyu sordum, dedim ki: "Hocam, bir insan Arapçılık yaparsa bu ırkçılık olur mu?" "Tabii ki olur Hüseyin." dedi. "Peki bir Kürt Kürtçülük yaparsa bu ırkçılık olur mu?" "Tabii ki olur Hüseyin." dedi. "Peki hocam bir Türk Türkçülük yaparsa ırkçılık olur mu?" dedim. "Olmaz." dedi. "Niye olmaz?" Başladı bana nizam-ı alem, devlet-i ebed-müddet falan. Geçin bu masalları kardeşim ya, geçin bunları.

Ruşen Çakır: Peki, bunları geçiyoruz ve şeyi soruyorum; SDG'den bahsettiniz. En son sıcak gelişme, Halep'te yaşananlar oldu. Birkaç gün sürdü ve karşılıklı suçlamalar, gerginlikler ve Türkiye'de benim gözlemim — hatta o konuda birkaç yayın yaptım — muhalif, iktidar yanlısı vesaire bayağı geniş bir kesim Suriye Şam yönetiminin yanında, SDG'ye karşı pozisyonda birleşti ve sonucu alkışladı. Bu size ne düşündürüyor?
Hüseyin Çelik: Şunu düşündürüyor Ruşen Bey; siz İslami hareketleri, İslamcılığı, siyasal İslam'ı Türkiye'de en iyi bilen arkadaşlarımızdan birisiniz. Şimdi bizim İslamcıların büyük bir kısmı kendi milliyetçiliğini ümmetçilik ambalajına sarmış vaziyettedir. Kürt meselesi söz konusu oldu mu bizim dindar zannettiğimiz, İslamcı zannettiğimiz, ümmetçilik konusunda mangalda kül bırakmayan birçok insan maalesef bir numara ırkçı kesiliyor. Ben bundan Allah'a sığınırım. Bakın, bu ırkçılık. Şimdi gelelim Halep'te olup bitenlere veya Suriye'de. Şimdi İsrail Golan tepelerini 67'den beri işgal ediyor. Şimdi Trump dedi ki, "Ben tapusunu verdim İsrail'e." O gitti. İsrail Şam'ın 20 km ötesine gelmiş, şu anda karargahını orada kurmuş durumda. Siz bu İslamcı denen adamların bir güne bir gün "Ya şu İsrail'i oradan çıkarıp atmamız lazım. İsrail Suriye'nin topraklarına nasıl girer, oraları nasıl işgal eder?" dediğini gördünüz mü? Şimdi HTŞ bu konuda bir gayret içerisinde midir? Hayır. Şimdi dediğim gibi; eğer Suriye'deki Kürtler, PKK veya Kürtler adına hareket ettiğini söyleyenler PKK'nın yol ve yöntemleriyle hareket ediyorlarsa, PKK gibi hareket ediyorlarsa veya PKK'nın emriyle kalkıp oturuyorlarsa benim onlarla hiçbir zaman bir işim olmaz. Benim orada üzerinde durduğum şey bakın; ben Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızın PKK yaftasıyla yaftalandırılıp mağdur edilmemesi gerektiğini söylediğim gibi Suriye'deki Kürtlerin de hepsinin SDG, PYD, YPG yaftasıyla yaftalanıp bunların mağdur edilmemesi gerektiğini söylüyorum. Kaldı ki Ruşen Bey, Suriye'deki bugün nüfus kağıdı olmayan ve vatandaş olmayan Kürtlerin önemli bir kısmı geçmişte Türkiye'de dayak yediği için oraya giden Kürtlerdir. Bunu göz ardı etmeyelim. Yani şu tavrı çok eleştiriyorum: Türkiye'deki dindar ve Müslüman dediğimiz insanların; ya Arakan'daki Müslüman'ın derdiyle de dertlen, Myanmar'dakiyle de dertlen, Somali'dekiyle de dertlen, Gazze'dekiyle hepimiz dertleniyoruz. Ama iyi de kardeşim bir taraftan "Kürtlerle Türkler kardeştir" diyorsun, Müslüman kardeşliğinden söz ediyorsun, ortak paydalardan söz ediyorsun ama diğer taraftan kardeşim İran'da da Kürtler hiçbir şey olmasın, Irak'ta da olmasın, Suriye'de de olmasın, Amerika'da da olmasın, Avrupa'da da olmasın... Bu "Kürt anasını görmesin" politikasıdır. Şimdi bu yanlıştır. Ben daha önceki bir programda da söyledim. Şimdi Türklerle Kürtlerin kardeş olduğu, ortak dini değerlere sahip oldukları, asırlarca birlikte yaşadıkları, kaderde kıvançta birlikte oldukları eyvallah doğru; aynı vatan coğrafyasını paylaşıyoruz ama biz Habil ile Kabil gibi mi kardeş olacağız, Yusuf ile Bünyamin gibi mi kardeş olacağız? Netice itibarıyla kardeşlik kardeşlik hukukunu gerektirir. Bu konuda samimi olarak İslamcıların önemli bir kısmını ikiyüzlü bir tavır içerisinde görüyorum. Ruşen Bey, bir şey daha söyleyeyim. Bakın ben Çerkeslerle çok uzun toplantılar yaptım. Abazaca'nın, Adigece'nin üniversitelerde mecburi ders olarak okutulması için; Erciyes Üniversitesi'nde ve Düzce Üniversitesi'nde seçmeli ders olarak okutulması için bakanlığım döneminde olağanüstü gayret gösterdim ve yaptırdım bunu. Ben Çerkes değilim ama Çerkeslerin dilinin de kültürünün de ortadan kalkmasını, kaybolmasını istemiyorum. Her ırk Allah'ın bir ayetidir. Şimdi onun için Türkiye'deki İslamcılar, kardeşim PKK'ya yine karşı olun; hepimiz karşıyız PKK'ya, Marksist ve Leninist çizgiye hepimiz karşı olalım. Bakın, 2007 yılında, ki ben Van'dan adaydım; AK Parti Doğu ve Güneydoğu'da Türkiye ortalamasının birkaç puan üzerinde oy aldı. Biz Van'da %55'le seçimi aldık. Gittikçe bu düştü düştü düştü, şu anda dip yapmaya başladı. Niçin? İşte bu ikiyüzlü tavırdan dolayı. Ha MHP ile ortaklık, o işin başka bir arızası. Ben her katıldığım programda bunu söyledim. Ama eğer gerçekten Müslümanlıktan söz ediyorsanız – ki sizin bildiğiniz bir kavramdır – Hazreti Peygambere peygamberlik gelmeden önce yani İslamiyet nazil olmadan önce Mekke müşrikleriyle bir araya geliyor, şu yemini ediyorlar, diyorlar ki: "Kime haksızlık yapılırsa yapılsın; dini, mezhebi, aşireti, kabilesi ne olursa olsun biz onun hakkını alacağız, ona iade edeceğiz." Bu yeminin adı Hilfü'l-Fudûl'dur. Buna Fazilet Yemini denir. Hazreti Peygambere peygamberlik geldikten sonra, İslamiyet nazil olduktan sonra soruyorlar sahabeler: "Ya Resulullah, siz aynı yeminin arkasında mısınız?" "Evet" diyor. Benim hassasiyetim budur. Ben inanan bir insanım, ben Müslümanım. Dini pratiklerimi yerine getirmeye çalışan bir insanım. Siyasal İslamcı hiçbir zaman olmadım. Siz biliyorsunuz, ben AK Parti kurulmadan önce Milli Görüş partilerinin hiçbirine hayatım boyunca sempatiyle bakmadım, bugün de bakmıyorum. O gün AK Parti ile birlikte olmamızın sebebi o gömleğin çıkarılmış olması meselesinden dolayıydı. Ama maalesef bizimkiler de ayakları yer tutmaya başladıktan sonra asıllarına rücu etmeye başladılar.

Ruşen Çakır: Peki şimdi kısaca — ben biliyorum ama bilmeyen izleyicilerimiz muhakkak vardır — bu "Kürt anasını görmesin" lafını bir açsanıza. Ben geçen mesela bir Kürt tanıdığıma sordum, o bilmiyordu. Ben ona anlattım. Siz izleyiciler için anlatır mısınız?
Hüseyin Çelik: O şu efendim: Temel ile Dursun birbirinin can düşmanı ama ikisi de büyük suçlar işlemiş, hapse girmiş ve idama mahkum olmuşlar. Bunları huzura çağırıyorlar, soruyorlar: "Son arzunuz nedir?" Önce Temel'e soruyorlar. Temel boynunu büküyor, diyor ki: "Anamı görmek istiyorum." Dursun'a diyorlar ki: "Senin son arzun nedir?" Dursun, Temel'in gözlerinin içine kin dolu bakışlarla bakıyor, bakıyor, diyor ki: "Temel anasını görmesin." diyor. Şimdi Türkiye Kürtlerin her kazanımını kendi kaybı olarak görme alışkanlığından vazgeçmesi lazım. Bakın, şu anda İran karışık. İran'ın toprak bütünlüğünün sağlanması, İran'da huzurun, sükunetin avdet etmesi, oradaki insanların ölmemesi ve bizim onlarla olan dostane münasebetimizin devam etmesini canı gönülden arzu eden birisiyim. Ama bakın, bizim Türkiye'de şu anda bu ulusalcı dediğimiz ırkçı kesimlerde şu başladı: "Ya acaba orada bir şey olursa Kürtlerde bir şey olur mu?" diye başladı. Şimdi ayıp bu. Ve Ruşen Bey şunun çok altını çizmemiz lazım: Bu ırkçılık sadece siyasal İslamcıların, İslamcıların ikiyüzlülüğü değil. Ha Türkiye'de Türkçü olanlar var. Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız'a bıraktığı meşhur vasiyetnameyi biliyorsun değil mi?

Ruşen Çakır: Evet.
Hüseyin Çelik: Onu okumamı ister misin?

Ruşen Çakır: Yok yok gerek yok. Oralara gitmeye gerek yok.
Hüseyin Çelik: Şimdi bu cephede olanlar var. Kendisine Türkçü diyenler var. "Türkiye Türklerindir" diyenler var, başka bir şey demeyenler var. Ama kendine solcu diyen yani sizin mahalleden olan insanlardan da hatırı sayılır miktarda yine Kürt meselesi söz konusu olduğu zaman ırkçı damarları depreşenler var. Türkiye'deki Kemalistler de maalesef şu anda ırkçı durumdadır. Onun için hem sağda hem solda herkesin şunu demesi lazım: "Biz 85 milyon, 86 milyon bu ülkenin vatandaşıyız. Anayasal vatandaşlık esastır." Biz bu topraklarda hani "bir gemideyiz" diyoruz ya kardeşim; o bir gemide olma şuurunun sadece bir kesimden beklenmesi doğru değil, herkesin bu şuurda olması gerekiyor.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi tekrar İslami kesime gelelim. Dün Yeni Şafak'ta bayağı dikkat çekici bir yazı çıktı: "Hayırdır, siz?" diye bir yazı. Taha Kılınç yazdı. Taha Bey'i bilirsiniz, bayağı bir okuyucusu da var. Yazının esası Halep, Halep'te yaşananlar. O bir tarafta birtakım sorunlar olsa da meşru gördüğü bir Suriye yönetimi görüyor; diğer tarafta SDG'yi ve Halep'te çatışan tarafı Marksist-Leninist olarak tanımlıyor. Ama bazı Müslüman Kürt aydınların Marksist-Leninistlerle aynı dili konuştuğunu söylüyor. Onu bir yerde size bulayım. Ondan sonra da diyor ki: ‘‘Kürt katliamı yapılıyor şeklinde vaveyla koptu. Hadiseleri bağlamından koparttılar. Bunu İslami sosa buladılar’’ diyor. En sonunda da şöyle bitiriyor, tam sizin kıta sahanlığınıza giren tarihi ama İslam tarihi ve aslında bir anlamda meal kısmı da var, çünkü Furkan Suresi’ne gönderme. Diyor ki: ‘‘Furkan Günleri ibaresini Müslüman Kürt aydınlar çok iyi bilirler. İslami terminolojinin kilit kavramlarından biridir bu çünkü. Onlara anlayacakları dilden hitap edeyim. Furkan günlerindeyiz, safınızı doğru seçiniz.’’ Şimdi ben bunu dün gece gördüm ve çok sarsıldım. Yıllardır ben de İslami hareketi takip eden birisi olarak böyle atışmalar falan çok gördüm. Ama burada garip bir şey var. Ve onu şöyle ifade ettim hatta, dedim ki: ‘‘Buradan ilk anladığımız şu; bunu yazan kişi Kürt değil ve kendisini sayıca çok olduğu için güçlü bir pozisyona yerleştiriyor’’ dedim. Ve bir tartışmayı da ateşlemiş olduk. Ama bunu benim dışımda başkaları da tartışıyor. Yani şimdi sordum soruşturdum, Furkan Günleri derken galiba Bedir Savaşı öncesi safların netleşmesi, savaşa Hazreti Peygamberin yanında girenler girmeyenler, yol ayrımı gibi anlıyorum. Şimdi Müslüman Kürt aydınlar gerçekten böyle bir yol ayrımında mı? Saflarını doğru seçmek gibi bir... Ve tabii ki burada doğru seçmek konusunda da birisi doğruyu kendisinin söylediğini düşünüyor. Yani diyor ki: "Gelin, bize gelin, benim dediğimi yapın" diyor.
Hüseyin Çelik: Şimdi Ruşen Bey, ben kendimi bildim bileli her terör örgütünü lanetledim. İster "Allah" diyerek adamın kafasını kessin, isterse Lenin adına kafa kessin veya bombalama yapsın, insanları öldürsün, tedhiş yaratsın; ben her türlü terör örgütüne karşı oldum. Ben Marksist, Leninist çizgideki PKK'ya da karşı oldum, IŞİD'e de karşı oldum, öte taraftan Eş-Şebab'a da karşı oldum. Ben bunları teker teker saymak istemiyorum. Şimdi özellikle Suriye'de bunların hepsi var. Meselenin özü şudur değerli kardeşim: Şimdi bir terör örgütüne karşı olurken sadece terör örgütü, dediğim gibi solda Marksist çizgide terör örgütü yok. Mesela siz IŞİD'in bugüne kadar İsrail'e yönelik bir eylemini duydunuz mu?

Ruşen Çakır: Duymadım.
Hüseyin Çelik: Duyamazsınız. Ve şimdi IŞİD kendi dindaşlarını öldürüyor ve bunu "Allah" adına yapıyor. Şimdi Suriye coğrafyasında bizim terör örgütü olarak bildiğimiz bir düzine terör örgütü var. Bunları kutsamaya gerek yok. Bu arkadaşımız veya bir başkası mesela benim söylediğimi eleştirebilir, beni tenkit edebilir, beni benimsemeyebilir. Şimdi mesela ben o bunu söylediği için ona bir yafta vurmuyorum: "Sen de Hizbullahçısın, sen de HTŞ'cisin, sen El-Kaidecisin, El-Nusracısın, kriptosun." Ben böyle bir şey demiyorum. Şimdi birbirimizin fikirlerini beğenmeyebiliriz, birbirimizi eleştirebiliriz ama çamur atma siyaseti Türkiye'de maalesef en ucuz olan şeydir. Geçen bir arkadaş dedi ki: "Sizin için böyle diyorlar." Dedim ki: "Bu çamuru atanlar bilsinler ki o çamur bana bulaşmaz. Onlar sadece kendi ellerini ve ağızlarını kirletirler. Kusura bakmasınlar." Yani neticede bu çok ucuz bir şeydir. Onun için Müslüman Kürt aydınlar hiçbir zaman... Eğer beni onlardan biri kabul ediyorsanız, diyelim ki Ali Bulaç'ı onlardan biri kabul ediyorsanız, diyelim ki diğer bir düzine insan sayalım; bu insanlar hiçbir zaman hayatlarının hiçbir döneminde PKK'ya sempati duymadı ve PKK'ya güzellemeler yapmadı. Ben o güzellemeleri IŞİD'e de El-Kaide'ye de diğerine de yapmam. Çünkü "Allah" diyerek bir insanın kafasını kesiyorsanız, vücudunuza bomba bağlayıp masum insanların arasına götürüp bunu patlatıyorsanız sizin yaptığınız terördür. Kusura bakmayın. Her türlü terör örgütüne karşıyız. Ama bir de benim de hassasiyetim, dile getirdiğim şey şuydu Ruşen Bey: Nasıl ki Türkiye'de terörle mücadele edilirken binlerce insanın mağdur edildiğini ben de siz de biliyoruz değil mi? Türkiye'de binlerce köyün yakıldığını biliyoruz, bir yığın faili meçhul cinayetin olduğunu biliyoruz. Biz diyoruz ki, ‘‘Demokratik bir ülkede terörle mücadelenin de bir namusu var; hukuk devletinde bunlar hukuk çerçevesinde yapılır.’’ Terör örgütleri bunları yapmaz, adı üzerinde terör örgütü. Terör örgütünün ilkesi, namusu şusu busu olmaz. Ama eğer bir devletten söz ediyorsanız o devlet hukuk içerisinde kalarak kurunun yanında yaşı yakmaması gerekiyor. Ben "kurunun yanında yaşı yakmayın; oradaki insanlara zarar vererek buradaki onların akrabalarını, Türkiye'de yaşayıp da onlarla duygudaşlık içerisinde olan insanları da üzmeyin, gönüllerini kırmayın" diyorum. Bir de Türkiye'de bir çözüm süreci başlatmışız. Şimdi siz böyle davranırken Türkiye'deki bu sürecin çok sağlıklı yürümesini bekler misiniz Ruşen Bey?

Ruşen Çakır: Peki, burada şunu sorabilir miyim? Şimdi siz içeride birisiniz, ben dışarıdan gözlüyorum. Türkiye'yi birazcık gözleyen, sosyolojiden biraz anlayan, din sosyolojisinden anlayan birisi herhalde şu saptamada birleşir: Kürtlerin dindarlığı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Benim gözlemim şahsen böyle. Ve tarihe baktığımız zaman da Kürtler gerek tarikatlara gerek değişik yerlere... Mesela Said Nursî örneği var, çok sayıda din alimi falan da yetiştirmiş. Şimdi bu Kürtlere İslam öğretme şeyi... Yani dışarıdan birisi olarak söylüyorum ama siz herhalde daha fazla biliyorsunuz. Yani Kürtlere İslam mı öğretilmek isteniyor yoksa bir şekilde çoğunluğun yorumuna biat etmeleri mi isteniyor? Yani çünkü açıkçası Kürtlere Bedir Savaşı'nı anlatıp, Furkan Suresi’ni anlatıp onlara "Ya bunları böyle böyle yorumlamanız gerekir" denilecek bir ülkede değiliz. Yanılıyor muyum? Yani ne demek istediğimi anlıyorsunuz.
Hüseyin Çelik: Kesinlikle size katılıyorum. Bir de Ruşen Bey bakın bu zihniyet, gittikçe Türkiye'deki dindar; gerçekten dindarlığı, manevi değerleri her şeyin önünde tutan, önüne koyan Türkiye'deki dindar insanları her geçen gün biraz daha PKK'nın yanına itiyor. Adam diyor ki: "Kardeşim ben hayatım boyunca beş vakit namaz kıldım. PKK, Abdullah Öcalan, PKK'nın liderleri her neyse, ben bunların hiçbirine sempatiyle bakmadım ama beni aşağılayan bu zihniyetle beraber olmak istemiyorum." diyor ve siz bu insanları her geçen gün oraya doğru itiyorsunuz. Niye? Çünkü dediğim gibi Kürtlerle kimin bir problemi olursa mutlaka Kürtler haksızdır. Ben de diyorum ki; kardeşim Türkiye'de benim son derece samimi olduğum, canciğer olduğum Türk arkadaşlarım var, son derece canciğer olduğum Kürt arkadaşlarım var, Alevi arkadaşlarım var, Sünni var, Çerkes var. Ben insanı esas olarak görürüm Ruşen Bey. Biz Allah'ın huzuruna gittiğimiz zaman — ben özellikle din üzerinden bu meseleleri kurcalayanlara soruyorum — biz Allah'ın huzuruna gittiğimiz zaman Allah demeyecek: "Efendim Türkler gelsin onların hesabını görelim. Araplar onların arkasında sıraya girsin. Kürtler de onların arkasına geçsin." demeyecek. Ruşen Çakır hesabını verecek, Hüseyin Çelik hesabını verecek, Ahmet Mehmet hesabını verecek. Allah bireyi muhatap alır. Dolayısıyla, bir insan dünyaya gelmeden önce hâşâ Allah'a ırkını sipariş etmez, anne babasını sipariş etmez. Irkından dolayı övünen adam da bana göre son derece ilkeldir, yerinen adam da bana göre son derece ilkeldir. Ben bundan dolayı övünmenin de yerinmenin de bir hastalık olduğuna inanan birisiyim. Dolayısıyla kardeşim eğer bu ülkede huzur istiyorsak; iyi insan iyi insandır. Kürdün de iyisi var, Türkün de iyisi var. Kürdün de namuslusu, iti kopuğu var; Türkün de namuslusu, iti kopuğu var. Biz insanları böyle toptancı... Ya biz affedersin böcek miyiz ki türlerimize göre muamele görelim? Önden bacaklılar, sert kabuklular, kanatlılar, yumuşakçalar... İnsanlar ırklarıyla değerli değildir. Bugün mesela Einstein'ın biz Yahudi olmasıyla ilgileniyor muyuz? Einstein büyük bir fizik alimiydi, Einstein Einstein'dı. Sokrat, bir duruşun temsilcisiydi; "Sokrat Yunan'dır" diye biz Sokrat'ı küçük görmeyiz. Bütün insanları kıymetlerine göre, bireysel özelliklerine göre değerlendirelim. İnsanları böyle ırkından dolayı aşağılamanın, ırkından dolayı göklere çıkarmanın son derece abes olduğuna inanıyorum.

Ruşen Çakır: Peki, Hüseyin Bey nasıl toparlayalım? Size şunu sorayım, öyle toparlayalım isterseniz. Siz son günlerdeki bu çözüm süreciyle doğrudan ya da dolaylı ilgili konulardaki çıkışınızla bayağı bir tepkilere yol açtınız, olumlu olumsuz. Sizi en çok ne mutlu ediyor, en çok ne rahatsız ediyor bu son yaşadığınız süreçte?
Hüseyin Çelik: Son süreçte beni en çok rahatsız eden, fikir namusu olmayan insanların ona buna çamur atması. Yani aklını duygularının önüne çıkaran değil de duygularını aklının önüne çıkaran insanlarla bir çözüme doğru gidemeyiz. Şimdi ben ne söylüyorsam Ruşen Bey, benim bir siyasi beklentim yoktur. Bu saatten sonra, bunu samimiyetle söyleyeyim; ben 16-17 yıl milletvekilliği yaptım ve bu süre içerisinde sadece bir hafta düz milletvekilliği yaptım, hep nitelikli görevlerim ve sorumluluklarım oldu. Ben bu saatten sonra siyasetten veyahut da bu tartışmalardan bir şey bekleyen bir insan değilim. Ama benim eğer bir fikir haysiyetim, bir fikir namusum varsa; ben bir akademisyenim aynı zamanda, bir siyasetçiyim ve ülkemle ilgili her mesele beni ilgilendiriyor. Dolayısıyla eğer ben bunlara yapıcı bir katkıda bulunacaksam, Türkiye'nin huzuruna ve barışına yönelik söyleyeceğim sözler bir katkı sağlayacaksa kendimi buradan bahtiyar addedeceğim. Ama şunu da biliyorum, herkesin sizi sevmesi gerekmiyor Ruşen Bey. Seni de herkes sevmiyor. Hazreti Ali'nin bir sözü var, diyor ki: "Herkesin sevdiği adam münafıktır." Namusluysan seni namussuzların sevmemesi lazım. Sen ırz, namus, iffet ehliysen ırz düşmanlarının seni sevmemesi lazım. Sen vatanperversen hainlerin seni sevmemesi lazım. Sen dürüstsen seni sahtekarların sevmemesi lazım. Dolayısıyla birilerinin beni sevmemesi, birilerinin bana taşlar atmasından dolayı ben susacak değilim. Ben hayatım boyunca birisinden tepki geldi diye susmuş bir adam değilim. Hatırlayın benim Milli Eğitim Bakanlığı dönemimi; medya bir taraftan salvo halinde üzerime geliyordu, asker salvo halinde üzerime geliyordu, Yargıtay'dan Danıştay'a, Anayasa Mahkemesi'nden Cumhurbaşkanına kadar... Ama bir güne bir gün ben duruşumu bozmadım, başımı önüme eğmedim. Dolayısıyla bu bana hakaret eden, beni yaftalamaya çalışan adamlar eğer şunu bekliyorlarsa: "Ya biz bu adamı ürkütürüz, korkuturuz o da susar falan", hiç kusura bakmasınlar; onların bu tavrı beni susturmaz. Aksine benim daha fazla bir şeyler söylemem gerektiği kanaatine beni götürür ve ben konuşmaya, yazmaya devam ederim Ruşen Bey.

Ruşen Çakır: Evet, çok sağ olun. Biz de onu yaptık; konuşmaya bizimle de devam ettiniz. Medyascope'un ilk yıllarında da sizinle bir yayın yapmıştık, o zaman hatta kolunuzda bir sorun vardı hayal meyal hatırlıyorum. Çok sağ olun Hüseyin Bey, çok teşekkürler.
Hüseyin Çelik: Ben teşekkür ederim Ruşen Bey, çok sağ olun. Size iyi yayınlar diliyorum. Size daha fazla kolaylıklar diliyorum çünkü siz de maalesef taşlananlardansınız. Ama dert etmeyin bence; siz doğruyu söylediğiniz sürece bırakın yanlışlar istediğini yapsın.

Ruşen Çakır: Çok sağ olun, çok sağ olun. Evet; AK Parti kurucusu, eski bakan, hâlen AK Parti üyesi Profesör Hüseyin Çelik'le çözüm sürecini, çözüm sürecinden hareketle Kürt sorununu ve Suriye Halep'te yaşananları konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
23.01.2026 Çağımızın Sisifos’u: Kürtler
22.01.2026 Suriye dersleri: “Krala yaslanmayın, düşersiniz”
21.01.2026 Öcalan “Sonumuz Gazze gibi olur” diye uyarmıştı
20.01.2026 Suriye’nin ortaya çıkardığı Kürt milliyetçiliğinin krizi
20.01.2026 Onur Alp Yılmaz ile söyleşi: Erdoğan’ın hesapları nasıl tuttu? CHP ne yapabilir?
19.01.2026 Hafta Başı (66): Suriye'de dengeler değişti | Suriye'den sonra çözüm sürecinin geleceği
19.01.2026 “Pirus zaferi”: Öcalan’ın kehaneti Suriye’de gerçekleşiyor
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın yakaladığı ve kaçırmakta olduğu fırsat
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı