Transatlantik: İran’da protestolar & Suriye’de Rus hava üssüne saldırı

04.01.2018 medyascope.tv

4 Ocak 2018’de Gönül Tol ile medyascope.tv’de yaptığımız Transatlantik’i yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’te 2017’yi Ömer Taşpınar’la kapatmıştık, 2018’i de Gönül Tol’la açıyoruz. İkisini değişik nedenlerle yan yana göremedik, ama herhalde bir sonraki hafta Gönül ve Ömer birlikte olacaklar. Bir de bugün çarşamba yapamadık, perşembeye taşıdık, ama normalde çarşamba günü 18.00’de oluyor. Gönül, merhaba iyi seneler!
Gönül Tol: Merhaba Ruşen, iyi seneler!

İran konuşalım bugün. Ağırlıkla, her ne kadar gösteriler yatışmış da olsa, gerçekten önemli şeyler oldu ve ABD çok yakından izledi, özellikle de Başkan Trump çok yakından izledi. Öncelikle şunu sorayım: Sen Ortadoğu Enstitüsü’nde çalışan bir araştırmacı olarak herhalde, doğrudan konun İran olmasa da, orada İran uzmanı çok çalışma arkadaşın vardır. Washington’da diğer think tank’lerde de vardır. Böyle bir şey sanki beklenmiyordu, değil mi? Yani ben hiç hatırlamıyorum; bir şey olabilir, şu olabilir, bu olabilir diye herhangi bir yazı ya da analiz benim gözüme çarpmamıştı. Doğru mu düşünüyorum?
Doğru Ruşen, özellikle Washington’da İran’ı takip eden İran uzmanları arasında bu çok büyük şaşkınlık yarattı; fakat şunu belirtmek gerekiyor: İki tane önemli, ünlü İranlı ekonomistin bundan bir yıl kadar evvel rejimi uyardığı, hatta rejime mektup göndererek aslında bu tür protestoların olabileceği, eğer ekonomik anlamda düzenlemeler yapılmayıp halkın talepleri göz önüne alınmazsa bu tür bir toplumsal patlamanın olacağı söylenmişti. Fakat Washington’daki İranlı analistler bütünüyle bunu beklemiyordu. Bence bunun sebebi bir de şu: Buradaki analistler İran’ı genel olarak Tahran üzerinden okuyorlar. Yani mesela 2009’dakini daha fazla insan beklemişti. 2009’da hatırlarsan, çok daha geniş çaplı benzer protestolar olmuştu. Ahmedinejad seçimi kazanınca, muhalefet “Benim oyum nerede?” sloganıyla protestolar başlatmıştı. O protestolar bekleniyordu. O protestolara kimler katılmıştı? Daha çok orta sınıf, elit kesim, eğitimli kesim katılmıştı –Tahran’da başlamıştı bu arada– ve buradaki İran uzmanlarının aslında erişiminin olduğu grup o, dolayısıyla kolay okumuşlardı, sonucu daha rahat öngörebilmişlerdi. Fakat bugünkü protestolar işçi sınıfının ve Tahran’ın dışında muhafazakâr kesimin ve rejimin kendi tabanının, 1979 Devrimi’ne destek vermiş insanların başlattığı protestolar ve bu kesime en azından Washington’daki İran uzmanlarının pek çoğunun erişimi yok. Dolayısıyla Tahran dışında olan bir hareketlenme, burada Tahran merkezli İran’ı okuyan analistlerin gözünden kaçtı.

Peki burada şunu söyleyeyim: O hep konuşulan husus, yani gösterilerin özellikle Meşhed’de ve Kum’da başlamış olması ve son seçimde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde buralarda muhafazakârların daha iyi oy almış olmasından hareketle, olayın başlangıcında sanki Ruhani-karşıtı muhafazakârların bir teşviki olduğu yolunda analizler de oldu. Ama sonra işler biraz değişti sanki. Bu konuda bir netlik var mı oralarda?
Aslında genel olarak tartışma şu yönde — zaten sloganlara baktığımızda da anladığımız o: Evet, Ruhani’ye muhalefet eden kesimler, küçük bir kesim tarafından başlatıldı bu. Fakat aslında alttan alta kaynayan bir taban olduğu da anlaşılıyor ve meselenin bütünüyle ekonomik nedenlerden kaynaklandığı, en azından en önemli sebebin ekonomik neden olduğu ve 2015’ten itibaren bu tür bir kaynamanın olduğu söyleniyor. Şimdi, ne olmuştu 2015’te? İran’la nükleer anlaşma imzalanmıştı ve hatırlarsan Ruhani de nasıl seçim kazanmıştı? Nükleer anlaşmayı imzalayacağız, yaptırımlar kalkacak ve ekonomik olarak refah düzeyi artacak vaadiyle gelmişti. Şimdi gelinen noktada, evet, nükleer anlaşma imzalandı –özellikle enerji, ulaşım ve finansal sektörlerdeki kısıtlamalar büyük ölçüde kalktı–, fakat beklenildiği ölçüde yabancı yatırım gelmedi. Bunun sebebi de hâlâ pek çok İranlı kurum ve İranlı şirket kara listede ve Amerika yeniden yaptırımları gündeme getirdiği için yabancı yatırımcı korkuyor. Dolayısıyla yabancı yatırım beklenildiği ölçüde artmadı. Ve bunun yanında enflasyon çok yüksek — ki aslında Ruhani önemli bir gelişme kaydetti bu konuda, %40’dan %12’ye indirdi enflasyonu; fakat bu hâlâ çok yüksek ve işsizlik hâlâ çok yüksek. Dolayısıyla o muhafazakâr, rejime destek veren kesimlerde, yani aslında bütün halkta bir beklenti oluştu. Ruhani’nin gelmesiyle, daha ılımlı bir liderle Batı’ya entegre olunacağı, ekonomik olarak entegre olunacağı ve hayat şartlarının düzeleceği, refahın artacağı beklentisi vardı; fakat bu olmadı. Ve şunu da hatırlamak lazım; yine sloganlara baktığınızda, mesela rejim-karşıtı sloganlar, yani dinî lideri eleştiren sloganlar atıldı protestoların başlangıcında ve İran’lı analist şu gözlemi paylaşmıştı: Protestoların başladığı yerler o kadar küçük yerler ki, rejim neredeyse isim isim herkesi biliyor. Buna rağmen insanlar sokaklara çıktılar. Ve onu sormak lazım, bu insanlar 1979 İran Devrimi’ni desteklediler.

En çok konuşulan husus, dış parmak hususu biliyorsun. Şimdi olayların başladığı yerler daha çok böyle en anti-Amerikan kitle tabanı olduğu varsayılan yerler: Meşhed, Kum gibi. Ama hep baştan beri dış parmak var ve zaten biliyorsun Hamaney de bunu dış düşmanlar olarak tanımladı ve Trump ve Netanyahu çok net bir şekilde protestolardan yana aşırı ölçüde destek verdiler. Bu, gerçekten dış parmak olabilir mi? Tabii bunları ölçmek, saptamak kolay değil ama.
Şimdi, tabii meselenin arkasında Amerika olduğunu söylemek son derece beklenen bir şey; yani rejimin bunu söylemesi tabii ki sürpriz değil. Bu tür durumlarda, özellikle Amerika-karşıtlığının yüksek olduğu toplumlarda –Türkiye gibi–, yani rejimin, hükümetin ilk sarıldığı, bunu söylemek oluyor. Dediğin gibi bunu ölçmek çok güç, fakat şöyle yanıtlayabilirim: Bu, ekonomik tabanlı, yani ekonomik taleplerin merkeze oturduğu bir protesto. Ekonomik olarak rakamlara baktığımızda ve ayrıca bu protestoların ilk olmadığı, yani ekonomik talepler için başkaldırıların son yıllarda defalarca olduğunu, fakat bunların bir şekilde Batı medyasına, bizlere ulaşmadığını düşündüğümüzde, aslında burada gerçekten ciddi kaygıların, ekonomik kaygıların temel motivasyon olduğunu görmek güç değil. Tabii, Batı… yani yine onu konuşuruz, hani Trump’ın ve özellikle İsrail’in destek vermesi de rejimin “Bunun arkasında Batı var” söylemini güçlendiriyor.

Peki, olayın bir de etnik boyutu var. İran’da çok sesi çıkmayan, Beluçlar, Araplar ve Kürtler var özellikle bu gösterilerde. Onların bölgelerinde gösteriler olduğu yolunda haberler okuduk. Böyle bir olay İran’da gündeme gelebilir mi? Özellikle Kürtler ve Beluçlar ve kısmen de Sünni Araplar için, bunlar konuşuluyor mu?
Evet, konuşuluyor; yani özellikle Kürtlerin ve PKK’ya bağlı grupların da dışında diğer Kürt grupların ve Arapların bu protestolara destek vermesi çok konuşuluyor. Tabii bu bölgelerde, yani İran’ın batısında ve bu azınlık gruplar içerisindeki rejim-karşıtlığı, rejime duyulan öfke çok daha uzun bir geçmişe dayanıyor ve çok daha kuvvetli. Dolayısıyla protestolar yeni başladığında burada konuşulan, Washington’da konuşulan şey: “Bu farklı bir mecraya girebilir”. Yani ekonomik sebeplerle başlayan protestolar, azınlıklarında da dahil olmasıyla birlikte bir sivil haklar, özgürlükler platformuna taşınabilir beklentisi vardı. Tabii, şu anda bu olur mu bilmiyoruz; çünkü her şeyden önce protestoların geleceğinin ne olacağını bilmiyoruz; yani 2009 göstergeyse eğer, 2009’da ne olmuştu? Bir milyon kişi sokaklara çıkmıştı, altı ay sürmüştü ve rejim inanılmaz kanlı bir şekilde bastırmıştı: Bin kişi hayatını kaybetmişti. Rejim, bu sefer daha ihtiyatlı yaklaştı; yani yine ölen insanlar oldu, fakat rejim 2009’da verdiği kadar şiddetli bir tepki vermedi. Fakat böyle bir tepki vermeye karar verirse bu protestolar rahatlıkla bastırılabilir de. Dolayısıyla protestolar yarın da söndürülebilir, devam da edebilir. Burada tartışılan başka bir şey var, onu da söylemek istiyorum: 2009’da bu iPhone’un dört milyon insanda olduğunu, fakat bugün neredeyse ülkenin yarısının, 43 milyona yakın insanın bu tür akıllı telefonlara sahip olduğunu, dolayısıyla iletişim ağının 2009’dan bu yana çok daha geniş yaygın olduğunu ve bunun protestoları güçlendireceğini ve yaygınlaştıracağını söyleyenler var. Yani protestoların nereye gideceğine dair farklı tartışmalar var; fakat bence çok belirsiz şey var.

Evet, burada şu da dikkat çekti: Biliyorsun, sloganların bir kısmında da özetle söyleyecek olursak: “Ne işimiz var Yemen’de, Gazze’de, Lübnan’da?” Bir nevi ekonomik sorunları, yani yoksulluğu ya da işsizliği İran’ın bölgesel nüfuz alanlarıyla irtibatlandıranlar da olmuş; yani onu görüyoruz, milliyetçi bir tepki gibi gözüküyor. Bu istikrarsızlığın derinleşmesi halinde İran’ın bölgesel iddiaları herhalde çok ciddi bir şekilde riske girer değil mi?
Kesinlikle, çünkü şunu da unutmamak lazım: Protestoların zamanlamasına bakacak olursak, 2018 bütçesi açıklandıktan kısa bir süre sonra başladı bu protestolar. 2018 bütçesine baktığınızda da, dinî kurumlara, Hizbullah gibi orduya inanılmaz bütçeler ayrılırken, sosyal destekli bütçe kısıtlamasına gidiliyor. Dolayısıyla sloganlarda “Sen Gazze’ye boşver, İran’a bak”  ya da “Bizim Yemen’de ne işimiz var? Suriye’de ne işimiz var?” söylemleri aslında rejimi zorlayan söylemler. Ve bir de şunu unutmamak lazım — tekrar söylüyorum: 2009’dakinin aksine, bugünkü protestolar rejimin kendi tabanında ortaya çıkan protestolar. Dolayısıyla bu tabanın bu tür güçlü, özellikle dış müdahalelere karşı güçlü talepleri rejimi yeniden düşünmeye itebilir.

Burada Türkiye’nin tavrını görmüşsündür, Türkiye net bir şekilde rejimden yana tavır aldı, bunu gördük ve dış güçlerin müdahil olmaması açıklaması yapıldı Dışişleri Bakanlığı açıklamasında. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Ruhani’yle görüştü ve Türkiye, net bir şekilde görüyoruz ki, bu halk hareketinden ziyade rejimden yana. Tabii daha dikkatli bir dil kullanılıyor, ama bu sadece son dönemdeki Türkiye-İran yakınlaşmasıyla açıklanabilecek bir şey mi?
O bence faktörlerden bir tanesi. Tabii Suriye’de bu kadar yakın çalıştı, bölgede yakın çalıştı, İran’a ters bir şey yapması beklenemezdi; fakat bence ikinci bir faktör, Türkiye’nin kendi iç siyaseti. Yani Türkiye’de de her tür toplumsal başkaldırıyı, ne kadar meşru olursa olsun “Batı’nın oyunu, emperyalist güçlerin oyunu” olarak lanse eden bir hükümet var. Gezi’yi hatırlayalım –ki bence hükümet için travmatik bir deneyimdi Gezi–, bunu faiz lobisine bağlayan, arkasında Amerika’yı, Batı’yı gören Türk hükümeti var. Dolayısıyla İran’da da zaten hükümet yanlısı gazetelere baktığınızda da bütünüyle Amerika suçlanıyor, “Bunların arkasında Batılı güçler vardır, İsrail vardır” deniyor; yani bu protestoların meşru toplumsal taleplerine, tabanına bakmak yerine Batı’ya işaret ediliyor ve bu artık Türkiye’de çok geleneksel hale gelmiş ve hükümet için de son derece faydalı ve işlevsel bir söylem. Bu aslında genel olarak otoriter rejimlerin, kendi iç problemlerindeki sorumluluğu almamak için çok sık başvurdukları bir şey. Türkiye bunu yaptı, Gezi’de de yaptı ve dolayısıyla İran’da bunu görmesi çok ilginç değil.

Ama burada tabii çok önemli bir istisna var, o da Arap Baharı. Arap Baharı’na da destek olmuştu Türkiye.
Evet Arap Baharı’na destek olmuştu; ama hatırlarsan aslında Arap Baharı 2010’da başladığından bu yana farklılaşan söylemler de vardı, yine bunu Batı’nın işi olarak Amerika’nın işi olarak görenler de vardı. Şimdi neden Arap Baharı’na destek verildi? Çünkü hükümet düşünüyordu ki Müslüman Kardeşler iktidara geliyor. Kendisinin ideolojik olarak yakın gördüğü grupların iktidara gelmesi, kendi nüfuz alanını genişletmesi açısından önemli bulduğu bir gelişmeydi. Fakat işler sarpa sarınca, yani işte Mısır’da beklenen olmayınca, Libya’da beklenen olmayınca, o geleneksel, “Aslında bunu Batı başlattı” söylemine başvurmuştu tekrar Türkiye.

Burada tabii çok önemli bir husus var, başta bir değindin ama tekrar oraya bir gelip İran meselesini kapatalım: Kürt meselesi. Çünkü biliyoruz ki bölgede dört ülkenin üçünde Kürtler çok aktif bir şekilde önde. Suriye, Irak –her ne kadar sorunlar yaşasalar da, Irak’ta referandum bir fiyaskoyla sonuçlandı–, Türkiye’de belli bir Kürt meselesi ve Kürt hareketi var. En az konuşulan İran’dı, ama İran’da da Kürt örgütlenmelerinin olduğunu biliyoruz, PKK’nın çok güçlü bir ayağı olduğunu biliyoruz, başka örgütler de var. Herhalde Türkiye’nin, Ankara’nın Tahran’la yakınlaşmasının ya da yanında durmasının ciddi bir nedeni de herhalde bu Kürt meselesidir. Değil mi?
Evet, özellikle Suriye’de. Türkiye Suriye’de sıkışınca, artık Amerika’nın YPG’li güçlerle çalışacağı netleşince, Türkiye Rusya ve İran’a sarıldı, hatta rejime sarıldı. İşte bu çatışmasızlık bölgesi oluşturuldu Suriye’de. Burada, mesela şu anda Türkiye’de askerî gözlemciler var, ne yaptı bu askerî gözlemciler? Aslında Afrin’i güneyden kuşattılar. Bu, İran’la ve Rusya’yla varılan bir anlaşmanın sonucuydu. Dolayısıyla Türkiye’nin İran’dan beklentisi: Suriye’de “Ben YPG’ye kuşatayım ve sen buna ses çıkarma. Rusya da ses çıkarmasın, rejim de ses çıkarmasın”; yani Türkiye-İran yakınlaşmasının önemli bir boyutu Kürt korkusuydu, Suriye’deki Kürt korkusuydu. Ve sonra Irak’taki referandumla birlikte daha koordineli adımlar attı Türkiye ve İran; hatta Türkiye başlangıçta Irak’taki Kürt referandumuna karşı daha yumuşak bir ton tutturmuştu İran’dan, sonra İran’la yapılan görüşmeler sonucunda Türkiye o dozu artırdı. Tabii bunu Devlet Bahçeli’nin çıkışlarıyla açıklamak mümkün, fakat İran da bence önemli rol oynadı.

Peki, son olarak Suriye demişken, Suriye’yle kapatalım. Bir Rus üssüne, hava üssüne saldırı, önce Kommersant gazetesi 7 jetin hasar gördüğünü söyledi, ama yaptığı açıklamada saldırıyı doğrulayan Rus Genelkurmayı uçaklara bir şey olmadığını söyledi. Her halükârda Rusların oradaki en önemli bir üssüne bir saldırı olmuş ve bu saldırıyı şu âna kadar benim bildiğim kadarıyla üstlenen de olmamıştı. Ve bizim konuştuğumuz uzmanlar da Rusya’nın başına Suriye’de daha önce böyle bir olayın gelmediğini söylüyorlar. Bunun bir anlamı var mı? Çünkü ne zamandır Suriye’yle ilgili çok fazla bir şey konuşmuyorduk dikkat edersen. Birdenbire tombaladan çıkar gibi böyle bir şey çıktı. Bu ne anlama geliyor sence?
Bence birincisi, tabii Rusya’nın bunun olmadığını söylemesi çok doğal, çünkü dediğim gibi eğer olduysa, bu, 2015’ten bu yana, Rusya’nın askerî olarak Suriye’ye müdahale ettiğinden beri en büyük saldırı. Yedi tane uçağın hasar gördüğünden, yok edildiğinden bahsediliyor ve Rusya da tabii seçimlerden önce bunu saklamak isteyecektir, dolayısıyla gerçekten böyle bir saldırı oldu mu olmadı mı tam emin değiliz. Fakat birkaç Rus askerî kaynak, olduğunu doğruladı ve dedi ki: “Radikal İslamcılar yaptı.” Şimdi bence birkaç şekilde okumak gerekiyor: Bir taraftan, biliyorsun bir diplomatik süreç var: Astana’yla giden, Cenevre’yle giden bir diplomatik süreç gerekiyor, bunları düşünmek gerekiyor. İkincisi, belki daha önemlisi, daha evvel söylediğim gibi Rusya-İran ve Türkiye arasında çatışmasızlık bölgeleri kurulmasına dair bir anlaşmaya varılmıştı geçen yıl, 2017 yılında ve buna bağlı olarak işte Doğu Guta, İdlib’de, daha güneyde çatışmasızlık bölgeleri kurulmuştu. Fakat rejim bir süredir, birkaç haftadır Doğu Guta –ki Şam’ın doğusunda–, buraya saldırılarını artırdı. Şimdi burası kimin elinde? Özgür Suriye Ordusu’na bağlı güçlerin elinde ve bu yer Şam’a çok yakın olduğu için de tehdit algısı çok güçlü rejimin. Burada çok ciddi bir çatışma sürüyor ve hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’le görüşerek buradan hastaların, Guta’dan hastaların tahliye edilmesine dair bir anlaşmaya vardığı söyleniyor. Şimdi bu problemli bir şey. Neden? Çünkü siz çatışmasızlık bölgesi ilan etmişsiniz, fakat rejim saldırmaya devam ediyor. İkincisi İdlib. İdlib’de aynı şekilde rejim Rusya’nın desteğiyle saldırmaya devam ediyor ve burası Türkiye için çok daha önemli: Binlerce insan yaşıyor, sivil yaşıyor İdlib’de; herhangi bir saldırıda kuzeye doğru, Türkiye sınırına yığılacaklardır. Burada da saldırı devam ediyor. Şimdi bu ne demek oluyor? Çatışmasızlık bölgeleri, Türkiye’nin de onayladığı ve parçası olduğu çatışmasızlık bölgeleri aslında rejimin kendi elini güçlendirmek ve bu bölgeleri de kontrol altına almak için kullandığı bir araç; bu problemli. Bence tabii İdlib artık muhalefetin son sıkıştığı alanlardan bir tanesi, aynı şekilde Doğu Guta da öyle. Rejim buradaki saldırılarını artırınca belki buna yanıt olarak Rus birliklerine bir saldırı gerçekleşmiş olabilir diye düşünüyorum.

Evet, burada noktalayalım Gönül, Transatlantik’i burada sonlandıralım bu hafta. Haftaya Ömer’le beraber yapacağız diye umuyorum, çarşamba günü. Bugün istisnai olarak perşembe yaptık. Evet Gönül, tekrar sana iyi yıllar, izleyicilerimize de bizi izledikleri için çok teşekkürler. Bugün ağırlıkla İran’daki protestoları konuştuk Gönül Tol’la. Haftaya çarşamba yeni bir Transatlantik’te karşınızda olacağız. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.04.2018 Süleyman Soylu olayı
11.04.2018 Ankara’nın Suriye açmazı
10.04.2018 “Ne deizmi kardeşim!”
09.04.2018 Mücahit Bilici ile söyleşi: İslam, İslamcılık ve gençler
06.04.2018 Eskişehir katliamı: Küçük muhbirler cehennemi olarak Türkiye
04.04.2018 Bir hayal kırıklığı: Dindar nesil
02.04.2018 MİT’in Kosova operasyonunun düşündürdükleri
29.03.2018 “Dine dönüş”ten “dinden dönüş”e
28.03.2018 Mirgün Cabas, Kemal Can ve Can Kozanoğlu ile Türkiye’de medya dün, bugün, yarın
28.03.2018 Transatlantik: Batı-Rusya gerilimi, Bolton ve Erdoğan
12.04.2018 Süleyman Soylu olayı
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı