AKP küskünleri parti kurar mı? Kurarlarsa ne olur?

07.02.2019 medyascope.tv

7 Şubat 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Neredeyse her seçim öncesi Türkiye’de hep aynı dedikodular, spekülasyonlar ortaya çıkıyor. O da Adalet ve Kalkınma Partisi’nde bir dönem etkili yerlerde bulunmuş, ama daha sonra dışlanmış, küsmüş, küstürülmüş kişilerin yeni bir oluşuma girişip girişmeyecekleri, daha doğrusu girecekleri iddiası.
Bu her seçim öncesinde dile getiriliyor. Özellikle Abdullah Gül’e çok atfedilirdi bu. Ama Abdullah Gül’ün en son gerçekleşmeyen cumhurbaşkanlığı adaylığından sonra Gül’ün adı pek anılmaz oldu. Onun yerine Ali Babacan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun ayrı ayrı adları geçiriliyor. Haberler çıkıyor, kulis haberleri çıkıyor ve “bu sefer ciddi” minvalinde haberler çıkıyor. Birkaç ay önce Murat Sabuncu bu konuda Ankara’da birtakım temaslardan sonra T24‘te yazdığı yazılarda bu olaya vurgu yapmıştı. Murat’ın söylediklerini önemsemek lazım; çünkü o doğrudan, dedikodularla değil aktörlerle görüşerek yazmıştı. Şimdi de en son Etyen Mahçupyan, Yavuz Oğhan’a anlatmış ve bu sefer ciddi olduğunu –daha çok eski bakanlar diye– söylüyor.
Tabii isim zikredilmiyor, ama isimler geliyor akla. Herhalde akla gelenlerin başında Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik gibi isimler vardır. Bülent Arınç’ın durumu sürekli değişti. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında fotoğraf verdi. Böyle bir iddia var.
Bu olur mu olmaz mı? Bana olurmuş gibi gelmiyor. Ama şunu da söylemek lazım: Bu konuda bir arayışın, bir niyetin olduğu da muhakkak. Çünkü bu kişiler artık kendilerini AKP içerisinde; Erdoğan’ın yönetimi tamamen tekeline aldığı bu yapılanma içerisinde –ki Erdoğan sadece AKP’yi değil, tüm devleti tekeline almış durumda– kendilerine siyasî bir gelecek görmüyorlar ve kendileri de siyaseten varlıklarını sürdürmek istiyorlar. Yani Erdoğan’ın liderliği altında kendilerine bir yer yok. Belki arada –ki Erdoğan bunu yapıyor– hiç umulmadık bir zamanda dışlandığı düşünülen, küskün olduğu düşünülen bir ismi bir yerden aday gösterebiliyor ya da bir konuma getirebiliyor. En son mesela Ordu’da şu anda belediye başkan adayı olan Hilmi Güler –eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı–, uzun bir süre adı geçmiyordu ve Erdoğan’ın üzerini çizdiği söyleniyordu. Birden karşımıza Ordu’da belediye başkan adayı oldu. Ya da Abdullah Gül’e çok yakın olduğu bilinen eski milletvekillerinden Murat Mercan birden Tokyo’ya büyükelçi oldu. Dolayısıyla içlerinden bazıları bir şekilde Erdoğan tarafından değişik konumlara getirilebiliyor. Şu âna kadar biz o konumlara getirilen, kabul edenleri gördük. Belki bir şeyler önerilip reddedenler olmuştur, ama bunlar yansımadı.
Sonuçta bu insanlar, bu kişiler üst düzey yöneticilik yapmış, parti kuruluşunda yer almış, kritik yerlerde görevler yapmış, bakanlıklar yapmış, önemli süreçlerde etkili olmuş birçok insan yalnız kaldılar ve bir arayış içerisindeler.
Bu arayış öteden beri var. Öteden beri derken, bu özellikle Erdoğan’ın partiyi Abdullah Gül yerine Ahmet Davutoğlu’na teslim etmesinden itibaren var. O tarihte Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra partinin başına Abdullah Gül’ün geçmesini bekleyenler bir müddet itirazlarını askıya almışlardı, bekleyişlerini askıya almışlardı. Ama Erdoğan tarafından Davutoğlu’nun partinin başına getirilmesiyle tekrardan arayışların hızlandığı görüldü. İşin garip tarafı, bir süre sonra Davutoğlu da tasfiye edildi ve onun da adı bu kişilerle ya da bu kişilerden ayrı olarak yeni bir oluşum içerisinden telaffuz edilir oldu.
Kurarlar mı? Parti kurabileceklerini sanmıyorum. İstedikleri muhakkak. Ama en büyük arzuları herhalde tekrar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içerisinde güçlü olmaktır. Ama bunun imkânını görmüyorlar. Dolayısıyla yeni bir arayışa gitme niyetleri pekâlâ anlaşılır bir şey. Ama kurabileceklerini sanmıyorum. Çünkü parti kurmak öyle he deyince olan, beş kişinin bir araya gelmesiyle oluşan bir olay değil. Çok ciddi bir maddi imkâna sahip olmak gerekiyor. Maddi imkân için de bu hareketi birilerinin maddi olarak desteklemesi gerekiyor. Şu anda Erdoğan’a karşı kurulma iddiasıyla varlık gösterecek bir partiyi finanse etmeye az da olsa katkıda bulunmaya razı olacak bir iş insanı tasavvur edemiyorum açıkçası. Birincisi bu.
İkincisi, Erdoğan buna izin vermeyecektir. Hiçbir şekilde izin vermeyecektir. Engelleyecektir. Engellemenin de bir dizi yolu var. Öncelikle çok basit bir yolu var. Bu kişilerin girişimlerinin ciddiyete doğru evrilme ânında bu girişimler sabote edilir. Şu âna kadarki yaşananlardan biliyoruz. Adları geçen isimlerin büyük bir kısmı değişik dönemlerde değişik vesilelerle saldırıya uğradılar. Trol saldırısına uğradılar ve bundan çok rahatsız oldular. Dolayısıyla bu kişiler trollere karşı çok savunmasız hissediyorlar kendilerini ve çok öfkeleniyorlar. Yani yok da sayamıyorlar, mücadele de edemiyorlar.
Birincisi böyle bir şey var. İkincisi, bir başka yöntem tabii, çok daha sert bir yöntem, gizli tanık. Yani siz bugün Türkiye’de herhangi birisini pekâlâ gizli tanık yapıp, istediğiniz herhangi birisinin hayatını değiştirebilirsiniz. Ve burada da en çok kullanılacak olayın çok basit bir şekilde FETÖ olacağını tahmin etmek hiç şaşırtıcı olmaz. Zaten değişik dönemlerde AKP’nin bazı eski muktedirleri hakkında FETÖ’cü şâyiaları dolaştırıldı. Buradaki birtakım yayınlarda değişik vesilelerle bunu dile getirmiştim. Fethullah Gülen’le AKP’nin, dolayısıyla Erdoğan’ın işbirliği yaptığı, ittifak yaptığı dönemde, o ittifaka rağmen bundan rahatsız olan, rahatsızlıklarını açık ya da dolaylı bir şekilde dile getiren ne kadar tanıdığım AKP’li varsa bir şekilde şu anda Erdoğan’dan uzak durdukları için, hatta uzak tutuldukları için FETÖ’cülükle itham edilebiliyorlar. Bu tamamen komik bir hâdise, ama pekâlâ “Dün dündür, bugün bugündür” oluyor ve geçmiş, hiç kimsenin bildiği ve merak ettiği bir şey değil. Çok çabuk çarpıtılabilen bir şey. Dolayısıyla FETÖ’cülük suçlaması tehdidi birçok kişinin üzerinde sallanıyor.
Ama daha önemli bir husus; paradan ve devletin engellemesinden de öte bir husus: Böyle bir hareketin altyapısının, politik altyapısının, toplumsal altyapısının olması lâzım. Yani birileri şöyle bir şey diyor olabilirler: “Bizim AK Parti iktidarının ilk yılları çok güzeldi, yani İslami terminoloji ile söyleyecek olursak ‘asr-ı saâdet’ ya da Batı terminolojisi ile ‘altın çağ’dı. Ama belli bir tarihten sonra Erdoğan bizleri tasfiye etti ve buradan bambaşka bir döneme geçtik. Ve bir gerileme dönemine geçildi. Şimdi işte biz tekrar o altın çağa, asr-ı saâdete dönebiliriz.” Bu böyle, İslâmiyet dahil çok değişik dinlerde çok yapılan bir şey. Ama böyle bir şey olamıyor. Yani siz bütün bu tarihsel yaşanmışlıkları atlayarak tekrar başa dönemiyorsunuz, bir.
İkincisi, bugünkü durumdan rahatsız olan toplumsal kesimler bu rahatsızlığının kökenlerini bu kişilerin “altın çağ” dediği ya da “asr-ı saâdet” dediği dönemlerde buluyorlar. “Biz Türkiye’yi tekrar AK Parti’nin ilk yıllarına taşımak istiyoruz, çok güzel yıllardı onlar” diyerek oy alma imkânının çok fazla olacağını sanmıyorum. Böyle bir beklentinin de…
Yani bu devirler geride kaldı. Artık Türkiye’de söylenecek olan, ileriye yönelik bir şeylerdir. Yani geçmişe referans yapılarak değil ileriye referans yapılarak bir şeyler söylenmesi lâzım. İşte bu çevrelerden bu tür sözler duymuyoruz, görmüyoruz ve toplumsal anlamda da böyle bir arayış varsa bile, onlar bu arayışa liderlik edebilecek durumda değiller. Çünkü hep geriye doğru bakıyorlar, ileriye doğru baktıkları söylenemez.
Peki ne olabilir? Parti de kurabilirler ama bu partinin etkili olabileceğini sanmıyorum, bir varlık gösterebileceğini sanmıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni rahatsız eder belki; ama çok da fazla bir etkisi olacağını sanmıyorum. En önemli sorun bence şu: Bu kişiler zamanında, ilk anda tepkilerini açıkça dile getirmedikleri için bugün etkilerini kaybediyorlar. Etkileri iyice kaybolmuş durumda. Şimdi birtakım bakanlık yapmış, başbakan yardımcılığı yapmış, AK Parti kuruculuğu yapmış, genel başkan yardımcılığı yapmış, hatta genel başkanlık yapmış, başbakanlık yapmış isimler bugün çıkıp insanlara, “Erdoğan ülkeyi kötü bir yere götürüyor, bana destek verin, bize destek verin” diyeceği zaman, dediği takdirde, insanların onlara vereceği cevap çok kolay bir şekilde, “Yeni mi aklınıza geldi?” olacaktır.
Mesela farklı kişiler bir zamanlama yaptı, birtakım hesaplar yaptılar ve hesapları tutmadı. Birtakım beklentilerle sustular. Beklentileri gerçekleşmedi ve gerçekleşeceğe de benzemiyor. Ve işin acı tarafı, o meşhur slogandaki gibi, başkalarının, kendi partileri içerisinden, parti dışından, şuradan buradan insanların başına gelenlere sessiz kaldılar. Ve bir süre sonra kendi başlarına da bir şeyler geldi; yani sustular ve sıra kendilerine de geldi. Şimdi bir araya gelip ortak bir ses çıkartmaya çalışıyorlar. Ama burada çok ciddi bir şekilde zorlanacaklarına eminim.
Sayıları giderek artıyor. Geçen Ahmet Taşgetiren yayınında söylediğimi tekrar söylemek istiyorum. Sayıları, bu tür itiraz edenlerin, küskünlerin sayıları artıyor; ama sayılarının nicelik olarak artması, onların itirazının gücünün nitelik olarak artmasına tekabül etmiyor, tam tersi oluyor. Sayıları arttıkça etkileri azalıyor. Yani ne diyoruz? Bir zamanlar dışlanan bir iki kişi, mesela Abdüllatif Şener ilk çıktığında, AK Parti’den ilk koptuğunda büyük bir olaydı. Partinin dört ana isminden birisiydi. Kopuşu bir olaydı; ama etkili olamadı. Daha sonra başka isimler geldi, daha sonra başka isimler ve isimler eklendikçe ve dışlanan, tasfiye edilen insanlar “Kol kırılır yen içinde” politikasıyla ağızlarını açmadıkça, bu sefer bu olay artık normalleşti.
Şimdi kimse kalkıp da birilerinin bir araya gelip, işte, “Biz bu harekete çok emek verdik, bu ülkenin kalkınması, demokratikleşmesi için çok çabalar sarf ettik; ama Recep Tayyip Erdoğan hepimize haksızlık etti, bizleri dışladı. Biz tekrar sizlere iyi bir Türkiye, şöyle bir Türkiye vaat ediyoruz” dedi diye o insanların peşinden gelecekleri sanmıyorum. Peki ne olabilir? Eğer Türkiye’de yepyeni bir hareket çıkarsa, AK Parti ile doğrudan alâkalı olmayan yepyeni bir siyasî hareket çıkarsa –merkezde, sağda, solda hiç önemli değil–, bu hareketin içerisinde bu kişiler grup halinde ya da tek tek yer alabilirler. Ve orada belki o hareketin yarattığı dalga ile beraber kendi birikimlerini oraya taşıyarak belki tekrar siyaseten etkili olabilirler.
İYİ Parti ortaya çıktığı zaman geçmişte AK Parti’de siyaset yapmış birtakım isimler de İYİ Parti’nin kuruluşunda yer aldılar. Mesela Ersönmez Yarbay gibi, Mukadder Başeğmez gibi. Ama onların zaman içerisinde, bu kadar geçen süre içerisinde İYİ Parti içerisinde öne çıktıklarını görmedik. Zaten İYİ Parti’nin de ilk o partiye yönelik beklentilerle geldiği nokta arasında bayağı bir fark var. Yani İYİ Parti değil benim kastettiğim, yeni bir hareket. İYİ Parti şu haliyle MHP’nin alternatifi olmanın ötesine pek gidebilecek gibi durmuyor, gitmeye de niyetli gibi de durmuyor sanki. O ayrı bir yayının konusu olsun.
Türkiye’de belki de bütün var olan parti yapılarının dışında yeni bir siyasî hareket, yeni bir siyasî lider ortaya çıkabilir. Tabii şu anda bunun işareti hiçbir şekilde yok. Ve öyle bir hareketin içerisinde, AK Parti’de değişik dönemlerde görev yapmış, sorumluluk üstlenmiş, zamanında yıldızları parlamış ama şimdi sönmüş olan isimler de bunun içerisinde yer alabilirle. Ama geçmişlerini, AK Parti içerisindeki geçmişlerini sermaye yaparak bir parti kurmaları bana çok mümkün gibi gelmiyor. Hadi diyelim ki böyle bir parti kurdular. Bu partinin Türkiye’de bir şeyleri değiştirebileceğini, Erdoğan’ı rahatsız etmek dışında bir şeyleri değiştirebileceğini açıkçası çok fazla sanmıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.06.2019 Yepyeni Türkiye’nin ilk günü
21.06.2019 Erdoğan’dan İmamoğlu’na Öcalan dopingi
20.06.2019 Dejavu! Film aynı, 25 yıl sonra oyuncular değişti
20.06.2019 Transatlantik: ABD-İran gerginliği, Mursi’nin ölümü, 23 Haziran seçimleri & S-400/F-35 krizi
19.06.2019 Saldıran kaybediyor!
18.06.2019 Erdoğan yeniden ipleri eline aldı ama kaybı engelleyemiyor. Neden?
17.06.2019 Herkes memnun: Tüm yönleriyle Yıldırım-İmamoğlu yayını
17.06.2019 Bekir Ağırdır ile “Yeniden İstanbul Seçimleri”: Değişenler ve değişmeyenler
14.06.2019 Yıldırım-İmamoğlu tartışması: Sakin olan kazanacak
14.06.2019 Ahmet Taşgetiren ile söyleşi: 23 Haziran’a doğru Türkiye
24.06.2019 Yepyeni Türkiye’nin ilk günü
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı