Transatlantik: Mattis neden Türkiye’de? Beyaz Saray’da istifalar, Suriye’de yeni aktör: Mısır

23.08.2017 medyascope.tv

23 Ağustos 2017’de medyascope.tv’de Ömer Taşpınar ve Gönül Tol ile yaptığımız Transatlantik’i yayına Gamze Elvan hazırladı.

Ruşen Çakır: Merhaba iyi günler. Yeni bir Transatlantik’te karşınızdayız, yine karşınızda Washington’da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar var. Birçok konuyu konuşacağız, ağırlıkla bölgeyi konuşacağız, ama biraz da Beyaz Saray’daki bitmek bilmeyen çalkantıları konuşacağız. Arkadaşlar merhaba!
Gönül Tol: Merhaba Ruşen!
Ömer Taşpınar: Merhaba Ruşen! 

Ömer, önce sana sormak istiyorum: Şu anda Amerikan Savunma Bakanı James Mattis Ankara’da. Cumhurbaşkanı Ürdün’deydi, onunla buluşmak için geldi. Seninle daha önceki yayınlarımızda çok konuştuğumuz bir konu var: S-400’ler — Rusya’dan alınması söz konusu olan savunma sistemleri. Bu Mattis ziyaretinin önde gelen konularından biri mi sence?
Taşpınar: Önde gelen birçok konu olacak ve eminim S-400 meselesi de ilk üç konudan bir tanesi olacaktır; fakat temel konu, en önde gelen konu S-400’ler değil. Çünkü bu konu garip bir şekilde henüz resmiyete bağlanmadı; her ne kadar basına son derece ileri bir aşamaya gelindiği yansımış olsa da, son aldığımız bilgilere göre Rusya ayağında belirli ayak sürümeler var. Yani Rusya kesinlikle karar vermiş durumda değil, Amerika da zannediyorum şu aşamada sadece endişelerini dile getirecektir. Fakat ortada, Türk-Amerikan ilişkilerinde kriz aşamasında olan çok daha büyük bir sorun var, o da tabii ki Amerika’nın PYD’ye verdiği destek. Bu konuda Rakka sonrası özellikle bu desteğin ne olacağı, yani Türkiye’nin endişesi, şu anda Amerika’nın IŞİD’le mücadelesinde Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) –ki SDG’nin en önemli ayağı Kürtler–, Kürtlere verdiği desteğin sadece operasyonel olmakla kalmayıp, bunun uzun dönemde bir stratejik ortaklığa dönecek olması. Bu da nerede test edilecek? Rakka sonrasında test edilecek, yani Rakka sonrasında PYD bölgede ne olacak? Amerika PYD konusunda ve IŞİD konusunda ne düşünüyor? Bu konular son derece önemli, bana göre S-400’lerden de önemli. Amerika açısından baktığımızda, yani Pentagon zaviyesinden baktığımızda, Türkiye’de yaşanan krizin en büyük riski, İncirlik’in kaybedilmesi, yani Türkiye’nin bir şekilde İncirlik’i kapatmaya kalkması. Dolayısıyla Mattis açısından en önemli misyon, şu anda İncirlik’i açık tutmak ve Türkiye’yle iletişim kanallarını açık tutmak. Çavuşoğlu’yla Tillerson, yani Dışişleri bakanları arasındaki iletişim kanalının iyi olmadığını duyuyoruz. O nedenle Pentagon-TSK, Pentagon-Türkiye, özellikle de belki Tayyip Erdoğan kanalının açık olması önemli, Mattis’in ziyareti bu açıdan önemli. Mattis’in birinci amacı, Türkiye’yle ilişkilerde daha ciddi bir krize girilmemesi, yani bir şekilde zayiat kontrolü ve krizin yönetilmesi ve İncirlik’in açık kalmasını sağlamak, Türklerin de endişelerini gidermek, yani “PYD’yle ilişkimizde, Amerika’nın ilişkisinde biz stratejik bir ortaklık düşünmüyoruz, şu anda sadece Rakka’ya ve IŞİD’e karşı bir ortaklık yapıyoruz. Uzun dönemde sizin Suriye’yle ilgili kaygılarınızı dikkate alacağız” demek olacak bence.

Buradan, tam bıraktığın yerden aynı konuyu Gönül’e sormak istiyorum; Gönül, Cumhurbaşkanı bugün Mattis’e beklediğimiz gibi PYD’ye verdiği destekten rahatsız olduğunu söylemiş, Ömer de söyledi, “bu kısa vadeli olacak” diyor. Bunlar diplomasinin ötesinde, ne derece gerçekçi? Ne diyebilir bunun dışında? Bu ne zamandır süren bir hikâye, biliyoruz. Ankara’yla Washington arasında, ortada PYD-YPG var ve sürekli olarak birisi bir şeyler söylüyor, ötekisi de sürekli bu olayı geçiştirmeye çalışıyor. Bunu biz de burada defalarca konuştuk. Bugünkü noktada Mattis ziyaretinde, burada yeni bir şey olabilir mi?
Tol: Olacağını düşünmüyorum Ruşen, çünkü hep senin de söylediğin gibi ve bizim hep konuştuğumuz gibi, Türkiye hep endişelerini ifade ediyor, her platformda ve Amerika da “Biz sizin endişelerini anlıyoruz, endişelerinizi gidermek için birkaç şey yapıyoruz” diyorlar, “bunlardan bir tanesi, işte, size listeyi, envanteri gönderiyoruz ve sizinle bütünüyle şeffaf olacağız; yani PYD’yle yaptığımız her şeyi sizinle paylaşacağız.” Fakat bunun ötesinde bir garanti vermelerinin imkânı yok, yani Türkiye’nin Amerika’dan PYD konusunda istediği şeyi alması çok güç. Zaten bu nedenle Türkiye, stratejisini değiştirdi Suriye’de; yani İran’la ve Rusya’yla çok daha yakın çalışıyor ve bunu İran Genelkurmay Başkanı’nın ziyaretiyle hatırlarsan, ilgili konuşmamızda demiştik ki: Bir anlaşmaya vardılar. Bence İran ve Türkiye bir anlaşmaya vardılar ve büyük oranda Türkiye tarafının Suriyeli Kürtleri kapsadığını söylemiştim. Nitekim toplantıdan sonra duyduğumuz şeyler buna işaret ediyor, yani Türkiye’nin önceliği artık Suriye’de, Türkiye’nin bir Suriye politikası olduğunu düşünmüyorum artık. Kürtlerin ötesinde, Kürtleri sınırlandırmanın ötesinde bir Suriye politikası yok ve hatta bugün geldiği noktada rejimin elini daha çok güçlendiren İran’ı, daha fazla güçlendiren Suriye sahasında politika izlemeye başladı. Bütünüyle PYD’yle odaklanmış ve PYD’nin kazanımlarını geri çevirmeye odaklanmış bir politika var. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı bunu, PYD ve Amerika’nın işbirliğinden duyduğu rahatsızlığı iletmiş olabilir yeniden Mattis’e; fakat aslında Türk tarafının da çok bir beklentisi yok ve bu yüzden de Suriye stratejisini revize etti. 

Peki, burada şunu sormak istiyorum: Geçen burada ben Galip Dalay’la bir yayın yaptım, Galip bu konuları biliyorsun çok yakından takip eder. O Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, hatta Mısır’ın SDG’yle ilişkiye geçebileceğini söyledi. Bu oralarda da konuşulan bir şey mi? Tabii burada bir de Mısır’ı özellikle vurgulamak lazım, Mısır’ın adı pek geçmezdi, son günlerde geçmeye başladı.
Tol: Bu önemli bir soru Ruşen, hatırlarsan Katar Krizi’nden sonra Suudi Arabistan’la Türkiye arasında bir gerginlik başladı ve Twitter’da o kadar çok Suudi Arabistan kaynaklı hesaplardan Kürtleri destekleyen, bağımsız Kürdistan’ı destekleyen mesajlar patlamaya başladı. Ve Salih Müslim, Suudi gazetelerine röportaj verdi, “Suudi Arabistan bizim dostumuzdur” mesajı verdi PYD — ki daha evvel olmamış bir şeydi. Dolayısıyla böyle bir yakınlaşmanın olduğundan bahsediliyor; tabii Suudilerin Kürt kartını, herhangi bir aktörün bölgede Türkiye’ye karşı Kürt kartını kullanması, hiç kimseyi şaşırtmamalı. Suudiler aynı Kürt kartını İran’a karşı kullandılar ve bunu Suriye’de yapmaları pek şaşırtmaz ve gerçekten o kadar şey var ki, Türkiye’den rahatsızlık var ki Kürtler içerisinde; özellikle Türkiye’nin İran’la yakınlaşması, Suriye içerisinde İran’la yakınlaşması Suudi Arabistan’ı çok rahatsız ediyor ve bu nedenle de yeni bir aktörü sahaya sürdüler; Rusya ve Suudi Arabistan Mısır’ı sahaya sürdü. Aslında tabii Mısır’ın Suriye meselesine müdahil olması yeni bir şey değil, yani 2013’ten bu yana gördüğümüz bir gelişme. Biliyorsun, Sisi Esad rejimini destekliyor ve desteğinin arkasında yatan temel şey, eğer Suriye kurumları, Suriye devleti, Suriye rejimi çökerse bunun kendisine çok büyük güvenlik riski oluşturacağını düşünüyor. Aynı şekilde de İran’ın Suriye’de artan nüfuzundan rahatsız Mısır. Bu nedenle Sisi zaten Esad rejimini destekliyordu, fakat bu son zamanlarda gördüğümüz Suriye içindeki aktiflik yeni bir şey ve bence Türkiye’de bu aktifliğin neden kaynaklandığını düşünmek lazım. Suudi Arabistan ve Rusya –bence her ikisi de– Türkiye’nin İran’la kurduğu yakınlaşmadan rahatsız ve buna karşı Türkiye’nin Suriye’deki aktivizmine karşı Mısır’ı sahaya sürüyorlar. Bu yeni bir gelişme, yani Katar Krizi’nden sonra özellikle Suudilerin strateji değişikliğine gittiğini duyuyoruz. Dolayısıyla bu Türkiye’nin ayağını Suriye’de daha da kaydıracak ve daha da marjinalize edecek bir gelişme. Mısır, aynı zamanda Rusya’yla da yakınlaşıyor ve bunun bir parçası olarak Rusya da bence İran’ın Suriye’de çok fazla rol oynamasından rahatsız. Dolayısıyla Mısır’ı sahaya sokmuş durumdalar, bunu İsrail de destekliyor. Birkaç gün evvel mesela o kadar etkin hale geldi ve yeni aktör olarak Mısır aslında sonuca da varıyor diplomatik girişimlerinde. Mesela güneyde Şam’ın doğusunda ve Homs’da lokal şeyler arasında, lokal muhalifler ve rejim arasında ateşkes anlaşmaları imzalanmasını sağladı ve bu bölgeler tam da Rusya’nın, İran’ın ve Türkiye’nin o çatışmasızlık bölgeleri. Dolayısıyla Mısır Türkiye’nin ayağına basabilir Suriye’de ve bu gelişme bütünüyle Türkiye’nin İran yakınlaşması, Katar Krizi’nde Katar’ın yanında durmasının bir sonucu ve Suudileri çok kızdırmış olmasının bir sonucu. Dolayısıyla bunun devamı olarak Suudiler de PYD’yle açık açık olmasa da bir yakınlaşmaya girebilir ve şaşırtıcı olmaz bence. 

Ömer, Başkan Trump Afganistan’la ilgili bir açıklama yaptı. Amerika Obama’dan beri Afganistan’dan çekilme iddiasında bir yerde, ama Trump tam tersine “savaşacağız” dedi. En son bugün gördüğüm, yanından ayrılan Bannon’ın –sağ kolu gibiydi biliyorsun– yayın organlarında Trump’ın bu açıklaması çok sert bir şekilde eleştiriliyormuş. Yani Trump’ın bu konuda vaadinin dışına çıktığı yolunda da şeyler var. Nedir bu Afganistan meselesinin aslı?
Taşpınar: Obama’ya karşı yıllardan beri Trump aslında bir siyasi figür değildi; fakat sağda solda Trump’ın ne dediği tartışılırken Amerika’nın bütünüyle Ortadoğu’dan çıkmasını, Afganistan’dan çıkmasını savunan bir isimdi ve Amerika’da bu görüş yani “Ortadoğu’dan çıkalım, Afganistan’dan çıkalım” görüşü, Trump’ın tabanına çok yakın bir görüş. Trump’ın tabanı alt-orta sınıf ve genelde Amerika’nın kendi içine yatırım yapmasını isteyen, hafif izolasyona yatkın bir taban. Dolayısıyla Trump, şu anda geleneksel pozisyonunu tam tersine çevirmiş durumda. Geleneksel pozisyonu gerek Ortadoğu’dan gerek Afganistan’dan çıkmaktı. Fakat öte yandan Trump bir tezatlar adamı; yani Trump mesela “Ortadoğu’da şu anda IŞİD’in güçlenmesine bizim Irak’tan çıkmamız neden oldu” da diyor. Yaptığı konuşmada Afganistan’la ilgili geçen gün dedi ki: “Irak’tan erken çıkmamız IŞİD’i doğurdu”. Yani: “Irak’ta biz asker tutabilseydik IŞİD doğmazdı ve IŞİD Obama’nın yüzünden doğdu” dedi. Afganistan’a da böyle bağladı, “Afganistan’dan şimdi çıkarsak” dedi “El Kaide çok daha güçlenecek, burada terörist örgütler güçlenecek, Taliban bütünüyle ülkeye hâkim olacak. Dolayısıyla Afganistan’dan çıkmamamız gerekiyor. Afganistan’a belirli bir derecede yatırım yapmamız gerekiyor, fazla asker yollamayacağız” dedi ve burada konuşulan oran 4000 oranında. Şimdi, bakmak gerekiyor, 4000 ne ifade ediyor? Amerika’nın Afganistan’daki askeri gücü 2010 yılında zirveye ulaştı. Yani Obama’nın ikinci yılında 100.000 askeri vardı Amerika’nın Afganistan’da, 100.000 asker. NATO güçleriyle beraber 130.000, NATO askeri görev yapıyordu Afganistan’da. Bugün, yedi yıl sonra Amerika’nın sadece 8500 askeri kalmış Afganistan’da, yani Amerika askerlerinin % 90’ını çekmiş durumda aslında, Obama döneminde bile. Ve bugün artık Taliban ülkenin yarısına hâkim durumda; yani Amerika asker çektikçe, NATO zayıfladıkça, bu bölgede Taliban daha güçlendi. Ülkenin yarısına hâkim, Kabil’de şu anda Eşref Gani’nin hükümeti hâlâ iktidarda, fakat Taliban’ın ve El Kaide’nin güçlendiği bir Afganistan, Trump’ın istediği bir şey değil. Trump dolayısıyla elinden geldiğince şu anda büyük bir yenilgiyi ertelemeye çalışıyor; yani aslında Afganistan’da Amerika kaybediyor, Taliban kazanıyor, fakat Trump “Biz çekiliyoruz, bu savaşı kaybettik” demek yerine şu anda kozmetik olarak 4000 asker daha yollayarak bir şekilde hâlâ “biz Afganistan’a yatırım yapıyoruz” diyor. Ama asıl isteği Pakistan’a karşı mesaj yollamak bence; en önemli mesele bu. Afganistan’la Pakistan, son derece negatif bir role sahip Amerika açısından. Niye? Çünkü Pakistan, Afganistan’da Taliban’ın güçlenmesini istiyor, Pakistan’ın en büyük korkusu Hindistan, Hindistan’ın Afganistan’da güçlenmesi. Dolayısıyla Pakistan açısından Afganistan bir stratejik derinlik, yani Afganistan’da kendine yakın İslamî bir rejim, Peştunlardan oluşan Taliban’vari bir rejim aslında Pakistan’ın lehine. Dolayısıyla Amerika’nın kâğıt üzerindeki asıl ortağı Pakistan, Afganistan’da son derece negatif bir rol oynuyor. Amerikan dış politika uzmanları bazen Türkiye’nin Suriye’de oynadığı rolü, Pakistan’a benzetiyorlardı, Türkiye de Suriye’deki cihadcı güçlere, İslamî güçlere, Kürtlere karşı ve rejime karşı destek verdikçe, “Acaba Türkiye Pakistanlaşıyor mu?” diye soruyorlardı. Şimdi Pakistan’ın rolü buyken, Trump son derece açık bir şekilde Pakistan’a daha dikkatli olması gerektiğini, bir stratejik ortak gibi davranması gerektiğini söylüyor; aksi takdirde Pakistan’la ilişkilerinde çok ciddi sorunlar yaşanacak. Pakistan’a verilen ekonomik ve askerî yardımı gözden geçireceğini söyledi. İkinci olarak da Hindistan’ı Afganistan’a davet etti; yani Pakistan’ın korkulu rüyası olan şey, Hindistan’ın bir şekilde Afganistan’da daha büyük bir rol oynamasına Trump bir şekilde zemin sağladı ve Hindistan’a şu mesajı verdi –tipik Trump şeklinde–: “Bizimle ticaret yapıyorsun” dedi Hindistan’a, “bizimle ticaretinde, Amerika’yla olan ticaretinde Hindistan olarak milyonlarca dolar kâr ediyorsun, fakat iş Afganistan’a gelince, bölgeye gelince elini taşın altına koymuyorsun. Sen de birazcık Afganistan’ın kalkınmasına, Afganistan’da emniyet durumunun, ekonomik durumun düzelmesine yardımcı ol” dedi — ki bu Pakistan için tekrar ediyorum: Korkulu rüya. Dolayısıyla bence Trump’ın stratejisi şu: Afganistan’dan yavaş yavaş çekilmek ve bölgede Pakistan’a ve Hindistan’a yeni mesajlar yollamak; ama Afganistan’ı kaybetmek istemediği için, kaybetmekten çok korkuyor, şu anda bu yenilgiyi erteliyor diyebiliriz. Son olarak Steve Bannon’a geleyim, Steve Bannon biliyorsun ayrıldı ve şu anda dışarıda mücadele verecek. 

Onu daha sonra konuşacağız Ömer, ona geleceğiz, o ayrı bir başlık olacak.
Taşpınar: Tamam, ama Steve Bannon’ı sorduğun için söyledim. Steve Bannon’ın tabanı, Trump’ın tabanı yani geçen hafta ben “Steve Bannon ayrılmaz” derken “Trump kendi tabanına yanlış bir mesaj yollamaz” mantığından yola çıkıyordum; fakat Steve Bannon şu anda anladığım kadarıyla tabana oynamaya devam ediyor ve tabana “bakın Trump hatalar yapıyor, Trump’ın etrafı bir bakıma kötü insanlar. Trump iyi, çevresi kötü” demeye başladı. 

Gönül, Afganistan’da yine savaş dili hâkim oluyor, bir taraftan Irak’ta Musul’dan sonra Telafer Operasyonu başladı. Hızla bitebilecek bir operasyon mu bu? Orada biliyorsun Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun birtakım görüşmeleri oldu Irak’ta, orada verdiği birtakım verdiği mesajlar var, onları takip etmişsindir. Başika’dan çekilecekmiş gibi bir mesaj veriyor, ama Telafer’deki Türkmen varlığının da garanti altına alınmasını istiyor. Bu Telafer parantezi, hızla kapanacak bir parantez mi?
Tol: Ruşen, ona geçmeden önce Afganistan’la ilgili çok kısa bir şey söylemek istiyorum. Trump’ın bu Amerika’nın yeni Afganistan stratejisi diye ortaya koyduğu şey, yeni bir strateji değil, Amerika’nın mevcut stratejisi ve Ömer’in dediği gibi bence problemlerden bir tanesi: Şimdi ne yaptı? Pakistan’ı sorunun bir parçası olarak tanımladı; fakat bu sorunlu bir şey. Neden? Çünkü geçmişte de bu yapılmıştı, Obama döneminde de bu yapılmıştı ve Pakistan buna çok öfkelenip ne yaptı? Bütün ikmal yollarını kapattı, sınırlarını kapattı Amerikan geçişine. Bu tabii Amerika için çok sorunlu bir şey ve o zaman Rusya yardımcı olmuştu Amerika’ya, Afganistan’a ikmallerin devam edebilmesi için. Fakat bugün gelinen noktada Rusya da bunu yapmayacaktır; dolayısıyla Trump’ın Pakistan’a “Siz sorunun bir parçasısınız” demesi, Hindistan’ı davet etmesi, Pakistan’ın üzerinde baskı yapması ve bunu kameralar karşısında yapması, Pakistan’ı çok öfkelendirecek bir şey ve Pakistan istemediği sürece Afganistan’da çözüm bulmak çok zor. Yani Pakistan’la çok yakın çalışması gerekiyor Amerika’nın, ikinci önerisi ise şuydu Trump’ın: “Taliban siyasî sürecin bir parçası olmalı; yani barış olacaksa Taliban masada olmalı”. Bu da yine yeni bir fikir değil, bu pozitif bir şey; gerçekten Taliban’ın masada olması gerekiyor. Taliban siyasî bir aktör olmaya çalışıyor Afganistan’da; fakat yine Pakistan’ı öteleyerek, Pakistan’ı düşmanlaştırarak bunu yapmak mümkün değil. O yüzden bir sürü soru işareti var Trump’ın bu yeni ortaya çıkan Afganistan stratejisinde.
Telafer’le ilgili daha evvel konuşmuştuk geçen hafta; yani: Türkiye ve İran yakınlaşmasının içerisinde neler var? Nasıl bir anlaşma yapıldı? Taraflar birbirine ne verdi? Suriye’de belli ki İran, PYD’ye karşı daha sesini çıkartacak; hatta dün okuduğumuz bir şey, bir İran haber ajansına dayandırılıyor, İran Genelkurmay Başkanı yaptığı bir açıklamada, “Biz Kuzey Suriye’de Rojava üzerinde rejim kontrolünü sağlayacağız” diyor. Tabii bu çok önemli bir gelişme ve PYD bir tehdit oluşturuyor tabii; fakat İran da bugüne kadar PYD’ye karşı sessiz kalmış. 2016’dan bu yana bir rahatsızlık geliştirdi; çünkü başında PYD’nin çok rahatsız edeceğini düşünmedi, rejimin ayağına basmadığı için Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanabileceğini düşündüğü İran; PYD’ye ses çıkarmamıştı. Fakat bugün gelinen noktada Türkiye’yle yapılan o anlaşmanın parçası olarak, PYD’ye karşı daha sesini çıkartıyor, Amerikan-PYD yakınlaşmasından İran da rahatsız. Bunun karşılığında bence Telafer üzerinden giden bir anlaşma var, bunu daha evvel de söyledik; Türkiye geçen yıl çok sesini yükseltmişti Telafer’de İran’ın kontrolündeki Haşdi Şabi milislerinin, Şii milislerin Telafer’i ele geçirmesi konusu gündeme geldiğinde, Telafer’e yaklaştığında hem Erdoğan hem Başbakan bunu çok sert bir dille eleştirmişti ve hatta “Gerekeni yaparız” demişti. Yani Türkiye’nin tavrı çok farklı olur, bir anlamda askerî müdahale sinyali vermişti. Bugün gelinen noktada, sadece hükümet sözcüsü bunu eleştirdi, bir de Erdoğan yani satır arasında, “Biz bundan tabii rahatsızız, Haşdi Şabi’den” dedi, bugün de Mevlüt Çavuşoğlu, “Biz Telafer Operasyonu’nun başlamasından memnunuz” dedi. Ve bütün bunlar şunu düşündürüyor: Muhtemelen İran PYD’ye karşı, Suriye içerisinde yapacağı hamlelere karşı, Türkiye’den –Irak da bazı şeyler istedi, işte ortak bir operasyondan bahsediliyor PKK’ya karşı Sincar’da, Kandil’de– İran bu PKK’ya karşı yapılacak operasyonda Haşdi Şabi milislerini kullanmayı düşünüyor muhtemelen. Türkiye buna ne diyecek? Bir taraftan hem “Telafer’e Haşdi Şabi girmesin” deyip diğer taraftan “tamam Haşdi Şabi gelsin, PKK’yı vursun” demek çok çelişkili olacağı için, bence Türkiye Telafer’deki Haşdi Şabi rolüne karşı daha sessiz bir tutum içerisinde. 

Burada bir not düşeyim: Bugün Devrim Muhafızları’nın bir açıklaması düştü, “Türkiye’yle ortak PKK’ya karşı operasyon söz konusu değil” diye bir tür yalanlama var; ama tabii bu ne derece gerçeği yansıtıyor, çok emin değiliz. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan bir şekilde bir ortak operasyon ima etmişti, şimdi İran’dan Devrim Muhafızları’ndan böyle bir açıklama geldi. Ortada bir şeylerin döndüğü kesin, ama çok net değil.
Tol: PKK’ya karşı ortak bir operasyon İran açısından çok da kötü bir fikir değil, çünkü karşılığında aldığı şeye bakmak lazım. Karşılığında Türkiye, Suriye politikasını bütünüyle değiştirdi. Yani bugüne kadar Suriye politikasında, işte, “Rejim gitsin, İran hareket alanını Suriye’de kısıtlayalım, Irak’ta kısıtlayalım” derken, bugün gelinen noktada bu anlaşmanın bir parçası olarak rejimi güçlendiriyor Türkiye. Yani düşünsenize, bu Kürt bölgelerinde yeniden rejimin kontrolünü sağlamaya yönelik bir ortak Türkiye-İran operasyonunu düşünün. Yani bütünüyle rejimi güçlendiriyor artık Türkiye’nin siyaseti. Bu İran için kötü bir anlaşma değil, aynı şekilde İran’ın etki alanını da nüfuz alanını da genişletecek, hem Irak’ta hem Suriye’de genişletecek bir anlaşma, bu da kötü bir anlaşma değil zaten İran tarafından baktığınızda. PKK’ya karşı ortak operasyon da, dediğim gibi, yani İran aslında hatırlarsanız Irak’taki Kürt referandumuna karşı en çok sesini çıkaran aktördü. Yani Türkiye’den çok daha agresif bir tutum sergiledi, çok daha fazla baskı yaptı Iraklı Kürtlere; çünkü Türkiye’nin duyduğundan daha fazla rahatsızlık duyuyor. Bir İranlı yetkilinin söylediği bir şey var, diyor ki: “İran’ın Kürt hakları konusunda bir problemi yok, fakat Kürt devleti olduğunda biz endişeliyiz.” O yüzden PYD’den de gittikçe artan bir rahatsızlık duyduğu için PKK’ya karşı bir ortak operasyon olabilir ve son zamanlarda Kürt gruplar İran’a karşı saldırılarını artırdılar. Dolayısıyla İran’da da artan bir Kürt korkusu var ve Türkiye’nin ve İran’ın ortak korkusu onları ortak operasyonda birleştirebilir, bu çok anlaşılmayan bir şey değil. Fakat bence asıl kilit nokta, Türkiye ne yapacak? Yani Haşdi Şabi milisleriyle nasıl bir angajmana girecek? Çünkü onlarla yakın çalışırsa yani PKK’ya karşı operasyonda dâhi olsa, Haşdi Şabi milisleriyle yakın çalıştığında onların rolünü güçlendirecek bir adım atmış olur ve bu da bütünüyle Türkiye’nin bölgesel stratejisinde yani 180 derecelik bir değişim anlamına gelir. Dolayısıyla varılan anlaşma, Türkiye-İran anlaşması ve Telafer Operasyonu, Türkiye’nin aslında ne kadar sıkıştığının bir göstergesi. Bütünüyle bölge siyasetini, Irak siyasetini, Suriye siyasetini, İran siyasetini bütünüyle Kürtlerle ilgili meseleye indirgemiş olduğunun bir göstergesi. 

Evet, Ömer, kapatırken şu Steve Bannon meselesine tekrar bir dönelim. Bannon Weekly Standard’a verdiği bir söyleşide şöyle söylüyor: “Bizim seçtiğimiz Başkan Trump devri bitti”. Yanlış hatırlamıyorum değil mi? Buna benzer bir şey söylemişti. Ve artık tekrar gazeteciliğe vs. dönecek, o kendi yayınlarına dönecek ve Afganistan olayında olduğu gibi de bayağı bir eleştirmeye başlayacak. Soru çok net aslında: Trump dönemi hakikaten bitti mi? Yoksa ikinci bir Trump dönemi mi başlıyor?
Taşpınar: Valla Ruşen, soru net ama Trump net değil. Yani Trump dönemi nedir? Trump tezatlar adamı, programın başında bahsettiğim gibi. Yani Trump o kadar kolay pozisyon değiştirebiliyor ki… “Trump’ın ideolojisi nedir? Prensipleri nedir?” dendiğinde herkes birbirine bakıyor; çünkü sürekli oportünistçe pozisyon değiştirebilen birisi. Fakat kaba hatlarıyla şunu söylemek mümkün: Beyaz Saray’da şu anda bir merkez güçler var, o merkez güçlerde de Trump’ın kızı İvanka, damadı Jared Kushner, Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster gibi isimler var. Bunlar genelde dünyadan kopmak istemeyen, globalizasyona açık, Avrupa’yla çalışmaya açık insanlar. Bir de Trump’ın karanlık tarafını, Trump’ın içgüdülerini temsil eden bir insan vardı, o da Steve Bannon’dı ve Steve Bannon, sürekli olarak Trump’ın diğer danışmanlarıyla çatışıyordu, yani İvanka’yla, Jared Kushner’la, McMaster’la çatışıyordu. Bu arada yeni bir isim var Beyaz Saray’da, o da Kabine Müdürü John Calley. John Calley, bir Deniz Piyadesi Generali ve İç Güvenlik Bakanlığı’ndan Kabine Bakanlığı’na getirildi ve bir deniz piyadesinin askerî disipliniyle çalışıyor ve Beyaz Saray’da bir düzen istiyor. O Beyaz Saray düzeninde önce Sözcü Scaramucci’yi kovdu, şimdi de Steve Bannon’ın kovulmasına neden oldu; çünkü Steve Bannon, sürekli olarak Trump’a kendisi gidip konuşan, normal teamüller dışında Trump’la sürekli etkileşim halinde olan ve basına da konuşan bir isimdi. Ve bardağı taşıran son damla, Steve Bannon’ın Charlotte sonrası basınla yaptığı konuşmalardı ve bu basınla yaptığı konuşmalarda hem Kuzey Kore konusunda hem Afganistan konusunda Trump yönetiminin genel gidişatına aykırı şeyler söyledi. Onun üzerine Trump, Bannon’ı bırakmak zorunda kaldı; fakat bence Bannon’la Trump hâlâ bir ortaklık içindeler ve Bannon, demin söylediğim gibi “Trump iyi ama çevresi kötü” diyerek tabana Trump lehine mesajlar vermeye devam edecek ve yaptığı konuşmada da Trump dönemi bitti derken, “Benim tanıdığım Trump bu değil, etrafı kötü. O yüzden Trump’ı tekrar özüne çekmek gerekiyor” diyecek. 

Peki, son bir soru olarak o zaman şunu soralım: Anladığım kadarıyla son dönemde “çevresi, etrafı” daha fazla politika belirliyor. Trump, çevresinin belirlediği daha eski müesses nizama (establishment’a) mı teslim olacak? Yoksa onları da bir şekilde idare edip kendi birtakım şeylerini hayata geçirebilme imkânı olacak mı?
Taşpınar: Trump, iki taraftan da feragat etmek istemiyor. New York Times, CNN, müesses nizam sürekli Trump’ı merkeze çekmeye çalışıyor ve eleştiriyor, ama Trump’ın tabanı daha radikal sağ bir taban. Charlotte’ta gördüğümüz gibi… Charlotte sonrası ne yaptı Trump? Dans etti, yani iki tarafa da bir şekilde nabza göre şerbet verdi diyelim. Trump bunu yapmaya devam edecek, hem müesses nizama oynayacak gerektiğinde devlet adamı gibi konuşacak — ki Afganistan konuşmasında devlet adamı gibi konuştu, çok önemli bir mesaj verdi, “Askerlerimiz Afganistan’dan döndüklerinde, Amerika’ya döndüklerinde, burada bölünmüş bir Amerika’yla karşılaşmalarını istemiyorum, ırkçı bir Amerika’yla karşılaşmalarını istemiyorum. Amerika bir bütündür” dedi, ki bu Charlotte sonrası bir toparlama konuşmasıydı; ama öte yandan Charlotte’tan iki gün sonra, “Bana sağcılar adam öldürüyor diyemezsiniz, faşistler ile solcular aynı yerde. İki tarafta da iyi insanlar var kötü insanlar var” diyerek ahlâkî paralellik kurmuştu, orada da kendi tabanına bir mesaj verdi. Yani Trump bir bakıma iki tarafa da mesaj vermeye devam edecek ve bence bu fena taktik de değil. Benim korkum, Trump’ın bu şekilde devam ederek bir ikinci dönem bile kazanabilecek olması. 

Evet, burada noktayı koyalım. Evet, bu korku hepimizin korkusu diyelim. Transatlantik’i bu hafta burada noktalıyoruz, Ömer Taşpınar’a ve Gönül Tol’a çok teşekkür ediyoruz. Haftaya yokuz, bayram tatili vesilesiyle, nedeniyle yokuz. Bir sonraki hafta Transatlantik var, ama ben yokum, muhtemelen Sedat Pişirici yönetiminde bir sonraki hafta Transatlantik devam edecek. Evet, Ömer Taşpınar ve Gönül Tol’a teşekkürler. Bizi izlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyoruz, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
21.11.2017 Lümpenlerin hakimiyeti çatırdarken
20.11.2017 Yörüngesini kaybeden ülke: Türkiye
16.11.2017 Atatürk yaşasaydı AKP’li mi olurdu?
15.11.2017 Transatlantik: Suriye’de siyasi çözüme doğru, yaklaşan Zarrab Davası & Suudi Arabistan-İran çekişmesi
15.11.2017 Türkiye ve dünyada casuslar ve entrikalar: Murat Yetkin ile söyleşi
14.11.2017 Devlet Bahçeli neden Meral Akşener’in önünü açıyor?
13.11.2017 İslamcılar ve Atatürk
13.11.2017 Türk-Amerikan ilişkilerinin bir geleceği var mı? Soli Özel ile söyleşi
09.11.2017 MHP’nin bir geleceği var mı?
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı