Hafta Başı (84): CHP'nin belirsiz geleceği

01.06.2026 medyascope.tv

1 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Hafta Başı’nı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi haftalar. ‘Hafta Başı’yla karşınızdayız. Kadri Gürsel'le haftayı konuşacağız diyorum, ama yine CHP konuşacağız Kadri. Ben bu sabah İBB Davasını takip etmek için yine Silivri'ye gittim. Duruşmanın ilk bölümünde bir şey olmadı ama en çarpıcı olay şuydu. İl başkanı sonradan geldi ama milletvekilleri yoktu. Hep birkaç milletvekili olur. Onların derdi daha büyük şimdi. Ankara'dalar.
Kadri Gürsel: Evet. Bir gündem kayması oldu. Öncelikler biraz değişti sanki.

Ruşen Çakır: Tabii. İBB Davası, CHP'nin başına geleceklerin gölgesinde kaldı. Ve tabii orada çok büyük belirsizlikler var. Bugün Silivri’den yaptığımız yayında da söylemeye çalıştım. İstanbul Büyükşehir Belediye davasında yargılananlar, özellikle tutuklular ve tutuksuzlar, bir şekilde CHP'nin bir parçası olarak görülüyorlardı. Çünkü 19 Mart'tan itibaren CHP çok ciddi bir direniş sergiledi. Hem Saraçhane'de hem de ardından mahkemede onlara sahip çıktı. Türkiye çapında mitingler oldu. Ekrem İmamoğlu her yere mesajlarını yolladı; mesajlar okundu. Şimdi CHP'nin kurumsal kimliğinden mahrum kaldılar.
Kadri Gürsel: Sadece kurumsal kimliği değil, altyapısı…

Ruşen Çakır: Maddi imkânlar, donanımlar.
Kadri Gürsel: Altyapısı, binalar, para.

Ruşen Çakır: Bu, davanın gidişatını etkiler mi etkilemez mi bilmiyorum ama…
Kadri Gürsel: O dengelenir zaman içinde. Ama şu ân acil, yakıcı bir gündem var. O gündeme yoğunlaşıyor tabii.

Ruşen Çakır: Evet. Ne diyorsun dava hakkında?
Kadri Gürsel: İBB davası mı?

Ruşen Çakır: Evet, bu bağlamda.
Kadri Gürsel: CHP derken, insanların aklını karıştırmak gerekmiyor. Sen ‘’seçilmiş CHP’’ diyorsun, aslında ‘’atanmış CHP.’’ Bir noktaya kadar galiba teksif etmek açısından en doğru ifade bu. ‘’Atanmış’’ ve ‘’seçilmiş CHP’’ ifadelerini kullanmak. ‘Seçilmiş CHP'nin ise CHP'nin sahip olduğu imkânlardan yoksun bulunduğunu vurgulamak gerekiyor. İBB Davasına olan ilgisini sürdürecektir. Ama bu, ‘’atanmış CHP'’nin sahip olduğu imkânlar ellerinde bulunmadığı için eskisi kadar güçlü olmayabilir. Fakat diğer taraftan da toplumsal muhalefeti bu noktaya ne kadar yönlendirebilir, yoğunlaştırabilirse, oradan da bir sonuç elde edebilir. Yani her şey tek başına araç, gereç, fiziki altyapı, bina, para demek değil. Neticede toplumun bir iradesi var. Muhalif toplumun bir direnci var ve ben bu dirençte bir şu aşamada bir azalma görmüyorum.  Siyasetin, varlığını sürdürebildiği ve de toplumsal muhalefete o 19 Mart'tan sonra olduğu gibi öncülük yapabildiği nispette, bu iki mecra buluşacaktır. İleride ne kadar devam ettirilebilir bu? Çünkü diğer taraftan da iktidarın hamleleri var ve bu, burada kalmış.

Ruşen Çakır:  Mesela yarınki grup toplantısı. Şimdi ‘’seçilmiş CHP’’ grup toplantısı yapacağını söylüyor. Açıkladılar, ama Meclis programında grup toplantısı yok. Kılıçdaroğlu Numan Kurtulmuş'a başvurmuş “Grup toplantısı yok” diye uyarmış. Ama normal olarak bakıldığında kurallara, usullere göre yapılabiliyor olması lazım. Yarın Ankara’ya gidip göreceğim. Bakalım. Ben yıllardır orada Baykal'ı izledim, Kılıçdaroğlu'nu izledim, Özgür Özel'i izledim. Yarın gidiyorum ama ne olacağını bilmiyorum. En kötü ihtimalle bahçeye çıkıp bahçede yapacaklardır.
Kadri Gürsel: Tabii toplantı yapmalarına engel olamazlar. Bunun adı ne olursa olsun, toplumun indinde bunun adı ‘’grup toplantısı’’ olacaktır elbette. Çünkü ‘’atanmış CHP'’nin şu an bir grup toplayıp toplayamadığı da belli değil. Bazı milletvekillerinden söz ediliyor ama şimdi bu milletvekilleri arasında, atanmış CHP'nin faaliyetlerine aktif olarak katılan, onu destekleyen, Kılıçdaroğlu'nun sözde bayramlaşması sırasında orada bulunanlarla, bir de sütre gerisine çekilip, kendisini gizleyip “Dur bakalım, ne olacak?” diyenler var.

Ruşen Çakır: Öyle çok kişi varmış.
Kadri Gürsel: Var tabii. Onlar muhtemelen saflarını daha sonra netleştireceklerdir. Şu açıdan da bu içinden geçtiğimiz günlerde ‘’seçilmiş CHP'’nin performansı, bu kişilerin safını seçmesi, son tercihini yapması bakımından önemli olacak tabii ki. Fakat neticede ortada bir mahkeme kararı ve rejimin desteği var. Çok kararlı bir destek görüyoruz rejimden. Burada, binalar, sosyal medya hesapları, paralar, araçların Kılıçdaroğlu'nun elinde ve hükmünde kalacağı gerçeği de söz konusu. Fakat tabii bu gerçeğe milletin ne kadar itibar edeceği de ayrı bir konu ki itibar etmediğini de görüyoruz şu aşamada, çok da önemli değil sanki.

Ruşen Çakır: Cumartesi günü Mansur Yavaş'ın tercihini Özgür Özel'den yana yapması çok anlamlıydı. Açıkçası bu kadar erken bir tavır alması beni biraz şaşırttı. Daha ortadan gider diye düşünüyordum ama net bir şekilde gitti. Özgür Özel'den önce konuştu. Anıtkabir’e beraber girdiler. Çünkü Kılıçdaroğlu'nun elinde hep Mansur Yavaş'ı aday gösterecek gibi bir şey var.
Kadri Gürsel: Kılıçdaroğlu'nun 2023’ten, yani kurultaydan önceki bütün seçim süreci boyunca ve öncesinde de Mansur Yavaş'la ilişkisinin hep çok iyi olduğu, çok yakın bir ilişki içinde oldukları bilinen bir gerçek. Ama tabii bu yakın ilişki her şeyin garantisi değil. Neticede ortada ayıplı bir vaka var. Mansur Yavaş, bu ayıbın ortağı olmak istemedi haklı olarak. Bu aslında ahlâki bir duruştu, protestoydu. Ama tabii bundan sonra işler ne yönde gelişir, onu da konuşuruz. Çünkü ayrı bir parti kurulması aşamasına gelindiğinde Mansur Yavaş'ın tavrı ne olur? Mansur Yavaş bağımsız aday olmak ister mi? O partinin adayı mı olmak ister? Bütün bunlar hep aslında önümüzdeki dönemde siyasetin ve tabii ki Mansur Yavaş'ın karşılaşacağı ikilemler olacak. Yine çeşitli kararlar vermek zorunda kalacak Mansur Yavaş.
Ben Mansur Yavaş adı üzerinde, yeni anlaşmaların, yeni uzlaşmaların pekâlâ mümkün olabileceği kanaatindeyim. O bakımdan, Mansur Yavaş'ın adımlarını çok dikkatli atacağını görüyorum. Bugüne kadar hep dikkatli adımlar atarak geldi bu noktaya, bundan sonra da hata yapacağını zannetmiyorum. Çünkü Mansur Yavaş bence çok önemli bir isim olacak, ama profilinin bu kadar yüksek olmaması da istenir herhâlde. Şu aşamada bir tavır belirlemek ve bir tutum almak zorunda kaldı. Orada geride duramazdı. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak geriye çekilemezdi. Bunu yapamazdı. En doğru olanı yaptı.

Ruşen Çakır: Cumartesi günü Kılıçdaroğlu'nu izledin herhâlde.
Kadri Gürsel: Elbette izledim.

Ruşen Çakır: Ben şöyle bir yorum yaptım: “Sadece Kılıçdaroğlu değil, Erdoğan'ı, Erbakan'ı, Deniz Baykal’ı, Bahçeli'yi, Muhsin Yazıcıoğlu'nu, çok sayıda siyasetçiyi dinlemiş birisiyim. Hayatta bu kadar kötü bir konuşmaya tanık olduğumu sanmıyorum.” Kesinlikle abartmıyorum, her anlamıyla kötüydü. Bu konuşmayı irticalen yapmış olsaydı “Aklına geleni söyledi ve yanlışlar yaptı” derdik. Okuyarak yapıyor, yani çalışılmış şeyler. Ve orada söylediği o kadar çok husus var ki, vaka çok ciddi. Tek bir tanesi bile. Mesela Casusluk davasını reel bir durummuş gibi söylüyor. Yolsuzluk konusundaki devlet ağzını kullanıyor. Tabii en çarpıcısı FETÖ’cülük muhabbeti. O dönemleri yaşamış, görmüş birisi olarak bunu nasıl yapar, neyi kastediyor anlamadım açıkçası. İsim de vermiyor. “FETÖ'cü arttıklarını temizlemediğim için özür dilerim” diyor. Ali, Veli, Hüseyin birisini söyle, değil mi? Yok. Ortaya atıyor. Sonra da birtakım FETÖ itirafçılarının Özgür Özel hakkındaki ifadeleri dolaşıma sokuluyor. Fethullah Gülen öldü, hâlâ FETÖ'nün ekmeğini yiyorlar ve Kılıçdaroğlu yiyor. Kılıçdaroğlu'na yıllardır bunu yapıyorlar. En çok yapan da Nedim Şener. Yıllardır Kılıçdaroğlu'nun FETÖ'cü olduğunu söyler. Şimdi çevirdi ve Özgür Özel'e söylemeye başladı. Akıl alır gibi değil. Bu ülkenin yoksulları, ülkedeki adaletsizlik, yoksulluk hiç yok. Mesela, “Bu CHP, bunlar kongreyi çaldılar ve iktidar yürüyüşümüzü engellediler. Biz tekrar CHP'yi iktidara götüreceğiz” dese… Böyle bir iddia hiç yok zaten. İktidar eleştirisi yok. Var mı?
Kadri Gürsel: Yok.

Ruşen Çakır: Hiç yok.
Kadri Gürsel: Seninle geçen yaz 30 Haziran 2025’te yaptığımız bir yayında https://medyascope.tv/2025/06/30/kurultay-davasi-ertelendi-kilicdaroglu-ne-yapmak-istiyor-video/ Kılıçdaroğlu'nun rahatsız olduğunu söylemiştim. Bunun ne anlama geldiği çok açık. “Sevil Hanım belki yardımcı olabilir kendisine” dedim.

Ruşen Çakır: Kim?
Kadri Gürsel: Sevil Hanım.

Ruşen Çakır: Evet, hatırladım.
Kadri Gürsel: Tabii o bir kinayeydi. Ondan sonra, “Kemal Bey böyle giderse…” dedim, ki o zaman da nasıl gittiği açısından bir şeyler hatırlatmak lazım: “Bu gidişle mutlak butlan 19 Mart'tan sonra, aslında hemen akabinde ortaya konulacaktı, uygulanacaktı. Fakat Saraçhane’deki dinmeyen protesto, iktidarın mutlak butlanı bir süre ertelemesine neden oldu” dedim. Ama neticede gerçekleşmesine engel olamadı muhalefet, yani CHP. Bu gerçekleşti. Ben “Kılıçdaroğlu bu tavrını sürdürürse, tarihe ‘CHP'nin haini ‘olarak geçecek” dedim 11 ay önce ve gerçekten önce “Gandi Kemal”, sonra “Halkçı Kemal” olarak alkışlanan, övülen, hatta “Halkçı Kemal” diye sloganlarla karşılanan Kılıçdaroğlu şimdi “Hain Kemal “oldu ve şimdi her yerde meydanlar “Hain Kemal” diye inliyor. Ben Kemal Bey'in bundan dolayı üzüldüğünü zannediyorum, tabii ki üzülür. Herkes üzülür ama bize ne, üzülürse üzülsün.
Esasen burada yaptığına bakmak lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’ni tasfiye ediyor Kemal Kılıçdaroğlu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, şu anki ‘’atanmış CHP’’ diyelim, bir bütün olarak tüzel kişiliğini siyaset dışına itiyor. Söylediklerine bakacak olursak, birincisi bir “güvenli liman” metaforu kullanıyor. Güvenli liman, siyasetin tasfiyesi ve tatil edilmesi demektir. Bir siyasi parti için kullanılabilecek, bir paradigma olarak ileri sürülebilecek en son benzetmedir ‘’güvenli liman’’ tanımı. Siyasi partiler güvenli limanlarda değil, açık denizlerde yol alırlar; bir rotaları vardır ve o rota doğrultusunda karşılarına ne kadar hırçın dalgalar çıkarsa çıksın, fırtınalar çıkarsa çıksın, kendilerini teçhiz ederler, bilgilerini arttırırlar ve o fırtınayı aşıp varacakları yer, rotaları doğrultusunda menzildir. Menzile varacakları yer güvenli liman değildir. Güvenli liman, çıktığın yerde bir kara, bir yer aramaktır. Bu güvenli liman benzetmesinin o kadar üzerinde durdu ki aslında bu, Kemal Bey açısından bu siyasetin sonu. Tabii sen de bahsettin, 19 Mart operasyonları, bütün CHP'li belediyelere karşı yapılan operasyonlar… Kaç belediye başkanı şu an hapiste? 19 mu, 20 mi?

Ruşen Çakır: Geçen gün Özgür Özel ziyarete gitti, uzun bir liste var.
Kadri Gürsel: Türkiye'nin iki siyasi haritasını koysak karşımıza, 31 Mart 2024 seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi haritayla, 19 Mart sonrası yapılan operasyonlarla CHP belediyelerinin indirilmesinin akabinde ortaya çıkan siyasi harita ne kadar hazin bir tablo olduğunu ortaya çıkartır. Milli iradenin 31 Mart 2024'teki tecellisine karşı bir âdli irade, bir siyasi irade faaliyete geçmiş bulunuyor ve bu milli iradenin ifadesini tamamen ortadan kaldırmak üzere bir faaliyet içinde. 
Şimdi Kılıçdaroğlu konuşmasında öyle şeyler söyledi ki: “Masum belediye başkanlarını kurtaracağım” dedi, yani birileri suçlu. Burada, “Partimi, Mustafa Kemal'in partisini mahkemelere düşürdünüz” diyor. Bu, tamamen bu operasyonlara meşruiyet kazandırmak ve mahkemelere düşen ve hapse atılan eski çalışma arkadaşlarının da suçluluğunu kabul etmek anlamına geliyor. Gerçekten siyasi suç bu. Hiçbir ahlâki ölçünün kabul edemeyeceği bir siyasi suç işliyor burada Kılıçdaroğlu. Yargının bir silah olarak CHP'ye karşı kullanılmasını hiçbir şekilde sorgulamaması korkunç bir şey. Ama diğer taraftan “Masum belediye başkanlarını kurtaracağız” demesi de masumların da içeride olduğu anlamını taşıyor. Bu nasıl bir çelişkidir? Bu çelişkiyi nasıl izah ediyor? Böyle bir derdi yok. Bununla “Benim safıma gelirseniz bana haber yollayın. ‘Ben seninle çalışacağım deyin…’ mesajını veriyor.

Ruşen Çakır: Pardon sözünü keseceğim, bu neye benziyor biliyor musun? Bugün yine Silivri'de böyle oldu. Bir tutuklu sanığın savunması vardı. Bir avukat geliyor, o tutuklu sanığın kendi avukatı olmayan avukat, ona “Şöyle, şöyle ifade ver, çık” diyor. Etkin pişmanlıktan yararlanıyor. Avukat kendi avukatı değil. Ama sonra geri çekiyor. O avukatın adını verdiler. Önemli değil kim olduğu. Hatırlamıyorum ismini. O avukatın etkin pişmanlıktan yararlanan beş tane müvekkili varmış.
Kadri Gürsel: Profesyonel bir şey bu. Bir acente gibi çalışıyor.

Ruşen Çakır: Tabii.
Kadri Gürsel: Etkin pişmanlık acentesi.

Ruşen Çakır: Kılıçdaroğlu'nun yaptığı da benzer bir şey. Yani, “Gelin bana, ben sizi kanatlarımın altına alayım.” Hatta ‘’Kılıçdaroğlu'nun kesinlikle destek vermeyeceği tutuklular’’ diye bir liste var mesela. Doğru veya yanlış ama şimdiden dolaşıyor. Bir diğer husus, burada söylenilen argümanların hemen hemen hepsinin uzun zamandır iktidar medyası, iktidar trolleri tarafından söylenen argümanlar olması. Onların hepsini sahiplenmiş oluyor. Mesela geçenlerde canlı yayında İzmir Milletvekili Mahir Polat çıkmış, Fatih Atik’e “Bu süreçte size çok teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız” diyor. TGRT Haber’e diyor bunu. Tamam, böyle düşünüyor olabilirsin de canlı yayında bunu söyleyecek kadar şirazesi şaşmış. 
Kadri Gürsel: O cenahtan TGRT Haber’e çıkan herkes önce TGRT'ye bir teşekkür ediyor. Mehmet Ali Kulat da yaptı aynı şeyi.

Ruşen Çakır: Onu izlemedim.
Kadri Gürsel: O da bir teşekkür ederek başlıyor. Burada bir örüntü var. O örüntüde de Kılıçdaroğlu aktif şekilde yer alıyor. Kılıçdaroğlu bu operasyonun bir parçası. Kılıçdaroğlu “CHP'yi, Atatürk'ün kurduğu partiyi mahkemelere düşürdünüz” diye suçladığı o mahkemelere düşürülme operasyonunun bir aktörü. Şöyle bakmak lazım: Birincisi, Kılıçdaroğlu 20 Mayıs'ta çıktı bir video ile konuştu; Mutlak butlan kararının 21 Mayıs’ta açıklanacağını haber aldı ve bunun parçası oldu. Kendisine yakın isimler, çok açık olarak ismini vermek lazım, en başından beri bu operasyonun resmi kanalı olarak tayin edilen TGRT'de…

Ruşen Çakır: Hâlâ öyle.
Kadri Gürsel: En başından beri. Hâlâ öyle tabii ve kendisine yakın isimler çıkıp bu örüntünün bir parçası oldular. Mesela bir tanesi Nuray Babacan. Nuray Babacan, CHP Kurultayında hediye edilmek için 1200 telefon alındığını ve faturalarının MEDYA AŞ tarafından alındığını 19 Mart'tan önce söyledi, değil mi?

Ruşen Çakır: Sıkı yalandı ama.
Kadri Gürsel: Tamam. Şimdi yine çıktı ortaya. Şimdi ne diyor?

Ruşen Çakır: “FETÖ” diyor. 
Kadri Gürsel: “FETÖ” diyor, ama aynı zamanda “MASAK” diyor. Şimdi bakacağız. “MASAK araştırma yaptı. Kıbrıs üzerinden 143 firmaya paralar dağıtılmış. Bunlar da kurultayın, delegelerin satın alınması için kullanılmış. Bunlar yakında ortaya çıkacak” dedi ve kayboldu.

Ruşen Çakır: Bir de Namık Tan'ın Tom Barrack’la mutlak butlan kararında yardım istemek için görüştüğünü söyledi.
Kadri Gürsel: Namık Tan bunu yalanladı ve “Tedavideyim” diye de bir açıklama yaptı sonra. 

Ruşen Çakır: Namık Tan o sırada hastanedeymiş.
Kadri Gürsel: Avrupa’da bir yerdeymiş. Bir açıklama yaptı.

Ruşen Çakır: Paris’te Avrupa Birliği Siyasi Komite toplantısını yarıda kesip Türkiye’ye dönmüş.
Kadri Gürsel: Dolayısıyla burada artık bu ikisinin, ‘’atanmışla’’ ‘’seçilmişin’’ bir şekilde uzun bir süre aynı tüzel kişiliğin adı altında hareket etmesi giderek güçleşiyor. Buradan seçilmiş CHP'nin bütün yolları tükettikten sonra ayrı bir oluşuma gitmek gibi bir hedefinin olduğu…

Ruşen Çakır: Bugün Ekrem İmamoğlu T24'teki Murat Sabuncu röportajında https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/imamoglundan-kilicdarogluna-dhili-bedhah-kayyim-diyorum-ben-ona-cunku-bu-partiyi-disaridan-yikamayanlar-simdi-iceriden-teslim-almak-istiyor,55480?_t=1780924835344 o konuya kapıyı açmış. Murat Sabuncu aynı gün, Resul Emrah Şahan'la yaptığı röportajı https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/resul-emrah-sahan-chpde-tum-direnis-kanallari-tikanir-icerisi-degisim-tasiyamazsa-yeni-olusum-tarihsel-zorunluluk-olarak-karsimiza-cikabilir,55468?_t=1780925000894 da yayımladı. O daha net bir şekilde söylüyor. Tabii ki Ekrem İmamoğlu'nunki daha önemli. İmamoğlu “Milletin desteğiyle her türlü yol meşrudur” gibi bir şey söylemiş. Şimdi tam cümle aklımda değil. Sonuçta onu düşünüyorlar belli ki. Yani ona mecbur kalabilirler.
Kadri Gürsel: Evet. Ona mecbur kalabilirler de…

Ruşen Çakır: Ama istemiyorlar.
Kadri Gürsel: İstemiyorlar ama istememelerinin karşılığı var mı? İstememekle ne elde edecekler? Sonuçta Kılıçdaroğlu'nu yalnızlaştırmak ve çalışamaz hâle getirmek. Ben Kılıçdaroğlu'nun bundan rahatsız olacağını zannetmiyorum. Şu an zaten ‘’atanmış CHP’’ bir faaliyette de bulunamıyor. Parti meclisini toplayamıyor, grup toplantısı yapamıyor, değil mi? Hiçbirini yapamıyor.

Ruşen Çakır: Çalışanları işten attı.
Kadri Gürsel: Bunu en kısa sürede yapması lazım. Kurultay düzenleyecekler ama yapamayacaklar. Bunu kendileri de pekâlâ biliyorlar. Çünkü yargı var atanmış CHP'nin arkasında. Yargıya gitmek zorundalar. Diyelim ki fiili olarak, keyfi olarak, ‘’atanmış CHP,’’ kurultay için toplanan imzaları “Tedbir kararı var. Henüz daha kesinleşmedi mutlak butlan” diye salladı argo tabiriyle. Uygulamadı. O zaman ‘’seçilmiş CHP'’nin yapacağı nedir? İşgal mi edecek CHP'yi? Hayır. Yargıya gidecek. Yargının ne yönde karar vereceği, nasıl davranacağı çok belli. Bu bakımdan, zaten bir ayrışma olmuştur. Bu ikisi zaten artık bir arada kalamaz. Ayrı bir örgütlenmenin olacağı kesin. Ben buna kesinlik atfediyorum. Olmazsa zaten bunu iktidar kazanmış olur. Yani CHP içi çatışma görünümü altında, iktidarın en çok da “Yeme de yanında yat” cinsinden isteyeceği, arzulayacağı şeydir. 
TGRT'nin atanması, bu olayda vazifelendirilmesi ile ilgili bir şey söyleyeceğim. TGRT İhlas Holding'e bağlı. Dolayısıyla doğrudan damadın kardeşi tarafından yönetilen yahut da organik olarak siyasal İslamcı hareketin içinden gelen Yeni Şafak gibi ya da Sabah Grubu veya doğrudan göbeğinden iktidara bağlı ve bağımlı olan Demirören grubu gibi değil. Sanki daha böyle göreceliymiş gibi bir hâl. “O da TGRT'nin kararı” gibi bir şey. Şimdi buradaki “Baba Ocağı” benzetmesi benim hiç hazzetmediğim bir söylem. Çünkü muhafazakâr, gelenekçi bir söylem. Ben muhafazakârlığın, gelenekçiliğin benzetmeleriyle yeni bir siyasetin inşa edilebileceği kanaatinde değilim.

Ruşen Çakır: Kadri bir düzeltme yapayım. Biraz önce Nuray Başaran’a “Nuray Babacan” dedin.
Kadri Gürsel: Babacan dedim, değil mi? Özür dilerim.

Ruşen Çakır: Aman aman yapma.
Kadri Gürsel: Özür dilerim, dilim sürçmüş. “Nuray Babacan” dedim. Özür dilerim. Nuray Başaran olacaktı. Çok özür diliyorum Nuray Babacan'dan.

Ruşen Çakır: Aman, evet.
Kadri Gürsel: İyi ki düzelttik yayın içinde. Şimdi bu ‘’baba ocağı benzetmesi, aslında tam da şu an zamanlıca, büyüyen evladın, başka bir vizyona, başka bir anlayışa, başka bir perspektife sahip olan evladın baba ocağını terk etmesi gerektiği âna doğru götürüyor bizi. ‘’Baba ocağı’’ öyle çok da öpüp başımıza konulacak bir şey değil. Babalar ve oğullar arasında kavga olur, gelişme de buradan çıkar. Yani nesiller arasında çatışma olmadan gelişme olmaz. Burada ‘’baba ocağı’’ esprisi güzel oturuyor. Bu baba ocağını terk etmenin zamanı geldi. Ben onu söylüyorum. Hiç hazzetmediğim bir söylem bence.

Ruşen Çakır: Tamam, anladım. Şimdi Tuncay Özkan şöyle bir açıklama yapmış. Biliyorsun Tuncay Özkan Kılıçdaroğlu'nun en yakınındaydı yakın zamana kadar. Demiş ki: “Özgür Özel'e FETÖ derseniz Silivri kalkar üzerinize yürür. Özgür Özel FETÖ karşıtı mücadelesiyle Ergenekon'da, Balyoz'da askeri casuslukta ve diğerlerinde mağdurlarla beraber oldu. Zulme direndi. Siyasette büyüdü. FETÖ karşıtı duruşu nettir; tartışma götürmez. O, karanlık günlerimizin dostudur, tanığıyız.” O da içeride tutukluydu. Bir de 15 Temmuz gecesi Meclisteydi.
Kadri Gürsel: Evet, doğru. Ama Tuncay Özkan aynı zamanda da, İmamoğlu-Kılıçdaroğlu ayrışması sürecinde de Kılıçdaroğlu’yla birlikteydi. Hatta sorumlu gösterilenlerden de birisidir mahfillerde, kulislerde. Yani bu adaylık konusunda sorumlu gösterilenlerden birisidir.

Ruşen Çakır: Son olarak şuna kısaca değinelim. Benim bugün çok yoğunum, onun için biraz erken bitirelim. Cansu Çamlıbel'in Bülent Kuşoğlu’yla röportajını https://t24.com.tr/yazarlar/cansu-camlibel/kilicdaroglunun-45-yillik-yol-arkadasi-kusoglu-devlet-akli-bir-seyler-kurguluyor-adayimiz-mansur-bey-de-ozgur-bey-de-olabilir,55478?_t=1780926087376 okumuşsundur.
Kadri Gürsel: Evet okudum.

Ruşen Çakır: Şimdi burada bir şey söyleyeyim. Cansu, Medyascope’tan bir alıntı yaptığı zaman Medyascope’un adını vermez, ama biz onun adını verelim. "Devlet aklı bizi seçti" diyor Bülent Kuşoğlu.
Kadri Gürsel: O, bir siyasi üçkâğıtçılık. Bülent Kuşoğlu siyasi üçkâğıtçılık yapıyor. Bu lafına böyle söylenir. Ortada devlet aklı falan yok. Ortada, devlete dönüşmüş bir siyasi hareket var. Zaten Bülent Kuşoğlu da çok katmanlı bir okuma sunuyor verdiği cevapta. Ben onu özellikle not aldım. Diyor ki: “Olası bir Cumhurbaşkanı değişiminde üst düzey 40-50 bin kişi birkaç gün içinde değişmek zorunda. 1800 kişi Cumhurbaşkanı ile birlikte hemen gidecek. Taşra teşkilatları, üst düzeyin yardımcıları vesaire birkaç yüz bin insan.” Bu ne demek? Yani bu insanlar da bir siyasi hareketin kadroları, militanları, sempatizanları neticede. Öyle oldu. Öyle olmasa zaten Türkiye'de bu siyasi gelişmeler yaşanmazdı. Nerede burada devlet aklı?

Ruşen Çakır: Her yerde.
Kadri Gürsel: Hayır, her yerde değil. Bu, iktidar aklı. Burada bir siyasi hareket devlete dönüşmüşse… Bülent Kuşoğlu devletten gideceklerin sayısını da veriyor. Bir cümle daha söyleseydi, söylediği şey şu olmalıydı, ama pozisyon nedeniyle söyleyemiyor: “Bunlar gitmemek için yapıyorlar. Bu birkaç yüz bin kişi iktidardan gitmemek için, devletten gitmemek için yapıyor bütün bunları” diyemiyor. Ne ahlâki cesareti var ne siyasi cesareti var. Gölgelerde yaşayan bir insan Bülent Kuşoğlu neticede. Şimdi de yine “Ben gölgelerde yaşıyorum” demeye getiriyor.
Ben burada uzun süredir hep söylediğim bir şeyi tekrarlamak istiyorum. Bülent Kuşoğlu, Kılıçdaroğlu ve ismini vermek istemediğim birkaç kişi daha… Bu, ders olsun Türkiye'nin siyaset sınıfına. Hayatlarının en verimli çağlarını yüksek mertebelerde devlet hizmetinde geçirmiş ve devletten emekli olduktan sonra siyasete atılmış insanların, devlete karşı boyunlarının kıldan ince olduğunu unutmamak lazım. Bu insanlar elbette büyük birikimlere sahiptirler, tecrübelidirler, bilgilidirler. Siyaset, onların deneyimlerinden, bilgi ve tecrübelerinden elbette faydalanmalıdır. Ama şu seviyede karar verici pozisyonlara geldiklerinde, bu tür vakalarla bizi karşı karşıya bırakabiliyorlar. Burada devlet aklı falan yok. Bu, bir mitoloji sadece. Burada bir iktidar aklı var. İktidarın milli irade karşısındaki direnişi var. Başka da bir şey yok. Bülent Kuşoğlu samimi değil, dürüst de değil. Bülent Kuşoğlu'nun söyleşisinin en kilit taşı, o söylediği ‘’devlet aklı.’’ Devlet aklının darbe yaptığı falan yok. Darbeyi devlet aklı yapmıyor. Darbeyi, devleti kullanan bir siyasi akıl ve iktidar yapıyor.

Ruşen Çakır: Şimdi en çok kullanılan laf “arınma.” Kılıçdaroğlu'nun lafı. Sen iyi bilirsin, arınma, 20. yüzyılda kimin temel önermesiydi? ‘’Uzun Bıçaklar Gecesi’’ olayını hatırla.
Kadri Gürsel: Kılıçdaroğlu’nun bunu o kadar bilinçli kullandığını zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Bilinçli kullanmıyor ama sonuç olarak…
Kadri Gürsel: “Ben Yunan felsefesine atfen Katarsis’i kastetmiştim” de diyebilir. Ama tabii Uzun Bıçaklar Gecesi kanlı bir geceydi.

Ruşen Çakır: Evet. Burada da kan akıyor.
Kadri Gürsel: Şiddet var burada aslında, zulüm var tabii.

Ruşen Çakır: Evet, bitirelim Kadri.
Kadri Gürsel: Ben tekrar Nuray Hanım'dan çok özür diliyorum. Dilim sürçtü.

Ruşen Çakır: Tabii. Hangisinden özür diliyorsun? Şimdi yine karıştıracaksın. Nuray Babacan Nefes’te yazıyor. Parlamentonun kıdemli muhabiri. Nuray Başaran, bir de sonuna yeni bir soyadı eklemiş, evlenmiş herhâlde. Ben tanığım, kendisi Fethullahçıdır. Ama birçok Fethullahçı gibi sonradan, son anda direksiyonu kırıp, eski misyonunu şimdi başka türlü sürdüren birisi. Gazeteci diyemeyeceğim. Bir ara Akşam gazetesinin Ankara temsilcisiydi. Oradan hatırlıyorum mesela. Onlarla, onların açtığı yolda yürüyen birileri var. Yolları hayırlı olsun diyelim. Evet, ‘Hafta Başı’nı burada noktalıyoruz. Haftaya tekrar görüşmek üzere. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı