Transatlantik: Suriye’de İdlib düğümü & ABD’den Rusya’ya yeni yaptırımlar

02.08.2017 medyascope.tv

2 Ağustos 2017’de Gönül Tol ve Ömer Taşpınar ile yaptığımız Transatlantik’i yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler! Transatlantik’e hoşgeldiniz, uzun bir aradan sonra Gönül Tol tekrar katıldı. Ömer Taşpınar ve Gönül Tol şu anda Washington’da. Gönül, hoşgeldin; ilk seninle başlayalım hemen!
Gönül Tol: Merhaba Ruşen, hoşbulduk!

Seni özledik, izleyicilerimiz de özledi. Hemen şeyi sorayım, en sıcak olayı konuşalım: Başkan Trump, Kongre’den çıkan, Rusya’ya yeni yaptırımları onayladı. Bu şaşırtıcı mı? Neyi kapsıyor? Bundan sonra ne olabilir?
Tol: Trump bu sabah Kongre’nin yaptırım kararını onayladı ve zannediyorum bunun neye sebep olabileceğini sordun, şaşırtıcı olup olmadığını sordun. Şaşırtıcı değil, çünkü aslında eli mahkûmdu, Kongre’de o kadar ezici bir çoğunlukla geçti ki bu. Temsilciler Meclisi’nde 3’e karşı 419 oyla kabul edildi, Senato’da da 2’ye karşı 98 oyla kabul edildi. Dolayısıyla bunun veto edilecek falan durumu yoktu, bu kadar ezici bir çoğunlukla kabul edildi ve Trump bunu imzalamak zorunda kaldı. Fakat aslında ilginç olan, biliyorsunuz Trump Twitter’ı çok sık kullanıyor, bütün bu Putin’in aldığı karşı kararlar karşısında –biliyorsunuz Amerikan misyonundaki görevlilerin, Rusya’da görev yapan 755 görevlinin ülkeyi tekrar etmesini istedi, Amerikan yönetiminin kararına cevap olarak– ve bu konuda ne Trump ne Dışişleri Bakanı hiçbir tepki vermedi, son derece sessizdi; ilginç olan tarafı bu. Ayrıca Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Bütün gerilime rağmen, Rusya’yla yaşadığımız gerilime rağmen, biz Rusya’yla Suriye’de çalışmak istiyoruz. Suriye’nin ötesinde çalışmak istiyoruz, yani işbirliğini korumak istiyoruz.” Bu çok önemli bir açıklama ve aslında Beyaz Saray’ın düşünce şeklini gösteriyor. Hâlâ Trump’ın Putin’le çalışma isteği var, bütünüyle ilişkilerini koparmak istemiyor, fakat Kongre’nin bu yaptırım kararı Trump’ın elinden Rusya siyasetini belirleme, tek taraflı belirleme gücünü almış oldu, bu çok önemli bir şey ve bunun da tabii sonuçları olacak. Benim için şaşırtıcı tepkilerden bir tanesi Avrupa Birliği’nin (AB) tepkisiydi. Normalde AB’nin bundan mutlu olmasını beklersiniz, çünkü çok endişelilerdi, Trump gelecek ve birden yaptırımlar kalkacak diye; fakat AB’den gördüğümüz tepki… AB çok kızdı Kongre’nin bu kararına. Ben onu şey olarak yorumluyorum; muhtemelen yaptırımlar enerji sektörlerini hedeflediği için ve Rusya’yla iş yapan büyük Avrupa firmalarını etkilediği için böyle bir tepki gösterdiler — özellikle Almanya. Almanya’da seçimler yaklaşıyor ve Merkel de bu iş dünyasını mutlu, memnun tutmaya çalışıyor aynı şekilde Fransa da Almanya’nın izinden gidiyor bu konuda. O yüzden aslında Fransa ve Almanya’nın yaptırımlara karşı verdiği sert tepkiyi böyle okuyorum. Fakat dediğim gibi bu yaptırımlar Putin’in işine yarayacak gibi görünüyor yine; çünkü bir anlamda AB’yle Amerika’nın arasını açtı ve bu noktadan sonra Trump bir şey yapabilir mi? Putin’in en son Amerikan diplomatları sınırdışı etme kararından sonra? Yapabileceği şeyler var, Venezuela’yla yaptığını yapabilir, Putin’in banka hesabını dondurabilir, vize konusunda Ruslara zorluk çıkarabilir, daha ileri gidip Ukrayna’ya anti-tank füzeleri yollayabilir; ama bunun hiçbirini yapacağını düşünmüyorum ben; bütünüyle sessizliğinin ve Rex Tillerson’ın dün yaptığı “Yine Rusya’yla çalışmak istiyoruz” söyleminin ardından bunları düşünüyorum.

Ömer, seninle devam edelim; görüldüğü kadarıyla Trump ne söylediyse yapamıyor gibi bir durum var, bir de mesela şu âna kadar Beyaz Saray’da görevlendirdiği 13 kişi ya ayrıldı ya atıldı vs. skandallar bitmiyor. Böyle baktığımız zaman Trump gerçekten zor durumda mı? Yoksa bunların hepsini bir şekilde, krizleri zaten çöze çöze mi gidiyor?
Ömer Taşpınar: Şimdi, aslında hep tartıştığımız bir şey vardı: Trump’ın istediğimi yapıp yapamayacağı ve kurulların Amerika’da direnme gücü; yani Trump bir şekilde karşısında kurumsal direnç bulacak mı diye. Burada iki alanda ciddi kurumsal direnç buldu karşısında, bir tanesi Kongre. Kongre Gönül’ün anlattığı gibi Rusya konusunda elini kolunu bağlıyor Trump’ın, ikincisi yargı. Yargıda da ciddi bir direnç buldu; mesela Adalet Bakanı’nı bile istediği gibi kovamıyor — ki Adalet Bakanı’nı kendisi seçmişti, FBI’ın başına da şimdi kendisinin çok istemediği bir isim Kongre tarafından onaylandı ve geldi. Bunlara bir de medyayı eklemek gerekebilir, üçüncü bir kurum olarak; yani Türkiye’den farklı olarak Amerika’da güçlü bir başkanlık sistemi kurumlarla dengeleniyor. Başta Kongre yani meclis, arkasından yargı ve basın. Trump bunların üçüyle de kavgalı durumda; şu anda en ilginci Kongre’deki kavga. Kongre’de Cumhuriyetçiler bir bakıma Trump’ın yarattığı etkiden kendilerini sıyırmak için, kurtarmak için, hem Rusya konusunda oldukça sert adımlar atıyor, hem de sağlık sigortası konusunda Trump’ın istediği adımları atmadılar, sağlık sigortasında da ciddi skandal yaşadı. Aynı zamanda Trump’a bürokrasinin içinden de bir direnç geliyor diyebiliriz. Mesela Beyaz Saray’da çalışan, basına bilgi sızdıran çok insan var. Nitekim son yaşanan skandal Beyaz Saray’da İletişim Müdürü Scaramucci’nin istifaya zorlanmasına neden oldu; onun da bir şekilde basınla ilişkileri sorunluydu, özellikle CNN ve New Yorker gazetesiyle. Oldukça maceralı bir söyleşi yaptı New Yorker’da, son derece küfürlü bir söyleşiydi bu, onun arkasından oldukça zor durumda kaldı. Şu anda yeni bir özel kalem müdürü atandı Beyaz Saray’a, bu dört yıldızlı bir general ve adı da John Kelly, kendisi Güvenlik Bakanlığı’ndan buraya geldi ve ilk işi İletişim Müdürü Scaramucci’yi görevden almak oldu. Dolayısıyla Trump istediğini yapamıyor, Trump kurumlarla dengeleniyor ve Trump aşırı derecede askerlere güveniyor. Şu anda baktığımızda kabinede sağlam duran isimler genelde askerler, askerler dışında da aslında kamuoyunda çok fazla onay alan isim yok. En sağlam isimler sonuçta Pentagon’un başındaki James Mattis, bu Kelly önemli bir isim ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başındaki McMaster. Bunlar Trump’ın etrafında toparladığı generaller ve onlarla çalışarak bir bakıma daha profesyonel bir izlenim yaratmaya çalışıyor; fakat skandaldan skandala giden bir Beyaz Saray var karşımızda.

Gönül, sizin kurumda, yani Middle East Institut’da, yani Ortadoğu Enstitüsü’ndeki bir panelde IŞİD’le mücadele koordinatörü Brad McGurk’ün konuşması çok ciddi bir sorun yarattı Türkiye açısından, biliyorsun. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Sen o toplantıyı izliyor muydun yoksa uzaktan mı haberdar oldun? Ve orada McGurk ne dedi?
Tol: McGurk zaten, yani bu toplantıdan evvel Türkiye’de neredeyse istenmeyen adam ilan edildi ve Trump ilk seçildikten sonra da AKP hükümetinden hep sesler yükseliyordu. Trump yeni gelmiş olabilir, Beyaz Saray’da yeni bir isim olabilir; ama Obama’nın bürokratları hâlâ Suriye politikasını belirliyor, bu bizim için problem, tabii burada kastedilen McGurk’tü. Dolayısıyla McGurk hep o Amerika’nın PYD’yle yakın ilişkisini inşa eden isim olarak Türkiye için problemli oldu. Bu bizim kurumda yaptığı konuşmada da söylediği şey İdlib’le ilgiliydi. Biliyorsunuz İdlib El Kaide’ye yakın bir grup tarafından ele geçirildi, şemsiye grup tarafından ele geçirildi ve bunun üzerine McGurk bunun çok büyük tehlike olduğunu, özellikle Batı için çok büyük bir tehlike olduğunu ve 11 Eylül’ün ardından, nasıl 11 Eylül’de Afganistan El Kaide’nin kalesi ise, İdlib’in de şu anda en az onun kadar önemli büyük bir El Kaide kalesi haline gelmeye başladığını söyledi. Ve bunun Amerikan yönetimi için ne kadar büyük bir problem olduğuna işaret etti ve bundan bahsederken şunu da söyledi — aslında ima etti yani: “Türkiye oradaki El Kaide varlığından sorumludur, çünkü iç savaş başladığından bu yana yıllardır Türkiye’den bu gruplarla çok yakın çalıştı — ki Heyet Tahrir El Şam denen grup şu anda İdlib’i ele geçiren grup. Bunun içerisindeki en önemli şemsiye grup, bunun içerisindeki en önemli aktörlerden biri El Nusra –eski adıyla– ve biliyorsunuz Türkiye El Nusra’yla çok yakın çalıştı. Ben hatırlıyorum sSuriye’deki iç çatışma başladıktan kısa bir süre Amerika El Nusra’yı terörist grup ilan etmişti ve Ahmet Davutoğlu’nun zehir zemberek açıklamaları vardı o dönem. Bu her zaman için Amerika için çok problemli bir şey oldu, Türkiye’nin El Nusra’yla bu kadar yakın çalışması. Şu anda El Nusra Türkiye tarafından da bir terör örgütü olarak kabul ediliyor; fakat yıllarca bu grupla yakın çalışıldı, finansal destek verildiği söyleniyor; yani Batı’nın istihbarat raporlarında bunlar kaydedilmiş durumda: Türkiye’den silah desteği gitti ve Türkiye çoğu kez El Nusra’ya giden her tür yardıma, finansal desteğe, silah yardımına göz yumdu. Bütün bunlar raporlanmış istihbarat raporlarında ve Amerika defalarca, Obama yönetimi de çatışma başladığından beri bu konudaki endişesini dile getirdi. Dolayısıyla McGurk yeni bir şey söylemedi aslında buradaki toplantıda; fakat Türkiye buna çok büyük bir tepki gösterdi. Bütün gazeteler, yani sadece hükümete yakın gazeteler değil pek çok gazete McGurk’ü hedef aldı, manşet yaptı. Tabii McGurk’ün tepkisinden öte İdlib’i konuşmak önemli bence, bu gelişme çok önemli bir gelişme, Heyet Tahrir El Şam’ın İdlib’i ele geçirmesi ve Türkiye ne yapabilir? Çünkü Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler yeniden gerildi ve bu kötü haber, bu özellikle Türkiye için kötü bir haber. Çünkü Türkiye artık El Kaide’yle komşu olmuş durumda, yani düşünün, Cilvegözü sınır kapısının hemen ötesinde El Kaide varlığı var. Bu ne anlama geliyor Türkiye için? Tabii önce şunu söylemek lazım; İdlib neden önemli? İdlib artık Esad karşıtı muhalefetin son kalesi, orada Ahrar üş Şam gibi Türkiye’nin desteklediği ılımlı sayılabilen gruplar vardı, Özgür Suriye Ordusu var ve aynı zamanda bu HTŞ gibi El Kaide’ye bağlı gruplar vardı. Şimdi, o ılımlı muhalefet bütünüyle kaybetti ve İdlib El Kaide’nin eline geçti.

Gönül, istersen burada bir ara verelim, İdlib’i sonra tekrar soracağım; Ömer’e şunu sormak istiyorum: McGurk’ün bu denli açık bir şekilde Ankara’yı kamuya açık bir toplantıda suçluyor olması, McGurk’ün kişisel bir pozisyonu mudur? Yoksa Amerikan yönetiminin sözcülüğünü mü yapıyor sence?
Taşpınar: Gerçi Suriye konularında Gönül daha bilgili, fakat bence, McGurk’ün kişisel görüşü değil bence. Burada bir Amerikan resmî görüşü var, Türkiye’nin aşırı radikal cihadcı gruplarla geçmişten gelen bir ilişkisi var ve El Nusra’yla Gönül’ün anlattığı şekliyle, geçmişte kurmuş olduğu ilişkiler nedeniyle Türkiye her ne kadar son bir yıldır, iki yıldır bazı geri adımlar atmış olsa da, aşırı derecede Kürtlere karşı olan tutumu, yani PYD’ye karşı olan tutumu negatif ve İslamcılara yakın duruşu burada Amerikan kurumlarında –Dışişleri Bakanlığı’nda olsun, Pentagon’da olsun, Beyaz Saray’da olsun– sürekli eleştirilen bir konu. McGurk bir şekilde Türkiye’de sürekli gündemde tutuluyor, sanki onun üzerinden yürüyen bir politika varmış gibi ve bence bu son derece yanlış, çünkü Türkiye konusundaki genel izlenimi yansıtıyor McGurk. Genel izlenim, zaten yapısallaşmış bir izlenim, o da Türkiye’nin kesinlikle Suriye’deki stratejik hedeflerinin Amerika’yla örtüşmediği yönünde, Türkiye her ne kadar IŞİD’le savaş halinde olduğunu söylese de Türkiye’nin genel imajı: Suriye’de önceliklerimiz farklı, başta biz Kürt yapılanmasına karşı çıkmış, bu Kürt yapılanmasına karşı radikal İslamcı gruplara destek vermiş bir ülke konumundayız.

Peki, Gönül tekrar İdlib’e dönelim: Şöyle bir şey söyleyebilir miyiz? Rakka’da gördüğümüz kadarıyla IŞİD zor durumda, operasyon bayağı bir gelişiyor. Önümüzdeki yakın gelecekte Suriye denince daha çok IŞİD yerine El Kaide mi konuşacağız?
Tol: Bu çok ilginç bir gelişme; aslında İdlib’in Amerika için önemli olmasının sebeplerinden birisi de bu. Çünkü IŞİD Suriye’de, Irak’ta kan kaybettikçe, toprak kaybettikçe, onun devletleşme projesi çökmeye başladıkça, onun yerini El Kaide doldurmaya başladı. Bu tabii ilginç ve çok endişe verici bir gelişme Amerika için; çünkü IŞİD’in yükselmesiyle birlikte aslında El Kaide geri plana itilmişti ve ikisi arasında bir rekabet vardı. Fakat şu anda gördüğümüz şey, IŞİD’den boşalan alana El Kaide yerleşiyor ve IŞİD’in misyonunun bir kısmını üstleniyor. Şimdi, El Kaide’nin bir devletleşme projesi olmamıştı; bugüne kadar tipik bir terör örgütü gibi hareket ediyordu. IŞİD’i bu kadar tehlikeli kılan neydi? O devletleşme projesi, bu kadar çok toprağı ele geçirmiş olması, Ortadoğu’nun bir ülkesinde ve aslında tipik bir terör örgütü olmanın ötesinde yerel halkın ihtiyaçlarını gidermesi, güvenlik ihtiyacından tut günlük altyapı hizmetlerine, sağlık hizmetlerine kadar bunları sunan bir yapı haline gelmişti ve Batı’yı endişelendiren asıl buydu. El Kaide böyle değildi, böyle olmadı; fakat IŞİD geriledikçe tabii bu misyonunun önemli bir kısmını yerine getiremiyor ve o boşluğu El Kaide dolduruyor; yani o şekilde halkın kalbini kazanma çabası içerisinde El Kaide, bunu da onların hayatlarındaki problemlere çözümler üretmek şeklinde yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla IŞİD’in bıraktığı misyonu, onun bıraktığı yerden almaya çalışıyor; bu tabii çok endişe verici bir şey. Sosyal medyada gezen bazı haberler var, Suriye’deki sahada olan insanların attığı tweet’ler var, deniyor ki: “El Kaide ve IŞİD işbirliği yapacak, dolayısıyla bu proje daha da büyüyecek.” Ondan çok emin değilim, çünkü aslında özünde El Kaide’nin ve IŞİD’in ideolojik olarak da birbirleriyle problemleri var, bütünüyle belki taktiksel bir birleşme olabilir kısa vadede; fakat uzun vadede kendi içlerindeki çatışma yeniden ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Fakat bugün gelinen noktada El Kaide’nin IŞİD’i yerini doldurması ve İdlib ılımlı muhalefetin kalesiyken İdlib’i ılımlı muhalefetin elinden almış olması çok önemli bir gelişme, Amerika için Rusya için, Suriye’deki çatışmanın geleceği açısından çok önemli.

Ömer, şunu sormak istiyorum: Türkiye bir Fırat Kalkanı Operasyonu yürüttü ve şu anda bu durmuş gibi, ama Türkiye’nin Suriye’yle ilgili, özellikle Kürt grupların güç kazanmasından tedirginliği hep gündemde. Önümüzdeki yakın gelecekte oralarda, yani Washington’da, Türkiye’nin Suriye’de yeni birtakım manevralar yapma ihtimalinden bahsediliyor mu? Kişisel olarak sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Taşpınar: Sürekli bir Afrin’e müdahaleden bahsediliyordu ve bu konuda aslında aylardır devam eden bir spekülasyon var. Fakat şöyle bir gerçek var: Türkiye tabii ki de Amerika’nın PYD’yle beraber Rakka Operasyonu’nu yürütüyor olmasından son derece şikâyetçi ve bunu sadece operasyonel taktiksel bir ortaklık olarak değil; stratejik ortaklık olarak görüyor. Dolayısıyla Amerika’ya karşı verdiği mesaj, her zaman için Türkiye’nin kendini savunma hakkına sahip olduğu. Yani eğer Türkiye’nin topraklarında herhangi bir PKK saldırı olursa, Türkiye PKK ve PYD arasında herhangi bir fark görmediği için bunu bir şekilde Suriye’ye yansıtabilir, yani Suriye üzerinden bir misillemeye gidebilir. Nasıl ki Kandil’i sürekli vuruyor, bu sefer Suriye’deki güçlerini de kullanarak bir askerî operasyon yapabilir. En azından bu alternatifi Amerikalıların gözünde her zaman ciddi ve inandırıcı bir alternatif olarak tutmaya çalışıyor. Bunu ne derecede faaliyete geçirir? Bence burada sadece Amerika değil, tabii Rusya’yla olan ilişkiler de önemli, Rusya’nın nasıl bir tepki vereceği çok önemli, Türkiye’de genelde bu Kürtlerle Amerika’nın ortaklığı çok konuşuluyor; ama gözden kaçırılan bir şey, Amerika’nın PKK’yı en azından bir terör örgütü olarak kabul etmesi ve PYD’yi farklı tutması. Oysa Rusya, hem PYD’yle hem PKK’yla belirli bir ilişki içinde. PKK’nın Moskova’daki ofislerinin açık olduğunu unutmayalım; sonuçta PYD lideri Salih Müslim Amerika’ya giremezken, Moskova’ya çok rahat girebiliyor. Dolayısıyla Kürtlere karşı çok ciddi bir askerî misillemeye girerse, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinde de belirli sorunlar yaşanabilir. Dolayısıyla bence burada Türkiye’nin inandırıcılık sorunu var, sadece Amerika’ya karşı değil Rusya’ya karşı da öyle; daha çok o nedenle bana göre Erdoğan ve Türk siyasîleri iç tribünlere oynuyor. Yani bir şekilde, “Her an müdahale edebiliriz, biz hâlâ güçlüyüz, kabul etmiyoruz” diyerek içeride güçlü bir imaj tutmaya çalışıyor; Türkiye Amerika’ya karşı herhangi bir misilleme yapamadı gibi geliyor bana, Amerika PYD’yle Rakka operasyonuna girmiş olmasına rağmen.

Peki, aynı soruyu sana soracaktım Gönül, sen ne düşünüyorsun?
Tol: Ben de şunu eklemek istiyorum: Şimdi birkaç gündür yine sosyal medyada gördüğüm bir şey var, diyorlar ki: “Türkiye ve Rusya bir anlaşmaya vardı, İdlib konusunda Türkiye Rusya’ya yardım edecek, çünkü Rusya da malum çok rahatsız El Kaide’nin eline geçmiş olmasından. Türkiye İdlib’te Rusya’ya yardım edecek bunun karşılığında Rusya Afrin’i Türklere verecek, yani Kürtlerin Afrin’den çekilmesini sağlayacak.” Yine sosyal medyada, Afrin’deki Rus güçlerin çekildiği söyleniyor. Şimdi bu bana gerçekçi gelmiyor; çünkü birincisi Türkiye’nin İdlib’de Rusya’yı memnun edecek şekilde bir askerî adım atmasına tek başına imkân yok, yani El Kaide’ye karşı, Heyet Tahrir El Şam’a karşı. Türkiye’nin kendi başına her şeyden önce askerî kapasitesi olmadığını düşünüyorum, ben askerî konularda uzman bir insan değilim, fakat okuduğum gördüğüm kadarıyla, El-Bab Operasyonu’nu düşünün, İdlib’le kıyaslandığında ne kadar çok daha kolay olmasına rağmen, Türk askerinin zorlandığını düşünün. Türk ordusunun bu HTŞ’ye karşı İdlib’de bir operasyona girmesi çok zor. Yani bu sadece havadan bombalamayla da yapılabilecek bir şey değil; çünkü havadan bombalama her zaman sivil kayıplar yaşanması demek; sivil kayıplar yaşandığında da HTŞ-El Kaide bunu bir propaganda aracı olarak kullanacaktır, bu çok zor bir şey. Eğer İdlib’de bir operasyon yapılacaksa, bu Amerika’yla, Rusya’yla, Türkiye’yle hep beraber yapılabilecek bir operasyon. Fakat bir de Amerikalı yetkililerin bugün söylediği bir şey var; askerî yetkililer: “Eğer Rusya İdlib’de bir şey yapmak isterse yapsın, biz onu kontrol edemeyiz” diyor. Dolayısıyla Amerika da çok bir şey yapmayı planlamıyor olabilir. Bu şuna getiriyor bizi: Türkiye’nin eli kolu bağlı, yapabileceği çok bir şey yok İdlib’de ve bence Ruslara gelince, birincisi Kürtler Afrin’den çekilmezler, Afrin çok önemli Kürtler için. Rusya onları zorlayabilir mi? Zorlamak ister mi? Bu da bana tahayyül etmesi güç bir şey gibi geliyor; çünkü Ömer’in dediği gibi, yani Ruslar için Kürtler önemli bir kart ve bu kartı kullanmaya devam edecekler ve artık bir kart olmanın da ötesinde sahada çok işe yarıyor Kürtler, Ruslar için de öyle. Her ne kadar rejimle Kürtler çatışmaya başlamış olsa da Rusya hâlâ bence Suriye içerisindeki Kürt siyasetini değiştirmiş değil. O yüzden ben “Ruslar Afrin’den çekiliyor” haberlerine inanmıyorum. “Bir anlaşmaya varıldı, Rusya Afrin’i Türkiye’ye verecek, karşılığında İdlib’de Türkiye yardım edecek” haberleri de bana gerçekçi gelmiyor. O yüzden Türkiye’nin şu anda sınırındaki El Kaide varlığıyla nasıl başa çıkacağını merak ediyorum. Amerika ile McGurk’ün söylediği bir şey var, diyor ki: “Biz Türkiye’den sınırı kapatmasını istiyoruz, çünkü önceden Rakka’dan bir operasyonla Batı’nın vurulmasından korkuyorduk; bundan sonra artık, İdlib’den bir El Kaide operasyonunun Batı’yı hedef almasından endişe ediyoruz ve bu konuda Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” diyor. Fakat aynı zamanda Türkiye’ye çok güvenmiyor. Yani Türkiye bütünüyle sınırı kapatsın istiyor, Cilvegözü sınır kapısı şu anda bir sivil otoritenin elinde olduğu söyleniyor, fakat bu sivil otorite tabii El Kaide’den bağımsız olarak işleyebilecek bir şey değil. Yani sonuçta burada inisiyatif El Kaide’nin elinde ve bu Türkiye’nin önünde çok büyük problem ve bu konuda ne yapacak? Ben de merakla bekliyorum, Rusya’yla bir anlaşma olabilir, ama bu anlaşmanın karşılığında ben Afrin’in Türkiye’ye terk edileceğini düşünmüyorum. Başka türlü anlaşma olabilir, Rusya’yla İdlib’de ortak operasyon vs. bunlar belki konuşulabilir, ama ben Rusya’nın Kürtlerden vazgeçeceğini ve Türkiye’ye o konuda açık çek vereceğini çok gerçekçi bulmuyorum.

Evet, burada noktayı koyalım. Bu hafta Transatlantik’i böyle noktalayalım, tekrar üç kişi olduk. Evet, Gönül Tol’a ve Ömer Taşpınar’a çok teşekkürler, haftaya tekrar buluşmak üzere. İyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.12.2017 Cuma’dan Cuma’ya İslamcılık
07.12.2017 Halbuki Trump’ı çok sevmişlerdi: Kudüs kararının Ankara’da yarattığı yeni hayal kırıklığı
06.12.2017 Unuttuğumuz Kürt sorunu
06.12.2017 Transatlantik: Trump’ın Kudüs kararı, Zarrab-Atilla Davası, Flynn’in itirafçı olması, Suriye’de SDG-Rusya işbirliği
04.12.2017 Levent Gültekin ile söyleşi: Zarrab olayı ve ‘aynı gemide miyiz?’ tartışması
02.12.2017 Gazeteci Ruşen Çakır: Limon Satmadan da Onurlu Gazetecilik Yapılabilir
01.12.2017 Ayrılar ayrı yerde aynılar aynı yerde: Hepimiz aynı gemide miyiz?
30.11.2017 Zarrab olayı: Bedeli kim ödeyecek?
29.11.2017 Transatlantik: Reza Zarrab Davası ve ABD’den YPG’ye silah
27.11.2017 İçeridekiler ve dışarıdakiler
08.12.2017 Cuma’dan Cuma’ya İslamcılık
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı