Fethullah Gülen’in yeğeni Ebuseleme Gülen ile söyleşi: “Çok günahımız var, îtiraf etmeliyiz”

06.06.2024 medyascope.tv

6 Haziran 2024’te medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Amerika Birleşik Devletleri’nden bir konuğumuz var: Ebuseleme Gülen. Kendisi Fethullah Gülen’in yeğeni ve son günlerde yaptığı açıklamalarla, ifşâatla gerçekten ortalığı bayağı karıştırdı. Kendisiyle bu açıklamaları ve bunların ne gibi sonuçlara yol açtığını, açabileceğini konuşacağız. Merhaba Ebuseleme Bey, nasılsınız?
Ebuseleme Gülen: Merhaba efendim, çok iyiyim. Sizler nasılsınız?

Ruşen Çakır
:Sağ olun. Açık söyleyeyim, sizin yapıda, Fethullah Gülen’in Ebuseleme adında bir yeğeni olması biraz şaşırttı beni. Sanki El Kaide militanının kod ismi gibi.
Gülen: Evet, sert bir isim.

Ruşen Çakır
:Siz Fethullah Gülen’in kardeşi Mesih Gülen’in oğlusunuz. Yani öz yeğenisiniz, değil mi?
Gülen: Evet, Fethullah Gülen amcam. 

Ruşen Çakır:Ve aynı zamanda onun hareketinin de bir parçasısınız, öyle değil mi?
Gülen: Evet, bu hareketin içinde doğdum, sevdim ve kabullendim de. Ama son 20 yılda olanlar insanları rahatsız ediyordu. Bu yeni bir şey değil. Yani tüm kurumlarda konuşulan, gittikçe artan, çığ gibi büyüyen bir “Aman sus!” hâli vardı. Bunlar birikti, birikti ve artık bir noktaya geldi. İnsanlar hapislerde. Bir şeyleri daha fazla saklamanın anlamı yok. Oradaki mâsumlar o kadar bağlılar ki dâvâlarına, saf duygularla hâlâ buraya para göndermeye çalışıyorlar. Dâvâda bir sıkıntı yok zâten. Sorun, yönetim kadrosunun açgözlülüğü. Yamyam gibi her yere, her kuruma, bütün kılcallara yayılmaya çalışması, devleti ele geçirmeye çalışması. Tek sorun bu. Yoksa kimsenin Cemaat’le, Cemaat’in insanıyla ilgili bir derdi yok; bunu bütün Türkiye biliyor.

Ruşen Çakır: Siz bir açıklamanızda, “Benim hayâtım 15 Temmuz’da bitti” diyorsunuz. Anladığım kadarıyla, bu sâdece sizin için değil, bu hareketin içindeki birçok insan için de çok ciddî bir kırılma noktası oldu. O zamandan bu zamâna, başta amcanız Fethullah Gülen olmak üzere, bu hareketin yetkili isimleri sizleri iknâ edecek bir açıklama yapmadı.
Gülen: Doğru. Barbaros (Kocakurt) Bey, dün sosyal medya hesâbından, kâğıttan okuduğu iki dakikalık kısa bir açıklama videosu paylaştı. İnsanlar samîmî buldu mu bilemiyorum. Zâten o, söylemesi gerekeni söyledi. Aksini söylese, “Evet, Ebuseleme doğru söylüyor” dese, belki de, kırmızı bültenle arandığı için, ertesi gün teslim edileceğini biliyordu. Bu yüzden tabiî ki söylemesi gerekeni söyledi. Onu da anlıyorum. O da korkuyor; korkmalı da.

Ruşen Çakır: Barbaros Kocakurt diye birisinden bahsediyorsunuz. Kendisi bu mahrem yapının en önemli isimlerinden birisi. Diyorsunuz ki: “Barbaros Bey, bir kişiyle yaptığı görüntülü konuşmada, ‘Paşam, hürmetler. Sizleri çok seviyoruz. İnşallah yakında bu zâlimlerden kurtulacağız. Sizin de sâyenizde bütün Türkiye bayram edecek. Az kaldı inşallah’ dedi”.  Siz Barbaros Bey’in bu konuşmayı yaptığını anlattınız. Barbaros Bey de hem yazılı olarak hem de bir video paylaşımıyla kamuoyuna bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Şerefim üzerine yemin ediyorum ki böyle bir konuşma olmadı”. Siz gerçekten olmamış bir şeyi söylemiş olabilir misiniz?
Gülen: Böyle bir şeyi neden yapayım? Kendi hayâtımı, kariyerimi, ismimi neden riske edeyim? Şu an herkes bana sırtını dönmüş durumda. Bir menfaatim yok. Neden böyle bir yalan uydurayım? Zâten sekiz yıldır bunun vicdan azâbıyla yaşadığım için patladım. Bu yeni bir şey değil. Eninde sonunda ortaya çıkacak. O olayın başka şâhitleri de var. Ben korkumdan şu an isim veremiyorum. Zâten mesele de bu. İnsanlar korkuyor. Ahmet Bey, “Konuşturmuyorsunuz” dedi ya? Konuşamıyorum. Şu an sizinle samîmî konuşuyorum, ama bir yandan da, “Aman dikkat et! Söylediğin bir kelime Türkiye’deki birinin başını yakabilir ya da zâten hapiste olan bir insana ekstra yük çıkarabilir” diye düşünüyorum. Hani birini şâhit gösteririm anlamında. Adamın bir suçu yok, orada, ama konuşmalara sâdece kulak misâfiri olmuş, beni destekleyebilir durumda. Ama korkuyor. Çünkü o Türkiye’de. Anlatabiliyor muyum?

Ruşen Çakır: Gayet iyi anlıyorum. Zamânında bizler de o işten nasîbimizi aldık; arkadaşlarımız içeri girdi. Ne derece korktum bilmiyorum, ama ben de direkten döndüğümü biliyorum. Neyse, şunu sorayım: Siz “Amcam artık Pensilvanya’daki çiftlikte –ya da ‘kamp’ deniyor– yok. Onu buradan alıp götürdüler” diye bir açıklama yaptınız. Bu olay nedir? İki isimden bahsediyorsunuz. Birisi Barbaros Kocakurt, diğeri Cevdet Türkyolu. Bu iki kişi, Gülen hareketinin en önemli isimleri. Amcanızın sağ kolu olarak tanımlanan isimler. Bu kişiler neden amcanızı çiftlikten ya da kamptan alıp başka bir yere götürdüler? Benim duyduğum şu: Fethullah Gülen sağlık açısından, muhakeme açısından bâzı sorunlar yaşıyor. O kampta kalmaya devam ederse, dünyanın dört bir tarafından gelecek olan sempatizanları buna tanık olur. Tanık olmasınlar diye başka bir yere götürüldüğünü duydum. Bu olayın aslı nedir? Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Gülen: Hayır, bu tamâmen yalan. Zâten Fethullah Gülen kamptayken, son zamanlarında misâfir kabul edilmiyordu. Yani, kampta yaşayıp, misâfir kabul etmeden hayâtına devam edebilirdi. Zâten bahsettiğiniz bu meselelerden dolayı yanına misâfir almıyorlardı. Biliyorsunuz işte, yaşlılığın ve hastalıkların getirdiği bâzı durumlar olabiliyor; çocukluk hâli olabiliyor, ya da bâzı şeyleri hatırlayamayabiliyor. Ama neden kaçırdınız? Dursaydı orada. Niye adamın düzenini bozdunuz? İçeri misâfir almasaydınız? Zâten misâfir almıyorlardı, kimseyi sokmuyorlardı yanına.

Ruşen Çakır: Peki, neden kaçırdılar?
Gülen: Bu kaçırılma meselesi yeni bir şey değil. Zâten benim patlamama sebep olan da bu. Bu, 20-25 yıllık bir mesele. O yapı, taban olarak nitelendirdiğimiz, cemaatin lokomotifi olan insanları dışlıyorlar, Hoca Efendi’ye bir türlü yaklaştırmıyorlar. Fethullah Gülen uçağa binip Amerika’ya geldiği gün bitti bu iş. Eskiden Türkiye’de bir çiftçi bile ‘FEM’de ya da Yamanlar Koleji’nde, 5. kata çıkıp, bir derdini ya da bulunduğu şehirdeki bir sıkıntısını Hoca Efendi’nin kulağına anlatma imkânı buluyordu. Ama Fethullah Gülen 28 Şubat sürecinin getirdiği sonuçlar sebebiyle Amerika’ya geldi. Aslında o gün kaçırıldı Fethullah Gülen. O günden beri çevresindeki o yapı, orada kemikleşmiş o kadro, 25 yıldır bırakmıyor. Türkiye’den buraya haber gelmiyor, buradan oraya haber gitmiyor. Bütün bağlantı Cevdet (Türkyolu), Barbaros (Kocakurt), Ekrem Dumanlı ve birkaç gazeteci üzerinden yapılıyor. Halkla, devletle arayı geren tamâmen bu yönetim kadrosu. Belki kırmızı bültenle aranan insanlar. Sayısını da bilmiyorum. Yani Hoca Efendi’yi zâten kaçırmışlardı, üstüne bir de kampın içinden başka bir eve kaçırdıklarında, artık isyan ettim. Bâri adamın düzenini bozmayın. Çünkü bulunduğu evde, o kampta, hastâne ekipmanları bile var, çok konforlu bir alan var. Niye kaçırıp dağ başında bir eve götürüyorsunuz? İnsanlara haber verilmedi, kardeşlerinden onay alınmadı. İki buçuk, üç aylık sürede kardeşlerini bile iki kere yanına götürdüler. O da kısa bir süre görüştürdüler.

Ruşen Çakır: Kamptan götürülmüş olması, bu hareket içerisinde bir tür infiale neden olmuş diye görüyorum. Özellikle sizin yaptığınız açıklamadan sonra. Benim geçen gün dinlediğim bir sohbet odasında, “Niye açıklama yapılmıyor, neden orada? Kendisini görmek istiyoruz, duymak istiyoruz” diye soruyorlardı. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış olan bu hareketin insanlarında bir endîşe ve şaşkınlık hâli var.
Gülen: Evet. Diyorum ya; işte Hocamızı kullanarak her şeyi farklı gösteriyorlar. Meselâ bir fotoğraf paylaştılar, dün gündeme geldi. Kahve içme esnâsındaki fotoğraf. Meselâ o fotoğraf, muhtemelen iki hafta önceki fotoğraf, dünkü fotoğraf değil. Çünkü birkaç gün önce Fethullah Gülen hastâneye kaldırılmıştı, evde değildi. Yemek bile yiyemediği için hastânede bakım altına alınmıştı. Yani hastâneden tekrar eve gelip kahve içerken fotoğrafının çekildiğini zannetmiyorum. Muhtemelen o eski bir fotoğraftı, birkaç hafta öncenin bir fotoğrafıydı. Saklıyorlar. Canlı yayın yapın, niye yapmıyorsunuz?  Kısa bir tweet atın, şöyle görüntülü. Bunları yapmak çok mu zor? İnsanlar her saniye, “Fethullah Gülen ne yapıyor?” diye merak ediyor. İlâcına bile Cevdet karar veriyor. Yatmasına kalkmasına, kimle görüşeceğine… O duvarı kıramıyoruz bir türlü, o çeteyi kıramıyoruz. İnsanlar da zannediyor ki yukarıda Abiler bir şeyleri çözüyor. Yok öyle bir şey. Zâten şu an benimle mücâdele etmelerinin sebebi de o. “Aman bir iki yıl daha hapis yatmayalım. Aman birkaç yıl daha maaşımız kesilmesin, evlâtlarımızın ev taksitleri var.” Tek dertleri bu. Allah şâhidim, başka hiçbir şey yok. Hepsi, eninde sonunda yakalanacağını, bütün pisliklerinin ortaya çıkacağını biliyor. Ama “Biz bunu ne kadar ötelersek, mâsum insanlar hapiste yatarken, biz ne kadar yıl beleşten maaş alıp yaşarsak kârdır” diyerek, uzatabildikleri kadar uzatıyorlar bu süreci. Ben de diyorum ki: “Kardeşim, artık bizi bile hasta ettiniz, öz evlâtlarınızı hasta ettiniz, kendinize küfür ettirir hâle getirdiniz. Allah rızâsı için bir toparlanın.” Benim isyânım buna.
Fethullah Gülen benim canım ciğerim. Yaptığı kötü şeylere şâhit olmuş olsam bile o benim canım ciğerim. Ben yine savunmak isterim onu içten içe. Ama bu çevresindeki çakallar bırakmıyor ki yanaşalım Hocamıza.

Ruşen Çakır: Sizin bu anlatılarınızda en çarpıcı yerlerden birisi, Meral Akşener’le ilgili yaptığınız o mobil oyun olayı: “Akşener’i Gıdıkla”. Başlığı bile çok tiksindirici. Onu da, sanki Meral Akşener’in aleyhine Cumhur İttifâkı yapmış gibi sunuyorsunuz. Böylece Cumhur İttifâkı’nı vurmaya çalışıyorsunuz. Ahlâkî açıdan bakıldığı zaman, her anlamıyla tepeden tırnağa sakat bir şey. Ve siz de çıkıp, çok açık bir şekilde özür dilediniz. Kaç yıl önce olmuştu bu olay?
Gülen: Sanıyorum 2018’de oldu. 2017-2018 arasındaydık.

Ruşen Çakır: Seçim öncesinde. 
Gülen: Evet. Bir yıllık süreçte dört tâne proje yaptık. Bu dört oyunun dördüncüsü Meral Hanım’la ilgili olandı. Ben bu 4. projede, yani Meral Hanım’la ilgili yaptığımız şey vicdânımı çok rahatsız ettiği için ekipten ayrıldım. Bu yaptığım beni çok utandırdı. Nefsimi köreltmek için, her gün aynaya bakıp kendine küfür eden bir insanım. Her gün kendime, “Sen alçaksın” derim. Ben böyle bir insanım. Meral Hanım’ın oyunundan sonra, kendime aynada bütün küfürleri ettim. O ettiğim küfürleri ben bu süreçte öğrendim. “Sen nasıl âdî bir adamsın, nasıl pislik bir adamsın” diye aynaya bakıp her gün ağladım. “Bir hanımefendiye, hem de herkesin sevdiği bir hanımefendiye nasıl yaptın bunu? Elin kırılsın” dedim defalarca. Elimi kesmek bile istedim. Bana “deli” diyorlar. Ben vicdan azâbından bunu söylüyorum. Diyet olsun diye kolumu bile vermek istiyorum Meral Hanım’a. Öyle bir vicdan azâbı çekiyorum.
Gördüğüm kadarıyla, bu söyledikleriniz hâlâ bu hareketin içerisinde olup birazcık vicdânı olanlarda da bir infial yaratmış. Az önce bahsettiğim o sohbet odasında, meselâ bir kamyon şoförü Kanada’dan bağlanmıştı. Şu anda geçimini sağlamak için TIR şoförlüğü yapıyormuş. O da aynı şekilde, “Bunu nasıl yapmış olabiliriz?” diye vicdan azâbı çekip çok ağladığını söylüyor.

Ruşen Çakır: Ama açık söyleyeyim, ben yıllardır bu hareketi izleyen birisi olarak, bunlara şaşırmadım.
Gülen: Ben şaşırdım. İnsan bâzı şeyleri yakıştıramıyor kendisine. Duysak bile inanmak istemiyorduk. Meselâ “Soru çalıyor, şunu bunu yaptı” diyorlar. Biliyorsunuz Cemaat’le ilgili iddiaları. İnsan yakıştıramıyor. Ama sonra Amerika’ya gelip bâzı insanlarla tanıştığımda, “Duyumlar doğruymuş” dedim. Gerçekler er geç ortaya çıkıyor. Bugün Ebuseleme konuşur, yarın başkası konuşur. İllâki ortaya çıkacak. Bir sürü genç var. Gençlerin hayâtını kararttılar.  İnsanlar üniversiteden mezun olup işe başlayamadılar. On yıldır sürünüyorlar, iş bulamıyorlar. Ötekileştirilen, itilip kakılan, işsizliğe mahkûm edilmiş bir sürü mâsum insan var.

Ruşen Çakır: Bir de Erdoğan’la ilgili yapamadığınız bir oyun var. O olayda en ilginç husus, bu oyunun sipârişinin doğrudan Adil Öksüz tarafından size verilmiş olması. Bilmeyenler için hatırlatalım: Adil Öksüz, 15 Temmuz darbe girişiminin bir numaralı ismi olarak biliniyor. Gözaltına alınıyor. Akıncı Üssü’nde fotoğrafları var. Ama sonra esrârengiz bir şekilde kaçıyor. Fethullah Gülen başta olmak üzere, hareketin bütün yetkilileri tarafından “Bizimle ilgisi yok” diye reddedilen birisi Adil Öksüz. Ama siz, “Ben bu hareketin içerisinde Adil Öksüz’den böyle bir sipâriş aldım” diyorsunuz. Sipârişin târihi de, 15 Temmuz’dan birkaç gün sonra çıkacak şekilde, değil mi?
Gülen: Bir düzeltme yapayım. Biz bu yüksek bütçeli oyunun sunumunu hazırlıyorduk. Yani birkaç aylık süreçte, biz sâdece çizimler, hikâye, konsept tasarımlarını hazırlıyorduk. Hattâ Ahmet Bey’e attığım bâzı görselleri paylaşmıştım. Meselâ karakter tasarımlarını. Onlar 17 Temmuz’da Hoca Efendi’ye gösterilecek ve onayı alınacaktı. 17 Temmuz’dan sonra 2 milyon ve devâmında 20 milyon verilerek o oyuna start verilecekti. Çok büyük bütçeli, 20 milyon dolarlık bir işti. Dünya çapında ses getirmesini istiyorlardı. Sâdece Türkiye’de değil, bütün dünyada oynansın isteniyordu. Çünkü söylemlerinde, “İnsanlara, bizim bu adamlarla niye savaştığımızı anlatmamız lâzım” düşüncesi vardı. Yani ileride: “Niye biz bu adamlarla savaştık, bunu şimdiden zihinlere işlememiz lâzım”. Bu sözler gayet açık. Bunların mânâsını şâhit olduğum şeyler netîcesinde anlıyorum. Yani biz şey yapacağız ve halk “Siz anti-demokratik bir şekilde neden bu işe kalkıştınız?” diyecek. Bizimkiler de diyecek ki: “İşte sebebi budur. Bu adam böyle pislikti, böyle hırsızdı” diye kara propaganda yapacaklardı. Ben de, darbe sonrası kara propaganda yapma ekibinin bir parçasıydım. Belki bunun medya ayakları da vardı. Belki de tanıdığımız o bizim gazeteci arkadaşlarımız da biliyordu. Yoksa neden darbeden önce yurtdışına çıkıp yerleşti bu arkadaşlar ya da “Abiler”? Bir şeyin olacağını biliyorlardı. Ben yine de “Planlayan taraf bizdik” demiyorum. “Kimse o, ortaya çıksın” diyorum.

Ruşen Çakır: Bu olayın bir de devâmı var tabiî. Siz sonrasında amcanıza gittiğiniz zaman, amcanız bu olayı kapatmanızı, Adil Öksüz adını telaffuz etmemenizi istiyor, değil mi?
Gülen: Evet, doğru. “Ben ne yapabilirim? O proje öyle havada kaldı” dedim. Amcam panik oldu. “Sakın, sakın o adamın adını bir daha ağzına alma. O projeleri de rafa kaldırıyorsunuz” dedi. Zâten kısa bir görüşmeydi o. Oradaki paniğinden, bir şeyler olduğunu anladım. Daha sonrasında bir mektup hâdisesi olmuştu, orada daha iyi anladım. Mektubumda yazdığım bâzı cümlelere, Hocaefendi cevâben çok net ifâdelerle, “Ne yapayım evlâdım? Beni de kandırdılar, elimden bir şey gelmiyor” dedi.

Ruşen Çakır: Gerçekten elinden bir şey gelmiyor muydu?
Gülen: Fethullah Gülen gibi birinin “Elimden bir şey gelmiyor” demesi mantıklı bir cümle değil. Yani Fethullah Gülen’in elinden bir şey gelmiyor da Ebuseleme’nin mi elinden bir şey gelecek? Ruşen’in mi elinden bir şey gelecek? Bu Cemaat’le ilgili bu problemi kim çözecek? Sen çözeceksin. Gücü elinde tutan sensin. Çık konuş. Ama her şeyi saklıyor ve hep, “Ben 40 yıllık arkadaşlarımı nasıl kovayım?” diyor. Arkadaşlarının bir şeylere bulaştığını, hatâlar yaptıklarını biliyor. Yıllar içerisinde ne meseleler gitti Hoca Efendi’ye. Hepsinde de Hoca Efendi “Bizim arkadaşlar yapmaz” dedi. İnansa da, “Ne yapayım onları? Çöpe mi atayım? 40 yıllık arkadaşım, dâvâ arkadaşım” diyor, yine de yanında tutmaya çalışıyor. Halbuki bir “Evet, Hatâ yaptık” dese… Tamam, üzerimize atılan bütün suçlar bize âit değil, ama biz de günâhımızı bir kabul edelim. “Biz şuralarına dâhil olduk. Belgelerimiz budur, şâhitlerimiz budur. Kim yapıp bulaştırdıysa, kalanını da devlet çözsün” diyelim.
Biliyorsunuz işte, her gün, her gün bir mâsum içeri alınıyor; bütün Türk halkı da biliyor. O komşularının tertemiz insanlar olduğunu, sırf bir sohbete çay içmeye gitti diye ya da bir bankaya para yatırdı diye insanlar yıllardır hapiste. Bu nasıl bir vicdan? Bu insanlar niye konuşmuyor? “Kamp yeri” diyorlar ya? O kamp yeri neye yarıyor? Biz 8 yıldır o kamp yerinde bir çalıştay yapamadık. Gazetecileri, bilmem kimleri toplayıp bir çalıştay yap. Şâhitleri çağır, meseleyi çöz, sonra dönüp devlete, “Kendi içimizde bulabildiklerimiz bunlardır. Lütfen değerlendirin” de. Nedir abi? Bir uçak ya. Bir THY uçağı. En öne ben oturacağım, amcamın da elini tutacağım, 200 adam binip uçağa gideceğiz. Olay bu kadar basit. İnsanlar 8 yıldır boşu boşuna çile çekiyor. İnsaf.

Ruşen Çakır: Evet, çok dolu olduğunuzun farkındayım, ama şunun da farkındayım: Sâdece siz dolu değilsiniz. Dünyanın değişik yerlerinde, bu harekete gönül vermiş, yıllarını vermiş birçok insanda da böyle bir şey var ve anladığım kadarıyla sizin bu açıklamalarınız, bunların bâzılarının dışa vurmasını kolaylaştırmış. Çok tepki aldığınızı biliyorum. Olumlu olumsuz tepkiler, tehditler, tebrikler… Çok yoğun günler geçirdiğinizin de farkındayım. Sâdece sosyal medya üzerinden gelenler bile yeterince çoktur herhalde
Gülen: Evet. Hani yüksek bir yerden suya atlarsınız ya? O atlama ânına kadarki ter döküş, stresiniz, size ağır bir şey verir. Ama bir kere atladıktan sonra her şey çok güzeldir. Ölmezsiniz, Serin sulara dalarsınız, ferahlarsınız. Ben şu an öyle bir şey yaşıyorum. Bir uçurumun kenarından suya atladım. “Ne olacaksa olsun” dedim. Bir şey olmadı. Mutluyum, rahatım. İnsanlar tebrik ediyor, takdir ediyor. Tabiî ailemden üzülenler var. Çok ağır günler yaşıyorlar. Ama genelde çok olumlu tepkiler alıyorum. Birkaç hafta önce bana, “Aman abi sus” diyen arkadaşlarım bile, “Biz bunları bilmiyorduk, iyi ki konuştun” dediler. Yani çok büyük bir destek hissediyorum arkamda. Söylediklerimin çok büyük şeylere etki etmediğinin de farkındayım. Ben sâdece küçük birkaç hâdiseye şâhidim, çok derin meseleleri bilen bir insan değilim. Ama bu bile küçük bir etki yarattı, bundan çok mutluyum. Yukarıda ağalar sefâ sürüyor ya? Bunu görün. Ben de sürdüm.
Ben şu an demokratik, özgür bir ülkede özgürce yaşıyorum. Kimsenin bana dokunduğu yok. Bakın, istediğim gibi konuşabiliyorum, özgürüm bir kere. O kadar lüks bir şey ki bu. Ama orada insanlar hapislerde. Ben şu an sefâ içindeyim Amerika’da. Özgürüm, altımda araba var, az çok para var. Evet, sıkıntı çektiğim günlerde Cemaat’ten destek aldım, yalan söylemiyorum; dönem dönem bana destek olundu. Ama böyle sürekli maaş alan, zarf alan bir insan değildim. Zâten isyanlarımdan biri de bu. Biz niye burada sefâ sürüyoruz kardeşim? Ben bunu istiyorum. Ben de olsam, babam da olsa, amcam da olsa binelim uçağa, gidelim. Bu kadar basit. Sekiz yılı ben yatsaydım, yani niye orada yüzlerce insan boşuna yatıyor? Hiçbir haberi yok. Adil’i (Öksüz) bile görmemiş.  Ben Adil’i gördüm, çayını içtim, evinde oturdum kalktım. Beni atın hapse.

Ruşen Çakır: Peki ne olacak bundan sonra?  Diyelim ki amcanıza, “Ebuseleme şunu dedi bunu dedi’’ diye anlatıyorlar. Hattâ videolardan kesitler gösteriyorlar. Tepkisi ne olurdu sizce?
Gülen: Ben gösterdiklerini zannetmiyorum, çok büyük ihtimalle göstermediler ve göstermeyecekler. Göstermişlerse de utanmıştır herhalde. Benim adıma değil, “Eyvah, bâzı şeyler dökülmeye başladı” diye kendi adına utanmıştır. Bilemiyorum. Belki de son günlerini yaşayan bir insan için ağır bir yük bu. Keşke daha önce kendisi konuşsaydı da bu şekilde gitmeseydi. Ben de bunu isterdim.

Ruşen Çakır: Peki bundan sonra ne olacak? Siz bu hareketi biliyorsunuz. Bu hareket, Türkiye’de var – ki onlar da büyük ölçüde cezâevlerinde veya mağdur durumda olan insanlar–; ama dünyanın dört bir tarafında, Amerika Birleşik Devletleri’nde –ki orada çok güçlü, biliyoruz–, Asya’da, Afrika’da, Latin Amerika’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da okullar, vakıflar var. Ne olacak bundan sonra? Nasıl bir gelecek görüyorsunuz? Açıkçası ben çözülmeye doğru bir gidiş görüyorum. Katılır mısınız?
Gülen: Ben onu analiz edemem. Etkilerini sizin gibi çok tâkip de edemiyorum. İnanın, benim vaktim hep Twitter’dan ve mesajlardan insanlara destekleri için teşekkür mesajı yazmakla geçiyor. Bâzı videoları izleyemedim bile. Bahsettiğiniz ve sizin de katıldığınız o sohbet odasındaki konuşmayı dinleyemedim meselâ. Fırsat bulamadım.
Bundan sonrası nasıl olacak onu bilemiyorum. Ben üstüme düşen vazîfeyi yaptım. İnşallah birkaç kişi daha konuşur. Ben şunu istiyorum: Belki ütopik, fantastik bir şey gibi düşüneceksiniz ama, “Bâzen en saçma fikirler en yaratıcı olanlardır” diye bir lâf vardır. Türk Halkı’na ve Türk Devleti yetkililerine sesleniyorum: Konsolosluktan, istihbârattan bir ekip kurup göndersinler, bizimkiler de kabul etsin. Bir iç soruşturma yapsınlar. Devâmında da bir uçak dolusu adamı Türkiye’ye göndereceksiniz ve bütün bu mesele bitecek. Oradaki o insanlar mâsum, herkes biliyor bunları. Ben bunu istiyorum. Binelim buradan gidelim. Nerede bu abilerin cesâreti? Hani “Cemaat için, hocamız için, hizmet için ölürüz, canımızı veririz” diyorlardı. Hani nerede? Vermiyorlar hiçbir şey. Barbi’nin (Barbaros Kocakurt) yanaklarını gördün, lımbır lımbır sallanıyor. Sen bir de arkasını, bel altını gör; oraları da sallanıyor. Kusura bakmayın Ruşen Abi. Bunlar yiyici, yiyorlar. Bana da, “Aman sus. Sana bir ev tutalım, yerleştirelim, aydan aya zarf verelim” diyorlar. Vallahi böyle söylüyorlar. Görsün bunu Türk Halkı. Ebuseleme birkaç yıl daha sussun istiyorlar.

Ruşen Çakır: Peki, Ebuseleme Gülen olarak ne görüyorsunuz? Bundan sonra sizin hayâtınız ne olacak? Tehditler de gelecektir.
Gülen: Benim hayâtım önemli değil. Ben zâten bir risk aldığımın, büyük bir hareket yaptığımın farkındaydım. Bunu meşhur olmak için filan da yapmadım. İlk günden çıkıp havuz medyasına konuşabilirdim. Hayır. Ben Ahmet (Dönmez) Abi’yle ve sizin gibi objektif bakan, taraf tutmayan insanlarla konuşmak istedim. “Seni yayına çıkaralım” diye çok mesaj atan oluyor. Ben havuz medyasının da, “Aman! Hatâsını bulduk” diye Cemaat’e yüklenmelerini istemiyorum. “Havuz medyası” dediğim için de kusura bakmasınlar, çünkü öyle bir klişe oldu. Onlar da delikanlı gibi, “Evet, yapanlar olmuş, ama hepsi yapmamış” desin. Ama bunu Türk halkı bir görsün. Mâsum o insanlar. Ne yapacağız yani? Devletim bir 8 yıl daha, her gün operasyonlarla o mâsumları içeri mi alacak? Yazık değil mi bu insanlara? Devletin memuruna, mesâîsine yazık. Cezâevi aracıyla getir götür, benzinine yazık. Bu insanların büyük çoğunluğu temiz insanlar, herkes biliyor bunu. Pişmanlar belki de. “Bank Asya’ya üye olduğum güne lânet olsun” diye lânet ediyorlar belki de. Pişman, ama devlet fırsat vermiyor ki, herkesi içeri atıyor. Eh o da haklı. Çünkü gerçek suçlular, benim gibi yıllardır kendini saklıyor. Devlet ne yapsın? Gerçek suçluyu bulamadığı için en yakın sohbete gitmiş adamı, benimle tanışıklığı olan adamı tutup içeri atıyor.
İki tarafın da bunları derin düşünmesi lazım. Bu işin çözülmesini istiyorsanız, benim gibi insanların konuşmasını istiyorsanız, Allah rızâsı için şu mâsumlara dokunmayın. Başka şeyler biliyorum, ama insanlara zarar vereceğim diye konuşamıyorum. Benim bir iki kelimem yüzünden, bir adam, sırf benimle tanışıklığı ortaya çıktı diye belki 5 yıl hapis yatacak.  Konuşamıyoruz bile.
Ben bir cemaat mensubu olarak, “Bizim çok günâhımız var” diyorum. Îtiraf da etmeliyiz, tövbe de etmeliyiz. Ama siz de fırsatını buldunuz diye bu kadar tepemize çıkmayın. Ablalar, abiler, gençler hapislerde. Siz bunu yaptıkça, biz savunmaya geçiyoruz: “Bak bunlar zâlim” diyoruz. “Gördün mü ne yapıyorlar? Biz haklıyız. Bak, mâsum ablayı içeri attı. Bunlar zâlim. Demek ki biz haklıyız” diyoruz. Hayır, o zâlimliğini, senin zâlimliğin sebebiyle yapıyor. Bunu da görmek lâzım. Siz devlete çökmeye kalktınız ya, inkâr etmeyin.

Ruşen Çakır: Evet, isterseniz bir yerde duralım. Bayağı dolu olduğunuzun farkındayım. Belki ileride, biraz daha zaman geçtikten sonra, başka bir yayın daha yaparız. Gerçekten çok önemli şeyler anlatıyorsunuz. Gözümün önünde birçok şey canlanıyor. Zâten tâkip ettiğim bir hareket, ama içeriden bu tür seslerin çıkması çok önemli. Bu söylediklerinizin hem toplumun kendisi hem bu hareketin içerisindekiler hem de ülkeyi yönetenler tarafından ciddîye alınması gerektiğini düşünüyorum. Çok teşekkür ediyorum ve “Allah kolaylık versin” diyorum. Bu kolay bir şey değil.
Gülen: Ricâ ederim. Tekrar kusura bakmayın agresif bir çıkış yaptıysam ya da argo konuştuysam; ama gerçekten çok doluyum ve benim gibi dolu çok insan var. Artık insanlar bâzı şeyleri kabul etsin. Eteğimizdeki taşları dökelim. Yani yazık o insanlara. Sekiz yıl oldu.
Çok teşekkürler Ebuseleme Gülen katıldığınız için.
Gülen: Ricâ ederim, ben teşekkür ediyorum. 

Ruşen Çakır: Ebuseleme Gülen, Gülen hareketi içerisindeki gelişmeleri, gördüklerini, doğan tepkileri anlattı. Kendisine tekrar teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz, iyi günler.
 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.07.2024 Yeni kutuplaşma konumuz: Sokak hayvanları
14.07.2024 Din yorgunlarının ülkesi: Türkiye
10.07.2024 Transatlantik: İngiltere & Fransa seçimleri - İran’da Pezeşkiyan dönemi - NATO’nun 75. yılı
07.07.2024 Nagehan Alçı yalnız mıdır, değil midir?
05.07.2024 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: 31 Mart’tan bu yana neler değişti, neler aynı kaldı?
05.07.2024 Ruşen Çakır, Kemal Can ve Kadri Gürsel ile Haftaya Bakış (221): Sinan Ateş Dâvâsı’ndan öğrendiklerimiz - Demiral’ın “bozkurt” sevinci - Esad ile normalleşme
03.07.2024 Hatem Ete ile söyleşi: CHP hâlâ birinci parti mi?
03.07.2024 Transatlantik: Biden çekilir mi? Fransa’da aşırı sağı kim durdurabilir? Esad, Erdoğan’a evet der mi?
02.07.2024 Suriye fiyaskosunun faturası tehlikeli bir şekilde kabarıyor
02.07.2024 Prof. Dr. İlhan Uzgel ile söyleşi: CHP Suriye konusunda ne öneriyor?
21.07.2024 Yeni kutuplaşma konumuz: Sokak hayvanları
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı