“Yastık altı” altın ve döviz çare olabilir mı?

06.08.2018 medyascope.tv

6 Ağustos 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba iyi günler, iyi haftalar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta sonuna girerken, geçtiğimiz cuma günü yaptığı 100 günlük program açıklamasında halka seslendi ve yastık altındaki altınların ve dövizlerin bozdurulması çağrısında bulundu; hatta salonda bulunan bir izleyici de yastık altında paraları olmadığını söyleyince, “Ben olanlara söylüyorum” dedi. Bunun mümkün olup olmadığını; birincisi tabii ki insanların böyle bir çağrıya cevap verip vermeyeceklerini, ikincisi de verseler bile bunun Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılara çare olup olamayacağını değerlendirmek istiyorum.

2007 seçimlerinden bir anı
Önce kişisel bir anımı anlatmak isterim: 2007 seçimleri sırasında Vatan gazetesinde çalışırken AKP’nin mitinglerinin önemli bir kısmını izlemiştim — Türkiye’nin dört bir tarafında. Bunlardan biri olan Sakarya mitinginde tesadüfen ön sıralarda kendime iyi bir yer de bulmuştum; orada Başbakan Erdoğan, Sakaryalılara hitaben yaptığı konuşmada, yanılmıyorsam TOKi tarafından deprem evleri yapıldığını, ama bunların hepsini satamadıklarını söyledi ve halka şikâyet etti, yani halktan yakındı diyelim, “Niye böyle yapıyorsunuz? Niye almıyorsunuz?” diye. Bu arada birden bir kadın “Paramız yok Sayın Başbakanım” diye seslendi. Öyle bir an oldu ki, Erdoğan’ın da konuşması bitmişti, tam bir sessizlik varken, kadının sesi birden miting alanını kapladı. Herkes dönüp kadına baktı tabii ki, Erdoğan da baktı, önce bir şaşırdı, ondan sonra hiç unutmuyorum: “Vardır vardır; hele siz şu yastık altındakileri çıkarın bakalım” diye kadına seslendi.
Burada kişisel olarak beni ilgilendiren husus da şu: O tarihte benim çalıştığım Vatan gazetesi seçim öncesinde Erdoğan’ın mitinglerde halka yönelik birtakım sert çıkışlarını, –tatlı sert diyelim, ama sert çıkışlarını– manşete taşıyordu ve her mitingde, “Yine Erdoğan halkı azarladı” vs. diye manşet atıyordu. Bu olayın ardından da –kadını azarladıktan sonra diyelim, yastık altıyla azarladıktan sonra– beni gördü ve bana da herkesin ortasında “Hadi, bunu da yaz” diye bana seslendiğini hiç unutmam, bu sefer de kadından sonra bütün gözler bana dönmüştü. Orada kastı tabii esas olarak bizim o tarihteki Vatan gazetesinin onun canını epey sıktığı belli olan birinci sayfalarıydı — onlara referans vermişti. Tabii öyle birinci sayfalar artık ne zamandır Türkiye’de yok, bu arada onu da söyleyelim.

2016 Aralık ayındaki kampanya
Şimdi “yastık altı” meselesi bir efsane, bu yıllardır dile getirilen bir efsane ve Erdoğan’ın da aslında çok kullandığı bir efsane. Bunun son bir örneğini 2016 Aralık ayında yaşamıştık. Hatırlayalım, çok çabuk unutuyoruz böyle şeyleri; ama 2 Aralık’ta Erdoğan bir çağrı yapmıştı, döviz bozdurma çağrısı yapmıştı. O tarihte, 2 Aralık’ta 3,50’ye çıkmıştı dolar. Sosyal medyadan ve normal medyadan yürüyen büyük bir kampanya başladı. İnsanlar –kişiler ve tüzel kişilikler, kamu kuruluşları– döviz bozdurdular. Sonuçta baktığımız zaman toplam bozdurulan döviz miktarı bir hafta içerisinde 724 milyon dolar –benim yaptığım Google aramasında bulduğum bir kayıtta 724 milyon dolar bozdurulmuş– ama var olan döviz mevduatı 172 milyar 373 milyonmuş; yani düşen bir milyar toplanamadı ki 173 milyar 97 milyon dolar döviz varken, bir hafta sonunda 172 milyar 373 milyon dolara düşmüş yani 724 milyon dolar düşebilmiş. Sonra, bu faaliyetin ardından 2 Aralık’ta 3,50 olan dolar sonra 3,45’e düşüyor ama 12 Aralık’ta tekrar 3,51 oluyor daha sonra tekrar düşüyor vs. ve bugün itibariyle baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrıyı yaptığı günden bu yana en son yaptığı günden bu yana da önce 5 lirayı aştığını ve bugün itibariyle ben yayına girerken 5,17’ydi, indi mi çıktı mı bilmiyorum, ama artık en azından bir müddet 5’in altına düşmeyeceğe benziyor.

Döviz bozdurmalarının ekonomik açıdan bir getiri sağlamayacağı ortada
Şimdi böyle bir ortamda; yakında da yaşanmış, Aralık 2016’da da yaşanmış böyle bir kötü bir örnek de varken, pek bir işe yaramayan bir örnek de varken, insanlar dövizlerini bozdurur mu? Bozdurması için çok güçlü nedenleri olması lazım. Bir kere bozdurmalarının ekonomik açıdan onlara bir getiri sağlamayacağı ortada. Geçen sefer, 2016 Aralık’ındaki doların o çıkışının spekülatif olduğu, aslında değerinin çok daha az olduğu ve kısa zamanda bunun görüleceği propagandası yapılmıştı. Ona inanlar da olmuş olabilir; ama sonra görüldü ki böyle değil, dolar inmiyor, ineceği yerde çıkıyor. Şimdi burada da benzer bir şekilde şu andaki bu bulunan rakam spekülatif aslında, bunun değeri bu değil, “Şimdi ben bunu satsam ekonomik açıdan da kazanırım” yaklaşımının geçerli olacağını sanmıyorum.
Eğer insanlar döviz ve altınlarını bozduracaklarsa, tamamen bir inançla bozduracak olmaları lazım; bu inanç da öncelikle Erdoğan’a inanmak, Erdoğan’a güvenmek ve bu siyasî iktidara güvenmek ve onun için gerekirse fedakârlık yapmayı göze almak anlamına gelir. Bunun toplumda bir karşılığı var, gerçekten bir karşılığı var. Erdoğan’ın 16 yılda elde ettiği seçim sonuçları da bunu gösteriyor, mitinglerinde topladığı kalabalıklar da bunu gösteriyor vs.; ama şu âna kadar Erdoğan’ın bu açıklamasının dışında bir kampanya görmedik. Bunun olabilmesi için devlet eliyle de bir kampanya yürütülmesi gerekir, o zaman bunun toplumda ne kadar karşılığı olduğunu da görme imkânına sahip olabiliriz. Şu haliyle en fazla tahmin yürütülebilir, ama Aralık 2016’daki örnek, başarısız bir örnek; çağrıyı yapan Erdoğan için acı bir örnek. Dolayısıyla bu sefer bunun lafını edip fiiliyatta da bu konuda hakikaten bir start vereceğine çok açıkçası emin değilim. Çünkü bir start verip, bir kampanya başlatıp, insanlardan dövizlerini, altınlarını bozdurmaları için bir kampanya başlatıp, ondan sonra bu kampanyanın sonucunda çok da iyi bir sonuç elde edememek bir nevi güven oylaması gibi bir şey olacaktır.

İktidarın ekonomi stratejisi belirsiz
İkinci olarak daha önemli bir husus şu: Böyle bir kampanyanın bir somut hedefi olması lazım. Burada son yapılan 100 günlük programa baktığımız zaman bir somut ekonomik program, perspektif, strateji gözükmüyor — birtakım projelerden bahsediliyor. Bu projelerin tam olarak ne zaman yapılacağı, nasıl yapılacağı ve bunun kaynaklarının nasıl bulunacağı belli değil; ama daha önemlisi şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan, borçlarını döndürmek için ihtiyacı olan kredileri nasıl bulabileceği belli değil ve her geçen gün kurdaki yükselişle beraber bu borç daha da fazla artıyor. Yani burada kredi bulma imkânının azaldığı ya da kredinin alabildiğine pahalandığı bir ortamda borçları ödemek için halktan para istemek, yani krediyi halktan almak gibi basit bir formül ortada sanki; ama bunları aldıktan sonrasının ne olacağı konusunda da bir belirsizlik var, çünkü bunlar sonuçta borç, en fazla erteleniyor, geciktiriliyor vs.
Şu anda Türkiye’de hükümetin, ülkeyi yönetenlerin… daha doğrusu hükümet diye bir kavram artık pek söz konusu değil; yeni sistemde, başkanlık sisteminde nasıl bir ekonomi stratejisi olduğu konusunda pek bir netlik yok, hiçbir netlik yok ve kamuoyuna da bunlar anlatılmıyor. Genellikle yapılan birtakım komplo teorileri var, faiz lobisi vs. gibi komplo teorileri var; ama son günlerde açıkçası bunların da azaldığını, çünkü inandırıcılığını kaybettiğini görüyoruz. Dolayısıyla iş bayağı bir zor.

Reis’in krizi
Sonuçta Erdoğan, devlet bir kampanya başlatacak olsa, bu kampanyanın yani yastık altındaki dövizleri bozdurma kampanyasının ne kadar başarılı olacağı bence çok ciddi bir soru işareti; ama daha ötesinde belli bir başarıyı elde etse bile, bunun Türkiye’deki ekonomik sorunların çözümüne ne derece yardımcı olacağı bambaşka bir soru işareti ve bu anlamda da böyle bir kampanyanın Türkiye’nin ekonomik sorunlarına çözüm getirmeyeceği duygusunun toplumda da bir şekilde iyice yerleşmekte olduğunu düşünüyorum ve bu nedenle de kampanyanın kendisi birazcık tavuk-yumurta ilişkisi oluyor; ama kampanyanın kendisi de çok başarılı olma ihtimaline sahip değil bence.
İş çok zor, bu da benim uzun zamandan beri dile getirdiğim, Türkiye’de yönetenlerin, sistemin ve yönetimin başındaki Erdoğan’ın ya da kendi yakınlarının deyimiyle Reis’in krizine bizi götürüyor. Ortada ideolojik ve politik bir kriz vardı, bu ideolojik ve politik kriz büyük ölçüde muhalefetin hatalarıyla ve devlet imkânlarının alabildiğine hoyratça kullanılmasıyla hep ertelendi, geciktirildi, ama bunun yanına, siyasî ve ideolojik krizin yanına şimdi bir ekonomik boyut da eklenmek üzere ve ekonomik boyutun eklenmesiyle beraber bu kriz, yönetememe krizi çok daha sert yaşanacağa benziyor.

Demokratikleşme ihtiyacı
Böyle bir krizi, gelmekte olan ekonomik krizi engellemenin bir yolu ideolojik ve siyasî açılımlar yapmak, perspektif sunmak, vizyonlar sunmak; ama benim iddiama göre Erdoğan uzun bir süredir çok ciddi bir ideolojik ve politik kriz içinde yaşamış olduğu için, yaşamakta olduğu için, bunu da yapamayacak. Kendisinden başka ortaya sürebileceği bir şey yok. Bir diğer husus da tabii burada uzun zamandır yaptığı gibi ideolojik politik olarak sürekli bir kutuplaşma, kutuplaşmayı artırma ve güvenlik meselesi üzerinden bir sağ popülizm yapmak ve bunun da son örneklerinden birisi ne zamandır dilinde olan –mesela idam cezasının yeniden getirilmesi gibi– hususlarla bu krizini aşabileceğini sanıyor. Bu krizin, onun yaşadığı bu krizin bu tür geri adımlarla, demokrasiden temel hak ve özgürlüklerden bariz geri adımlarla çözülebileceğini hiç sanmıyorum.
Krizinin çözümü, demokratikleşme, hukuk devletinin tekrardan inşası olacaktır; ama böyle bir eğilim söz konusu olmadığı için bu kriz yanına ekonomik bir krizi de ekleyerek daha da şiddetlenecek, benim görüşüme göre bunu halka yükleme çabasının belli bir anlamda başarılı olabileceğini, ama bir aşamadan sonra bunun da çok etkili olamayacağını düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.08.2018 Ekonomik bir savaşta mıyız?
09.08.2018 “Bize bir şey olmaz” mı sahiden?
08.08.2018 Transatlantik: İran’a yaptırımlar, Rahip Brunson krizi & Türk ekonomisinin gidişatı
07.08.2018 “Kripto” kimlere denir?
06.08.2018 “Yastık altı” altın ve döviz çare olabilir mı?
03.08.2018 Dik duramadan diklenmek
02.08.2018 Brunson krizinin geleceği
01.08.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, yeni Suriye’nin inşaası, Irak’ta protesto gösterileri
31.07.2018 “Mealciler”, yani “Kuran bize yeter” diyenler neden hedefte?
30.07.2018 CHP’nin gidişatı
10.08.2018 Ekonomik bir savaşta mıyız?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı