Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş

13.03.2026 medyascope.tv

13 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. İran savaşı devam ediyor. Biraz hızını kesmiş gibi sanki ama her an çok daha şiddetlenebilir. Ve savaşın ilk günlerinde çok söz edilen bir husus vardı. Kürtler ne yapacak? CIA’nın silahlandırdığı Kürtler, İran Kürtleri Irak'tan girecek, kara harekatı başlatacak diye bayağı bir rivayet vardı. Oldu, olacak denirken olmadı, durdu şu anda ama olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu noktada Türkiye'nin çok tedirgin olduğunu biliyoruz birçok açıdan. Birincisi, Kürtlerin böyle bir şeye dahil olması durumunda Türkiye'nin sınırlarında çok ciddi hareketlilikler olabilir, kara savaşının başlaması durumunda. Bir diğer husus tabii ki Kürtler, İran'daki Kürtler akıllara sonra Türkiye'deki Kürtleri de getirecek. Çünkü Irak'ta malum zaten bir özerk yönetim var. Böyle bir atmosferde bir şekilde devreye de girdi belli ki Türkiye ve Irak Kürtleri üzerinde bir, nasıl söyleyeyim, lobi yapıldı ve Irak Kürtleri, Kürt yöneticiler kendi topraklarındaki İran Kürt gruplarının İran'a sızmasına onay vermediklerini dile getirdiler ve Erdoğan da kendilerine teşekkür etti. Daha sonra bu hafta salı günü Devlet Bahçeli onun artık hep kamuoyunun karşısına çıktığı grup toplantısında yine konuyu bir şekilde Kürtlere getirdi ve bakalım ne dedi. Sonra devam edelim.

Devlet Bahçeli: ‘‘Bozgunculuğun davulunu çalanlar, sanal ihtilafların namlusunu tutanlar alçak kere alçaktır. Kürt kardeşlerimizi sahaya sürmek için hava koklayan ve ortam yoklayan, bu sayede İran'ı içten çökertmenin planını yapan hiçbir mihraka Kürtler paralı askerlik yapmaz, yapmamalıdır. Kürt kardeşlerim satılık değildir, kiralık değildir. Tetikçi değildir. Onun bunun projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez. Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır. Türk Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla İran'ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir. Türk Kürdün kardeşi, Kürt Türkün alın yazısı, kader ortağıdır.’’

Çok çarpıcı. Tabii birkaç yıl önce böyle bir konuşma yapmazdı Devlet Bahçeli. Keşke bu tür yaklaşımlar Türkiye'de çok daha uzun bir süre gündemde olsaydı. Bahçeli çok açık bir şekilde diyor ki, ‘‘Kürtler paralı askerlik yapmaz.’’ Tabii ki bundan kaygı duyuyor ama bir şekilde Kürt Türk kardeşliğini vurgulayarak bunu söylüyor. Ve bir gün sonra çarşamba günü PKK'nın – ki feshedildiği söyleniyor ama neyse – önde gelen isimlerinden yanılmıyorsam ‘‘Abbas’’ kod adlı Duran Kalkan Medya Haber televizyonu, ki örgütün yayın organı gibi biliniyor, orada bir konuşma yaptı. Bu bizim Duran Kalkan'la Nisan 2013'teki yaptığımız röportajda fotoğrafımız. Birazcık kendisini tanıyorum. Duran Kalkan'ın bir özelliği, çarpıcı bir özelliği tabii, Erzurum asıllı Adana doğumlu olması ve Kürt olmaması, Türk. Ve bir anlamda da Devlet Bahçeli'nin hemşehrisi sayılır. Çünkü Devlet Bahçeli de Osmaniye doğumlu, ki Osmaniye yakın bir zamana kadar Adana'ya bağlıydı. Bir de Devlet Bahçeli ile de fotoğrafımızı görün ki sadece PKK terör örgütü ile görüşen bir gazeteci olmadığımızı da vurgulamış olalım.
Evet, Devlet Bahçeli'yi de Duran Kalkan'ı da işim gereği yıllardan beri takip ediyorum ve imkan buldukça da kendileriyle konuşmaya çalışıyorum. Neyse. Duran Kalkan çarşamba günü konuştu ve tabii ki konuşmasının ana gündemi İran savaşıydı. Ve şimdi size Duran Kalkan'ın bir röportajından bir alıntı okumak istiyorum: ‘‘Kürtler onun bunun askeri olacak, onun bunun çıkar aracı olacak durumda değiller. Kürtlere bunu yakıştıranlar kendi hallerine baksalar daha iyidir. Eminim Kürdün böyle olacağından kaygı duyanlar en derin işbirlikçilerdir. İhanet konumundadırlar.’’ Nasıl benziyor değil mi Devlet Bahçeli'nin söylediğiyle Duran Kalkan'ın söylediği? Gerçekten ilginç dönemlerden geçiyoruz. Çarpıcı dönemlerden, tarihi dönemlerden geçiyoruz. Ve düne kadar birbirlerine en sert şekilde düşman olan kişiler bugün bir ortak zeminde buluşabiliyorlar. İsteyerek mi bu duruma geldiler? O ayrı bir tartışma konusu ama şu anda İran Savaşı konusuna baktığımız zaman Duran Kalkan'ın duruşuyla Devlet Bahçeli'nin duruşu arasında pek bir fark yok. Üstüne bir de şöyle bir husus var: Tabii ki Türkiye'nin en büyük korkusu İran'da rejimin gitmesinden ziyade İran'ın parçalanması ve bunu da en çok Kürtler nedeniyle istemiyorlar. Duran Kalkan aynı röportajda şunu söylüyor: ‘‘Çözümü İran halkları yaratacak. İran bütünlüğü içerisinde yaratılacak. Öyle bölünüp parçalanmasına da kimse itibar etmemeli.’’
PKK'nın önde gelen ismi İran'ın bölünmezliğini vurguluyor. Hani ‘‘Bölünse de olabilir’’ falan herhangi bir şekilde böyle bir şey söylemiyor. Çok net bir tavır alıyor. Ya da şöyle bir şey olabilir; bölünmesini isteyebilir ama bunun duyulmasını istemez. En azından o konuya girmez. Hayır, çok net bir şekilde ‘‘bölünmemeli’’ diyor. Ve zaten röportajda uzun uzun İran'da Kürtlerin Azerbaycanlılarla ya da Azeri Türkleriyle, Farsilerle diyelim nasıl iç içe yaşadıklarını, kardeş olduklarını da vurguluyor. Bir kardeşlik söylemi ve referansı da Abdullah Öcalan'ın demokratik entegrasyon yani bütün halkların özgür olduğu demokratik bir İran temenni ediyor. Netanyahu-Trump ikilisinin İran'a bir hayrının dokunmayacağını ama İran rejiminin de İran halkları için iyi olmadığını söylüyor. Şimdi bu birlik, aynı düzlemde birleşmiş olmak kimi Kürt milliyetçilerine göre bir ihanet. Kimi Türk milliyetçilerine göre de bir anlamda ihanet. Çünkü Devlet Bahçeli Kürtlere, demin de gördük, çok olumlu şeyler söylüyor. Onları övüyor, göklere çıkarıyor. Ki birçok ırkçılığa yakın Türk milliyetçisi Kürtlere karşı çok öfkeli, nefret dolu vesaire. Bakıyoruz iki uç pekâlâ birleşebiliyor. Bu çok önemli bir fırsat. Bunu özellikle vurgulamak lazım.
En büyük korkusu, Türkiye'de özellikle ülkenin çoğunluğunu oluşturan kesimde "Bu İran vesaire derken Kürtler orada bir şey mi kazanacak? Sonra bu bize mi sirayet edecek?" gibi bir endişe var. Ama Kandil'den deniyor ki ‘‘İran birlik ve beraberlik içerisinde olmalı. Biz kimsenin askerliğini yapmayız.’’ Ama şöyle bir husus var tabii: ‘‘Kürtlere saldırı olursa İran'da, biz de onların yardımına gideriz.’’ gibi bir not var. Onu da özellikle vurgulamak lazım. Şimdi bunlar olurken yepyeni bir döneme girdik. Öcalan’ın deyimiyle paradigma değişti ama ne oldu mesela? Salih Müslim, Suriye'de PYD'nin önde gelen isimlerinden, bir zamanlar, geçen çözüm sürecinde Suriye Kürtleri ile Ankara arasında bir tür arabuluculuk yapan ya da Ankara'ya defalarca gelmiş, müzakere etmiş bir isim Salih Müslim böbrek yetmezliğinden hayatını kaybetti ve bir baktık hâlâ her yerde ‘‘terörist öldü, geberdi’’ vesaire gibi sadece Salih Müslim'in kendisine değil aynı zamanda onun üzerinden Kürtlere hakaretler yağıyor. Bunu da kimler yapıyor? İşte iktidara yakın çevreler yapıyor. Böyle bir husus var. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Yani Devlet Bahçeli'nin duruşuyla iktidara yakın isimlerin, medyanın şunun bunun duruşu arasında büyük bir uçurum var. Hâlâ Kürt düşmanlığı yapıyorlar. Bakın, İran gibi bir olayda pekâlâ durumu fırsat olarak bilip – ki PKK'nın orada çok önemli bir silahlı gücü var; PJAK ve takviye de edebilirler Kandil'deki diğer militanlarla – pekâlâ burada bir fırsatçılık yapabilirlerdi ama duruşlarını çok net bir şekilde vurguluyorlar. Bu savaş iki ucu, yani aslında hemşehri diyelim, garip bir şekilde birleştirdi. Bu bir fırsat. Bu fırsatı değerlendirmesi lazım Türkiye'nin ve bu anlamda ne zamandır sözü edilmeyen çözüm sürecinin ne kadar değerli olduğunu bir kere daha görmek lazım.
Peki, bugünün ithafı kime? Bir Kürde. Cizre doğumlu bir Kürde. Ve ne oldu? Kendisi katledildi. Katledildi. Resmen katledildi. Tahir Elçi, nasıl katledildi? 28 Kasım 2015'te CNN Türk'ün ‘‘Tarafsız Bölge’’ programına çıkıyor ve kendisine ısrarla ‘‘PKK terör örgütüdür.’’ dedirtilmek isteniyor. O da ‘‘Hayır, değildir.’’ diyor ve ondan sonra apar topar gözaltı vesaire ev hapsi şu bu, 7,5 yıl hapis cezası... Ve sonra ne oluyor? Tahir Elçi öldürülüyor. Pardon, 14 Ekim'de yayın var. 14 Ekim'de yayın oluyor. 28 Kasım'da Tahir Elçi öldürülüyor. Kaç ay geçmiş? 1,5 ay. 45 gün. 45 gün sonra. Nerede öldürülüyor? Kendisi Diyarbakır Baro Başkanı. İkinci dönemi baro başkanlığında ve orada Diyarbakır'da Sur'da Dört Ayaklı Minare var. O hendek savaşları döneminde bayağı zarar görmüş bir yer ve orada bir tarihi mirasa sahip çıkma basın toplantısı yapıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Böyle bir yerde bir çatışma çıkıyor, şu oluyor, bu oluyor ve Tahir Elçi orada hayatını kaybediyor. Soruşturma deseniz gayriciddi. İddialar çok var ama Tahir Elçi yaklaşık 11 yıl önce hayatını kaybetti. Bir insan hakları hukuku uzmanıydı. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuruları konusunda çok yetkin bir isimdi. İnsan hakları mücadelesinde çok etkili bir şekilde yer almış bir isimdi. Geride iki çocuk ve eşini bıraktı. Eşi biliyorsunuz Türkan Hanım son seçimde CHP'den İstanbul'dan milletvekili oldu. CHP'yi seçti. Bu da ilginç bir durum. Onu da kayda geçmek lazım. Ve geçen Medyascope'ta Göksel Göksu'nun konuğuydu. Orada da çok acı bir şey söyledi: ‘‘CHP'ye geçtiğimden beri linç yiyorum.’’ Bir de böyle bir olay var. Bunu da kayda geçmek lazım. Tahir Elçi'yi çok yakından tanımıyordum. Tanışıklığımız vardı ama çok yakından tanımıyordum ama mücadelesini hep takdir ettiğim bir isimdi. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.03.2026 Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş
11.03.2026 Erdoğan’ın yurtta barışa ne zaman ihtiyacı olacak?
10.03.2026 İBB davasının ilk gününden izlenimler: Usul esası belirler
09.03.2026 Ve büyük dava nihayet başlıyor!
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
08.03.2026 Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor
07.03.2026 İran savaşında kimi destekliyorsunuz?
06.03.2026 İran’da gözler Kürtlerin üzerinde
05.03.2026 İç cepheyi böyle mi tahkim edeceksiniz?
05.03.2026 Yeniden: Türkiye’nin Öcalan’a ihtiyacı var
13.03.2026 Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı