Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını kimler nasıl engelledi?

25.04.2026 medyascope.tv

25 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. 5 Ocak 2020'de Tunceli'de bir genç kadın öğrenci Gülistan Doku kayboldu. O tarihten itibaren kendisinden haber alınamadı. Herhangi bir şekilde cesedi de bulunamadı öldüyse. Ailesi bu işin peşini bırakmadı ama devlet olayı kapattı. Fakat geçtiğimiz günlerde olay tekrar açıldı ve dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel tutuklandı. Başka tutuklamalar da var. Ve şu ana kadar yansıyan bilgilere baktığımızda bu olayın bir cinayet olduğu, her ne kadar Gülistan Doku'nun bedeni bulunamadıysa da, geri kalanlar en azından, bir cinayet olduğu yolunda çok yoğun bir şüphe var. Bilgiler var. Galiba deliller de var, ifadeler var. Ve iş dönüp dolaşıp valiye ve valinin oğluna geliyor. Ve bunları iktidarın yayın organı gazeteler bütün detaylarıyla yazıyorlar. Yani genellikle bu tür olaylarda olduğu gibi muhalif medyanın yazdığı şeyler değil. İktidar bunu yapıyor ve Adalet Bakanı Akın Gürlek de buradan büyük bir gururla bahsediyor.
Bir eski defterin tekrar açılması... Daha önce de söyledim. İyi oldu açılmış olması ama unutmayalım, bu olay nasıl örtbas edildi yıllarca. 2020-2026, 5 Ocak 2020'den bugüne... Dün Evrensel gazetesinin manşetinde genç meslektaşımız Zeynep Algedik çok iyi bir iş çıkarmış, tebrik ediyorum. Meclis tutanaklarında Gülistan Doku olayını araştırmış bulmuş ve o günden bugüne kadar muhalefet partileri TİP, DEM Parti ya da HDP, Cumhuriyet Halk Partisi, EMEP milletvekilleri de defalarca bu olayı gündeme getiriyorlar, araştırma önergesi veriliyor ve devlet ya da iktidar diyelim, iktidar partileri hep bunların üstüne yatıyor, geçiştiriyor, baştan savıyor. Ve soruşturmanın tamamlandığını söylüyorlar.
Şimdi onun öncesinde o tarihte, Zeynep Algedik'in bize gösterdiklerine bakmadan önce dönemin içişleri bakanı Süleyman Soylu'nun tekrar soruşturma başlayıp vali tutuklandıktan sonra Özgür Özel'e hitaben yaptığı bir sosyal medya paylaşımı var. Bayağı uzun bir paylaşım ve orada diyor ki: ‘‘Kimse bu işi siyasallaştırmasın. Gereği neyse yapılsın. Devlet töhmet altında kalmamalıdır. Bu soruşturmalarda ihmali ya da soruşturmayı akamete uğratacak müdahalesi olan herkes de suçlularla aynı akıbeti paylaşmalıdır.’’ diyor, galiba kendisini de işaret ediyor ve açıklamasının sonu ‘‘Vicdanı olmayan insan değildir.’’ diyor. Çok da güzel bir laf. Ve ben de size, zamanında Süleyman Soylu'nun iddialar hakkında ne söylediğine bir bakalım diyorum.

‘‘Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: ‘Bize haksızlık yapmayın. Bu konu bizim takibimizde. Bu konuyu HDP siyasallaştırmaya çalıştı. Bu siyaset meselesi değil.’’’

Evet, dün de onu demiş, bugün de onu diyor: ‘‘Siyasallaştırmayın.’’ Peki ne yapalım? Aynı Süleyman Soylu o tarihte ne diyor? ‘‘Bize haksızlık yapmayın. Bu konu bizim takibimizde.’’ Tamam. ‘‘Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın adli soruşturmasının takip edildiği ve Vali Tuncay Sonel hakkındaki iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır.’’ Hadi bakalım. İçişleri bakanı valiye kefil oluyor. Zaten valinin sosyal medya hesaplarına baktığımız zaman profil resmi Süleyman Soylu, birçok yerde Süleyman Soylu övgüsü var. Şimdi tekrar geçelim buraya. ‘‘Kim bu soruşturmayı akamete uğratacak müdahalesi olan bir şey yaptıysa suçlularla aynı akıbeti paylaşmalıdır.’’ diyen Süleyman Soylu'nun o tarihteki açıklamaları: ‘‘Vali aklandı, iddialar asılsız.’’ Şimdi ne oldu? Demek ki soruşturmayı layıkıyla yapmamışsınız. Niye 6 yıl sonra vali tutuklanıyor? İktidar değişmedi. Bakın, iktidar değişmedi. Aynı iktidar ve o tarihte bu olayı kapatmaya çalışan, ‘‘abartmayın bunu’’ diyen medya bugün uzun uzun valinin yaptıklarını, oğlunun arabasında çıkan cephaneliklerin resimlerini falan yayınlıyor. Niye oğlunun o tarihte silahı vesairesi olduğu üzerine herhangi bir şey yapılmadı? Vali Tunceli'den terfi edip Ordu'ya yollandı, ödüllendirildi. Devam edelim. Sadece eski İçişleri Bakanı Soylu değil; mesela en çarpıcılarından birisi ne diyor? AKP Denizli Milletvekili Cahit Özkan. Bir bakalım ne demiş.

‘‘AKP Denizli Milletvekili Cahit Özkan: ‘Katillerin kolluk güçleri tarafından korunduğunu iddia etmek, bakınız, cinayete ortak olmaktır. Bunun kabulü mümkün değil. Bunu kabul edemeyiz.’’’

Şimdi kim tutuklandı? Dönemin valisi tutuklandı. O tarihte değişik iddialar dile getiren yetkililerin olayı yeterince soruşturmadığı, hatta bir şekilde olayla ilişkileri olabileceği yolundaki iddiaları devlete karşı çıkma olarak tanımladınız ve şimdi aynı devlet, aynı iktidar valiyi tutukladı. Ve bir kadın milletvekilinin, Diyarbakır milletvekilinin, bölgenin milletvekilinin — AK Partili tabii — yaptığı açıklama utanç verici. Bir dinleyelim:

‘‘‘Yeter artık. Her aşk intiharını burada mı konuşacağız? Her intihar, her aşk intiharı bu yerin gündemi değildir.’ diyen AKP Diyarbakır milletvekili Oya Eronat, HDP'li vekillere karşı, ‘Belki de siz yaptırdınız, dağa götürmüş olabilirsiniz.’ diye konuştu.’’

Şimdi diyelim ki o tarihte Gülistan Doku olayının ne olduğu belli değildi. Ailesi cinayet iddiasını gündeme getiriyor. Ortada iz yok ve Meclis’te birileri bu olayın aydınlatılmasını istiyor. Bugün yapılanın o gün yapılmasını istiyor ama yapılmıyor. Ve iktidar partisinin milletvekili, bölgenin milletvekili, bir kadın milletvekili ve bir genç kadın kaybolmuş, empati bir yana "aşk intiharı" diye bunu tanımlıyor. Adını koyuyor. O değilse "dağa çıkmıştır" diyebiliyor. Ve bir tane daha var. Onunla da bitirelim. Yine bölgeden bir milletvekili, Osman Nuri Gülaçar, Van milletvekili. Onu da dinleyelim. Sonra toparlayalım.

‘‘AKP Van milletvekili Osman Nuri Gülaçar: ‘HDP'nin yeni bir provokasyonu mu bu? Aylardır yoklardı. Niye şimdi? Niye bugün? Vallahi istismar ediyorsunuz.’’’

‘‘Yıllardır yoklar.’’ ‘‘Böyle devam edelim.’’ ‘‘Niye şimdi?’’ ‘‘Niye bugün?’’ Adalet yerini bulacaksa ne kadar erken olursa o kadar iyidir. Ama geç de olsa adaletin yerini bulması iyidir. Şimdi soruyor musunuz, "Niye şimdi, nereden çıktı bu?" diyor muyuz? Diyor mu bu kişi? Ben diyorum ama. Neden diyorum? Niye bu olayın o tarihte, zamanında üstüne gitmediler, devamını getirmediler? Neden o tarihte layıkıyla soruşturulup vali ve oğlu gözaltına alınmadı ve tutuklanmadı? Çünkü o tarihler bir güç gösterisi tarihleriydi. Belli bir gücü vardı AK Parti'nin, iktidarın ve her türlü şeyi örtbas etme yeteneği vardı.
Bu tek olay değil; birçok olay var böyle birbirinden farklı yerlerde, ülkenin değişik yerlerinde yaşanmış. Kimi zaman AK Partili milletvekillerinin, eski milletvekillerinin dahil olduğu, doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olduğu, yetkililerin örtbas ettiği iddia edilen çok olay oldu. Bunların üzerine yatıldı. Çünkü gösterilecek en ufak bir zaafın, yani iktidarı, iktidar yetkililerini ve milletvekillerini zanlı durumuna düşürecek herhangi bir şeyin iktidarı rahatsız edeceği düşünülüyordu. Ama bugün başka bir yere geldik. Artık bu dosyalar bir hesapla, nasıl bir hesap bilmiyorum ama bir hesapla siyasi anlamda iktidarın içine düştüğü siyasi krizden belli ölçülerde sıyrılmasının imkânı hâline getiriliyor. Şöyle ki; Türkiye'de yargının bağımsız olmadığı, tarafsız olmadığı kanıtlanmış durumda. Özellikle de CHP'li belediyelere yönelik operasyonlarla kanıtlanmış durumda. Şimdi "bağımsız yargı, her şeyin peşine düşen yargı, kim olursa olsun" diye bir hamle başladı.
Sonuçta siyasi niyetleri ne olursa olsun bu hamle iyi bir hamle. Gülistan Doku olayının aydınlatılması keşke bir an önce olsa, sorumlular ceza alsa. Ama tekrar geliyorum; Süleyman Soylu'nun dediği gibi, bugün dediği gibi bu olayın kapatılmasında, üstünün örtülmesinde katkıda bulunmuş her kim varsa onların da bir şekilde cezalandırılmasına Türkiye'nin ihtiyacı var. Bu haliyle bakıldığı zaman gelişmeler, Gülistan Doku'nun ailesinin, yakın çevresinin yaptığı açıklamalardan da onu anlıyoruz, umut verici. Umarım bu umutlar boşa düşmez ama tekrar tekrar bunların nasıl örtbas edilmek istendiğini, "Ne var bunda, intihar etmiştir. Siz de amma şey yapıyorsunuz, her şeyi siyasallaştırıyorsunuz." muhabbetlerinin siyasi olarak ne anlama geldiğini bu olay bize gösteriyor. Bu anlamıyla bakmak lazım. Ve tekrar Evrensel muhabiri arkadaşımız Zeynep Algedik'i tebrik ediyorum. Evrensel gazetesine de bu yaptıkları iyi gazetecilikle takdirlerimi belirtiyorum.
Bugünün ithafı; çok utanıyorum ama bugüne kadar yapmamışım. Yaptığımı sanıyordum, yapmamışım. Dün kendisinin bir videosu çıktı karşımıza sosyal medyada. Biz de Medyascope'ta koyduk. İsterseniz önce o videoyla başlayalım. Tayfun Kahraman bakalım bize nasıl sesleniyor. Sonra Tayfun Kahraman üzerine konuşalım.

‘‘Merhaba, ben Tayfun Kahraman. Bugün Silivri Cezaevi'ndeki hücremde dördüncü yılıma giriyorum. 4 yıl yani 1460 gün. Her akşam bir demir kapının arkasında ailemden uzakta uyudum. Tüm bu yaşadıklarımın benim şahsımla ilgili olmadığını biliyorum. Tutukluluğum olağanüstü bir dönemde yaşanan olağan dışı olaylardan biri. Elbette tarihte bu tip dönemler gelir ve elbette bir gün geçer. Haklı ve masum olmanın vicdan rahatlığı ile adaleti bekliyorum. Bu 4 yılda hem dostlarımdan hem hiç tanımadığım insanlardan hem de hiç beklemediğim kesimlerden çok büyük destek gördüm. Kutuplaşmış siyasete, bölünmüş hayatlara rağmen bu desteği görmek umudumu diri tuttu. Haklılığın gücüne, halkımızın vicdanına inancım asla sarsılmadı. Güzel günlere olan inancımı yitirmedim. Siz de yitirmeyin. Çocuklarımızın daha güvende olduğu, ülkemizin huzur bulduğu çok daha güzel günlere birlikte kavuşacağız.’’

Evet, Tayfun'la Silivri'de tanıştım. Daha önceden biliyordum kendisini. Çünkü kendisi şehir planlamacısı. Şehir Plancıları Odası’na 9 yıl başkanlık yapmış ve Gezi Direnişi sırasında Taksim Dayanışma Platformu'nun sözcüsüydü. Hatta platform adına dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşen heyette de yer almış birisiydi. Benim Tayfun'la şahsen tanışmam aynı davada tutuklu olan arkadaşım Hakan Altınay'ın görüşçüsü oldum ben, yani kayıtlı ziyaretçisi. Hakan'ı görmeye gittiğimde Tayfun'u ve Can Atalay'ı da, beraber kalıyorlardı çünkü üçü, görüyordum ve orada sadece Tayfun'u değil tabii ki eşi Meriç'i ve kızları Vera'yı da görüyordum. Bu fotoğrafın çekildiği salonu da biliyorum. Orada biz de Hakan'la, Hakan'ın oğluyla fotoğraflar çekildik ve işte Tayfun orada suçsuz yere, 4 yıla yaklaşıyor, tutuklu bulunuyor. Beylikdüzü'nde Ekrem İmamoğlu ile beraber çalışmış. Sonra Büyükşehir Belediyesi'nde çalıştı. İşinin ehli bir şehir plancısı ve bu yüzden sorumluluk duygusuna haiz birisi olduğu için iktidarın kadrine, zulmüne uğradı. Zulmü sadece kendisi yaşamıyor; tüm ailesi, sevenleri yaşıyor. Anayasa Mahkemesi'nin hakkında kararı var 31 Temmuz 2025'te, adil yargılama olmadığına dair ama Tayfun da tıpkı Can gibi, tıpkı Osman Kavala gibi, Selahattin Demirtaş gibi, diğerleri gibi tutuluyor. Siyasi iktidarın hukuk dışı bir uygulamasıyla tutuluyor. Umarım en kısa zamanda çıkar, bu arada Vera da adım adım büyüyor, bir an önce babasına kavuşur. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
03.05.2026 Soylu mu siyaseti bırakıyor, siyaset mi Soylu’yu?
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
26.04.2026 Muhtemel CHP iktidarı kimleri korkutuyor?
25.04.2026 Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını kimler nasıl engelledi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
24.04.2026 Haftaya Bakış (313): Erdoğan sürece mührünü vuracak mı? | CHP'nin yeni yol haritası
23.04.2026 23 Nisan arifesinde Silivri’de olmak
22.04.2026 Artık Avrupalı sayılmıyor muyuz?
21.04.2026 CHP “darbe mekaniği”ne karşı ne yapabilir?
21.04.2026 Öcalan: “Davul boynumda ve her gelen vuruyor“
03.05.2026 Soylu mu siyaseti bırakıyor, siyaset mi Soylu’yu?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı