Yıldırım-İmamoğlu tartışmasını kim yönetsin?

08.06.2019 medyascope.tv

8 Haziran 2019’da medyascope.tv için yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. 23 Haziran İstanbul seçimleri öncesi yıllardır özlediğimiz bir olayı yaşayacağa benziyoruz. Adaylar televizyonda tartışacaklar, öyle gözüküyor. Son anda bir aksilik çıkmazsa Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu tartışacaklar. Henüz tartışmanın nerede nasıl yapılacağı belli değil, kimin ya da kimlerin yöneteceği belli değil. Esas olarak kimin yönetmesi daha iyi olur sorusuna cevap vermek istiyorum. Ancak birkaç hususu belirtmek şart. Öncelikle Türkiye’de geçmiş zamanlarda televizyon tartışmaları önemli seçimlerden önce olurdu. Hatta sonrasında da olurdu. Ama AKP’yle beraber bu gelenek büyük ölçüde rafa kalktı. Önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan böyle bir ihtiyaç hissetmedi; çünkü böyle tartışmaların muhalefete koz vereceğini düşündü. Ve adım adım da zaten medyayı kontrol ederek muhalefetin büyük medyada doğru dürüst yer bulmasına izin vermedi. Ama AKP’nin 2002 sonunda iktidara geldiğinden bu yana ilk defa bir tartışmaya razı olduğunu görüyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: AKP bu seçimde, İstanbul seçimlerinde kaybedeceğini düşünüyor. Yani kazanma ihtimalini düşük görüyor. Ve bu nedenle bu tartışmaya ihtiyacı var. Daha önce bu tartışmaları istememesinin nedeni, ihtiyaç duymamasıydı, kendisini güçlü hissetmesiydi. Ve bu tür tartışmaların şu ya da bu şekilde muhalefeti güçlendirme ihtimaliydi. Yıllar sonra kendilerinin tartışmaya razı olduklarını görüyoruz. Demek ki İstanbul’da kazanma ihtimallerini CHP’ye nazaran, daha doğrusu Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu’na nazaran düşük görüyorlar.
Önce Binali Yıldırım’ın kendisine bu sorulduğu zaman önce tereddütlü bir cevap vermesi, “Erdoğan’dan izin almak istiyor, izin almak zorunda” diye yorumlanmıştı. Doğru olabilir, ama en önemli husus şuydu: Doğrudan bir tartışmayı kabul edip etmediği kendisine sorulduğu zaman bu aslında AKP’li birisi olduğu, AKP’li ve yıllardır ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi’nden birisi olduğu için orada hemen kabul etmesi, seçimde iddiasının çok yüksek olmadığını da bir şekilde itiraf etmesi anlamına gelecekti. Dolayısıyla tereddüt etti. Hemen evet cevabı vermedi, ben böyle değerlendiriyorum. Tabii ki Erdoğan’a da sordu. Onun onayını, iznini aldı, her neyse. Ama artık buna ihtiyaçları olduğu, kaybedecek bir şeyleri olmadığı düşüncesiyle kabul ettiler bence bu tartışmayı.
Bundan sonra bir başka hususu da değerlendirmek istiyorum. Bana göre bu tartışmadan çok fazla bir şey çıkmayacak. Çünkü saflar netleşti. Özellikle Ekrem İmamoğlu’na oy vermiş olan seçmenin bir şekilde Binali Yıldırım’a 23 Haziran’da oy verme ihtimalinden neredeyse hiç kimse bahsetmiyor. Ama buna karşılık, Yüksek Seçim Kurulu kararının gayri adil olduğu düşüncesiyle Binali Yıldırım’a oy vermiş olanlardan 23 Haziran’da İmamoğlu’na oy verebilecek seçmen olduğu varsayımı yapılıyor. Bir diğer husus tabii ki sandığa gitmeyenler. Burada esas Binali Yıldırım’ın öne çıkardığı husus, özellikle daha önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş olup sonra sandığa gitmeyenler. Böyle bir tartışma sandığa gitmemiş AKP seçmenini Binali Yıldırım’ın lehine sandığa çeker mi? Ona da çok fazla emin değilim. Her halükârda böyle bir tartışma iyi olacak. Türkiye’de demokrasi kültürünün yeniden inşasında bence önemli bir adım olacak. Ancak burada 23 Haziran seçim sonuçlarını çok ciddi bir şekilde değiştirecek bir tartışma beklememek lâzım. Tabii ki tartışma sırasında çok olağanüstü olaylar yaşanırsa, taraflardan birisinin çok bâriz bir şekilde bocalaması, ya da herhangi birisinin çok bâriz bir şekilde etkili olması –ki öyle olacağını sanmıyorum, dengeli bir tartışma olacaktır diye tahmin ediyorum ne olursa olsun–, böyle bir olağanüstü bir durum olmadığı müddetçe bu tartışma sonuçları çok fazla etkilemez. Ama Türkiye’de dediğim gibi demokrasi kültürünün yeniden inşasına bir katkısı olur.
Kim yönetecek ve nerede yapılacak? Binali Yıldırım çok akıllıca bir çıkış yaptı. Bir soru üzerine Uğur Dündar’ın adını attı ortaya — deneyimli bir isim olması hasebiyle. Ama diğer bir husus tabii ki Uğur Dündar’ın yıllardan beri Türkiye’de AKP iktidarına muhalif olan çevrelerin en çok öne çıkardığı gazetecilerden birisi olması. Halk Tv’de program yapıyordu, ayrıldı. Şimdi Sözcü bünyesinde bir televizyon hazırlıkları olduğu söyleniyor. Sonuç olarak Binali Yıldırım’ın Uğur Dündar gibi muhalifliği tescilli bir ismi ortaya atması akıllıca oldu. Ve İmamoğlu’nun bu ismi kabul etmemesi çok kolay olmayacaktır. Çünkü bir gerekçe bulması gerekecek. Daha yakın zamanda, 31 Mart öncesinde ve 31 Mart sonrasında da Sözcü’nün bünyesinde Uğur Dündar’ın yayınlarına, Halkın Arenası’na çıkmış bir isim Ekrem İmamoğlu. Dolayısıyla Uğur Dündar’a bir itirazı olmayacaktır.
Peki nerede yapılacak? Yine Binali Yıldırım bunun tarafsız herhangi bir stüdyoda yapılmasını ve isteyen herkesin canlı yayınlamasını önermiş. Bu da gayet mâkul bir öneri gibi gözüküyor. Herhalde o stüdyo TRT’nin bizim vergilerimizle inşa ettiği bol miktardaki stüdyolarından birisi olur, ilk akla gelen budur. Ve görüldüğü kadarıyla TRT’nin bir stüdyosunda Uğur Dündar’ın yöneteceği bir yayın bizi bekliyor.
Benim Uğur Dündar’ın böyle bir yayını yönetecek olma ihtimaline çok fazla itirazım yok. Ama benim birinci tercihim Uğur Dündar olmazdı, öncelikle söyleyeyim. Bana göre şu anda Türkiye’de medya, özellikle tırnak içinde “büyük medya” tam anlamıyla can çekişiyor, çölleşmiş bir durumda, bir mezarlık gibi. Ama bunun içerisinde hâlâ iyi kötü işini yapmaya çalışan meslektaşlarımız var. Ve bu anlamda ilk aklıma gelen isimlerden birisi Didem Yılmaz olurdu. Ancak burada çok önemli bir şerh düşmek istiyorum. Tarafsız bir yerde, diyelim ki TRT’nin stüdyosunda yapılacak bir yayını yönetmesi halinde olur bence. Ancak Habertürk bünyesinde yapması bence doğru bir seçim olmaz. Çünkü Didem ne kadar güven veren birisiyse, Habertürk bir kurum olarak asla güven vermeyen bir yapı. Hatta bir kurum olduğunu söylemek bile doğru olmayabilir. Orada bir müddet çalışmış birisi olarak Habertürk’ün yöneticilerinin nasıl siyasî dengelere göre anlık tavır değişikliklerine gittiklerini biliyoruz. Son dönemlerde iktidarla arasına kademeli de olsa mesafe koymaya çalıştığını herkes fark ediyor. Ancak bir Habertürk ya da CNN Türk ya da başka –NTV gibi– bir kurumda yapılacak olan bir yayında sunucu kim olursa olsun, moderatör ya da moderatris –kadın anlamında– kim olursa olsun, patronlar devreye girecektir, idareciler devreye girecektir. Ve yayını yöneten kişinin kulağına birtakım sufleler vermek isteyeceklerdir. Dolayısıyla Habertürk’te ya da NTV’de ya da herhangi bir yerde –özel diyelim, TRT resmî, diğerleri özel, ama sonuçta hepsi aslında bir kişi tarafından yönetiliyor ya da bir kişi için çalışıyor, bunu biliyoruz– yapılacak olan yerlerde bence çok başarılı olunamaz. Müdahale eder mi iktidar? Bence eder. Şu âna kadar hep ettiler. İktidar müdahalesini gazeteciler üzerinden yapmaz, bunun örneklerini gördük. İktidar müdahalesini patronlar üzerinden, yöneticiler üzerinden yapar. Ve Türkiye’de iktidarın müdahalelerine rağmen burada özgür, tarafsız, bağımsız gazetecilik yapmak iddiasını sürdürebilecek herhangi bir kurum ve kurum yöneticisi açıkçası görmüyorum. O anlamda bir stüdyoda, bu çalıştığı kurumun kimliğinden bağımsız, güvenilir, iyi kötü güvenilir bir isimle bunun yapılması en doğrusu olur. Bu anlamda Didem olmazsa Uğur Dündar da olabilir. Üçüncü dördüncü isim –piyasadaki isimlerden– açıkçası çok fazla gelmiyor aklıma. Kimlerin olmaması gerektiği konusunda kafam çok net, ama isimlerini söylemek istemiyorum açıkçası.
Şöyle bir faraziye de yapabiliriz: Nasıl Binali Yıldırım, Uğur Dündar adını ortaya atarak aslında akıllıca bir davranış sergilediyse, Ekrem İmamoğlu’nun en çok işine yarayacak olan yayın formatı bence iktidar yanlısı olduğu belli olan kişi ya da kişilerin yöneteceği bir yayın olurdu. Çünkü o yayında o kişi ya da kişiler, her neyse, ne kadar tarafsız olmaya gayret ederlerse etsinler, bir yerlerde muhakkak arıza yapacaklardı ve bu da Ekrem İmamoğlu’nu bir anlamda mağdur konumuna taşırdı. Ama şu anda bu inisiyatifi Binali Yıldırım almışa benziyor Uğur Dündar adını ortaya atarak. Evet, anlaşıldığı kadarıyla Uğur Dündar yapacağa benziyor. Uğur Dündar’ın yapacak olmasının birtakım dezavantajları kesinlikle olacaktır. Çünkü adı muhalefetle son yıllarda bu kadar özdeşleşmiş bir ismin böyle bir olay karşısında –ki ilk Binali Yıldırım’a verdiği cevabî açıklamada da o vardı– tarafsızlık vurgusunu aşırı bir şekilde yapıyordu… Çok stres altında olacaktır diyeyim. Stres altında olacaktır. Ve bu sonuçta pekâlâ Ekrem İmamoğlu’nun aleyhine de gelişebilir. Ama sonuçta dediğim gibi bu tartışmadan çok büyük değişiklikler beklememek lâzım. Türkiye’de artık can çekişen medyanın belki böyle bir şeye ihtiyacı vardı. Ama bu yapılsa da Türkiye’deki medya artık, büyük medya, isimleri olan kurumlar artık iflah olmaz durumdalar. Onlar her gün bu tür tartışmalar yapsalar bile artık kimseye yaranabilecek değiller.
Evet, iyi olacak. Tartışma bir şekilde olacak, iyi olacak. Tartışma kültürü, demokrasi kültürü, kibarlık, toplumsal kutuplaşmanın zayıflatılması anlamında verimli olacağını düşünüyorum. Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun böyle bir tartışmada gereksiz gerginliklere gideceklerini sanmıyorum. Herhalde, muhtemelen İstanbul konuşulacaktır. Yerel yönetimler konuşulacaktır. Büyük siyasî konulara girilmeyecektir. Bu anlamda da taraflar herhalde dosyalarıyla, vaatleriyle geleceklerdir. Rakama boğacaklardır izleyiciyi diye düşünüyorum. Aslında rakamlara boğulmak birtakım kuru sloganlara, kara çalmalara, ithamlara ve kutuplaştırma sözlerine boğulmaktan iyidir. Evet, dört gözle bekliyoruz. Bakalım ne zaman olacak, nasıl olacak. Ama iyi olacak.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı