Devlet eliyle “sivil” eylem: Galata Köprüsü’nde Gazze buluşması

02.01.2026 medyascope.tv

2 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar ve iyi yıllar; 2026 için tekrar iyi niyet dileklerimi belirtmek istiyorum. Üçüncü kez her yıl yılbaşında, sabah erken saatlerinde insanlar camilerde toplanıyor, sabah namazı kılıyor ve sonra Galata Köprüsü'nde Filistin'e destek yürüyüşü yapıyor. Bu sene de bu oldu. Anka'nın haberine göre resmi açıklamalara göre 520.000 kişinin katıldığı açıklanmış. Yetkililer açıklamışlar. Filistin'e destek yürüyüşüne 400'e yakın kuruluşun katıldığı söyleniyor. İnsanlık İttifakı ve Milli İrade Platformu’nun çağrısıyla Türkiye Gençlik Vakfı öncülüğünde. Türkiye Gençlik Vakfı biliyorsunuz Erdoğan ailesinin kurduğu bir vakıf. Bilal Erdoğan başındaydı ama Bilal Erdoğan bir süredir İlim Yayma Cemiyeti, ki Türkiye'de sağın en köklü, en eski kurumlarından birisidir, onun mütevelli heyeti başkanı sıfatını taşıyor. O tabii ki dünkü yürüyüşte yine vardı ve o yine gazetecilere açıklama yaptı.
Şimdi bu faaliyet, üç yıldır süren faaliyet ne derece sivil? Evet, 400'e yakın sivil toplum kuruluşu deniyor ama burada çok önemli bir ayrım var. Yabancı dilde sivil toplum kuruluşlarına İngilizcede "non-governmental organization", NGO deniyor. Bir de onların yanına GO eklendi. "GONGO", o da "government-organized non-governmental organization". Yani devletin örgütlediği sivil toplum kuruluşları olarak geçiyor. Burada Filistin olayında gördüğümüz kuruluşlar devlet tarafından kurulmuş olmasa bile – ki bir kısmının doğrudan siyasi iktidar tarafından kurulduğunu biliyoruz – toplumu değil esas olarak devleti, siyasi iktidarı gözeten, onun çizgisinde hareket etmeye dikkat eden, ona halel getirmeyen, ona bir tür kalkan olan bir yapılanma. Yani Türkiye'de AKP iktidarının sivil toplumdaki uzantıları. Öncelikle bunu vurgulayalım. Evet, böyle ve bu kuruluşlar üç yıldır başka çok fazla etkili eylem yapmıyorlar. Yapıyorlarsa bile pek duymuyoruz. Ama bu yılbaşında yaptıkları, yani yılın ilk gününde, pardon öyle diyelim yılbaşı lafını sevmiyorlar çünkü, yılın ilk gününde sabah saatlerinde yaptıkları eylemle kendilerini biliyoruz. Aynı Galata Köprüsü'nü CHP istemişti bir kere, biliyorsunuz güvenlik gerekçesiyle verilmemişti ama bu kuruluşlara her yılbaşında veriliyor.
Neden böyle yapılıyor? Neden bu tarih seçiliyor? Sabah erken saat... Bu açık bir şekilde yılbaşı kutlamalarının bir anlamda protestosu oluyor. Yani siz pekâlâ diyelim ki yılın ilk günü yapmak istiyorsunuz. Öğleden sonra bir saat, ki resmi tatil biliyorsunuz 1 Ocak. Öğleden sonra bir saatte yapabilirseniz çok daha kolay olabilecek bir şeyi sabah yapıyorsunuz. Zaten Bilal Erdoğan en son işte "kimileri eğlenirken" diyerek kendi eylemlerinin farkının altını çizmeye çalıştı. Bunun aslında bir anlamda, ilk andan itibaren de böyleydi, 2024'te ilki yapıldı, yılbaşı kutlayan insanlara bir protesto yönü de var. Tabii ki esas mesele İsrail'i protesto ve Filistin'e, Gazze'ye destek ama yılın günlerine ya da saatlerine torba girmiş gibi 1 Ocak sabahı yapılmasının kesinlikle yılbaşı kutlamalarıyla bir ilgisi var. Ve bu anlamda da Erdoğan iktidarının hep söyleyegeldiği "Biz kimsenin yaşam tarzına karışmayız" yaklaşımının, önermesinin üstü kapalı bir tekzibi gibi.
Bir de tabii şöyle bir husus var. Gazze kimin meselesi? Türkiye'de tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının meselesi olması gerekir. İdeali budur. Ve Gazze'yi, gerçekten Filistinlileri seven, onlarla birlikte hareket etmek isteyen, onlar için üzülen birisiyseniz, bir kurumsanız, bir yönetimseniz mümkün olduğu kadar çok kişiyi Gazze için seferber etmek istersiniz. Dolayısıyla hepsinin işini kolaylaştırırsınız. Yani şunu söylemek istiyorum: Pekâlâ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup yılbaşı geç saate kadar eğlenip ama varsa ertesi gün bir Gazze mitingi, diyelim ki 14.00’te, buna da katılmak isteyebilirsiniz ama burada sizin sabahın köründe gelmeniz isteniyor. Tamam gidenler var ama siz bir anlamda dışlanıyorsunuz. Zaten biliyorsunuz 2023 Ekim ayından beri bu süreç yaşanıyor ve görüyoruz Türkiye'de ilk başta sol gruplar da vardı, İslami gruplar da vardı. Sonra iyice bunlar, kitlesel eylemler azaldı. Zaten çok güçlü eylemler olmadı. Bir tek 28 Ekim'de Erdoğan'ın düzenlediği Atatürk Havalimanı'ndaki miting istisna. Onun dışında çok güçlü eylemler olmadı ve bir yerden sonra iş küçük çaplı işte birilerinin Starbucks protestosu gibi ilginç olaylar yaşandı. Bir de Türkiye'nin İsrail'le ticari ilişkilerini sonlandırmasını isteyen karma birtakım grupların, içlerinde İslamcı da solcu da olan birtakım genellikle gençlik gruplarının küçük protestolarına tanık olduk ve bu protestolar devlet tarafından hızlı bir şekilde ve acımasızca engellendi. Tutuklananlar oldu, yargılananlar oldu.
Şimdi burada başka bir şey var. En azından senede bir kere iktidarın desteğiyle, iktidarın teşvikiyle yapılan bir miting var. Peki bu kime mesaj veriyor, bunu yaptığınız zaman? Bakın, Türkiye'de AK Parti en fazla üyesi olan parti. Milyonlarca üyesi var. Birkaç milyon da galiba İstanbul'da üyesi var; resmi rakamları onlar daha iyi biliyor ama resmi açıklamalara göre, yetkililerin açıklamasına göre, tekrar bakalım rakama, 520.000 kişi, diyelim ki 600.000 kişiyi siz bu kadar çalışmayla, bu kadar devletin imkânlarını kullanarak toplayabiliyorsanız burada bir sorun var demektir. Bu sorun esas olarak sizlerin artık insanları sokağa mobilize edemediğinizi, bir dava üzerinde örgütlenmekte zorlandığınızı gösteriyor. Bir yığın imkânı kullanıyorsunuz. Birçok insan, bunu da söylemek lazım, birçok insan bir anlamda mecburiyetten oraya gidiyor. Çünkü o aynı zamanda siyasi iktidara, Erdoğan yönetimine bir bağlılığın gösterildiği bir alan oluyor. Bakıyorsunuz hangi bakanlar gelmiş, hangisi gelmemiş, kulüpler gelmiş mi, taraftar grupları gelmiş mi? Bütün bunları konuştuğumuz bir şey oluyor.
Bir diğer husus da, onu özellikle vurgulamak lazım, ilk başta 2024'te Bilal Erdoğan en önde ve Erdoğan ailesinin diğer fertleri çıktığında önce biraz yadırgar gibi olmuştuk. Ama 2025'e ne damgasını bastı? Erdoğan sonrası kim gelecek? Ve orada Bilal Erdoğan başta olmak üzere damatlar ve birçok isim telaffuz edildi. Ve şimdi bakıldığı zaman son günlerde iyice değişik vesilelerle medyanın karşısına çıkan, kimi zaman röportaj veren, kimi zaman birtakım etkinliklere katılıp orada konuşan Bilal Erdoğan'ın da bu faaliyetlerle bir tür siyasete ısındırıldığını söylemek pekâlâ mümkün. Ama şunu söylemek mümkün değil: İsrail yönetimi bu mitingi görüp çok fazla telaşa kapılmış mıdır? Çok emin değilim. Çünkü bu baştan itibaren toplumun bir kesimini, iktidarla arası iyi olan kesimi mobilize etmeye yönelik bir faaliyet olduğu için, Türkiye'nin tümünü kapsamayı özel olarak istemeyen, onu özellikle vurgulamak lazım, özel olarak istemeyen bir faaliyet olduğu için bir anlamda bir gövde gösterisi oluyor. Ama burada gövde kime gösteriliyor? İsrail'den ziyade Türkiye'de diğer siyasi partilere ya da iktidar karşıtlarına, muhalefete gösteriliyor. Türkiye Gazze konusunda tüm ülke olarak Gazze'nin yanında durmayı birlik ve beraberlik, o çok sevilen lafla birlik ve beraberlik içerisinde Gazze'nin yanında olma fırsatını ilk andan itibaren maalesef kaçırdı ve artık geri dönüşü yok. Bakalım şimdi Erdoğan Trump'la kurduğu ilişki ile Gazze'nin yeniden inşasında rol oynayabilecek mi? Nasıl bir rol oynayabilecek? Çünkü esas çetin dönem 2026'da başlayacak gibi gözüküyor.
Evet, bugünün ithafı... Geçen Sadri Alışık dedik ve bir fotoğrafında, bir karede Ayhan Işık’la birlikteydi. Evet, onu anmadan olmaz. Biraz geciktik ama olsun. Çok erken bir şekilde hayatını kaybetmiş bir oyuncu. Yani erken dediğim 1979, 50 yaşında. Şimdiki kuşakların bildiğini sanmıyorum, yani adını duymuşlardır ama filmlerini izlediler mi bilmiyorum ama bizim hayatımız Ayhan Işık filmleriyle geçmişti. Her şeyi oynadı. Genellikle macera filmleri, elinde silahlı mesela şurada görüyorsunuz. Romantik filmlerde de oynadı. Az sayıda komedivari filmde de oynadı. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Ayhan Işık iyi yönetmenlerle çok iyi filmler çıkartmış birisi. Çok film çekmiş birisi. Aynı geçen bahsettiğimiz Metin Oktay gibi, onun da lakabı ‘‘Taçsız Kral’’ idi. Resim eğitimi almış, bayağı ressamlık yapan, çizen, eden, bir dönem resim yaparak hayatını kazanan birisi olduğunu özellikle vurgulayalım.
Ve Türkiye'nin değişik dönemlerinde etkili olmuş, hocalardan ders almış ve sınıf arkadaşlarının içerisinde çok sayıda karikatürist ve ressam olan birisi. Ayhan Işık’la ilgili söylenen hususların en önemlilerinden birisi, Türkiye'deki ilk ciddi starlardan birisi olarak çok katı iş kuralları koymuş. Yani prodüktörlerin, ki bir zamanlar Türkiye'de Türk sinemasında esas olayı götürenler prodüktörlerdi, yani Ali kıran baş kesen kişilerdi, Ayhan Işık onları dize getirmiş ender ya da ilk isimlerden birisi. Ama bütün bunları yaparken, şimdi son dönemlerde bu çok var, gerek Türkiye’de gerek dünyada, böyle bir star kaprisi gibi bir havası olan birisi değildi. Ben Ayhan Işık’la ilgili hayatımda hiçbir böyle magazin haberi, skandal vesaire duyduğumu hatırlamıyorum. Çok talihsiz bir şekilde yazlığında bir rahatsızlık geçirerek 50 yaşında hayatını kaybetmiş büyük bir oyuncu. Oyunculuğunun dışında yönetmenliği de var, senaryo yazarlığı da var. Ressamlığını zaten söyledik ama esas olarak oyuncu. Yakışıklı oyuncu, star konseptini Türkiye'de ilk ciddi anlamda yerleştirenlerden birisiydi. Rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
03.01.2026 Nedir şu ucuz kahramanlardan çektiğimiz!
02.01.2026 Devlet eliyle “sivil” eylem: Galata Köprüsü’nde Gazze buluşması
01.01.2026 2026’da sürprizlere hazır olalım
31.12.2025 2025: Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yıldı
30.12.2025 Yalova’da yaşananlara şaşıran var mı?
29.12.2025 Hafta Başı (63): Yalova'da yaşananların anlamı | 2025'ten geriye ne kaldı? | 2026'da neler olabilir?
29.12.2025 Yargı vesayetinde son perde
28.12.2025 2025’in ardından: “Beni sürecim senin sürecini döver!”
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı