Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri

09.05.2026 medyascope.tv

9 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler ve iyi hafta sonları. Siyasi iktidarın, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CHP'ye yönelik kuşatması doludizgin sürüyor. Bunun en önemli ayağını malum yargı oluşturuyor. Yargı üzerinden CHP'ye sürekli bir darbe indirilmeye çalışılıyor ve yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek de her vesileyle bu sürecin başında olduğunu gösteriyor. Kısa süre içerisinde sürekli televizyonlara çıkan Akın Gürlek, süren davalar hakkında, ileride olacaklar hakkında da şeyler söylüyor. En son yaptığı açıklamalarda Muhittin Böcek'in oğlunun ve Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın etkin pişmanlıktan yararlandığını söylemişti ve ardından birtakım ifadeler iktidar yanlısı medya tarafından paylaşıldı. Bu, bir zamanlar Fethullahçılar ile AK Parti iktidarı döneminde yapılanlara benziyor; bir medya var, bir yargı var ve birlikte hareket ediliyor. Birlikte, kimi zaman medya önden yargı arkadan, kimi zaman ise yargı önden medya arkadan gidiyor; ama ilk söylenenlerle sonra ortaya çıkanlar arasında büyük farklar olduğu da görülüyor. Malum, daha önce Akın Gürlek, Muhittin Böcek'in itirafçı olacağını söylemişti ama Muhittin Böcek'ten böyle bir şey görmedik; yine ilginçtir ki dün yapılan duruşmada Muhittin Böcek ve oğlunun tutukluluklarının sürdürülmesine karar verildi, başka da tutuklu sanık kalmadı.
Neyse, yargı meselesini şimdilik bir kenara koyalım ve esas konumuza gelelim: transfer. Şimdi de kimi alıyor? Burcu Köksal'ı alıyor AKP; iddiaya göre salı günü Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'na, yanılmıyorsam, katılacakmış. Burcu Köksal'dan önce Özlem Çerçioğlu katılmıştı, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı. Burcu Köksal'ın da işte salı günü katılacağı söyleniyor. Başka da katılanlar oldu, ilçe belediye başkanlarından oldu ama bu iki il belediye başkanı tabii daha önemli. Bu arada Keçiören'deki belediye başkanının katılıp katılmayacağı hâlâ belli değil. Anladığım kadarıyla AKP orada bunu birazcık zamana bırakmayı tercih ediyor. Çünkü hakkında kendilerinin de ettiği çok laf var. Burada Burcu Köksal olayı Özlem Çerçioğlu olayı ile çok benziyor. Şöyle ki ikisi de yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi'nde siyaset yapmış kadınlar. Yani transfer değiller, sonradan gelmiş değiller. Mesela bir Muhittin Böcek değiller ya da Lütfü Savaş değiller. Onlar başka partilerden CHP'ye gelmişti. Muhittin Böcek tekrar seçildi, Lütfü Savaş seçilemedi ve parti örgütleri de aslında ikisine de ayrı ayrı itiraz etmişti ama seçilebilecek kişiler bunlar diyerek yönetim onları göstermişti. Fakat burada Burcu Köksal için aynı şey söylenemez; Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelmiş, milletvekilliği yapmış bir isim. Özlem Çerçioğlu da keza yıllarca CHP'de gençlik kolundan, yanlış hatırlamıyorsam, beri siyaset yapan iki isim.
İkisinin de bir ortak özelliği var şu ana kadar yansıyanlardan; o da haklarında birtakım iddiaların, yolsuzluk iddialarının olduğu. Yani yolsuzluk iddialarıyla bir tür şantaj sonucu AKP'ye yöneldikleri yolunda iddialar var. Şunu biliyoruz ki kolaylıkla, çünkü çok örnek var; il büyükşehir belediye başkanlarını bu siyasi iktidar döneminde gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar, kadın erkek ayrımı gözetmiyorlar. Pekâlâ ikisi için de ayrı ayrı bu tür soruşturmalar söz konusu olabilirdi; belki tutuklamalar bile olabilirdi ama önce Aydın'da Özlem Çerçioğlu bütün şeylerden bir şekilde paçayı kurtardı, öyle gözüküyor. Şimdi de Afyon'da Burcu Köksal ve özellikle eşi hakkında birtakım iddialar olduğu söyleniyor ki bu iddiaları iktidar yanlısı medya dile getirmişti; herhalde bunlardan da bir şey çıkmayacak. Ama bir başka ortak özellikleri de şu, bence önemli; ikisi de aleni bir şekilde, açık bir şekilde Kürt sorunu konusunda CHP'nin çizgisinin çok dışında, neredeyse bir Zafer Partisi ile yarışabilecek pozisyonlar almış kişiler. Özlem Çerçioğlu çok önceden de, yani bu ilk dönemi değil biliyorsunuz, Aydın'da, çok hatırı sayılır bir Kürt nüfusu olan bir şehirde, Kürtlere karşı ayrımcı pozisyonları ile bilinen bir isimdi ve zamanında Kürt partileri birçok ilde, 2019'da mesela birçok ilde CHP adayına destek verirken Aydın'da vermediler; özel olarak onu belirttiler, aday çıkarttılar.
Afyon'da çok ciddi bir Kürt nüfusu olduğunu sanmıyorum ama orada da tabii ki bu Kürt meselesini Burcu Köksal, Afyon'daki Türk milliyetçisi oylarını almada kullandı ama bunu çok fütursuzca kullandı; ‘‘kapıdan içeri sokmam’’ vesaire gibi sözler söyledi durup dururken. Yani hani birileri kapısına gelmiş de onları içeri sokmuyor değil; hatta bu tür çıkışları üzerine Ekrem İmamoğlu onu eleştiren birtakım açıklamalar yapmak zorunda kalmıştı. Benzer bir tutumu biliyorsunuz, şu anda yolsuzluk iddialarından dolayı tutuklu olan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da yapmıştı; o da çekirdekten CHP'li birisi. Şimdi bütün bunlar bize ne söylüyor? Bir kere olay CHP'den kaynaklanıyor, öyle söyleyelim; olay CHP'den kaynaklanıyor. Yani bu mesela bir Lütfü Savaş'ın daha sonra CHP'yi yargıya vermesi vesaire, bunlarda ne dendi? ‘‘Zaten CHP'li değildi kendisi.’’ dendi ama burada böyle bir şey yok. Partilerini, yıllarca içinde yer aldıkları partilerini terk ediyorlar ve terk ederken de öyle çok ciddi "Partimiz Atatürk'ün partisi olmaktan çıktı." vesaire gibi şeyler söyleyerek de terk edemiyorlar. Çünkü şu anda baktığınız zaman onların en temel argümanı olan Kürt meselesi konusunda Cumhur İttifakı bir süreç başlattı ve MHP Lideri Devlet Bahçeli her vesileyle Öcalan'dan "kurucu önder" diye bahsediyor.
Şimdi bu ittifakın büyük ortağının partisine girecek Burcu Köksal; ne olacak yani? Bu bize bu Kürtlere karşı ayrımcılığın, retorik olarak kullanılan ayrımcılığın çok da sahici olmadığını gösteriyor. Bir kere bunu özellikle vurgulamak lazım. İkinci olarak da bu tür yargı konusunda, yargıdan gelebilecek yani yargı eliyle gelebilecek birtakım baskılara karşı bir siyasetçinin direnebilmesi için kendinden emin olması gerekiyor ve siyaseti yapışında bir, hani "dava" demek CHP için ne derece uyar bilmiyorum ama bir şeylere inanması gerekiyor. Siz bir şeye inanmadığınız zaman pekâlâ başınıza gelecek belalardan, bela ihtimallerinden kurtulmak için kolayca saf değiştirebiliyorsunuz. Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında çok sayıda kişi yargılanıyor; bunların içerisinde çok az sayıda etkin pişmanlıktan yararlanan kişi var. Özellikle de, o çok ilgimi çekti benim, belediyeyle iş yaptığı söylenen birtakım şirketlerin sahipleri, çalışanları vesaire tutuklu yargılanıyorlar. Çünkü bu suçlamalar ağırlarına gidiyor herhalde, suçsuz olduklarını düşünüyorlar ve o çok bilinen, yani etkin pişmanlık falan gibi şeylere itibar etmiyorlar. Onun dışında mesela bir Resul Emrah Şahan, Ekrem İmamoğlu tabii ki, Tunç Soyer ve başkaları, birçok isim, şu anda tutuklu olan isim göğüslerini gere gere hapiste yatıyorlar ve mücadele ediyorlar.
Şimdi burada çok ciddi bir zaaf var ve iktidar da bu zaaf sahiplerini tespit ediyor. Şimdi bu değişiklik üzerine, Burcu Köksal'ın da gidecek olması üzerine çok sayıda şöyle yorum gördüm: "CHP'li belediye başkanları bile CHP'nin bir sonraki seçimde iktidara geleceğine inanmıyorlar ki parti değiştiriyorlar." Şimdi normalde nedir? Eğer muhalefet partisi iktidara yürüyorsa ve iktidarı almaya adaysa, iktidar partisinden ona yönelişler olması beklenir; ama burada tersi oluyor. "Demek ki CHP'liler bile buna inanmıyor." şeklinde, kimisi CHP'nin içerisinde olan kişilerden böyle yorumlar gördüm. Bu ilk bakışta doğru gibi görünen yorumların çok aldatıcı olduğunu düşünüyorum; çünkü burada söz konusu olan kişilerin, öyle uzun vadeli bir hayatlarını garantiye almaktan ziyade, kısa vadede kendilerini beladan kurtarma arayışı içerisinde olduklarını, siyasi olarak herhangi bir duruşları olmadığını ya da siyasetle kurdukları ilişkinin esas olarak özünde tamamen bir çıkar ilişkisi olduğunu bize gösteriyor.
Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Yarın CHP'nin iktidara geleceğinden emin olsalar bile – ki o yarının ne zaman olacağı belli değil, seçimin ne zaman olacağı belli değil – bu kişiler, gerek Özlem Çerçioğlu gerek, adını unuttum şimdi, Afyon Belediye Başkanı, bunlar zaten gideceklermiş; çünkü acilen kendilerini kurtarmaları gerekiyormuş. Ve iktidarın en büyük becerisi de bu şeyleri, CHP'nin bu tür zayıf noktalarını  bulup oralardan yürümesi. Tabii ki burada CHP'nin de çok ciddi sorumluluğu var. Özlem Çerçioğlu'nu, Burcu Köksal'ı bu tür ayrımcı çıkışları nedeniyle aday göstermemeleri gerekiyordu bence. Gerekirse Aydın'ı almazsınız, Afyon'u almazsınız, Bolu'yu almazsınız, Tanju Özcan da öyle; ama Kürtlerin suratına bakabilirsiniz. Hem onları alıp onları belediye başkanı yapıp hem de onlar her vesileyle durup dururken böyle birtakım açıklamalar yaparken, siz aynı zamanda "Biz Kürtlerin de partisiyiz." demekte zorlanırsınız.
Bu da CHP'ye ders olsun diyelim. Yani şöyle ders olsun. Ne deniyordu? "Afyon'u ancak onunla alabiliyorduk." diye açıklıyorlar Burcu Köksal'ı. Aldınız da ne oldu? Şimdi Afyon'u aldınız 2024 Martı'nda, evet; çok şaşırtıcı oldu, şu oldu bu oldu ama ne hayrını gördünüz? Şimdi bu kişi partiden saf değiştirerek insanlara ne dedirtiyor: "Demek ki CHP'nin geleceği parlak değil, belediye başkanları bile gidiyor." Aynı şekilde Aydın'daki belediye başkanı da... Sizin onun hakkında, onların hakkında söylediğiniz yok "Topuklu Efe" vesaire falan, bunların tabii ki bir anlamı var ama sonuçta siz kazandığınızı sandığınız şeyi kaybediyorsunuz ve bu sizi ciddi bir şekilde yaralıyor. Yani Afyon'u hiç kazanmamış olsaydı CHP, bu kadar sorun yaşamazdı; öyle söyleyeyim.
Bugünün ithafı... Nasıl telaffuz ediliyor bilmiyorum, kimisi "Layza" diyor, ben Liza diyeceğim, Liza Minnelli. Evet, Liza Minnelli; annesi büyük oyuncu Judy Garland, babası yönetmen Vincente Minnelli. Onların kızı olarak zaten mecburen bir şey olması gerekmiş ve daha çok erken yaşta müzikallerde oynamaya başlıyor. Şarkı söylüyor, dans ediyor ve oynuyor. Filmleri var çok sayıda; tiyatro, müzikalde rolleri var. Uzun süre televizyonda, dizilerde de oynamış. Ama benim aklıma hep — büyük olaydı o zaman, yıllar önce biz daha çocuktuk ama çok büyük yankı uyandırmıştı — ‘‘Cabaret’’ filmi geliyor. ‘‘Cabaret’’ filmi 72 yapımı; Bob Fosse diye bir yönetmenin çok çarpıcı bir müzikaliydi. Ama ondan sonra Robert De Niro ile oynadığı Martin Scorsese'nin ‘‘New York, New York’’u... Bu da çok çok büyük bir filmdi. Beyoğlu'nda seyretmiştik, onu hatırlıyorum. Hâlâ seyredenler vardır diye biliyorum. Liza Minnelli hayatı boyunca alkol ve hap bağımlılığı gibi şeylerle mücadele etmiş. En çok istediği şeyin çocuk sahibi olmak olduğunu ama olamadığını okudum. Bu beni açıkçası üzdü; yani böyle bir ismin bu hayalini gerçekleştirememiş olması ve bunun acısını hep yaşamış olması... Şu anda 80 yaşında, Allah uzun ömür versin diyeyim. Ama böyle onun, hani ne denir, bir annesi gibi falan; annesi çünkü o zamanlar siyah beyaz Amerikan filmlerinin güzel kadınlarındandı. Liza Minnelli için öyle alışıldık güzellik tanımı pek uymuyor sanki ama bence çok güzel bir kadın kendisi ve filmlerinde çok etkileyici. Hep onu izlediğiniz zaman böyle bir mizahi bir yönü var, muzip bir yönü var; bende hep öyle bir izlenim bırakmıştır. Kendisine burada takdirlerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
03.05.2026 Soylu mu siyaseti bırakıyor, siyaset mi Soylu’yu?
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
26.04.2026 Muhtemel CHP iktidarı kimleri korkutuyor?
25.04.2026 Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını kimler nasıl engelledi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
24.04.2026 Haftaya Bakış (313): Erdoğan sürece mührünü vuracak mı? | CHP'nin yeni yol haritası
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı