Haftaya Bakış (319): CHP krizi sürüyor

04.06.2026 medyascope.tv

4 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Haftaya Bakış’ı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Benim bir seyahatim nedeniyle bu hafta yayınımızı perşembe günü yapıyoruz. Kemal Can'la haftanın olaylarını konuşacağız. Tabii ki CHP konuşacağız Yayının başlığında “CHP krizi sürüyor” dedim. CHP'nin krizi değil ama. O ikisi farklı bir şey. CHP krizi sürüyor. Bugün yine birçok şey oldu. Mesela Disiplin Kurulu toplandı. 2023'ten sonraki tüm disiplin kararlarını, özellikle üyelikten ihraç kararlarını, hepsini iptal ettikleri söylediler. Dolayısıyla mesela itirafçı Özkan Yalım da şimdi CHP üyesi
Ama önce şununla başlayalım. Devlet Bahçeli'nin Türkgün’deki yazısı bence açık bir şekilde Kılıçdaroğlu'ndan yana pozisyon aldı. Bilmiyorum katılıyor musun? Yazısı diyorum röportaj şeklinde verdiler ama herhâlde yazılı bir metnin röportaj hâline getirilmesidir. Toplumsal muhalefetle yan yana durmasından rahatsızlığını alenen dile getirmiş. Birkaç yerde “toplumsal muhalefet” lafı geçiyor ve “Ergen devrimciliği” diyor. Özellikle Meclise ve Anıtkabir’e yürüyüşlerden rahatsız olmuş. “Paralel yönetim olamaz” diyor. İlk başta “Kılıçdaroğlu feragat etsin” diye başladı. Sonra, “İki taraf anlaşsın” diye gitti. Şimdi ‘’Özgür Özel haddini bilsin”e kadar geldik. Ve böylece Bülent Kuşoğlu'nun dediği ‘’devlet aklı’’ da tecelli etmiş oluyor sanki. Ne dersin? 
Kemal Can: Sen de yayının başında söyledin ya; bu, CHP'nin meselesi değil. Çünkü hani futbol için kullanılan “Aslında futbol sadece futbol değildir” tabiri var ya, CHP de sadece CHP değil. Yani CHP daha önce de öyleydi ama şimdi çok daha fazla öyle. CHP ile ilgili olarak yapılan, olup biten her şey aslında CHP ile sınırlı değil. Hatta bütün siyasetin alanını çeşitli biçimlerde etkiliyor. Doğrudan siyasetin bütünüyle ilgili. Dolayısıyla ne Erdoğan'ın “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” lafının bir inandırıcılığı var ya da kimsenin inandığı var ne de zaten böyle bir gerçeklik var. Sadece yargı eliyle bir operasyonun yürütülüyor olması değil, bu operasyonun ardından buna verilen cevap, çeşitli diğer aktörlerin bu tabloda edindikleri pozisyon, edinebilecekleri pozisyon gibi pek çok boyutu, bütün Türkiye siyasetiyle ilgili ve CHP ile ilgili bundan sonra da yakın zamanda olup bitecekler yine bu minvalde devam edecek. O kabul edilmesi gereken bir hakikat.
Bahçeli mevzusuna gelirsek: Bahçeli süreç konusunda da, daha önce bazı yargı kararlarıyla ilgili, yargının kullanılma biçimiyle ilgili, son olarak CHP hadisesiyle ilgili sürekli birtakım çıkışlar yapıyor. Bazen bu çıkışları heyecan yaratıyor. Bazı yerlerde ilgi çekiyor, Bazı yerlerde fazla önemseniyor ama çok net bir durum var. Bahçeli’nin çıkıp çıkıp bunu kamuoyuna, yani bize söylemesinin hiçbir manası yok. “Yargı kararları uygulansın” diye niye çıkıp bize söylüyorsun? Defalarca konuştuğun Erdoğan var, Cumhur İttifakı'nın ortağı ve sonuçta, yürütmenin başında ve gayet iyi biliniyor ki bütün bu yapılanların arkasında onun iradesi var. Hatta AKP de demiyorum, doğrudan Erdoğan'ın iradesi. Dolayısıyla bu konuda bazı şeylerin başka türlü yapılmasıyla ilgili, ister devlet aklının, ister kendi aklının sonucunda çıkarttığı bir formül varsa, yapılması gerektiğini düşündüğü şeyler varsa ya da yapılmamasının daha uygun olacağını düşündüğü bazı noktalar varsa, galiba doğrudan Erdoğan'a söylemesi, eğer çok talepkâr olacaksa da onunla görüşmesinde dile getirmesi lazım. Dolayısıyla sadece böyle arada bir çıkıp kamuoyu nezdinde bunları söylemesinin, sonucu etkileyen ya da bu süreçleri değiştiren bir fonksiyonu olmuyor. Sadece orada bazı konuların tartışılması ya da bazı konuların üstünün kapatılması konusundaki yoklamalar ya da kamuoyunda ve çeşitli çevrelerde bunun biraz daha ilerletilmesi ile ilgili bir tür işaret vermiş oluyor. “Bu konuları tartışın ya da tartışabilirsiniz” anlamı çıkıyor. Çünkü hakikaten çok net biçimde bazı konularda doğrudan muhatap olan iki tane bakanla da bir süre önce görüştü zaten. Hem İçişleri Bakanıyla hem de Adalet Bakanıyla görüştü Bahçeli. Dolayısıyla senin söylediğin noktalarda, sanki bir yerden başlayıp bir yere varmış gibi görünüyor. “Önce Kılıçdaroğlu feragat etsin,” dedi, hatta -feragat açıklamasından evvel de “Bu CHP'yi fazla kurcalamamak lazım. CHP önemli bir partidir. CHP'nin içine fazla elinizi sokmayın” anlamı çıkabilecek şeyler söyledi. Peşinden, mutlak butlan kararı çıkınca “Kılıçdaroğlu feragat etsin” dedi. Daha sonra, “Bir orta yolu bulun. Bunun bir yöntemi yok mu?” dedi. Sonra iki tarafı da telefonla aradı. İlginç biçimde Özgür Özel'i de arayıp konuştuğunu biliyoruz. Zaten bu duyuruldu. Özgür Özel de bunu doğruladı. Şimdi de gelinen noktada “Arınma ve paralel yönetim olmaz. Bir tür Özgür Özele bırak bu işleri’’ demeye getirdi. 
Ama özeti, senin de söylediğin gibi, iktidarın önemli bir kısmının, iktidarın Erdoğan öncelikli ve biraz ölçüsüz operasyonlar dünyası dışında, biraz da toplumsal dinamiklerin bir anlamı olduğunu düşünen çevrelerin kafasından geçen şeylere bir işaret ediyor Bahçeli. Ama burada bir farklı duruş, bir farklı davranış önerisiyle değil, sadece bu toplumsal dinamikler meselesinin tersinden giderek, toplumsal dinamiklerden bahsederek, aslında bu toplumsal dinamikler meselesinin siyasetin merkezine doğru ilerlemesinden duyduğu rahatsızlığı ifade ediyor. Formül diye ortaya attığı her şey, zaten bu büyük dizaynın siyaseti, elitler arası siyaseti, Ankara'da cereyan eden, siyaseti üst akılların tanzim ettiği bir zeminden, siyasetin asıl öznesinin toplum olduğu, seçmenler olduğu ve sokaklar olduğu bir yere doğru gitmesinin hayırlı olmayacağını, bunu durdurmak için ne gerekiyorsa onu yapmanın icap ettiğini söyleyen bir tutum içerisinde. Bu anlamda, tuttuğu taraftan çok, CHP'nin bütün sistemin içerisinde şimdiye kadar ya da eskiden olduğu gibi rahatsız etmeyen, bu toplumsal dinamiklerle ilişki kurmayan, onları arkasına almayan, onlarla organik bir ilişkiye yönelmeyen tutuma geri dönmesini istiyor. İster bu feragatle olsun ister anlaşarak olsun ister Özgür Özel'i, şimdi yaptığı gibi daha uslu ve uyumlu olmaya çağırmak olsun. Ama aslında hepsinin vardığı yer şu: Bizim dikkate aldığımız parametreler, bizim referanslarımız, -kimi buna devlet aklı diyor, kimi üst akıl diyor, kimi basit politik hesaplar diyor, kimi Cumhur İttifakı'nın iradesi diyor. Bunun adının ne olduğu önemli değil- ama sonuçta siyasi tanzimi şu anda operasyonlar ve diğer hamlelerle siyaset dışı araçlarla yürütmeye çalışanların temel endişesini dile getiriyor. “Aman ha, bu siyaset bizim bildiğimiz dar alandan, profesyonellerin yaptığı kapalı alandan dışarıya doğru taşmasın. Bu, beka davası için, iç barış için ve daha pek çok şey için iyi olmaz. Onun için burada herkes buna dikkat ederek pozisyon alsın.” Aslında kendi ortağını da, CHP'nin içerisinde veya çevresindekileri de, diğer aktörleri de çağırdığı yer burası. Bu siyasetsizleştirme alanını, hatta süreci bile siyaset dışına taşımanın yol haritasını açıkladı bir süre önce. “Biz siyasetsizleştirmeyi bu kadar çok alanda hâkim kılmışken yeniden siyasetin hüküm icra etmeye başladığı, ana öznenin toplumsal muhalefet olmaya başladığı bir dinamik her şeyin ayarını bozar. Sadece bizim ayarımızı bozmaz.” Yani bir hâliyle o, sanki eleştirir gibi yaptığı iktidara ya da Erdoğan'a söylediği şeylerin içerisinde de var. “Bu ölçüsüzlüğü biraz dikkatli kullanın, burada ölçüyü kaçırarak birilerini üstümüze çağırmayın” anlamı da var. Ama bir taraftan da herkesi daha bildik, kendileri için daha tehlikesiz bir alanda eğleşen ve siyaseti mümkün olduğunca toplumdan ve asıl öznelerden kopuk bir teknik işe indirgeyen tutumu destekleyen bir çerçeve çiziyor. Bahçeli'nin birbiriyle farklı gibi görünen, ama aslında aynı muradı dillendiren çıkışlarının sebebi böyle diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Salı günü grup toplantısı oldu. Özgür Özel konuştu. Ben de gittim. Gerçekten çok değişik, tarihi bir şeydi. CHP tarihinde herhâlde böyle şeyler pek olmamıştır. İç kavga hep oldu ama bu bambaşka bir şey. Hatta orada Önder Sav vardı, Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay vardı. Başkaları da vardı ve Özgür Özel çok öfkeliydi. Ama orada CHP'yi kimin temsil ettiğini gördüğümüz bir toplantıydı. Fakat ne oldu? Kılıçdaroğlu “Haftaya ben konuşacağım” dedi. Müslim Sarı’nın sözlerini Sözcü gazetesi açıkladı: Nasıl olacak? Normalde bu salı günkü grup toplantısı konuşmasında da sorun vardı, Kılıçdaroğlu ekibi engellemeye çalıştı, engellenemedi. Şimdi haftaya eğer bir şeyler gelişmezse sorun olacağa benziyor. İki gün sonrasında da perşembe günü de nihayet Parti Meclisi toplanıyor. Öyle ilan ettiler. Bu arada, başta söylediğim gibi bugün Disiplin Kurulu toplandı. Alınan bütün kararları iptal etmişler. Yargıtay’a, Cumhuriyet Başsavcılığı'na bunu tebliğ ediyorlarmış ve Disiplin Kurulu’nda Özgür Özel'i destekleyen üç kişi muhalefet şehri koymuş bu son karara. Ama Kılıçdaroğlu devletin ve yargının desteğiyle adım adım bir şeyler yapmak istediği, mevziler kazanmak istediği görülüyor.
Bugün aklıma geldi. “Vekâlet Savaşı” diye bir laf var. Hizbullah, İsrail’le niçin savaşıyor? Esas olarak İran'ın vekâlet savaşını yürütüyor. Şimdi burada da Kılıçdaroğlu ekibi, demin senin de anlattığın gibi, Bahçeli vesaire adına bir savaş yürütüyor ve bu savaş giderek kızışacağa benziyor. Şimdi Özgür Özel hakkında peş peşe soruşturmalar açılıyor. Pişman belediye başkanlarından yeni ifadeler, yeni suçlamalar geliyor. Hayatını kaybetmiş olan Ferdi Zeyrek'i göstererek -onu da anlamadım, neden 950 bin dolar, 1 milyon dolar da değil-, “950 bin doları çantada Ferdi Zeyrek'e verdim” demiş Muhittin Böcek. Daha önce yaptığı bir açıklamada ‘’Benim para verdiğimi söyleyen şerefsizdir” demişti. Şimdi böyle bir açıklama yaptı. “Elden verdim çantayı. Baş başayken verdik.” Nasıl bir çantaysa bu? Aslında çok tasavvur edemiyorum. 950 bin dolar neye sığar? Hayatta görmediğimiz için böyle bir şeyi.
Tabii şöyle de bir husus var: Bu parayı nereden bulmuş Muhittin Böcek? Sadece 950 bin dolar değil. Ayrıca birtakım avrolar falan da var. “Evden bilmem ne aldım, kitap verdim” gibi anlatıyor. Şimdi o hep söylenilen dokunulmazlık meselesi herhâlde yavaş yavaş gündeme gelecek gibi. Bunun işaretleri görülüyor, ama Özgür Özel de çok net bir şekilde pozisyonunu koruyor. Hatta salı günü ben İstanbul'a dönüş yolundayken bayağı kalabalık bir gazeteci grubuyla soru-cevap yaptı. Orada da vurgulamış. Yani hiç geri adım atmayacak. Orada tabii en ilginç husus, İmamoğlu'na “Sen genel başkan ol” teklifi getirmişler. Özgür Özel öyle söyledi. “Sen genel başkan ol” demişler.
Bu arada Timur Soykan bir şey söyledi. Kılıçdaroğlu, Timur’un adını vermediği bir belediye başkanına “İtirafçı ol” demiş. Kılıçdaroğlu suç duyurusunda bulunmuş o konuda. Timur “Ben haberimden eminim ama kaynağımı açıklamam. Fakat kaynağım kendisi açıklarsa da memnun olurum” diyor. O konuda birtakım isimler telaffuz edildi biliyorsun. Daha önce benzer açıklama yapmış bir belediye başkanının adı verildi.
Tabii şu notu da düşelim: Dündü, değil mi? Üç milletvekili arabuluculuk yapmaya soyundular. Kılıçdaroğlu'na gittiler, sonra Özgür Özel'e gittiler. Aslında onlar daha çok Kılıçdaroğlu'na yakın bilinen isimlerdi ama kurultay konusunda, bir an önce kurultay talebi dile getirmişlerdi ilk günden. Oradan bir şey çıkacak gibi gelmiyor bana. Kılıçdaroğlu'nun bir an önce kurultay yapılması meselesine hiçbir şekilde yanaşacağını sanmıyorum.
Bir diğer husus da, Bahçeli daha önce “CHP bölünmemeli. Güçlü kalmalı” gibi bir şey demişti. Bugün Türkgün’deki o röportajda sanki yeni parti ihtimaline çok da karşı değil. Fark ediyor musun, bilmiyorum? İktidar adına konuşan birtakım televizyon yorumcuları sürekli bir şey pompalıyor. Yeni parti istiyorlar galiba. Onlar kendi başlarına hareket edebilecek insanlar değiller, belli ki bir yerden işaret almışlar. Emin değilim ama iktidarın, sanki ayrılsınlar, yeni parti kursunlar şeklinde bir stratejisi var galiba. Bilmiyorum. Sen ne dersin?
Kemal Can: Tabii ki öyle derim. Çünkü dedim. Hem bu hafta yazdığım hafta sonu yazısında, https://medyascope.tv/2026/05/31/bayramlasma-sonrasi-siyasi-tabela/ hem de 5 Soru 10 Cevap’ta, https://medyascope.tv/2026/06/03/chpnin-olmayan-chp-meselesi/ hatta belki geçen hafta seninle konuştuğumuz yayında da söylemiş olabilirim. “Bu çok huylandırıcı” diye söylediğimi hatırlıyorum. Yani ben artık huylanmaktan daha öte, senin söylediğin gibi çok net biçimde, iktidarın, iktidara yakın duranların, bu CHP meselesini iktidar çevresinde köpürtmekle görevli ya da hevesli bütün yorumcuların, yine iktidar medyasında Kılıçdaroğlu çevresinin sözcülüğünü yapanların, çok güçlü ve  çok kararlı biçimde “Yeni parti bir an önce kurulsun. Zaten yeni parti kurmaları icap eder, kurmaktan başka çareleri yok” türünden her yolu deneyerek bunu köpürttüklerini, kışkırttıklarını, çağırdıklarını görüyorum. Bu artık “Acaba öyle mi?” denilemeyecek kadar netleşmiş durumda. Bu, çok açık.
Ayrıca Kılıçdaroğlu ekibinin de “Bir an önce bunlar gitsin ki bu parti bize kalsın ve o bize kalan kısmı -ne kadar kalacaksa, seçmeniyle de, milletvekiliyle de, teşkilatıyla da geriye ne kalacaksa- biz onun kontrolünü alırız ve zaman bizim lehimize gelişir. Onlar yeniden teşkilatlanmayla uğraşırken, biz de şu ya da bu nedenle gitmekten imtina eden, o kadar kolay gitmeye karar veremeyen bir kısım insanı geri döndürebiliriz, tutabiliriz, ikna edebiliriz. İşte o sırada, bu operasyonun siyaset dışı araçlarla yapılacak diğer hamleleri bazı sonuçlar verir. Eğer öbür taraf iyice zorlanmaya başlarsa, biz tekrar tahmin edildiğinden daha büyük bir parçayı elimizde tutabiliriz” diye bir hesap yapıyor olabilirler. Ya da muhtemelen yaptıkları için, bir an önce yeni parti hamlesiyle Özgür Özel ve önemli bir grubun kopmasını, partiyi kendilerine bırakmasını istiyorlar. Bu çok açık. Bahçeli'den örnek verdin. Genel olarak, net bir kırılma, bir bölünme, “Sonuçta bu parçalar birbirini ne kadar etkileyecek? Kalan CHP yüzde kaçlık bir şeyi temsil edecek?” yönünde bir sürü tartışma var ve sonuçta bölünmüş parti görüntüsünün iktidarın da işlerine yarayacağı kanaatindeler bence.
Şimdi bu tarafta da Özgür Özel'in etrafında hem yorumcu hem kanaat önderi gibi bir grup insanla ya da öyle olma hevesindeki bir grup insanla, onu destekleyen seçmenlerin ve teşkilatın da önemli bir kısmında, “Hazır iyi bir potansiyel yakaladık. Çok da güçlü bir dalga hâline gelebiliriz. Vakit kaybetmeyelim. Bu enerjiyi sönümlenmeden yeni bir örgütlenme için kullanalım ve daha da büyüyerek yolumuza devam edelim” tazyiki var. Özgür Özel bir süredir bu iki kanattan gelen tazyiklere direnmeye çalışıyor. Çünkü benim de katıldığım bir şey var. Yani iş sadece para, bina, teşkilat gibi fiziki meseleler değil. Bir şeyden vazgeçmenin bir alternatif maliyeti var. Ne olursa olsun o partiden ayrılıp yeni bir parti kuruyorsanız, bir biçimde o partiyi bırakıyorsunuz, onlara bırakıyorsunuz. Ne kalmışsa. Şimdi bu her türlü yenilenme, her türlü kopma, bir tür vazgeçme aynı zamanda. Dolayısıyla her vazgeçmenin de hesaplanabilir, hesaplanamaz bazı maliyetleri var ve bunları iyi tartmak gerekir. Bazen kopma büyük bir dinamizm sağlar. Ama Türkiye siyasetinde geçmiş örneklerde de kopmaların değil, tasfiyelerin genellikle büyümeye yaradığı tersi birkaç örnek var. Mesela AKP bunlardan birisi. Ama genellikle tersi örnekler daha fazla. Yani problem yaratan çevreyi partinin dışına atarak kendisi büyümüş yapılar, daha çok görülen bir örnek. Ama bunların hiçbir önemi yok. Sadece, bu konu iyi tartılması gereken bir mesele ve iktidarın, iktidar çevresinin ve iktidarla paralel hareket ettiği düşünülen Kılıçdaroğlu çevresinin, bu konuda çok istekli olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla sadece bu bile caydırıcı bir etki yaratıyor muhtemelen.
Şimdi diğer kısmına bakınca da, birtakım böyle arızalar çıkacak. Grup toplantısı gibi, haftaya ne olacak hikâyesi. Yani şöyle bir tablo da çıkabilir: Kılıçdaroğlu konuşuyorsa, grubun çok büyük bölümü, yani milletvekilleri grup salonuna girmeyebilir. Kılıçdaroğlu illa ‘’konuşacağım’’ iddiasında bulunursa, meclis daha önce bu hafta yaptığı gibi onda da taraf olup “Hayır, konuşamazsın” gibi bir tavır içerisinde olmaz ve Kılıçdaroğlu şu ya da bu biçimde grup salonuna girip yerini alabilir ve bu da bir gerilime yol açabilir. Böyle bir ihtimal söz konusu. Ya da Özgür Özel şu anda grup başkanı olduğu için, “O grup toplantısı fiilen yok” diyerek, grup toplantısı yapılmayacağını ilan eder ve CHP meclisinin ve meclis grubunun önemli bir kısmı toplantıya katılmaz. Böyle bir tablo da ortaya çıkar. Meydanlarda fark bariz görünüyor; ama her hâlükârda Kılıçdaroğlu ve ekibi o küçük salonu bir rövanş toplantısı gibi kullanmayı deneyebilir. Bu ihtimal var. Ama bu, temel kanaatleri, şu anda CHP örgütlerinin, CHP'nin özgül ağırlığının, CHP seçmeninin genel kanaatini değiştirecek şeyler değil.
Biraz önce konuştuğumuz gibi, yeni bir parti gibi bir hamle olmadıkça, bu iki başlılık hâli ve onun içerisinde, kimi zaman yargıyı, kimi zaman polisi kullanarak yaratılmaya çalışılan tablolar kanaatleri değiştirecek şeyler değil. Mutlak butlan kararı çıktığı günden itibaren bu tür her gelişme, Kılıçdaroğlu ekibinin yaptığı hukuki, hukuk dışı her türlü hamle, aleyhlerine çalıştı. O dengeyi kendi lehlerine çevirecek herhangi bir eylem yapabilmiş değiller. Yakın vadede de bence yapabilecekleri yok. Bu yüzden zaten bir an önce Özgür Özel ve ekibi gitsin istiyor.
Ama burada senin ikinci bölümü açarken söylediğin daha ciddi problemler var. Özgür Özel'in hareket alanını kısıtlayıcı, dokunulmazlığının kaldırılması ihtimalinden, başka birtakım zorluklar çıkartılması ve bunun, yine yargı eliyle ve özellikle Kılıçdaroğlu'nun bayramlaşma konuşmasında yaptığı ihbarı da içerecek bir hâle getirilmesi ihtimali var. O zaman tabii başka bir tabloyu konuşuyor oluruz. Bir de sen hatırlattığın için değineyim: “Aslında İmamoğlu’na genel başkanlık teklif edilmiş” dedin ya Özgür Özel'i bıraksın diye. Daha önce de hatırlıyorsan, “İmamoğlu'nu betona gömmek istiyorlar.” Özgür Özel'e “İmamoğlu’nu bırak, sana dokunmayalım” meselesi vardı. Dolayısıyla şunu anlıyoruz: aslında o ilk bilgiyle “Hep İmamoğlu’nu hedef alan bir operasyonun yürüdüğü” söyleniliyordu. Ama aslında operasyon çok taraflı. Bunu da anlıyoruz bu bilgiden. Yani o tarafa onu söylüyorlar, geliyorlar bu tarafa bunu söylüyorlar. Önemli olan çeşitli çatlaklar üretmek. CHP içerisinde Özel’le Kılıçdaroğlu, Özel’le İmamoğlu, İmamoğlu’yla Kılıçdaroğlu, onunla bu, yani herkesin herkesle meselesi olduğu ve herkesin bir diğerine karşı onu satmak ya da başka bir ittifakın parçası olmak gibi tekliflerle karşılaştığını anlıyorum.
Önde gördüğümüz bütün bu operasyon hamlelerinin arka planında bu tür faaliyetlerin olduğunu ve orada da tek yönlü bir hareket olmadığını anlıyoruz. Sadece, herkesin İmamoğlu’nun çevresini boşaltmasından ve onu yalnızlaştırmaktan ibaret değil. Tersinden gidilse, Özgür Özel'in de açıkladığı bu teklif dikkate alınsa, ki bir zamanlar hatırlıyorsan İmamoğlu'nun genel başkan ilan edilmesi konusunda da yine CHP içinden ve dışından gelen çok güçlü bir kulis dönüyordu. Mesela bu, bize şunu gösteriyor: Bu, tek taraflı, tek şeye oynayan, tek kartı olan ve yumurtaları tek sepete doldurmuş bir operasyon değil. Çeşitli ihtimallerin hepsini açık tutan, bu şüpheleri sürekli canlı tutan bir arka plan faaliyeti de çalışıyor bir yandan. Buradan bunu anlıyoruz.
Şimdi önümüzdeki günlerde iki tane temel şeyi göreceğiz bence. CHP içerisindeki bu “grup toplantısı, o mu yapılır, bu mu yapılır?” Yüksek Disiplin Kurulu eski kararları iptal etti ama muhtemelen yeni kararları alabilmesi için Parti Meclisi’nin toplanması gerekiyor. Parti Meclisinin öneri yapması gerekiyor. Parti Meclisinde ise sayısal denge ters. Orada Kılıçdaroğlu'nun hâkimiyeti yok. Dolayısıyla orada çok karışık tablolar oluşabilir. Meclis grubunda zaten iyice net ve büyük bir fark var. Ama bunlar önemli olmayacak. Bence bundan sonra önemli olacak kısım, iktidarın bu operasyon hamlelerini başka süreçlerle, yani hem süreçle hem anayasa hikâyesiyle entegre etmek için yapacağı hamleler ve atacağı adımlar. Bir de, doğrudan Özgür Özel'in hareket kabiliyetini sınırlayan hamlelere yönelmeleri. Hareket kabiliyetinden kastettiğim CHP'deki hareket kabiliyeti değil, biraz önce konuştuğumuz Bahçe'nin de işaret ettiği bu toplumsal muhalefetle ilişki pratiğini zorlaştıracak hamlelere yönelebilirler. Asıl şey de oradan çıkacak. Mesela bugün Özgür Özel maden işçilerinin yanına gitti.

Ruşen Çakır: Orada da bayağı bir gelişme olmuş. Şimdi “Talepleri büyük ölçüde karşılanıyor” diye bir haber gördüm. İnşallah doğrudur diyelim. Bir de, şöyle ilginç bir şey var: İsmail Saymaz, “Kılıçdaroğlu ve ekibi, TMSF'de olan iki televizyonla, Tele1 ve Habertürk’le ilgileniyor” demiş. Yani televizyon kanalı ile ilgileniyorlarmış. Bunu da söyleyelim.
Kemal, bitirmeden bir şeyden bahsetmek istiyorum. Ortak dostumuz Mirgün Cabas babasını kaybetti. İzmir'de cenazeyle uğraşırken, hakkında uyuşturucu nedeniyle, bir yığın isimle beraber soruşturma haberi çıktı. Sen de konuşmuşsundur, ben de konuştum. Orada kimseyi tanımıyor. Tahlil sonucu temiz çıkmış, yani uyuşturucu yok. Ama tabii ki ilk başta adı verildi, duyuruldu. Hatta trend topik oldu X'te. Ben tesadüfen gördüm. Artık takip ettiğimiz herkesi görme imkânımız yok. Bir garip algoritma oldu. Mirgün'ün yaptığı paylaşımı görmedim. Bir başkası paylaşınca fark ettim. Mirgün “Ne anlamı var bilmiyorum, ama ben temiz çıktım” mealinde bir şey söylemiş. Böyle de acı bir durum söz konusu. Neden? Öyle bir veriliyor ki. Hatırlıyorsundur, ilk gün ben sana haber vermiştim.
Kemal Can: Evet.

Ruşen Çakır: Öyle bir şey ki. İsimler, şunlar bunlar vesaire, operasyon, yok ev hapsi vesaire, sonra hiçbir şey çıkmıyor. Ama işin ilginç tarafı, tahlilden bir şey çıkmamış olması soruşturmanın bittiği anlamına gelmiyormuş. Böyle de absürt, saçma sapan bir durum var.
Kemal Can: Daha önce bir kere daha konuşmuştuk bu konuyu. Tabii Mirgün olayını değil de, genel olarak bu operasyonları. Her türlü alanda sürekli bir operasyon dinamiği işliyor. Bunun iki tane fonksiyonu oluyor. Dediğin gibi, belirli çevreleri, kendilerince neye göre tasnif ettiklerini bilemediğimiz bazı isimleri, onunla anılan, bununla anılan, ismi şurada geçen, şu soruşturmaya adı karışmış insan olarak göstermek. Sonra da onu, “Şunları gözaltına alıyoruz” diye basına servis ediyorlar. Ama sonra “Bunlarla ilgili hiçbir şey olmadı. Biz yanlış yapmışız” düzeltmesi de yapmıyorlar. Çünkü birisi dedi diye, birisinin birisi için herhangi bir iddiada bulunmasını gözaltı kararıyla bir soruşturma konusu yapmak, zaten problemli bir şey hukuki olarak. Yani bu kadar kolay olmamalı. Ama bu kadar kolay yapmalarının bir nedeni var. Birincisi, bu insanları kendilerince bir şeye çekiyorlar. İkincisi, hemen herkesi her konuda ve her an bir töhmet altında kalabileceği, bir suçlamayla karşılaşabileceği bir zeminin tedirginliğiyle kuşatıyorlar. Bu çok acayip bir şey.
Özellikle bu uyuşturucu operasyonları meselesinin, bir grup sanatçıyı, müzik, sinema yahut da televizyon dünyasında genişçe kesimlerin tanıdığı ve çeşitli politik gelişmeler karşısında sanatçı sorumluluğuyla daha politik mesajlar veren bir sürü insanı tedirgin ettiğini, yıldırdığını, kısmen sindirdiğini de görüyoruz aslında. Bunun en çarpıcı örneği Ayşe Barım. Hapis cezası aldı biliyorsun. Şimdi Mirgün de evet, öyle bir listenin içine girdi, ama ne kendisine ne de kamuoyuna “Pardon, biz bunu böyle yaptık ama yanlış yapmışız” diyen ne bir güvenlik görevlisini, ne bir savcıyı göreceğiz. Çok daha bariz olaylarda bile görülmüyor. Bu, insanların kendisine kalıyor. Artık zaten öyle bir zamanda yaşıyoruz ki. Suçlama yapılıyor ve sen suçsuz olduğunu kanıtlamak zorundasın. Yani en temel hukuk kuralı tersine dönmüş durumda. Oysa suçlamayı yapan kanıtlamak zorunda. Şimdi suçsuzluğu kanıtlamak diye bir şey ortaya çıkmış durumda ve buna ne kadar kirlenme dersen ya da itibarsızlaştırma dersen, bunun bilgisini de kendin sağlamak zorundasın. Yani hem suçsuzluğunu kanıtlayacaksın hem de “Ben suçsuz olduğumu kanıtladım” diye insanlara haber verme yükümlülüğü de bu işin mağdurlarına bırakılıyor. Neyse. Arkadaşımız Mirgün, çok sevdiğimiz bir arkadaşımız. Fazla başı ağrımadan inşallah bu mesele kapanacak. Ama bu, pek çok olayda gördüğümüz gibi böyle bir problemin de oldukça yakınımızda gezdiğini gösteriyor.

Ruşen Çakır: Evet Kemal, noktayı koyalım. Ben birkaç gün yokum. Yurt dışı çıkış yasağım kalktı ve ilk defa yurt dışına çıkacağım. İnşallah bir aksilik olmaz. Ülkeyi nasıl bulacağımı çok merak ediyorum. Birkaç gün yokum. Bakalım, Allah büyüktür diyelim. İzleyicilerimize teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı