Haftaya Bakış (319): CHP’de değişimciler için tercih zamanı

12.06.2026 medyascope.tv

12 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Haftaya Bakış’ı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Kemal Can'la haftanın önemli olaylarını konuşacağız. Kemal, merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Biraz önce, ‘’atanmış CHP’’nin Sözcüsü Müslim Sarı bir açıklama yaptı. Biliyorsun Kılıçdaroğlu MYK toplantısı yaptı. Bir önceki MYK toplantısında 9 ihraç talebi ile Yüksek Disiplin Kuruluna sevk vardı. Bugünkü toplantıda da birtakım isimlerin söz konusu olabileceği söylenmişti. Müslim Sarı basın toplantısı da yapmadı. Sadece sosyal medyadan paylaştı. İlginç. Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle sevkine karar verildi. Tanju Özcan zaten çok şaşırtmadı ama bir öncekinde biliyorsun iki grup başkan vekili, ‘’seçilmiş CHP'’nin çok sayıda üst yöneticisi söz konusuydu. Onlara henüz sıra gelmedi ama devam edeceğe benziyor. Bu ‘’arınma’’ dedikleri olayı ciddi bir şekilde Disiplin Kurulu üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Diğer taraf, tüzüğe referanslar vererek bunu yapamayacaklarını söylüyor, ama Kılıçdaroğlu ekibinin tüzük çok fazla umurlarında değil biliyorsun. Özellikle parti yönetiminde olan, Parti Meclisi üyesi olan ya da grup başkan vekili olan kişilerin sevkinin, prosedürünün böyle olamayacağını söylüyorlardı. Daha sonra da zaten dün Parti Meclisinden istifa ettiler.
Bu ihraç meselesinin şöyle bir inceliği var: İhraç kararı alınanların, özellikle milletvekillerinin hemen hemen hepsinin hakkında fezlekeler var. Özgür Özel dün Halk TV yayınında da bunu söyledi. Bunu fezlekelerin önünü açma hamlesi olarak tanımlıyor ve doğrudan ya da dolaylı bir şekilde değişimci ekipten çok kişinin bu yolla tasfiyesi, dokunulmazlıklarının kaldırılması, hatta hapse atılmaları gibi bir plana işaret ediyorlar. Bu da açıkçası beni hiç şaşırtmıyor. 21 Mayıs'tan bu yana Kılıçdaroğlu ve ekibinin yapıp ettikleri, ekibin kendisi zaten, birtakım isimler görüyoruz ama görmediklerimiz var. Mesela dün CHP Genel Merkezi’nde Müslim Sarı’nın basın toplantısının ardından, meslektaşımız Yıldız Yazıcıoğlu'na adamın biri aklı sıra sataştı. Sonra onun hiçbir yetkisi olmadığı açıklamasını yaptılar, ama belli ki orada. Muhtemelen Müslim Sarı'nın danışmanıymış. Böyle acayip bir yapı var ve ‘’arınma’’ diye bir tasfiyeyi öngörüyorlar anladığım kadarıyla. Burada iki belediye başkanının bugün gündeme gelmesi, tabii ki başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere cezaevindeki diğer belediye başkanlarının disipline sevk edilme ihtimalini bize gösteriyor. Ne dersin?
Kemal Can: Birkaç boyutu var, sen de zaten değindin. İşin, böyle tüzük, yasa, hukuk, prosedürler, mevcut düzen, birtakım uygulama esasları, yöntem, plan, bir sürü faktör açısından bir tarafı var. Kılıçdaroğlu MYK'sı, yapamayacakları iddia edilen ya da yaptıkları durumda geçersiz sayılacağı varsayılan birtakım şeyleri yapıyor. Bu da aslında tanıdığımız bir durum. Çünkü birkaç senedir daha da yoğunlaşmış biçimde, ama senelerdir biliyoruz ki iktidarın yargı üzerindeki etkisi dolayısıyla, kanunların, anayasanın izin vermediği, geçerli prosedürlerin kesinlikle mümkün olmadığını söylediği, uzman hukukçuların ‘’asla yapılamaz’’ dediği pek çok şeyi yapabildiğini gördük. Artık bu anlamdaki hukuki işleyiş ya da yasa, tüzük, kuralların istismarı ya da uygulanmaması bir düzen hâline geldi. Bu düzen, daha önce iktidar aracılığıyla muhalefete, muhalefet aktörlerine, çeşitli kesimlere uygulanan, son yıllarda da CHP ablukasının en önemli unsurlarından biri olan hadise, bugün artık CHP içerisinde CHP'nin atanmış yönetimi tarafından da aynı biçimde kullanılan, üstlenilen bir yöntem hâline geldi. Bir kere bunu görüyoruz. Kural tanımazlık, yazılı kuralları istediği gibi yorumlamak, birilerine uygulanan şeyi başka bir durumda uygulamamak... Mesela kurultay konusunda veya başka konularda ortaya çıkan talepleri "Biz sadece bir mahkemenin atadığı heyetiz, onun kuralları ve kısıtlarıyla bağlıyız" iddiasıyla reddederken, bir sürü yetkisi olmayan konuda adım attığını görüyoruz. İktidardan tanıdığımız hukuk ve kural tanımazlık hâlinin burada da kullanıma açıldığını görüyoruz. Daha önce YSK kararıyla gündeme geldi. Grup toplantılarında denendi. Önce Meclis Başkanlığı bu konuya girmedi, ama son olarak bu grup başkan vekillerinin görevden alınması konusunda galiba şu anda Meclis Başkanlığı da CHP Kılıçdaroğlu MYK'sının kararına uygun bir tasarrufta bulunacak gibi görünüyor. Bunlar işin bir tarafı. İşin teknik ve hukuki tarafında hiçbir yazılı kuralın bir güvence oluşturmadığı, keyfilik düzeninin CHP içerisindeki meselede de iktidarın yardımıyla, ama bazen iktidarın yardımına da gerek olmadan aynı biçimde uygulandığını görüyoruz.
İkinci mesele ise, bu yapılan hamlelerle, daha sonra bazı belediye başkanlarına doğru genişletilecek bir tasfiye hamlesi oluşturuluyor. Bu tasfiye hamlesi de, teknik ve hukuki olarak yapılıp yapılamayacağı ya da mahkeme kararlarıyla geri dönülüp dönülmeyeceği ayrı tartışma konusu, ama şu anda fiilî bir durum olarak o da uygulamada. Burada iki tane durum ortaya çıkıyor. Birincisi, bu tür tasfiye hamleleri yapıldığı için, Özgür Özel ve çevresinde "Artık burayı bırakalım, burada yapılacak bir şey yok" baskısı artıyor. Çünkü en yakın ekibi bu tasfiye hamlesinin doğrudan muhatabı olmuş durumda ve bu kural tanımaz biçimde devam edeceği anlaşılan adımlar, burada artık hareket kabiliyetinin iyice sınırlanacağını gösteriyor. Dolayısıyla bu kaçınılmaz olarak "Artık burayı bırakalım. Burada yapılacak bir şey yok. Yeni parti ya da başka bir girişim için harekete geçelim, burada direnmeyi bırakalım" baskısını artırıyor.
İkincisi, şimdilik direnerek partiyi geri alma iddiasından vazgeçmeme pozisyonunda kalmaya niyet eden Özgür Özel'in de her aşamada hareket alanı kısıtlanıyor. Partiyi, meclis grubundaki çoğunluk dışında parti organlarını kullanarak parti genel başkanı olarak faaliyet yürütmeye devam etmesinin bütün engelleri birer birer oluşturuluyor. Özellikle şu anda kıskaç ve abluka altında olan Özgür Özel ya da seçilmiş CHP yönetimi, büyük bir açmazın içine doğru sürükleniyor. Bugünkü programın başlığı da bu seçim noktası ile ilgiliydi. Ben hâlâ yapılan adımların, rahatsızlık vererek Özgür Özel ekibini hamleye zorlamak ya da hamleye mecbur etmek öncelikli olduğu kanaatindeyim. Nitekim, önemli miktarda üyenin istifa etmesine rağmen toplanan son Parti Meclisinde, Kılıçdaroğlu'nun "Zaten bunlar gitmek istiyorlar, istifalar da o yüzden" dediği bilgisi geldi kulislerden. İktidar medyasındaki çabadan da anlıyoruz ki bugüne kadar atılan adımların yoğunlaşması ve hızlanması artık "Bu bir an önce gitsinler" baskısını yaratmak ya da o görüntüyü bir mecburiyet hâline getirmek üzerine kurgulanmış.
Ruşen: Kemal, burada araya girmek istiyorum. Şöyle bir soru var kafamda: Birincisi, siyasi iktidar Özgür Özel ve arkadaşlarının ayrılıp yeni bir parti kurmasını istiyor mu? İki, Kılıçdaroğlu ve ekibi gerçekten onların bir an önce ayrılıp yeni bir parti kurmasını istiyor mu? Bu sorular 21 Mayıs'tan kısa bir süre sonra hep kafamı kurcalıyordu. Özellikle Kılıçdaroğlu'ndan gelen hamleler buna sevk ediyor ama hâlâ çok emin değilim. Mesela Erdoğan'ın yeni bir partinin bir an önce kurulmasını istediğini hiç sanmıyorum. Bence onun tercihi ‘’kalsınlar, birbirleriyle her salı günü kim grup toplantısı yapacak, kim disipline verilecek, bununla devam etsinler’’ gibi bir düşüncedir. Mesela il yönetimlerini almaya başlamadılar. MHP ne zamandır yapıyor. En son Adana İl yönetimini feshetti. Atanmış CHP yönetimi bunu yapmaya başlamadı, yarın öbür gün ona da başlayacaktır muhtemelen. İktidarın tercihinin, ayrı partiden ziyade, içinde kazan gibi kaynayan bir parti olduğu kanısındayım. Kılıçdaroğlu tarafının da tabii ki "Küçük olsun, bizim olsun" mantığına sahip olduğunu söylemek mümkün. Ama yine de orada bence bir soru var. İlk aklıma gelen şu: Ayrılıp gitseler ve hızlı bir şekilde örgütlenseler ve bunda başarı elde etseler, öteki taraf, az sayıda milletvekili, az sayıda toplumsal destek ile dımdızlak açıkta kalacak. Onların hızlı bir şekilde gidilmesini istediklerine çok da emin değilim. Yaptıkları buna sevk ediyor olabilir ama ‘’kalabildikleri kadar kalsınlar, nasıl olsa hiçbir yaptırım güçleri yok’’ diye tutmak da istiyor olabilirler. Hâlâ kafamda bir cevap yok. Senin var mı bilmiyorum.
Kemal Can: Bu konuda çok net bir cevap vermek zor. Çünkü sorduğun soru dâhil, buna başka sorular da üretilebilir, hepsinin artı eksi tarafları var. Şöyle düşün, ben öyle düşünüyorum. İktidar onu değil de bunu tercih eder diyorsun ya, iktidar kendine, Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye mutlak butlan kararıyla kayyum olarak yerleştirdiği andan itibaren, aslında her iki durumdan da faydalanabileceği bir tablo çıkarttı zaten. Dediğin gibi, iş biraz daha uzasın, Özgür Özel ve ekibi parti içinde dirensin, parti içindeki gerilim devam etsin. Bundan bir fayda sağlar. Yok, ayrılsınlar, ayrı bir parti kursunlar ama kalan neyse, senin dediğin gibi, o ne kadar dımdızlak olur? ‘’Kılıçdaroğlu'nun da bir toplumsal tabanı var’’ gibi bir iddiayla söylemiyorum ama sonuçta ne olursa olsun geride bıraktığı bir şey var. Bir şeyi kaybetmiş olarak başlıyorsun. Elindeki bir şeyi almışlar görüntüsüyle bir şeye başlıyorsun.
Bu süreç başladığı andan itibaren, bir alternatif faaliyetin örgütlenmesi, bunun, CHP'nin bütününü içine alacak ama daha fazla aktörü de dâhil edecek, sahiden iktidarı değiştirme yürüyüşünü başlatmış bir yapı hâlinde bir nüve oluşmuş olsaydı, başka türlü düşünebilirdik. Ama şu anda, ne olursa olsun başlandığı anda, bu tasfiyeler yüzünden CHP'yi bırakıp yeni bir partiye mecbur kalmış olmak, bence, karşı taraf dımdızlak da olsa, ortalama kararsız sıradan seçmen için, bir tür iktidarın kendi gücünü gösterdiği bir şey olarak algılanacak. Küçük de olsa bir kısım insanın, kimi marka aidiyetinden, kimi Özgür Özel ve ekibi ayrıldığı için partide kendine yer bulacağı inancından, kimi isme ve partiye sadakatinden, kimi kararsızlığından, şu ya da bu kadar insan geride bırakılırsa… Sadece para, mal, mülk, binalar, teşkilatı saymıyorum, moral olarak geride bırakılmışlar… Anketler çıkıyor, ikiye düşer, beşe düşer, neye düşerse düşsün, sonuçta CHP'nin içerisinden çıkan, hiç de bir varlık gösterememiş Muharrem İnce gibiler bir zarar verdiler, bunu gördük. Üstelik de büyük bir motivasyonla tekrar rozet takılan Muharrem İnce'nin şimdi nasıl bir performansla geri döndüğünü, "Ben bir yere gitmiyorum, burada kalıyorum" dediğini de görüyoruz.

Ruşen Çakır: İstersen Muharrem İnce’nin ismini anma, konuşmaya başlarım.
Kemal Can: Tamam şu anda çok büyük bir saldırı altındalar diye laf söyleyemiyoruz, söylememek de gerekir, ama Lütfü Savaş'ı, Muhittin Böcek'i ‘’illa aday yapacağız’’ ısrarında bulunup, sonra da törenle Muharrem İnce'yi geri alan da Özgür Özel yönetimiydi, bunu da hatırlamak lazım.

Ruşen Çakır: Evet, Hatırlamak ve hatırlatmak da lazım.
Kemal Can: Hakikaten bu konuda o zaman ne kadar çok tartışma oluştu ve o tartışmalarda nasıl argümanlar kullanıldı? Neyse. Geride bir şey bırakmanın bir maliyeti var her zaman. Zaten Özgür Özel sürekli olarak "Önceliğimiz partiyi geri almak" diyor. Bunu derken önemli olan şu: Hani hep tartışıyorduk ya ‘’bu iktidar seçimle değişir mi, bu iktidar yenilse bile oradan iner mi?’’ tartışmasında bir karşılığı var bunun. Sizin elinizden parti alınmışken, yargı kararı, Kılıçdaroğlu marifeti veya hainler, şu bu eliyle elinizden iki kere, üç kere seçilmiş olduğunuz makamı alabilen bir iktidara karşı mücadeleye başlıyorsunuz ve bu tura onu bırakarak başlıyorsunuz. Bu, bence moral olarak önemli bir şey. Dolayısıyla partiyi geri alma fikrinden vazgeçmemek çok yanlış değil. Çünkü vazgeçtiğinizde, evet, hafifleyebilirsiniz, ama orada önünüze neler çıkartılacağını da bilmiyoruz. Çok heveskâr birtakım çevreler var. O heveskâr çevrelerin hepsinin aynı niyetlerle davrandığını da düşünmüyorum. Hepsinin farklı farklı ajandaları var. Yeni parti ihtimalini çok canlı tutmaya çalışan çevrelerin hepsi, aynı rotada ve aynı heveste değiller; başka başka ajandaları var.
Şimdi yeniden baskın erken seçim ihtimallerinden bahsediliyor. Özgür Özel ekibinin hemen ayrıldığı zaman, kurultay sürecini birdenbire başlatıp "Kurultayı da yapıyoruz" deyip bir kısım insanı içeride tutmaya... Parti Meclisinde yaşadığımız olayı düşün. "Parti Meclisinden 29 kişi istifa ederse Parti Meclisi çalışamaz" dediler. Ne oldu? İstifa etti 29 kişi, "Parti Meclisi çalışır" dediler. ‘’Hadi bakalım, ne olacak durumu?’’ ortaya çıktı. Anlatabiliyor muyum? Sonuçta "Kurallar öyle, biz gittiğimiz zaman büyük bir gövdeyi götürürüz" dendi ama, istifalar olduktan iki gün sonra, hazır bir sürü insan da istifa etmiş, kongrelerde, kurultay sürecinde daha avantajlı bir duruma geçeceğine inanan Kılıçdaroğlu ekibi, birdenbire kurultay silahını terse çevirip, bir kısım ismin teşkilat bazında, tabanda da CHP'de kalmasını sağlayabilir. Böyle riskler var. Bunların hepsinin iyi hesaplanması, iyi tartılması gerekir.
Senin söylediğin soru bence çok anlamlı. Ama iktidarın bu konuda biraz daha eli rahat. Çünkü her iki durumda seçim tarihine kendisi karar vereceği için ve eğer bu aritmetikten, küçük de olsa Meclisteki sayısal kontrolü sağlayabilecek kadar milletvekili desteğiyle bir tablo çıkartabiliyorsa ve seçim kararını, seçim tarihini belirleme imkânına sahip olursa, her iki ihtimalde de kendisine avantaj yaratabilecek fırsatları yedekte tutacak. Bu, Kılıçdaroğlu açısından problem yaratabilir. İstifalar gittiğinde boş bir partinin başında kalabilir. Ama istifalar olmadan o partiyi yönetemez hâlde devam etmesi de başka bir ihtimal. Şimdi tasfiyelerle hızlı bir atak yapıyor ama nereye kadar varacak? Mesela Kılıçdaroğlu yarın öbür gün teşkilatları toplamaya kalktığında nasıl bir sonuç alacak? Şimdi CHP binasına saklanmış, MYK'sını toplamış, oradan birtakım kararlar çıkartıyor. Ama sahiden partiyi şu anda yönetebilir olduğunun hiçbir işareti yok. Şu anda sadece tasfiyeleri, operasyonu yürütüyor, partiyi yönetmiyor. Kılıçdaroğlu kayyum olarak atandıktan sonra da bir sürü CHP'li belediyeye operasyon oldu. (üç oldu galiba, biri İzmir, biri Silivri), belki önümüzdeki günlerde başka yere yeni operasyonlar alacak, bunlara bile cevap veremez durumda şu anda.

Ruşen Çakır: Müslim Sarı, Silivri operasyonu için bugün "Yakından takip ediyoruz" diye bir açıklama yapmış.
Kemal Can: Can Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki insan hakları ihlallerini ya da hukuksuz uygulamaları takip etmesi gibi.

Ruşen Çakır: Evet, aynen öyle. Buradaki sorun şu: Müslim Sarı "Silivri Belediyemize yönelik yakından takip ediyoruz. Hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi ve adil yargılama hakkı vazgeçilmezdir. Sürecin siyasi tartışmalardan uzak, şeffaf, tarafsız ve hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesinin takipçisi olmaya devam edeceğiz" diyor.
Kemal Can: Süreç hukukiymiş yani.

Ruşen Çakır: Evet.
Kemal Can: Siyasileştirmemek lazımmış.

Ruşen Çakır: Kemal, yeni partiden söz edelim. Sen de demin söyledin, Özgür Özel ısrarlı bir şekilde "Sonuna kadar bunu yoklayacağız, zorlayacağız" diyor. Onu biliyoruz. Ama tabandan çok ciddi bir şekilde "Artık bir şey yapalım" diyenler var. Ortada şöyle bir soru var: Geçenlerde ben bir yayında https://medyascope.tv/2026/06/07/milli-gorusun-yenilikcileri-chpnin-degisimcileri-video/ bunu ele aldım ve Millî Görüş’ün yenilikçilerini AKP ile kıyasladım. Hatırlarsın, o dönemde Fazilet Partisi de kapatıldıktan sonra Yenilikçiler Saadet Partisi’ne geçmedi, AK Parti'yi kurdular. İlk olarak "Acaba Millî Görüşün oylarını kim alacak, ne kadarını kim alacak?" şeklinde bir soru soruluyordu. Ama sonra AK Parti, Fazilet Partisi'nin son seçimde aldığı oyun çok üstünde bir oyla tek başına iktidara geldi. Şimdi yeni kurulacak parti meselesinde de sanıyorum esas tartışılması gereken hususlardan birisi de bu: ‘’CHP oylarının ne kadarını kim alacak?’’ sorusundan öte, yeni partinin… Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinin böyle bir imkânı olacağını hiçbir şekilde düşünmüyorum. Yani CHP'ye oy vermeyen insanlardan, “Özgür Özel ve arkadaşları gitti, artık CHP'ye oy verebiliriz" diyecek hiç kimsenin çıkacağını sanmıyorum. Ama yeni kurulacak bir partinin, CHP'nin tabanından da öteye, özellikle kararsız seçmende ve genç seçmende, ilk defa oy kullanacak seçmende bir çekim gücü yaratma ihtimaline ne dersin? Bence önemli bir husus. Olup olmayacağını bilmiyorum ama teorik olarak böyle bir imkân var sanki.
Kemal Can: Evet, tam da söylediğin gibi, teorik olarak böyle bir imkân var. Ama o koşulların diğer faktörlerle birlikte nasıl biçimleneceğini henüz bilmiyoruz. Çünkü sonuçta teorik olarak böyle bir imkân var, ama teorik olarak AK Parti’nin iktidar olduğu dönemdeki sayısal tablonun, şu anda geçerli olamayacağı riski de var. Çünkü hatırlarsan AKP %34'le tek başına iktidar oldu. Bu %50+1'li başkanlık sistemi mantığı içerisinde iktidarı değiştirebilecek bir oy kalabalığını toplayabilmek, %50'lerin üzerine çıkmak demek. Kararsızları etkileyecek olan faktör, bu uygulanan hukuksuzluklara itiraz ve değişim talebi mi olacak, yoksa iktidarın gücünü toparladığına ve istediğini yapabileceğine olan inanç mı olacak? Yani ‘’kararsızlar neye bakacak?’’ konusundaki belirsizlik bu ikilemi ortaya çıkartıyor. ‘’Özgür Özel defalarca Kılıçdaroğlu'nu yenmiş, İmamoğlu iki kere İstanbul'da Erdoğan'ı yenmiş ‘’söylemini devam ettirebilmek, hiç yenilmemekle mümkün. Çünkü ‘’eğer isterse, o yenilgileri kabul etmeyip, onların kazandıklarını bile ellerinden alabilecek bir güce sahip olduğu’’ inancı, kararsız seçmeni nasıl etkileyecek bunu görmemiz lazım.
Şimdi herkes çok inançlı ve hevesli, bu konuda da bir potansiyel olduğunun farkındayım, ama parti kurma işleri ve o partiyi bir marka olarak yerleştirme işleri sanıldığı kadar da kolay olmayabilir. Çünkü o zeminin hangi takvimde, hangi koşullarda gelişeceğini henüz bilmiyoruz ve bunun hazırlığı da çok yapılmış gibi görünmüyor açıkçası. O yüzden ben, teorik riskleri de hesaplayarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet, yaklaşım olarak böyle. Ben de şuna inanıyorum: Türkiye'deki genel seçmenin, kuvvetli bir itiraz arkasında toplanma eğiliminin sanıldığından büyük olduğunu söylüyorum. Türkiye’de siyaset yorumcuları çok uzun bir süredir hep şunu anlatıyorlar: ‘’Türkiye'de aslında seçmen böyle şeylere bakmaz, seçmen vaatlere bakar, gelecek tasarımına bakar, ona göre karar verir.’’ Ben çok o kanaatte değilim. Ben, hakikaten kuvvetli bir itiraz potansiyelinin çok önemli bir dalga yaratabileceğini düşünüyorum. Ama açıkçası, bırak parti örgütlenmesini, geçen bir yılda çok yüksek bir performans gösteren Özgür Özel'e rağmen, bütün toplumsal muhalefeti arkasına toplamış bir itiraz potansiyelinin yürüyüşe geçtiği resmi şu anda ne yazık ki oluşmadı. Eğer iddia edildiği gibi oluşmuş olsaydı, iktidar bu adımları attığında yer yerinden oynardı. Ama gördüğümüz gibi yer yerinden oynamıyor.

Ruşen Çakır: Peki Kemal, Kılıçdaroğlu ve ekibinin olduğu yerde bir gelecek olma ihtimali var mı?
Kemal Can: Yok, öyle bir geleceğin peşini de sürmüyorlar. Demin söyledim, ya, Kılıçdaroğlu şu anda CHP'yi yönetmeye çalışmıyor, operasyonu yürütmeye çalışıyor. Şu anda yürütülmekte olan bir operasyon var. Kılıçdaroğlu bu operasyon için görevlendirilmiş. Dolayısıyla yürütmeye ve yönetmeye çalıştığı şey bu.

Ruşen Çakır: Kılıçdaroğlu salı günü grup toplantısını genel merkezde yapmak zorunda kaldı. Orada yaptığı konuşma, daha önce bayramda genel merkezde yaptığı konuşma, salı günü bir de genel merkezde yaptığı konuşma... ‘’Berbat’’ sıfatı aklıma geliyor.
Kemal Can: Tamam işte sorunun cevabı orada. Sonuçta bir siyasi gelecek uman ya da bunun için hareket eden, hatta iddia edildiği gibi makam ve koltuk peşinde olan birinin bile yapmayacağı kadar tuhaf konuşmalar. Çünkü siyasi bir ikbal bekliyorsanız, kendi pozisyonunuzu ilerletecek bir siyasi tasarımın içinde olduğunuzu düşünüyorsanız bile, inanmasanız ya da sahiden öyle bir niyetiniz olmasa bile en azından ‘’öyleymiş’’ gibi yaparsınız. Kılıçdaroğlu'nun konuşmalarında "mış gibi"yi bile görmüyoruz. İktidar için söylenmiş bir tane cümle yok. CHP yürüyüşü başlatmaktan bahsediyor. Yürüyüp de nereye gideceğine ilişkin bir şey yok. Nereden başlayıp nereye yürüyor? Arınma hikâyelerinin hiçbir inandırıcılığı yok. Dolayısıyla, usulen bile olsa hiç olmazsa, bunu bir kılıfına uydurmak, biraz sanki ‘’öyleymiş’’ gibi yapmak… Bunu bile yapılmadığı bir zemin. Tam tersine daha da ileri gidip, ideolojik, idari, hukuki, siyasi her veçhede, iktidar söylemini gayet içselleştiren bir konuşmaydı. En son işi Osmanlı meselesine kadar vardırdı. Bülent Kuşoğlu'nun, Cansu Çamlıbel’in yaptığı o meşhur söyleşide https://t24.com.tr/yazarlar/cansu-camlibel/kilicdaroglunun-45-yillik-yol-arkadasi-kusoglu-devlet-akli-bir-seyler-kurguluyor-adayimiz-mansur-bey-de-ozgur-bey-de-olabilir,55478?_t=1781559643567#goog_rewarded söylediği gibi, Türkiye'de o akıl kimse, -buna ister ‘’Erdoğan'ın aklı’’ deyin, ister ‘’devletin aklı’’ deyin, ister ‘’Amerika'nın aklı’’ deyin-, o tasarımın içerisindeki pozisyonu, kendisine biçilen ya da kendisinin yapmasını lüzumlu gördüğü görevi ifa etmek, o işi yönetmekle ilgili şu anda bütün refleks. Dolayısıyla konuşmalarında hiçbir siyasi mesaj yok, çünkü siyasi bir dert yok işin içinde.

Ruşen Çakır: Evet Kemal, noktayı koyalım. Bu kadar üst üste CHP’yi konuşmak hiçbir zaman aklımda yoktu. Helal olsun, siyasi iktidar çok kolay bir şekilde becerdi. Bekletti, bekledi, pat diye ‘’mutlak butlan’’ diye bir şey verdi. Erdoğan'ın konuşmalarını görüyorsundur, sürekli ‘’Atatürk'ün partisi bu mu?’’ diye dalga geçiyor. Yarın öbür gün, Kılıçdaroğlu'nu biraz güçlendirmek için ona yönelik birtakım sert çıkışlar yapacağını, Kılıçdaroğlu'nun da Erdoğan'a yönelik sert çıkışları olacağını tahmin ediyorum, ama oradan bir ekmek çıkmaz herhâlde. Artık şu anda Kılıçdaroğlu'nun atandığı Cumhuriyet Halk Partisi'nin, değil ana muhalefet, muhalefet partisi olduğunu bile söylemek mümkün değil.
Kemal Can: Ben, o senin dediğin türden hamlelere bile ihtiyaç olacağından emin değilim. Çünkü artık öyle bir zemine geldi ki, siyaset diye konuşuyoruz ama bahsedilen şey siyasetin o kadar uzağında ki. Siyasetin en temel şeylerinden biri, bir kanaat oluşturmak, insanları ikna etmek ya da çok moda tabiriyle ‘’rıza üretmek, ‘’destek temin etmek. Böyle şeylerin hiçbiri geçerli değil. İktidarın da böyle bir meselesi yok. İktidar yapabildiklerini gayet net biçimde yapıyor. Ama ‘’siyaset dışı araçları kullanarak her istediğini yapıyor’’ görüntüsü, istediği siyasi neticeyi almaya yetecek demek değil. Buradaki problem, bugün de tartıştığımız gibi, aktörlerin, içine girdiği açmazlar yüzünden, bu sarmalın dışına çıkıp bağımsız pozisyonlar alamamasından kaynaklanıyor. Hakikaten bu yürüyüş çok daha önce başlamış olmalıydı. İster başka parti olacak olsun ister CHP, bu aylarca ‘’mutlak butlan kararı çıktı, bekletiliyor’’ kulislerini, şu anda Özgür Özel'in yakınında olan isimler, gazeteci arkadaşlarımıza durmadan anlatıyorlardı. Bu tam Bahçeli'nin çeşitli hukuki mülahazalarla yaptığı eleştirileri bize anlatıp, Erdoğan'a söylememesi gibi. ‘’Mutlak butlan geliyor geliyor’’ diye gazetecilere niye anlatıyorsunuz? Bunun gereğini, hazırlığını yapın’’ demek gerekir. Yine aynı şeye geliyor. Tabii şu anda onları eleştirmek çok saçma ve gerekli değil, ama insan da biraz öyle düşünmekten kendini alamıyor.

Ruşen Çakır: Evet Kemal, çok teşekkürler. Noktayı koyalım. İzleyicilerimize de teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı