Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu

09.06.2026 medyascope.tv

9 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Hafta Başı’nı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Hafta Başı ile karşınızdayız. Kadri Gürsel’le bu hafta yaşananları konuşacağız. Kadri merhaba.
Kadri Gürsel: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Benim mazeretim nedeniyle dün yayın yapamadık. Bugün de ancak saat 17.00'de yaptık.
Kadri Gürsel: Hafta geçmiş sayılmaz.

Ruşen Çakır: Tabii bugünün en önemli belki de tek olayı, Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki iki konuşma. Ben biraz önce çok uzun bir yayını https://medyascope.tv/2026/06/09/ozelden-ileri-kilicdaroglundan-geri-adim-video/ bitirmiş olduğum için çok fazla bir şey söylemek istemiyorum, senin görüşlerini dinlemek istiyorum.  Ben bugünkü canlı yayının başlığına "Özel’den ileri, Kılıçdaroğlu'ndan Geri Adım" başlığı attım. Doğru bir başlık olmuş mu sence?
Kadri Gürsel: Olmuş. Günün özetini vermek açısından doğru. Fakat aslında olayın bütünü yanlış. Hem de Cumhuriyet Halk Partisi'nin menfaatleri açısından yanlış yahut da ana muhalefeti kim temsil edecekse, onun açısından da bence verimli değil. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevcut atanmış yönetimi en kısa sürede bir kurultay toplamaya bu şekilde ikna etmeyi başaramayacaklarsa, bunu halkla ve seçmenleriyle paylaşıp orada da gerekli rızayı oluşturduktan sonra, sanırım bir an önce ayrı bir oluşuma gitmelerinin, sadece Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi yahut toplumsal muhalefet ve onun siyasi önderliği diye de ayrıştırabilirim, -buna isim koymak gerekmiyor. Konursa da ‘’seçilmiş CHP’’ diyelim her zaman yaptığımız gibi- bu seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi'nin, kendisini bir an önce bu oyunun dışına atması gerekiyor. Çünkü bu oyunu dışarıdan ellerini ovuşturarak keyifle izleyen bir iktidar var. Oyunun bir tarafı, Cumhuriyet Halk Partisi'ni meşru yollardan bir kurultay yolu düzenleyerek geri almak. Seçilmişin hakkının seçilmişler tarafından geri alınmasını sağlamak. Olmazsa başka bir yola gitmek gibi bir amaç gütmek. Diğer taraf ise burada bütünüyle iktidarın gündeminin, siyasetinin takipçisi ve hatta siyasetin uygulanması anlamına gelen ‘’siyasanın’’ da doğrudan yürütücüsü konumunda, atanmış ve seçilmiş CHP içindeki çatışma görüntüsünü provoke eden siyasi ajan, atanmış genel merkez ve Kılıçdaroğlu'dur ve dolayısıyla bu da onu ‘’ajan provokatör’’ konumuna indirgiyor. Teknik olarak çok net. Burada neticede bir siyasetin ajanlığını yürütüyor kendisi şu an. Bu siyasette Cumhuriyet Halk Partisi'ni iktidarın istediği tava getirene kadar kendi iç çatışmaları içinde, halkın ona umut bağlayan kesiminin nazarında da umut olmaktan çıkarmak amacında aslında. Cumhuriyet Halk Partisi'ni öyle bir posa hâline getirmek, ki tasfiye edileceği zaman da kimse dönüp arkasına bakmayacak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yasını tutan olmayacak. Çünkü zaten şu an o genel merkezde oturan zat ve onun yakınları, adamlarının çevresindeki Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir parti hüviyeti yoktur. Bir parti çalışması yapamamaktadır. Ne sokakta yürüyebilmektedirler ne sokakta bir gösteri yapabilmektedirler ne parti meclisini toplayabilmektedirler, ne de grup toplayabilmektedirler.

Ruşen Çakır: Perşembe günü toplayacağını söylüyor.
Kadri Gürsel: Tabii toplayacağım diyor da şimdi onu da göreceğiz. Aslında parti meclisini toplamak demek, orada bir çatışma, bir kavga olmasını sağlamak demektir. O kavga görüntüsünün olması da kaçınılmazdır. Çünkü ortada büyük bir kavga vardır. Kavga eden tarafları bir salona doldurursanız, benzer bir tablo orada da oluşur. Bugün destekçilerin birbirleri aleyhinde attıkları sloganların siyasi şiddetini gördük, birbirlerine neler neler söylüyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nin atanmışı ve seçilmişinin aynı çatı altında bir gün dahi kalma imkân ve ihtimalleri yoktur. Burada uzlaşmaz bir karşıtlık söz konusudur. O uzlaşmaz karşıtlık da şöyle oluşmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet'in kurucu partisi. Cumhuriyet'in kurucu partisi ama cumhuriyet nasıl bir cumhuriyet? Laik cumhuriyet, değil mi? Bir ulus-devlet var. Peki şu an bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş tarafının hizmet verdiği iktidarın laiklikle alakası nedir? Veyahut Cumhuriyet'i kuran Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve cumhuriyetin laiklik olan vazgeçilmez özelliği ile bu iktidarın izleye geldiği siyaset aslında laikliğin de anlamsızlaşmasını, işlevsizleşmesini ve dolayısıyla fiilen tasfiyesini de içeren bir hedef, bir siyasi doğrultuda ilerliyor. Uzlaşması imkânı var mıdır? Bunlar aslında antagonisttirler. Yani uzlaşması mümkün olmayan taraflardır. Şu an ‘’atanmış CHP,’’ uzlaşması mümkün olmayan tarafın, chp karşıtı olan yanında durmaktadır. Bunun başka izahı yok. Atanmış Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yapmıyor şu an. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasına baktığın zaman orada siyaset yapmadığı çok açık gözüküyor.

Ruşen Çakır: Kılıçdaroğlu iki cümle etti ama bir "beşli çete" diyor. Tam senin kıta sahanlığına giren husus: "Türkiye'yi yurt dışında şikâyet ediyorlar" dedi. Bu Erdoğan'ın, AK Parti'nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik söylediği bir şey, ki bu Türkiye'de öteden beri yaşanan bir tartışmadır. Kılıçdaroğlu'ndan böyle bir duymak çok yadırgatıcı. Kendisi de yurt dışına gittiği zaman "Ben buraya geliyorum ama size bir şikâyet etmeyeceğim, bu bizim aramızdaki meseledir" dememiş birisi.
Kadri Gürsel: Ben 2010'da 12 Eylül referandumundan üç gün sonra, Kılıçdaroğlu'nun Brüksel ziyaret gezisine katıldım ve yerinde izledim. Orada Kılıçdaroğlu Erdoğan'ı yanlış hatırlamıyorsam ‘’diktatör’’ olarak suçladı. Avrupa Parlamentosunda heyetler hâlindeki bir toplantıda bunu dedi. Daha sonra büyük olay çıktı, bir siyasi skandala dönüştü. Çünkü o zamanlar Türkiye'den Avrupa'ya ve Brüksel'e sadece olumlu hikâyelerin, olumlu görüşlerin geçmesine imkân veren bir algı ızgarası yürürlükteydi. Bu algı ızgarası 2013'te en son nihayet Gezi direnişiyle yerle bir oldu ve ondan sonra sadece kötü olaylar, kötü hikâyelerden yeni bir algı ızgarası oluştu. Oradan sadece kötü hikâyeler geçmeye başladı. Bu bizim sorunumuz değil. Bu onların sorunu. Ama o zaman Kılıçdaroğlu çok büyük tepki çekmişti. Daha sonra 2023’e kadar ‘’diktatör bozuntusu’’ demiştir. Seçimlerde de Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “diktatör bozuntusu, heveslisi” diyordu. Onu hatırlatırım sadece.
Ama onu mukayese etmek amacıyla söylemiyorum. Siyasi partilerin, hele sosyal demokrat olma iddiasındaki bir partinin dış ilişkileri vardır. ‘’Kardeş’’ ifadesini kullanıyorum, diğer sosyal demokrat partilerle ilişkiler kurarlar, yürütürler. Sosyalist Enternasyonal çatısı altında toplanır ve ortak meselelerini konuşurlar. Bunun içinde teorik tartışmalar da vardır, ideoloji de girer, dünya meseleleri de girer. Görüş alışverişinde bulunurlar. Bu bir platformdur. Burada elbette ki Türkiye hakkındaki sorular gündeme gelir, ama bu sadece toplantıdan toplantıya olmaz. Münasebetlerini sürdürdükleri nispette de Türkiye'deki durumu kendi anlatıları, kendi açılarından muhataplarına naklederler, anlatırlar. Sosyal demokrat partilerin geleneği iken, ki sosyal demokrat partiler aslında dünya sosyalist hareketinden doğmuştur. Enternasyonal'in kopuşu. Şimdi oralara girmeyelim. Burada enternasyonalist gelenekleri vardır, bu hep yaşar; güçlüdür bu gelenek. Mesela Büyük Britanya Başbakanı Keir Starmer'dan Özgür Özel de şikâyetçi olmuştu. Çünkü “Hiç destek vermediniz bize” demişti. Neticede Sosyalist Enternasyonal'e üye olan partiler kendi ülkelerinde zor duruma düştüklerinde, diğer partiler onlara yardımcı olurlar.  Ayrıca sanıyorum Özgür Özel imzasıyla yayımlanan Batı medyasının muteber mecralarında çıkan makalelerden de söz ediliyor olsa gerek.

Ruşen Çakır: Evet, oradaki asıl mesele İmamoğlu.
Kadri Gürsel: Evet, olabilir. Bildiğim kadarıyla İmamoğlu Batı dünyasıyla Özgür Özel'den daha irtibatlıydı. Ayrıca buna özel olarak önem veriyordu. Çünkü kendisini bir sonraki cumhurbaşkanı olarak görüyordu ve ilişkilerini şimdiden tesis etmek istiyordu. Bundan daha da doğal bir şey olamaz. Bunun aynısını Erdoğan yaptı.

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Daha Başbakan bile değilken. Sen de o geziyi izledin değil mi? Sen de Amerika'ya gittin. Beyaz Saray'da daha parti lideri bile değilken Beyaz Saray tarafından kabul edilmişti.

Ruşen Çakır: Parti lideriydi ama milletvekili değildi.
Kadri Gürsel: Pardon, milletvekili değildi, özür dilerim. Tamam, doğru, parti lideriydi ama tabii siyaset yasaklandı, milletvekili olamazdı. Parti lideri olarak bu bir istisnaydı.

Ruşen Çakır: Bir de bunun öncesi var. AK Parti'yi kurmadan önce Washington'daki düşünce kuruluşlarında konuştular.
Kadri Gürsel: Yani bunu kendi inhisarlarında zannetmesinler. Herkesin hakkıdır dünyayla ilişki kurmak, dünyaya dertlerini kendi dillerinde anlatmak. Bunu herkes yapıyor. Kılıçdaroğlu ise artık bu eleştirisiyle, kimin yanında olduğunu, kimin tarafında olduğunu net bir şekilde belli etti.

Ruşen Çakır: O konuda da bir sözü var biliyorsun, "Bana sarayın adamı diyorlar, ben mi kalktım ayağa?" dedi biliyorsun, Meclisin yeni yasama yılı açılışında Erdoğan’ın ayakta karşılanması konusunda. Bir de belli ki seçim sonrası normalleşmeye de atıf yapıyorlar. "Siz Erdoğan'la iyi geçinmeye çalıştınız ama ben hep kavga ettim" gibi bir hava yaratıyor.
Kadri Gürsel: Onun da cevabı çok basit. Bu bir siyasetti, ben de bu siyaseti eleştirdim. ‘’Normalleşme’’ diye bir iddia altında yürütülen bir siyasetti. Karşılık bulmadı. Yanlış bir siyasetti. Ama neticede Kaçak Saray dediği saraya da tıpış tıpış gitti Kılıçdaroğlu, değil mi? Onu da hatırlatmak lazım. Ben bunlara girmek istemiyorum çünkü bunlara girdiğin zaman hafızamızda nakşolunan anıları çıkartır, söyleriz. Sen de bunu yaptın, ondan sonra buna ne dersin? Bu tür mukayeselerin anlamı yok. Kılıçdaroğlu'nun hep eleştire geldiğim o 16 Nisan referandumunda, mühürsüz oyların, oy verilirken mühürsüz oyların geçerli olacağına dair YSK kararı hakkında tek kelime laf etmemesi, tek başına bu söylediklerinin hepsini anlamsızlaştırıyor ve o konuda niye öyle yaptığına dair hâlâ bir açıklama yapmadı.

Ruşen Çakır: Bir de 2023'ü neden kaybettiğini de anlatmadı.
Kadri Gürsel: 2023'ü neden kaybettiğini "Sırtımdan bıçaklandım” diye açıklıyor. O bambaşka bir tartışma tabii.

Ruşen Çakır: Kim bıçaklamış? Ekrem İmamoğlu mu?
Kadri Gürsel: "Sırtımdan hançerlendim" dediği Meral Akşener. Ama ben Ekrem İmamoğlu'nu da kastettiğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki Kadri ne bekliyorsun? Sen yeni parti kaçınılmaz diyorsun.
Kadri Gürsel: Seçilmiş CHP'yi de siyasetten düşürüyor bu. Zaten bu çekişme bir süre sonra haber değerini de kaybeder, giderek sönümlenmeye doğru yol alırlar. O bakımdan bir an önce formalitelerin tamamlanması, herhâlde Türkiye'nin de bu bir demokrasi umudunu yitirmemesi için gereken bir adım olsa gerek. Formalite derken, CHP'nin demokratik ve meşru yollardan atanmışlardan geri alınması konusundaki iç çarelerin, bütün hukuki yolların tüketilmesi.

Ruşen Çakır: O kurultayı yapmamak için, kurultayı geciktirmek için elinden geleni yapacağını ben de düşünüyorum. Bir başka mesele de Arınmak, temizlenmek, kapının önüne koyacağız’’ sözleri. Kılıçdaroğlu ‘’Mutlak butlanı bu partinin başına bela edenlerden hesap soracağım’’ diyor. Bir kere mutlak butlan olayını leke olarak görüyor, bu çok çarpıcıydı.
Kadri Gürsel: O çok ilginç. Yansıtma yapıyor. Bunu da aslında en iyi iktidar yapar. Kendisine ‘’ butlancı’’ denilmesini tamamen iade ediyor. "Ona siz sebep oldunuz. Siz mahkemeye düşürdünüz, görevi kabul etmek zorunda kaldım" diye kendisini kurbanlaştırıyor.

Ruşen Çakır: "Bu yaşta normalde yapmamam lazımdı ama..."
Kadri Gürsel: "Siz parayla delege satın almasaydınız bunlar da olmayacaktı. Yapmasaydınız o zaman" demeye getiriyor.

Ruşen Çakır: Tabii burada bütün iddianamelerdeki kanıtlanmamış her durumu veri olarak alıyor. Diğerlerinin ayrılmasına doğru bir gidişat olduğu kesin, bu durumda Kılıçdaroğlu'nun CHP'si nasıl bir parti olarak çıkacak karşımıza?
Kadri Gürsel: Bir bina, bir isim, tüzel kişilik olacak. Onun imkânları tüketilene kadar…  Bir grup kurabilirler mi? Seçime kadar grup olarak devam edebilirler. Bir parti grupları olur. Siyaset yapamayan bir kabuk, zahiri bir görüntüden ibaret. Çünkü ben bu hâlleriyle siyaset yapabileceklerini zannetmiyorum. İlk günden itibaren dışarıdan taşıma yabancı unsurlarla efekt yaratılan, kalabalıkmış görüntüsü verilen bir ortam içinde hareket ediyorlar. Böyle bir ortam var. Görüyoruz neler neler çıkıyor. Ama bu, Kılıçdaroğlu'nu hiç de vazgeçirmez buradan. Artık gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu bu şekilde, CHP genel başkanı titrini kullanmaya devam edecek. Şöyle bir kısa gözlemden hareketle bir anekdot anlatayım. Buradaki değişimini de kendisinin de izah etmesi lazım. Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a geldiğinde konvoylarını biliyorum. Dört, bilemedin maksimum beş araçtan oluşurdu. Geçen seneydi yanılmıyorsam, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer'i cezaevinde ziyarete giderken televizyondan gördüm, 8-9 araç saydığımda görüntü bitti. Şimdi CHP genel başkanlığını kurultayda kaybetmiş eski genel başkanın, bu kadar uzun konvoylarla dolaşması manidar. Bu durum orada da devam edecek. Bu durum derken bir destek var, bu desteğin iktidardan geldiği kanaatindeyim. Bu normal değil.

Ruşen Çakır: Toplumdan değil.
Kadri Gürsel: Hayır, iktidardan gelen bir destek var. Bu devam eder. Hatta şu da olabilir: Kılıçdaroğlu’nun, muhalif toplumdaki aşırı negatif algısını kırmak için iktidarın yeniden Kılıçdaroğlu'na çemkirmeye başladığına, onu o eski küçümseyici ifadelere, bir sembol olan Bay Kemal'e dönüp onu muhatap almaya kalktıklarını da görebiliriz; pekâlâ, ona öyle bir destek de sunabilirler. Ama tabii burada iktidarın muradı Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinde iç kavgalarla zamanını, enerjisini tüketsin ve halkın gözünde ona duyulan güven yitip gitsin ve bir iktidar alternatifi olmaktan çıksın. Fakat tabii ‘’toplumsal muhalefet’’ diye de bir gerçek var Türkiye'de. Bu toplumsal muhalefet deyince her gün sokaklarda nümayiş yapan insanlar değil. Bu toplumsal bir direnç, muhalif toplumun direnci. Onların da bütün bu yaşananlardan sonra bir kısmı siyasetten umudu kesebilir ama geri ne kadar olur, ne kadar olmaz bunu bilemeyiz, öngöremeyiz, mümkün değil. Ama ortada yine mevcut gidişata ‘’hayır’’ diyen ve ortaya çıkacak her türlü alternatife dört elle sarılmaya hazır epey kalabalık, güçlü bir kitle var. İmamoğlu vakasında biz bunu gördük. Bu kitle şehir merkezlerinde, Türkiye'nin en gelişmiş yerlerinde yaşıyor, ciddi bir gücü var.

Ruşen Çakır: O konuya sonra tekrar döneceğim. Bu not düşeyim: Sen o sırada bir toplantıdaydın ve kaçırmış olabilirsin. Bugün Kılıçdaroğlu konuşmasını saat 14.00’te diye anons etti. 13.30'da Özgür Özel başladı grup konuşmasına. İktidar yanlısı medya Özgür Özel'i vermedi ve 14.00'ten itibaren Kılıçdaroğlu beklemeye başladı. Ama Kılıçdaroğlu konuşmasına 14.30'da başladı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan grup konuşmasını 14.30’da yaptığı için hepsi Erdoğan'a döndü.
Kadri Gürsel: Evet.

Ruşen Çakır: Belli ki Özgür Özel'in konuşmasını bitmesini bekledi. Ama öyle yapınca da kendisi yayın fırsatını kaçırdı. Halk TV kısmen vermiş Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını. Biliyorsun Kılıçdaroğlu bugünkü konuşmasında Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu'nu, adını vermeden bayağı hedef gösterdi. 21 Mayıs'tan beri o tür hamleleri çok yapıyor.
Kadri Gürsel: 20 Mayıs'ta o videoyu yayınladı. 21 Mayıs'ta mutlak butlan çıktı.

Ruşen Çakır: Evet. Çok sert, hırçın hamleler yapıyor. Bu sıfat doğru mu bilmiyorum.
Kadri Gürsel: Hırçın hamleler yapıyor ama mesela FETÖ suçlamasını ortaya attı.

Ruşen Çakır: Bayramdaki konuşmasında.
Kadri Gürsel: Evet. Demek ki artık Kılıçdaroğlu'nun sözlerinden, gelecekte olabilecek, yapılabilecek operasyonlar hakkında işaretler alacağız demektir bu. Çünkü Özgür Özel'in FETÖ ile alâkalandırılacağı bir operasyon veyahut iddia, soruşturma bekleniyordu. Orada ‘’FETÖ’’ dedi.
Halk TV dedin de aslında şunun olmasını arzularım: Türkiye'de bağımsız medya, bağımsız mecralar ne kadar olup olmadığı çok tartışılan bir konu. Bu ‘’atanmış CHP’’ ile seçilmiş CHP'nin temsilcilerinin televizyonda açık oturumlarda tartıştırılması lazım. Bu niye olmuyor? İsim de vereyim: Mesela Sözcü TV’yi tutan, ona engel olan ne var? Bunu niye yapamıyorlar? Bu aslında haberciliğin, televizyonculuğun gerektirdiği çok temel bir refleks.

Ruşen Çakır: Belli ki taraflardan en az birisi istemiyor.
Kadri Gürsel: Halk TV'nin de bunu yapması lazım. Kim olursa olsun. Yakın geçmişte iktidarın kanallarına, bugün, atanmış genel merkezde ‘’kim parti sözcüsü olacak?’’ diye birbiriyle kavga edenler, gözden düşmüş CHP'li olarak "Bak biz de muhalefeti çıkarıyoruz" diye izleyicinin gözünde efekt yaratmak için çıkartılırlardı.

Ruşen Çakır: Ama onlar da bu operasyonun yollarını döşediler.
Kadri Gürsel: Bir dönem Halk TV'de program yaparken programları sona erdi diye gidip iktidar medyasında iş tutanları kastetmiyorum ben. Daha önceden beri devam eden bir durum bu. Baykal'ın ekibinde, Baykal'ın figürleri çıkar konuşurlardı. Şimdi o Baykal'ın figürleri, bir tanesi Mehmet Sevigen, yine başka bir kimlikle, Kılıçdaroğlu ajandasının sözcüsü olarak iktidar medyasında arz-ı endam ediyor. Bu şart bence. Neticede bu tür tartışma programlarının yapılması lazım. Ellerinden tutan, engel olan ne var? Belki dedim birileri çıkmak istemiyor. Yine de bulunur. Siz de birilerini bulun. Ne var bunda? Sonuçta bir kör dövüşüne de dönüşecek olsa aslında reyting burada, değil mi? Büyük bir reyting var burada. Niye yapmazlar anlamıyorum. Bu aslında Türkiye'deki medyanın hâlini gösteren çok acıklı bir durum.

Ruşen Çakır: Son olarak sormak istiyorum: Biraz önce ‘’toplumda bir öfke var, bir tepki var. İllaki nümayiş olması gerekmiyor’’ diye bahsettin. Bu seçilmiş CHP’de, yeni partiyle ya da başka yollarla bu misyonu taşıyabilecek potansiyeli görüyor musun?
Kadri Gürsel: İmkânı görüyorum. Potansiyel ise kuşkulu. İngilizcede "virgin birth/ bakire doğum’’ ifadesi vardır. Yani, geçmişten gelen her türlü olumsuz, sakat, yanlış, defolu, bu tür özelliklerden arınmış olarak taptaze, yeni bir başlangıç yapmak. Aslında böyle bir imkânı veriyor bugünkü konjonktür. Ama tabii Türkiye'de demokrasi yok; alabildiğine ağırlaşan baskı şartları var. 80’lerde, misal, Bülent Ecevit Cumhuriyet Halk Partisi'nde başta Baykal ve diğerleri olmak üzere -tek başına Baykal yoktu çünkü- hiziplerle uğraşmaktan sıdkı sıyrıldığı için, redd-i miras yoluyla Cumhuriyet Halk Partisi'yle bağlarını kesti ve kendi partisini kurdu. "Ben kendime bir parti kurayım, sadece ben hükmedeyim bu partiye, hizip de olmasın ben yöneteyim" dedi. Kurdu ve ondan sonra o partiyle başbakan oldu koalisyon hükûmetinde. Şimdi böyle bir ‘’bakire doğum’’ ifadesini kullanıyorum, yeni baştan, sıfırdan tasarlanmış bir sosyal demokrat parti.
Aslında en geniş toplumsal zemin üzerinde, demokratikleşme ortak paydasında en geniş kesimleri bir araya getirmeyi hedefleyen, adı da CHP olmayan yeni bir partinin ortaya çıkması için bir fırsat olarak da görülebilir. Ben idealize ederek söylüyorum tabii bunu. Ama ‘’böyle bir oluşumu vücuda getirecek fikrî donanım, altyapı, kapasite, imkân var mıdır?’’ sorusu cevap bekler, tartışılması gerekir. Bu gerçekten mücadelelerden gelen, yorgun düşmüş, yıpranmış, önemli kadroları cezaevinde olan, imkânları elinden alınmış ‘’seçilmiş CHP'nin’’ bunu yapması mümkün müdür? Mümkündür aslında. Ama bu iş siyasal iletişimcilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Onu söyleyeyim.. Bu işi yine daha önce 2023 sonrasında olduğu gibi siyasal iletişimcilere bırakırsa olmaz. Sonuç odaklılık değil, süreç odaklılık gerekir burada. O bakımdan da aslında bunu bir fırsata çevirmek pekâlâ mümkün. Çünkü CHP adından, CHP'den alerjik reaksiyon gösteren kesimlerin dahi ilgisini çekebilir böyle bir parti.

Ruşen Çakır: Muharrem İnce "Süreçte hayal kırıklığı yaşayan arkadaşlarımızın, süreci soğukkanlılıkla takip etmeleri, asla mücadeleyi ve partiyi bırakmamaları, ayrı parti kurma gibi yollara tevessül etmemeleri gerekir” demiş. Devamı çok güzel: “Bir dönem CHP'den ayrılma deneyimini yaşamış ve geri dönmüş biri olarak, CHP'den ayrılmanın ve yeni bir parti kurmanın doğru bir yol ve siyasi karar olmadığını bütün samimiyetimle yol arkadaşlarıma söylüyorum" diye devam etmiş.
Kadri Gürsel: Birincisi, samimiyeti kuşku götürür. İkincisi de, belli ki Muharrem İnce 2023 öncesi fonksiyonuna geri dönmüş. Muharrem İnce hangi kapasiteyle, hangi imkânla Memleket Partisi'ni kurdu?

Ruşen Çakır: Bilmiyorum.
Kadri Gürsel: Ben de bilmiyorum. Parti kurmak kolay bir iş değil. Seçime girebilecek yeterlilikte, 40 ilde örgütlenmiş, binalar, kiralar, şunlar bunlar. Bu çok ciddi, milyonlarca dolardan bahsediyoruz.

Ruşen Çakır: Ama “Yeni parti olmasın” diyor.
Kadri Gürsel: Ben de bilmiyorum. Bilmeden mi konuşuyorum? Hayır. Ben bir teorik ya da teknik çerçeve çiziyorum. ‘’Yeni parti olmasın’’ demek, tamamen iktidarın değirmenine su taşımaktır, başka da bir şey değildir. Çünkü yeni parti olmayınca, ya ‘’seçilmiş CHP’’ sönümlenecek ya da bu kavga ilelebet böyle devam edecek. Buradan bir sonuç çıkmaz. ‘’Yeni parti olmasın’’ demek, aslında başta söylediğim noktaya getiriyor. Bu da bir çeşit politik ajanlıktır, başka bir şey değil. Çünkü bunun altı da dolmuyor. Nereden hareketle söylüyorum bunu? 2023 seçimlerinden önce Türkiye'de çok tuhaf bir olay yaşandı: Muhalefetin oylarını bölmek için, muhalefetteki üç güçlü partiye alternatif olacak üç parti kurduruldu. Söyleyeceklerim bu kadar.

Ruşen Çakır: Evet, gecikmeli ‘Hafta Başı'nı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Haftaya buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı