Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek

04.10.2026 medyascope.tv

4 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Genellikle hemen hemen her yayında diyelim, istisna oldu, ithafımı sona saklarım ama bugün ithafımla başlayacağım. Profesör İoanna Kuçuradi'den bahsetmek istiyorum. Kendisi Türkiye'de felsefe denince akla gelen ilk isimdi, ilk isimlerden biri değil, ilk isimdi. 90 yaşına 3 gün kala, önceki gün hayatını kaybetti İoanna Hoca. İnsan hakları üzerine çalışan birisiydi esas olarak. İnsan hakları felsefesi üzerine kafa yoran birisiydi ve hani o çok kullanılan, bazen de anlamsız yere kullanılan ‘‘hocaların hocası’’ tabirini tam anlamıyla hak eden birisiydi. Mütevazı birisiydi, çok ortalığa çıkan birisi değildi. Her taşın altından çıkmazdı. Şimdi son dönemde biliyorsunuz özellikle sosyal medya ile beraber sosyal bilimlerde, edebiyat ya da felsefe gibi alanlarda varlık gösteren akademisyenlerin bazıları her şeye musallat olma gibi bir huya sahip oldular. O eski türün, eski tür akademisyenlerin yaşayan son örneklerindendi.
Kendisi Rumdu. Rumdu diyorum ama inanın bana Rum olduğunu çok fazla bilmiyordum, çok da dert etmiyordum açıkçası. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı birisi olduğunu biliyorduk. Adından gayrimüslim olduğunu biliyorduk. Başka bir yerden de olabilir, Balkanlar'dan ya da başka bir ülkeden göç etmiş bir ailenin çocuğu da olabilirdi ama kendisi Türkiye'de İstanbul Rumlarından, Ada'da yaşamış, özellikle 6-7 Eylül olaylarında, pogromunda Ada'daymış, onu öğrendim. Böyle birisiydi ama biz onu dinî yönüyle ya da hangi etnik gruptan ya da dinî inanıştan diye bakmayıp ne dediğine bakıyorduk, nasıl bir hoca olduğuna bakıyorduk ve onu takdir ediyorduk. Kendisiyle tanışma imkânım bir kere olmuştu ama çok kısa. Onun dışında hep uzaktan izleyen birisiyim ve kendisinden çok onun hakkında insanların söylediklerini biliyorum ve genellikle çok çok iyi şeyler söyleniyordu. Saygı gören bir isimdi Kuçuradi Hoca ve aramızdan ayrıldı. Ayrıldıktan sonra da hep diyeceğim, istisnalar var, birazdan çok iğrenç bir örneğini göstereceğim, iki örneğini açıkçası. Orada kendisi tüm Türkiye tarafından, daha doğrusu tüm Türkiye derken tabii ki felsefeyle ilgilenen, düşünceyle, insan haklarıyla ilgilenen vatandaşlar tarafından saygıyla uğurlanıyor.
Ama şöyle bir örnek var mesela. Bu Ekşi Sözlük’te çıkan bir şey: ‘‘Kim diye baktım Rum çıktı. Çok da önemli değilmiş’’ demiş birisi. Açıkçası tabii şunu diyeceksiniz, haklı da olabilirsiniz: ‘‘Ekşi Sözlük’e ne bakıyorsun?’’ Evet, orasının başladığıyla geldiği yer arasında çok büyük bir fark var ve ben artık normal şartlarda pek takip etmiyorum, etmemeye çalışıyorum ama böyle şeyler önüme düştüğü zaman şaşırmadan bunu görüyorum. Bir diğer örnek de, evet çok acayip bir örnek, onu da size vereyim. AKP hükümetinin diyelim, AKP iktidarının ‘‘resmî entelektüeli’’ olarak tanımlayabiliriz; Yusuf Kaplan adındaki Yeni Şafak’ta da yazan kişi. Uzun bir şey yazmış, hocanın güzel bir resmini koymuş. Diyor ki: ‘‘Bir iyilik perisiymiş gibi lâfı çok dolaşıyor ortalıkta. Ne demiş? ‘İster sevelim ister sevmeyelim, marifet sevmediğimiz insanların da insan haklarını korumaktır.’’’ Bu Kuçuradi Hoca'nın lâfı. Ve Yusuf Kaplan denen kişi şöyle diyor: ‘‘Aynen böyle demiş ama boş lâf etmiş ya da hiç de öyle dediği gibi hareket etmemiş’’ demiş ve şöyle bir lâf var: ‘‘Ölmüş kişinin arkasından konuşmayız biz. Şükranla anmak isterdim. Bu tweeti de ölmüş birisinin arkasından yazdığım için üzgünüm. Çok da haz alarak yazmıyorum. Her şeye rağmen özür dilerim’’ deyip hocayı Bizans çocuğu olarak tanımlıyor. Neden Bizans çocuğu olarak tanımlıyor? Tabii ki onun Rum olmasından hareketle. Şimdi bu kişiler din adına, İslam adına konuşan kişiler. Yusuf Kaplan örneği açıkçası siyasi iktidarın kültürel anlamda; kültürel iktidarı elde edememe gibi bir şeyi var biliyorsunuz Erdoğan iktidarının, hayal kırıklığı var. Zaten bunu gördüğünüz zaman, bu tür adamları gördüğünüz zaman kültürel iktidarı elde etmenin ne kadar nafile olduğunu da görüyorsunuz. Çünkü bu kişiler düşünce üretmiyorlar. Düşünce üretenlere hakaret etmeyi, haklarında iftiralar atmayı vesaireyi maharet biliyorlar.
Şimdi buradan aynı kişinin yer aldığı bir fotoğrafa geçelim. Bu da bir sosyal medya paylaşımı. Burada şöyle bir şey deniyor, bakın. Fotoğrafta Üsküdar'da atanan kişi var. Üsküdar'da atanan kişi var ve anladığım kadarıyla ben bunu kayda aldıktan sonra kendisi silmiş bunu yapan kişi diyeceğim. Kim olduğunu da birazdan size söyleyeceğim. Çok ibretiâlem bir şeydi. Mehmet Kırtorun diye birisi. ‘‘Tohum saçıldı bir kez, fırtınalara inat. Kendi gökkubbemizin idrakinde, medeniyet tasavvurumuzun izinde yürüyen asil gençlik yarınları kurtaracak’’ demiş, #üsküdar diye bir etiket yapmış. Şimdi yanda ne var? Mehmet Kırtorun denen şahıs var. Kim olduğunu bilmiyordum. Çok da önemli birisi değil belli ki. Ve yanında tabii ki demin sözünü ettiğimiz Yusuf Kaplan var ve en yanında da bunların Üsküdar Belediye Başkanvekili seçilen adını unuttuğum ve çok da merak etmediğim kişi var. Şimdi burada ne görüyorsunuz, bu fotoğrafta? Üsküdar'da bir millî iradenin gaspı olayını yaşamış bir ülkeyiz ve burada bu şahıs Belediye Başkanvekili olan şahıs nasıl oldu? Önce tabii ki belediye başkanı içeri atıldı. Sonra belediye meclis üyeleri ne oldu? Belediye meclis üyeleri hapse atıldı. Şu oldu, bu oldu. 3 CHP'li transfer edildi AK Parti'ye. Ayrıca da 3 CHP'li meclis üyesi bu kişiye oy verdi ve seçildi. Burada açık bir millî irade gaspı görüyorsunuz. Kimi zaman yargı, kimi zaman havuç ya da sopayla birilerini devşirerek kazanılmış sözüm ona bir Üsküdar var ve burada bizim bu arkadaşlar ‘‘asil gençlik yarınları kurtaracak’’ diye böyle poz verebiliyorlar. Buna ne denir? Buna açıkçası ar damarı çatlamak denir.
Şimdi İoanna Hoca'dan buraya nereden vardın diyeceksiniz. Şuradan vardım. Din, iman ve ahlak; bu öteden beri tartışılan bir husus: Din ahlakı getirir mi? Türkiye'de İslami hareketin, her türlü İslami cemaatin en büyük iddiası ahlakın elden gittiği, bunun nedeninin de dinden uzaklaşma olduğu iddiasıdır ve ahlakın yeniden ihyası için neye ihtiyaç var; dindarlaşmaya ihtiyaç var. Hep bu söylenegeldi. Benim zamanımda okullarda din ve ahlak dersleri vardı. Hâlâ öyle mi bilmiyorum. Birlikte telaffuz edilirdi ve ne deniyor? İnsanların ahlaklı olabilmesi için dindar olmaları lazım. Bu önermenin bir de daha ilerisi tabii Türkiye söz konusu olduğunda; dindar olmanın ötesinde Müslüman bir dindar olmak. Vakti zamanında eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Süleyman Ateş bir Kur'an tefsiri yazmıştı ve o Kur'an tefsirinin en çarpıcı sözü, saptaması şuydu: ‘‘Cennet Müslümanların tekelinde değildir. Yani bir insan Müslüman olmasa da iyi ahlak sahibiyse, iyi amel sahibiyse pekâlâ onun da yeri cennettir’’ demişti ve kıyamet kopmuştu. Hocayı aforoz etmeye kalkmışlardı, ‘‘Nasıl olur cennete Müslüman olmayan birisi girer?’’ diye. Şimdi böyle bir ortamda bakıyorsunuz bir tarafta İoanna Kuçuradi var. Müslüman değil. Evet, Rum. Ne kadar dindar ne kadar değil bilmiyoruz. Çok da umursamıyoruz açıkçası. Bize o ürettikleriyle bir şeyler sundu. Yetiştirdiği öğrencilerle Türkiye'ye bir şeyler sundu ve bunun üzerinden bir değerlendirme yapıyoruz. Onu seviyoruz ya da sevmiyoruz ve ölümünden sonra gelen tepkilere bakarsak sevenlerin sayısı hayli fazla. Ama öte yandan birileri hoca sırf Rum olduğu için ya da Müslüman olmadığı için daha baştan onun üzerine çarpı atıyorlar. Ama bu arada kendileri ne yapıyor? Mesela Üsküdar'da katakulli ile belediyeye çöküyorlar.
Onun dışında tabii ki başlığa da çıkarttığımız son olay. Fon olayında bir bakıyoruz isimlerin önemli bir kısmı AKP iktidarıyla ilişkili ve dindar olarak bilinen kişiler. Mesela Fatma Betül Sayan Kaya. Adını artık öğrendik. Zordu ama öğrendik. Kendisi ne yaptı? Burada ilk ortaya çıkan büyük vurgunlardan birisini yapan eski bakan ve en son olarak da AK Parti'nin sosyal işlerden sorumlu genel başkan yardımcısıydı. Tabii bu büyük bir şaşkınlık ve infial yarattı. İşler karıştı. Özellikle de iktidar çevresinde ve İslami olarak tanımlanan çevrelerde bir şok hâli oldu. Yani bu kişiyi savunmak mı lazım, karşısına çıkmak mı lazım? Ama bu kişi başörtüsüyle bilinen bir kişi. Bildiğim kadarıyla başörtüsü yasakları döneminde Bilkent'te okurken bu konuda yasağa karşı mücadele eden de birisi ve açıkçası fon vurgunu ortaya çıkana kadar bir tür bu hareketin, İslami hareketin sembollerinden birisiydi. Yani işte rol modeliydi. Yani ‘‘sizin insanlarınıza karşı bizim insanlarımız’’ denilen bir olaydı. O anlamda öyle birisiydi. Fakat bir baktık 4 ayda paraları götürmüş. İade ettiği söyleniyor. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Çok da önemli değil. Ama bunun yarattığı bir şaşkınlık var belli kesimlerde ve bir bakıyoruz eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş çok kızmış. Diyor ki, ‘‘Bir başörtülünün yaptığı yanlışı gündeme getirerek başörtüsüne ve başörtülülere dil uzatmak büyük haksızlıktır, hatta ahmaklıktır. ‘Suçun şahsiliği’ prensibi hem Kur'anî'dir hem evrenseldir.’’ Bunu diyen Ali Erbaş'ın Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da biliyoruz. Ben gazeteciliğe başladığımdan beri, öncesinde de ilgim vardı ama özellikle gazeteciliğe başladığımdan beri Diyanet İşleri Başkanlarının hepsini olabildiğince yakın merceğe almaya çalıştım. Benim gördüğüm en kötü Diyanet İşleri Başkanıydı. Onun döneminden geriye paralı işler dışında, makam arabaları, şunlar bunlar dışında pek bir şey kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. Şimdi panik hâlinde ‘‘Bir başörtülünün yaptığı herkese teşmil edilemez’’ diye rol çalmaya ya da olayın önünü, bir şeyin önünü kesmeye çalışıyor.
Bakın, bu iş dinle, imanla olacak bir iş değil. Hani ne derler? Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz. Mesela paranın Fatma Betül Sayan Kaya'da olduğu bilinmiyordu, para çıktı, milyarlar çıktı. Bu iş dinle olacak bir şey değil. Hele AK Parti iktidarı, 25. yılına gelen AK Parti iktidarında dindar kimliğe sahip insanların yani bütün amaçları iddiaya göre öbür dünyaya hazırlık olan insanların, öbür dünyaya hazırlanırken bu dünyanın nimetlerini de nasıl haksız bir şekilde talan ettikleri konusunda çok örnek var. Tabii ki herkes böyle değil. Herkesin günahını almamak lazım ama hepimizin bildiği, benim çok yakından bildiğim, şuradan dolayı söylüyorum; İslami hareket üzerine çalıştığım için, bu hareket muhalefetteyken tanıdığım birtakım insanların, bu Refah Partisi'nde sonradan AK Parti'de olanlar olabilir ya da değişik cemaatlerde, tarikatlarda olan insanların hayatlarının ve yaşam tarzlarının iktidarla birlikte nasıl değiştiğine tanıklık etmiş birisiyim ve burada bunları yaparken din, iman, öbür dünya çok da fazla umurlarında değildi ve değil. Buna hepimiz bir şekilde tanıklık ediyoruz. Dolayısıyla tekrar başa dönecek olursak, İoanna Kuçuradi, dinî, hangi dinden olduğu, dinle ilişkisinin nasıl olduğu vesaire bütün bunların hepsi bir yana iyi bir insandı. Biz onun iyi bir insan olduğuna tanıklık ettik. Uzaktan yakından tanıklık ettik. Tabii ki eleştirenler, kendisinden memnun olmayan öğrencileri vesaire hepsi vardır. Yani kimseyi de böyle çok ilahlaştırmamak lazım ama onun iyi bir insan olduğuna tanıklık eden çok kişi var ve burada — genç hâlini görüyorsunuz şu anda — işin içerisine başka bir şey giriyor. İşin içerisine ne giriyor? Dinden bağımsız ahlak diye bir şey var ve o ahlak herkeste olabilir ya da olmayabilir. Burada kıstas din değil. Olmadı, olmayacak. Dindarlıklarını göstererek ahlaksızlıklarını perdelemeye çalışan insanlara karşı ahlaklı bir şekilde durabilmek lazım.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
28.09.2026 Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak
28.09.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Menderes, İnönü, Demirel, Özal: Dış politikada özerklik tarihi
27.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı