Ahmed eş-Şara hakkında aykırı düşünceler

17.01.2026 medyascope.tv

17 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, geçtiğimiz günlerde Erbil'de Arapça yayın yapan Şems televizyonuna bir röportaj verdi. Şems televizyonu Mesud Barzani'nin en küçük oğlu Mustafa Barzani'ye ait ve bu röportaj son anda kanal yöneticileri tarafından ertelendi. Yayınlanmadı. Yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmiyoruz ama buna mukabil Suriye devlet televizyonu kendi ellerindeki kayıttan bu röportajdan bazı kesitler yayınladı. Önemli bölümlerini, kendilerince önemli olan bölümleri yayınladı ve bu yayınlarda bu kesitleri İbrahim Bozan adında bir gazeteci, anladığım kadarıyla Suriye'de yaşayan Suriyeli bir Türkmen gazeteci çevirdi ve ben de o çevirileri aldım, okudum. Hatta Medyascope'ta da haberleştirdik.
Bütün bunlar çarşamba akşamı oluyor, gece geç saatte diyelim. Okudum ve bir hissiyata kapıldım. Bu hissiyat, yani şimdi şey gelebilir size, böyle uhrevi şeylerden bahsetmiyorum. Bunları okudum. Kesitleri de okuduğumda karşımda kafamdaki Ahmed eş-Şara'dan farklı bir kişiyle karşılaştığımı düşündüm. Kafamdaki daha çok bir şekilde Suriyeli burjuva bir ailenin çocuğu olup daha sonra radikal İslamcı, cihatçı olup ardından Batı'nın da desteğiyle ama Türkiye'nin esas desteğiyle hasbelkader ülkenin başına geçmiş birisi vardı. Yani geçici cumhurbaşkanı lafını fazlasıyla içselleştirmiştik. Cihatçı geçmişini fazlasıyla içselleştirmiştik. Ne dedik hep: ‘‘Cübbeyi çıkardı, sarığı çıkardı. Takım elbise kravat giydi. Ama o hep aynı.’’ Hatta bazıları ısrarla ondan eski örgütteki adıyla el-Colani olarak bahsetmeyi tercih ettiler. Fakat o röportajından kesitleri okuduğumda kafamdakinden farklı bir lider profili gördüm.
Şimdi buna kendisinden hoşlanmayan birileri kızabilir. Olabilir. Ama ben bir gazeteci olarak hissiyatımı anlatıyorum. Kafamdakinden farklı birisini gördüm. ‘‘Neden farklı birisi?’’ diyecek olursanız; çok kişiyle röportaj yapmış bir gazeteciyim, çok da röportaj izledim, biliyorum. Siyasetçileri biliyorum. Türkiye dışında da çok röportaj yaptım. Siyasetçiyle, liderle konuştum. Burada bu zor sorulara, özellikle Halep'le ilgili zor sorulara karşı çok sistematik ama bence yanlış cevaplar veren bir Ahmed eş-Şara gördüm. Neden yanlış olduğunu yarın Medyascope'ta yayınlamayı düşündüğüm yazımda ele alacağım. Orada bakarsınız. Duruşu bence yanlış. Kürtlere bakışı yanlış. Kürtleri bir anlamda bir yerlere iteklemeye çalışması yanlış.
Ama baktığınız zaman sistematik bir düşünce var, bir perspektif var ve bunları ifade edişi çok başarılı. Yani yanlışı güzel anlatıyor diyelim. Hiç önemli değil. Yanlış olup olmaması önemli değil. Ama şunu gördüm; zaten aile olarak siyasetin içinde olan bir aileden gelmiş, iyi eğitim görmüş birisi. İyi yetişmiş, kendini iyi yetiştirmiş birisi ama aynı zamanda iyi yetiştirilmiş birisi. Neden böyle diyorum? Biliyoruz ki belli bir tarihten itibaren kendisi Colani iken ABD, İngiltere ve Türkiye'nin bilgisi dahilinde hazırlandı. Bugünlere hazırlandı. Bunu hiç unutmuyorum; ilk El-Nusra Cephesi lideriyken gerçek kimliğiyle yani suratının gözüktüğü bir röportaj vermişti yıllar önce. O zaman şaşırmıştım. Ne oluyor demiştim. Bir şeye işaret ettiğini insan hissediyor ama anlamıyor.
Tabii o zaman iç savaş çok sert bir şekilde sürüyordu. IŞİD çok fazla gündemdeydi. Nusra biraz daha geri plandaydı. Ama belli ki o tarihten itibaren hazırlanan bir şey var. Ve sonuçta karşımıza bir lider çıktı ya da lider adayı diyelim hadi, lider adayı çıktı ve onun konuşmasına baktığınız zaman aklınıza ne geliyor? İşte cihatçı birisi, IŞİD, El-Kaide vesaire ve etrafında hep cihatçılar var. Hatta sadece Suriyeliler değil, dünyanın değişik yerlerinden Türkiye dahil; ama Özbekler var, Uygurlar var, Mısırlılar var. Böyle bir örgütten geliyor ama konuşmasının hiçbir yerinde İslam referansı yok ya da yok gibi. Bir tek bu mücadelelerine ‘‘mübarek’’ diyor ama onun dışında mesela Kürtlerden bahsederken ya da Kürtlere seslenirken ‘‘din kardeşliği’’, ‘‘ümmet’’ falan demiyor. Çok ciddi bir Suriye vurgusu var. Adını böyle telaffuz etmiyor ama bir milliyetçilik var.
Kendisi zaten dindarlığı bilinen, İslamcılığı bilinen birisi. Ama o söylediklerine baktığımda karşımda bir Suriye milliyetçisi var. Hatta daha ötede bir Arap milliyetçisi var. Kürtler hakkında söylediklerinde duruşta da onu görüyorsunuz zaten. Çoğunluğu oluşturan gücün adına, kim onlar, Sünni Araplar adına konuşuyor ve Kürtlere diyor ki, ‘‘Siz %10-15'siniz. Ülkenin şu kadar bir bölümünü kontrol edemezsiniz’’ diyor. Ve burada yine o Arapların sayıca çokluğunu ve anladığım kadarıyla, böyle söylemese de, kültürel olarak ya da tarih olarak daha güçlü olduğunu söylüyor.
Şimdi bunun ne anlamı var? Bir kere şu anda Arap dünyasına bakın. Yakın zamana kadar çok sayıda lider vardı. Her ne kadar babasının gölgesinde kalsa da Esad da Arap milliyetçiliği deyince akla gelen birisiydi. Saddam Hüseyin de öyle birisiydi. Tabii çok geçmişte Nâsır vesaire. Şu anda Arap dünyasında kim var? Sorarım size. Irak'ı kim yönetiyor? Irak'ta bir lider var mı? Yok. Başbakan var, şu var, bu var ama bir lider yok. Sisi hiçbir zaman Arap dünyasına seslenme gibi bir iddiası çok fazla olmayan, hiçbir zaman demeyelim çok fazla olmayan birisi. Esas derdi Mısır'ı ve kendi iktidarını kollamak. Arap dünyasında öne çıkan bir isim Muhammed bin Selman var, Suudi Arabistan Veliaht Prensi. Ama o da hiçbir şekilde milliyetçilik gibi bir şeyi güden birisi değil.
Böyle bir ortamda Suriye'de bir isim, İslamiliği tartışılmayan bir isim, kendisinin şimdi Araplığını vurgulayarak öne çıkıyor ve bence önü açık. Önü açık çünkü konulara hâkim. Pozisyonu belli. Sünni Araplar temelinde bir Suriye inşa etmek istiyor ve anladığım kadarıyla diğerlerinin de buna tabi olmaları durumunda içerileceğini söylüyor. Ama burada çok önemli bir sorun var. O da şu: Arap milliyetçiliğinin, özellikle yakın dönemdeki Arap milliyetçiliğinin en temel özelliklerinden birisi, bir düşmanı vardı; o düşman Batı'ydı, emperyalizmdi, şuydu, buydu ya da İsrail'di. Ama eş-Şara'nın böyle bir düşmanı yok. Ötekisi yok. Eş-Şara'nın ötekisi yok. İsrail hele hiç değil. Halep'e saldırmadan bir gün önce İsrail'le anlaşma imzaladı. Kendi topraklarını, Golan'ı İsrail'e bırakmış durumda. En azından şu aşamada bir şey söylemiyor ama bu anlamda bir sorun var. Yani düşmanı yok.
Kürtlere düşmanca davrandığını düşünmüyorum ama kendisine ya da kendisini temsil ettiğini düşündüğü topluluğa biat etmeye davet ediyor Kürtleri. Ama oradan o Arap milliyetçiliğinin, bir Nâsır’ın yarattığı mesela ya da Baas rejiminin yarattığı şekildeki bir Arap milliyetçiliği için yeterli bir şey değil bu. Bu anlamda bir sorunu var. Şunu düşünebiliriz; belli bir güce ulaştıktan sonra, istediği gibi Suriye'yi inşa edebildikten sonra o zaman belki İsrail'e de başka yerlere de meydan okuyacak. Ona çok emin değilim. Böyle bir sorun var.
Ve şunu söylemek istiyorum. Bir gazeteci olarak bu kafa yormalar beni heyecanlandırdı ve şöyle dedim: ‘‘Ya keşke bir fırsat olsa da Colani ile bir röportaj da ben yapsam.’’ Yapabilir miyim? Aslında yapabilirim. Nasıl yaparım? Bir şekilde başvururum. Şu andaki Şam Büyükelçimiz benim çok eskiden beri tanıdığım Nuh Yılmaz ama bana yardımcı olacağına çok emin değilim ama bir yolunu bulurum. Ama şu da var ki benim yurt dışı çıkış yasağım var. Gidemem. Niçin? Çünkü kim olduğu belli olmayan bir gizli tanık benim hakkımda yalan ifadeler verdi ve ben yurt dışına çıkamıyorum. Mesleğimi yapamıyorum. Ben de onun için burada size anlatıyorum. Keşke gidip görebilsem Suriye'yi, yeniden inşa edilen Suriye'yi yeniden görebilsem. Yıllar sonra tekrar böyle bir gazetecilik heyecanı yaşadım. Yaşıyorum, hâlâ yaşıyorum. Ama büyük Türk devleti ve o muazzam yargımız bana "otur oturduğun yerde" diyor. Bakalım...
Neyse, bugünün ithafı; "otur oturduğun yerde" lafına riayet etmeyen ve dünya çapında kendini gösteren bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı: Daron Acemoğlu. Müthiş bir insan. Kendisiyle 2005 yılında tanıştım. ABD'de gazetecilik yapmaya gittiğimde 2004 sonunda ilk yaptığım röportajlardan birisi Daron'ladır. Boston'a gittim. MIT'de Daron vardı. Harvard'da Dani Rodrik vardı. İkisiyle de çok mutlu olduğum röportajlar yaptım. O sırada Daron'un MIT'de yanında birtakım Türk öğrenciler vardı. Onun doktora programında bir anlamda Daron'un kol kanat gerdiği... Eminim ondan sonra da çok sayıda genci yetiştirmiştir. Ben 2005'te gittiğimde bana demişlerdi ki; ‘‘Daron Acemoğlu kesin çok geçmeden Nobel alacak.’’ Evet, 20 yıl sonra 2024'te aldı. Hepimiz çok gurur duyduk. Çok sevindik. Sadece tek başına almadı. James Robinson ve Simon Johnson'la birlikte aldılar o yılın ekonomi ödülünü ve üçüncü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kayıtlara geçti Daron, Nobel almış kişi olarak.
Daron benim lisemden, Galatasaray Lisesi’nden benden altı dönem küçük ve ne yaptı? Nobel sonrasında Türkiye'ye dönüşte ilk olarak ayağının tozuyla okula gitti. Okulda öğrencilerle buluştu. Gerçekten müthiş birisi. Daron Ermeni ve anılarına baktığınız zaman maalesef benim okulumda da okurken bazı hocaların doğrudan ya da dolaylı tacizine de sırf Ermeni olduğu için maruz kaldığını duydum ve çok üzüldüm ama çok da şaşırmadım açıkçası. Ondan sonra York Üniversitesi’nde ekonomi okuyor. Daha sonra dünyanın en önemli ekonomi okullarından olan Londra'daki ekonomi yüksekokulunda master ve doktorasını yapıyor. Daha sonra MIT'de, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalışmaya başlıyor 1993'te profesör olarak. Kısa bir süre sonra enstitü profesörü gibi en üst payeye ulaşmış birisi Daron. Hepimizin gurur kaynağı. Eminim daha çok başarılara imza atacak ve aynı ülkenin vatandaşı olduğumuz için gurur duyacağımız birisi. Daron'a buradan sevgilerimi ve minnet duygularımı yolluyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
17.01.2026 Ahmed eş-Şara hakkında aykırı düşünceler
14.01.2026 Roj Girasun ile söyleşi: Halep’ten sonra Suriye’nin ve Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceği
13.01.2026 Dr. Ezgi Uzun Teker ile söyleşi: İran’da rejim mi değişecek yoksa rejim kendisini mi değiştirecek?
13.01.2026 “Palyaço Ruşen”
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
10.01.2026 Suriye’de kim terörist, kim değil?
09.01.2026 Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?
09.01.2026 Haftaya Bakış (300): Sıra İran'da mı? Halep'te neler oldu? AKP'nin transferleri
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı