Ekrem İmamoğlu'nun sesi duyuluyor mu?

19.10.2026 medyascope.tv

19 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
29 Eylül'dü yanılmıyorsam, Ekrem İmamoğlu'nun da dâhil olduğu dört sanıklı casus davasını o küçük salonda izlemiştim ve orada beklenmedik bir şekilde, en azından ben beklemiyordum, Ekrem İmamoğlu'nun bir saati biraz aşan konuşmasına tanık olduk orada izleyenler. Bir siyasi savunmaydı. Şaşırdım ve ilgimi çekti ve sonra baktım ki hemen hemen hiçbir yerde bu olay üzerinde konuşulmamış, çok az bir kesimin haberi olmuş. Bununla ilgili bir şeyler söyleyeceğim dedim. Araya hep birtakım Türkiye'nin gündemleri girdi malum ve sonunda o gün konuşmak istediğim meseleyi dört gün süren Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının arkasından tekrar ele almak istiyorum. Dünkü yayında da bahsettim zaten bu konuyu işleyeceğimi. Şöyle ki bu son davada ben üç gününü izleyebildim, cuma günü gidemedim. Çok önemli, çok tarihî bir savunma yaptı Ekrem İmamoğlu birçok açıdan. Tabii ki davayla ilgili birtakım hususlara da değindi ama esas olarak Türkiye üzerine ve Recep Tayyip Erdoğan'la olan çekişmesi, rekabeti üzerine konuştu. Özellikle son gün yaptığı konuşma, yani cumartesi günü yaptığı konuşma da aynı zamanda bir cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun Türkiye vizyonu da bütün yönleriyle vardı.
Peki, olayımıza gelelim. Bunlar duyulabiliyor mu? Bunlar kamuoyunda yankı buluyor mu? Hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Öyle söyleyelim. Öncelikle hani bir bunları, mahkemeleri televizyonda canlı yayınlama gibi aldatıcı bir tartışma oldu biliyorsunuz. Siyasi iktidarın bu mahkemeyi canlı yayınlamayı hiçbir şekilde istemeyeceğini gördük. Hem daha önceki sanık savunmalarında gördük hem de özellikle Ekrem İmamoğlu'nun siyasi savunmasında gördük. Bunun bir 5-10 dakikasına bile ülkeyi yönetenler kesinlikle yayınlanmasına tahammül edemezlerdi. Onu özellikle vurgulayayım. Hele bir de bunun yayınlanacağını biliyor olsaydı, yani yayınlanacak olsaydı bunlar herhâlde bu savunması Ekrem İmamoğlu'nun çok daha farklı olurdu. O hâliyle bile, yayınlanmamış hâliyle bile bir televizyon ekranında konuşurmuş gibi konuştu. Özellikle dünkü yayında bahsettim, bir şov yaptı. Yani şovu kötü anlamda anlamayın. Evet, her şeye hâkimdi, salona hâkimdi. Sesini yükseltiyordu, alçaltıyordu ve önündeki metne bakıyordu ama o uzun savunmayı, yani saatler süren savunmayı büyük ölçüde ezbere okuyordu ve gerçekten bir siyasetçi olarak başarılıydı, ki 600 günlük tutukluluğun ardından yaşanan bir olay bu ve bir lider olduğunu gösterdi.
Ama, işte amada baktığımız zaman bu şeye, savunmanın kendisinin etkisinin çok çok daha büyük olması gerekir ve yine nispeten biraz duyuldu, edildi ama hak ettiği ilgiyi kesinlikle görmedi. Bunun birçok nedeni var. Bir kere öncelikle siyasi iktidarın medya üzerine uyguladığı, bağımsız medya ve muhalif medya üzerine uyguladığı baskılar. Hatırlayın daha ilk gününde, savunmasına başlayacağı gün Halk TV'ye kayyum atandı. Bunu "tesadüfün iğne deliği" diye tanımladı Ekrem İmamoğlu. Herhâlde Halk TV'ye kayyum atanmasaydı bu savunma en azından Halk TV üzerinden çok daha geniş kapsamlı bir şekilde kamuoyuna ulaşırdı. Başka televizyon kanalları, Koza ve Sözcü'nün verdiğini biliyorum ama Halk TV'nin kitlesi, en çok izlenen televizyon kanalı olması, haber kanalı olması gerçeğini de unutmayalım. Öncelikle medyada çok sıkı bir iktidar kuşatması var. Sosyal medyada sürekli baskı var. Ekrem İmamoğlu'nun tutuklandıktan sonraki sosyal medya hesaplarının başına gelmedik kalmadı. Kitabı biliyorsunuz, savunmasını kitap yapmıştı. Kitabına matbaada el konuldu vesaire. Devlet çok yönlü bir baskı içerisinde. Onu biliyoruz ve bu bizi şaşırtmıyor. Evet, bu birincisi ama sadece bundan ibaret olduğunu sanmıyorum.
Türkiye'de belli bir süreden itibaren, 19 Mart'ın belli aşamalarından itibaren, hele bir de mutlak butlan 21 Mayıs süreciyle beraber bağımsız medya diye bilinen ya da gazeteci diye bilinen kurum ve kişilerin bu olaya ilgisinde bence bir düşme var. Katılır mısınız bilmem. Zor işler bunlar; tehlikeli işler, belalı işler ve birileri buna çok da fazla dokunmak istemiyor. Gazeteciler olarak baktığımız zaman zaten mecra çok az, insanların imkânları çok az ama o davayı sürekli izleyen ve sürekli haberleştiren genç muhabir arkadaşlarımız, sadece gençler değil ama muhabir arkadaşlarımız çok büyük takdiri hak ediyor. Ama onların alanı sınırlı. Onlar genellikle kurumları üzerinden bunları haberleştiriyorlar. Onun dışında deneyimli gazeteci olarak davayı izleyenlerin sayısı gerçekten çok az. Kimi önemli anlarda daha kalabalık olduğu oluyor ama genel olarak bakıldığında çok az. Bu arada cumartesi son günde Karar gazetesinden Mustafa Karaalioğlu ve Mehmet Ocaktan'ın ve yine onlarla beraber çalışmış en son Halk TV'de olan İbrahim Kahveci'nin de izlediğini unutmayayım. Bu bence önemli, anlamlı bir şeydi. Bu konuda, tekrar söylüyorum, bağımsız diye adlandırılacak medyanın tamamı olmasa bile bir kısmında bir tutukluk var. Daha dikkatli olma, çok da fazla bu topa girmeme eğilimi var. Bunun üzerine çok fazla konuşmak istemiyorum. Hepiniz kendiniz bunu değerlendirebilirsiniz.
Bir başka husus tabii ki partisi. İşte bu çok daha önemli bir husus. Dün CHP bugün YENİ Parti; neler yaşadıklarını biliyoruz. İşleri çok yoğun. YENİ Parti kuruldu vesaire şu bu ama bu arada Ekrem İmamoğlu’nun bu hareketin Özgür Özel ile birlikte lideri olduğu duygusundan bayağı bir uzaklaşıldı. Bu, sürecin sürüklediği bir şey olabilir. Evet, gidişat böyle. Birisi içeride, diğeri dışarıda. Sürekli miting yapıyor, halkın arasına gidiyor, televizyonlara çıkıyor, medyaya konuşuyor vesaire. Tamam, bu bir akış olabilir ama bu akışa bir anlamda müdahale etmeleri gerekiyordu. Ettiler belki, ettiklerini düşündüler ama bir dönem, hani aklıma o geldi, Abdulkadir Selvi'nin sık sık yazdığı gibi Ekrem İmamoğlu'nun unutulmasına, unutulmadı kesinlikle, ama bu konuları düşündürmeye vesile olduğunu söylemek isterim. Bu manada Özgür Özel'in savunmanın ilk üç gününü baştan sona izlediğini hatırlatmak lâzım. Bu çok önemli. 4. gün, cumartesi günü il kongreleri, daha doğrusu ön seçimleri olduğu için sahaya çıktı. Onu vurgulamak lâzım ama burada YENİ Parti’nin Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in birlikte lider olmasına bence ihtiyaçları var. Bunu olabildiğince gösterebilmeleri lâzım. Şu yaptığı 4 günlük savunma onun, Ekrem İmamoğlu'nun o hareket için ne derece değerli olduğunu gösteriyor. Tabii ki başkalarının hakkını yememek lâzım ama Ekrem İmamoğlu bu savunmasında bir kere daha hiç de öyle geri planda bırakılacak birisi olmadığını gösterdi. Onu özellikle vurgulamak lâzım.
Özellikle mutlak butlan olayı ile beraber yaşanan o şokun ardından YENİ Parti’nin Ekrem İmamoğlu'nu daha fazla öne çıkartarak, nasıl yaparlar bilmiyorum, bir takviye yapabilirler, ama bakalım ne olacak. Bu savunmayı o anlamda da ayrıca önemsiyorum. Çünkü bize orada bir belediye başkanının ötesinde, haklı haksız suçlanan ve özgürlüğünden 600 gün mahrum edilmiş bir belediye başkanının ötesinde ülkeyi yaklaşık 25 yıldır yöneten Recep Tayyip Erdoğan'a meydan okuyan, onu yenme iddiasında olan ve onu yenebileceğini göstermiş bir Ekrem İmamoğlu vardı. İktidarın zaten engellemek istediği bu. İşinin çok zor olduğu muhakkak. Ona destek verenlerin işinin de zor olduğu muhakkak. Ama bu hani bizim soldan, dün CHP, bugün YENİ Parti, işte soldan sloganlar apardılar biliyorsunuz 19 Mart'la birlikte. Mesela "Direne Direne Kazanacağız" ya da en çok kullanılan "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz". Eğer bir şeyden kurtulmak istiyorsa YENİ Parti burayı bir şekilde Ekrem İmamoğlu'nu daha fazla monte etmesi, daha fazla öne çıkartması gerekiyor diye dışarıdan bakan birisi olarak görüyorum. O çok önemli bir sermaye. O dört gün bize onu gösterdi. Yani Özgür Özel'in medya performansları, miting performansları ayrı bir şey. O daha sahanın politikacısı gibi ama burada Ekrem İmamoğlu'nda daha başka bir şey vardı, hep vardı. O kazandığı seçimler de onu göstermişti. Bu savunmada da onu gördük. Neyse...
Bugünün ithafı bir arkadaşıma olacak. Biliyorsunuz perşembe günü Ahmet Şık çok ciddi bir kalp ameliyatı geçirdi ve biz de nihayet dün Müge'yle kendisini kısa da olsa ziyaret ettik ve orada tabii bizi eşi Yonca karşıladı. Yonca, Ahmet'in eşi olmanın dışında Heinrich Böll Vakfı'nda proje koordinatörü, Alman Filolojisi mezunu, öğrencilik zamanında öğrenci hareketinde etkili bir şekilde yer almış. Ve bu fotoğraf geçen Heinrich Böll Vakfı'na bir sürpriz ziyaret yapmıştım, orada çekildi. Cem'le beraberiz. Çok zor günler geçirdi. Kendisi kanseri yendi ve şimdi de Ahmet'in hastalığıyla uğraşıyorlar ama iyi gidiyor, her şey çok iyi gidiyor. Dualar, bütün temenniler işe yaramış. Ahmet genç yaşta, neden böyle olduğunu herhâlde hepimiz tahmin ediyoruz. O stres, onun yaşadığı stres... Bir de tam bunun öncesinde biliyorsunuz Ahmet sosyal medyaya geri dönüş yapmıştı. Çok da iddialı bir şekilde yaptı ama yine başını çok ağrıttılar. Tam bunun ortasında Eskişehir'de — Eskişehir Yonca'nın memleketi — başına geldi bu işler ama şimdi doktorlar çok güçlü bir şekilde Ahmet'i toparlıyorlar. Tabii ki dün gördüğümde bana Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını sordu. Ben de "Ya bırak artık bu işleri, bir müddet uğraşma" dedim ama hiç de bırakacak hâli yok. Evet, buradan Yonca'ya, Ahmet'e ve kızları Mina'ya sevgilerimi iletiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
21.10.2026 Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara’da
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
20.10.2026 İslamcı entelektüelin bir kayyum olarak portresi
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
19.10.2026 Ekrem İmamoğlu'nun sesi duyuluyor mu?
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı