Transatlantik: ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalesi & Batı’nın referanduma bakışı

12.04.2017 medyascope.tv

12 Nisan 2017’de medyascope.tv’de Gönül Tol ve Ömer Taşpınar ile yaptığımız Transatlantik’i yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba iyi günler, “Transatlantik”le karşınızdayız. Washington’da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la iki temel konuyu konuşacağız. Birisi Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’ye askerî müdahalesi, ikincisi de Türkiye’de pazar günü yapılacak olan referandum. Arkadaşlar merhaba! Biraz teknik olarak sorunlu yayın olabilir, bizden kaynaklanmayan nedenlerle. Gönül, önce sana sormak istiyorum: Bu kimyasal silah gerekçesiyle Amerika’nın Suriye’nin askerî üssünü vurması, seni şaşırttı mı? Neden böyle bir olay oldu?
Gönül Tol: Aslında şaşırttı Ruşen, çünkü Trump yönetiminin dış politikada yaptığı pek çok manevra şaşırtıyor genel olarak. Şimdi şöyle bir durum vardır; biliyorsun 2013’te kimyasal silah kullanıldığında Obama yönetimi “Bizim kırmızı çizgimiz” dedikten sonra sembolik saldırı düzenleme kararını Kongre’ye bıraktı ve Trump bunu çok eleştirmişti. Dolayısıyla kampanya sırasında aslında buna çok vurgu yapmıştı ve şunu bekleyebilirdiniz: “Yani Trump Obama’yı çok eleştirdi, dolayısıyla kendisi Obama’nın yapamadığı şeyi yapacak” beklentisi olabilirdi; fakat maalesef Trump’a dair öyle düz mantık yürütmek çok kolay değil. O yüzden pek çok insan şaşırdı burada; fakat şunu söylemek gerekiyor bence her şeyden önce: Bu çok sembolik bir saldırıydı. Türkiye’den de pozitif mesajlar geldi, hükümetten mesajlar geldi, “Bunu çok pozitif buluyoruz, yeterli değil ama pozitif” diye. Şöyle bir beklenti oluşuyor bence; o yanlış beklenti: “Amerika’nın Suriye politikası değişiyor mu?” Bence değişmiyor; bu çok sembolik bir saldırıydı ve muhtemelen bir defaya mahsus bir saldırıydı ve bütünüyle kimyasal silahlara odaklanmış bir saldırıydı. Bu anlamda Trump yönetiminin Suriye politikasının değiştiğini, Esad rejimine dair Amerikan siyasetinin değiştiğine dair bence yorumlar yapmak yanlış. Diğer taraftan, herkesin böyle beklentisi olması (…) tam saldırıdan önce ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki daimi temsilcisi, dışişleri bakanı, savunma bakanı, pek çok kereler “artık Esad meşruiyetini yitirmiştir” vs. türünden söylemlerde bulununca böyle bir beklenti oluştu. Amerikan yönetimi artık Esad’ın gitmesine dair bir politika izleyecek de, bu askerî saldırı onun ilk ayağıymış gibi görüldü, ama böyle okumak çok yanlış, dün Pentagon’da Savunma Bakanı bir açıklama yaptı, ondan sonra Trump gazetelere Fox Tv’ye verdiği röportajda bunun altını çizdi ve dedi ki: “Bizim Suriye siyasetimiz değişmedi. Bu saldırı, bütünüyle kimyasal saldırıya verilmiş bir yanıttı. Dolayısıyla bizim Suriye’deki askerî stratejimiz ya da siyasal diyaloğa dair, ona bakış açımızı değiştirmemizi bekleyenler bunu beklemesinler. Bir değişiklik yok” dedi. O yüzden bence bu saldırının çok bir etkisi olmayacak. Şöyle etkisi olmayacak, sahadaki askerî dengeyi değiştirme açısından etkisi olmayacak. Etkisi şöyle olabilir, Rusya’nın vereceği tepkiye göre, yani Rusya nasıl bir konum alacak bu saldırıda…

Ben bunu Ömer’e sormayı düşünüyordum. Ömer, Amerika-Rusya ilişkileri, daha doğrusu Putin-Trump ilişkileri bu saldırıyla beraber değişir mi? Ne dersin?
Ömer Taşpınar: Bence değişmeye doğru gidiyor. İç politikada Trump çok zor bir dönemdeydi bu saldırı öncesinde. Çünkü bu Rusya’nın seçim kampanyası sırasındaki etkisi meselesi ciddi bir soruşturma haline gelmişti; gerek FBI düzeyinde gerek Kongre düzeyinde ve kamuoyu yoklamalarına göre Trump’ın içerideki destek oranı, bu sağlık sigortası paketi de düştükten sonra, Kongre’de takıldıktan sonra oldukça düşüyordu. Yani Trump’ın –tabir-i caizse– kolay bir zafere ihtiyacı vardı ve Suriye’de yaptığı bu hamleyle iç politikada çok önemli bir mesaj verdi. “Ben Rusya’yla her konuda anlaşmıyorum. Rusya’yla sürekli iyi geçinmek gibi bir derdim yok” mesajını vermiş oldu ve bu politika da çok ciddi yankılanıyor şu anda. Trump’ın geçmişte Putin’e karşı söylediği negatif hiçbir bir şey yokken, şimdi, şu anda Suriye’de çok daha ciddi farklılaşma içine giriyorlar ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bugün Putin’le görüşecekti. Putin, muhtemelen görüşmeyeceğini söyledi, bilmiyorum son gelişme nedir? Fakat ilişkilerde ciddi bir gerilim olmaya başladı. Şimdi bu nereye gider? Bu tartışılıyor. Trump politikası Suriye’de gerçekten bir stratejik değişikliğe doğru mu gidiyor? Yoksa bu sadece kimyasal silah kullanmaması yönünde yapılmış bir uyarı mıydı? Rusya geri adım atmıyor gibi gözüküyor, her ne kadar Amerikan Dışişleri Bakanı Tillerson dün “Rusya stratejisini değiştirmeli, yanlış adama oynuyor Suriye’de. Ortadoğu’da yanlış politikalar izliyor” diye bir açıklama yaptı G7 zirvesinde. Yani Rusya’ya hiç alışık olmadığımız derecede sert mesajlar vermeye başladı Trump yönetimi. Ben bunu tekrar edeyim; daha çok iç politikaya yönelik bir manevra olarak görüyorum. Dış politikada henüz tam net olarak gözükmüyor. Önümüzdeki haftalarda ne yöne gideceği; birazcık da Ukrayna’daki görüşmelere bağlı olarak, yani Putin’in Trump’la görüşüp, Ukrayna konusunda, yaptırımlar konusunda, genelde Amerikan-Rusya ilişkilerinde –sadece Suriye meselesinde büyük sorunlar var– o konularda görüşmeleri gerekecek. Belki de büyük bir pazarlığa doğru gidecekler. O büyük pazarlık ne olur? Amerika bir şekilde Suriye’de bazı şartlarını getirir, bunun karşılığında Rusya der ki: “Sen de benim Kırım’ı işgal etmiş olmama ses çıkarma ve yaptırımları biraz azalt. Ben de Suriye’de yavaş yavaş desteğimi Esad’dan çekeyim.” Böyle bir büyük pazarlık olur mu? Olmaz mı? Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Gönül, sen demin çok büyük bir değişiklik beklemediğini söyledin, ama Ankara sanki çok etkilendi bundan, sen de değindin. Türkiye, Rusya’ya yaklaşıyordu, Washington’dan uzaklaşıyordu; şimdi tekrar Washington’a yaklaşıyor gibi bir görünüm var. Bu sahici mi?
Tol: Pardon Ruşen, sesin kesiliyor, o yüzden hemen giriyorum konuya. Türkiye-Rusya ilişkilerini soruyorsun anladığım kadarıyla. İngilizce yayın yapan birkaç Rus gazetesine baktım; ilginç yorumlar var. Şimdi Türkiye’yle Rusya arasında –biz daha önce bunu konuşmadık– bütün o çizilen pembe tabloya rağmen çok ciddi bir gerilim var. Bunu böyle satır aralarında okuyorsunuz, mesela iki ülke arasında sebze-meyve satışı konusunda bir anlaşma sağlanamıyor, mesela Rusya charter uçuşlarını, –Türkiye çok sevinmişti “artık yeniden Rusya’dan turizm başlıyor” diye; çünkü çok önemli Rusya’dan gelen turistler Türk ekonomisi açısından, sevinmişti fakat, charter uçuşlarını– iptal edebileceği mesajını verdi birkaç gün evvel Rusya. Dolayısıyla aslında gizli kapaklı, çok da net yansımayan bir gerilim var Türkiye-Rusya arasında. Ve okuduğum iki tane Rus analist var, diyorlar ki: “Aslında bu bir parça Rusya’nın aba altından sopa göstermesi.” Özellikle Trump’ın Suriye saldırısının ardından Türkiye’den öyle bir kucaklayıcı mesaj geldi ki Amerikan yönetimine karşı, “Biz bu saldırıyı destekliyoruz (…)” diye. Yeniden Türkiye Amerika’ya kayıyor ve Rusya yeniden şu mesajı vermek istiyor Türkiye’ye: “Sadece Suriye’de değil; ekonomin açısından da seni incitecek önemli adımlar atabilirim ben. O yüzden ayağını denk al” mesajı vermeye çalışıyor. Bu olası mı? Ben olası görüyorum, çünkü dediğim gibi ben hiçbir zaman Türkiye’deki o Rusya’yla “muhteşem balayı” günlerini de çok inandırıcı bulmadım ve Türkiye’nin Rusya’dan gerçekçi olmayan beklentilerini de eleştirdim. Yani Kürtler konusunda, Suriye’de Kürtlerle çalışma konusunda, ya da Türkiye’nin siyasetinde Suriye’de yaklaşma vs. konusunda hiçbir zaman olabileceğini düşünmedim ben ve nitekim görüyoruz, çok ciddi bir gerginlik var Türkiye ve Rusya arasında. Fakat Türkiye, yeniden eksenini Amerika’ya doğru yöneltir mi? O da büyük bir soru işareti. Eğer bu geçen haftaki Suriye saldırısına bakarak böyle bir beklentiye giriyorsa çok büyük bir hata. Ben çok daha büyük bir angajmana gireceğini düşünmüyorum Amerika’nın Suriye’de. Ya da ne bileyim Türkiye’nin o çok istediği özellikle kuzeyde de uçuşa yasak bölge kurulması fikrine Amerika’nın hemen sıcak bakacağını da düşünmüyorum. Daha evvel konuştuk bunu, eğer böyle bir senaryo (…) ve Türkiye’nin istemez diye. Dolayısıyla Türkiye çok dikkatli okumalı, bence yanlış okuyor. Hem Rusya’yı yanlış okuyor hem Amerika’yı yanlış okuyor. Çok çabuk mesaj alıp, “Amerika bombaladı Suriye’yi, tamam Amerika’nın Suriye politikası değişti” ya da “Rusya’yla çok güzel, Putin ve Erdoğan çok güzel fotoğraf verdi gazetecilere, her şey mükemmel olacak” böyle değil! İki ülke de, hem Rusya hem Amerika çok dikkatli oynuyor elini Suriye’de ve Türkiye’ye hiçbiri bütünüyle %100 güvenmiyor. Dolayısıyla çok replikler değişmeyecek bence ama Rusya, Türkiye’den gelen pozitif mesajları tehdit olarak okumuş olabilir.
,Ömer, biraz Türkiye’yi konuşalım, bundan sonra referandumu konuşalım. Sen geçen hafta Brüksel’deydin ama zaten Washington’da yaşıyorsun; Batı, Türkiye’deki olup bitenleri nasıl görüyor? Çok umurunda mı? Yoksa pazar günü yapılacak olan referandumun ne kadar tarihî olduğu, olacağı, Batı’da kavranıyor mu?
Taşpınar: Şimdi Brüksel’deyken şunun farkına vardım Ruşen: AB-Türkiye ilişkilerinde derin bir umutsuzluk var AB nezdinde. Yani Türkiye’deki gidişat ciddi bir endişe yaratıyor ve bu dozu yükselen milliyetçi söylem, gerek Avrupa’da olsun gerek Türkiye’de olsun; ilişkilerde kopma noktasına doğru getirebilir gibi geliyor bana. Kıbrıs’ta umutlar vardı, Kıbrıs konusunda da ben çok olumlu konuşanı görmedim. Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerinde tünelin sonunda hiçbir ışık yok gibi gözüküyor. NATO, bu çerçevede Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerindeki en önemli örgüt olarak algılanıyor. Yani “AB ilişkileri kopabilir ama en azından Türkiye NATO içinde” diye bir değerlendirme yapılıyor. Özellikle Amerikalılar açısından bu çok önemli. Yani Türkiye’nin Batı ittifakı içinde kalması ve bir şekilde bu Avrasyacı maceralardan uzak durması, o çerçeve içinde Türkiye’nin dış politikasındaki adımlar ciddi olarak izleniyor. Yani Gönül’ün anlattığı gibi Rusya’yla ilişkiler, bazı kesimlerde Gönül’ün anlattığı şekilde fazla ciddiye alınmıyor, Türkiye bir şekilde blöf yapıyor, Ruslardan füze savunmasını gündeme almayacaktır, tıpkı geçmişte Çin’le yaptığı gibi. “Böylece Batı’ya bir şekilde kendini daha önemli göstermek için, Batı’dan tavizler koparmak için, Rusya’yla bu ilişkilere giriyor” diyenler var. Başka bir kesim de “Türkiye’de çok ciddi bir kırılma noktasına gidiyoruz” diyorlar. Şu konuda bir tartışma yok: Türkiye’de demokrasi kalmadı. Yani Türkiye’de çok daha otoriter bir döneme doğru gidiyoruz ve referandumda “Evet” çıkarsa bu otoriter gidişat iyice kurumlaşmış ve yapısallaşmış hale gelecek. Yani “tek-adam” sistemi, tren gitti dönüş olmayacak şeklinde bir algılama var. Eğer “Hayır” çıkarsa, bir ümit var; “Demek ki Türkiye’de bu kadar baskıya rağmen, bu kadar OHAL, bu kadar gazetecilerin hapiste olması, özgürlüklerin baskı altına alınmış olmasına rağmen halk ‘Hayır’ diyebiliyorsa, demek ki Türkiye’den ümit kesilmemeli ve belki de Türkiye’de yeni bir siyasî oluşum doğar mı? Bu alternatif yaratır mı? AKP içinde bir kırılma olur mu?” diye beklenti içinde olanlar da var. Dolayısıyla şu kesin; Batı aslında “Hayır” çıkmasını istiyor bence, Türkiye’deki demokrasi açısından, “Evet” çıkarsa Türkiye’deki “tek-adam” sistemi kurumsallaşmış olacak, diye düşünüyorlar.

Gönül, Washington’da şimdiden hazırlıklar yapılıyor mu? Özellikle think tank’ler mesela, 16 Nisan sonrası Türkiye toplantıları görecek miyiz? Hazırlıklar var mı?
Tol: Washington’da think tank’ler, evet hem bu hafta, dün mesela bizim kurum bir panel yaptı, referanduma dair, bu hafta birkaç tane hem önemli yazı var hem toplantı var. Asıl gelecek hafta, referandumdan sonra pek çok düşünce kuruluşunda referanduma dair toplantılar, paneller düzenleniyor. Şimdi Ömer, Avrupa’daki ruh halinden bahsetti, Washington’da ben yazılanları okudum, yani düşünce kuruluşlarından insanların yazdıklarını okudum. İnsanlarla konuştuğumda gördüğüm şu: Aslında çok ümitsiz bakıyorlar, yani bir “Hayır” oyu dahi çıksa, Avrupa’da Ömer’in söylediği ümitsizlik hali, Washington’daki gibi geliyor bana. Çünkü bir “Hayır” oyu çıksa dahi, Erdoğan erken seçime gidecek ve erken seçimde bu sefer istediğini alacak beklentisi var. Dolayısıyla Türkiye için bir geri dönüş olmadığını, en azından demokratikleşme açısından bir geri dönüş olmadığı düşüncesi hâkim; fakat Trump yönetimi zaten başından bunu söylüyordu, Rusya demokratikleşme (…) çok kafaya takacak bir Amerikan yönetimi değil; Obama yönetimi dahi takmadı, çok daha idealist bir şey çizmiş olmasına rağmen. Dolayısıyla bu Amerika’nın çıkarları açısından belki sorun yaratmayacak, yani bölgede çalışmaya devam edebilir. Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasına gerek yok Amerika’nın iyi bir iş yürütmesi için, bir sürü Suudi Arabistan, Arap ülkeleri, demokratik olmayan ülkelerle ilişkilerini derinleştirmiş durumda; bölgede çalışıyor. “Türkiye’yle de çalışmaya devam eder” düşüncesi var. Fakat demokratikleşmeyi kafaya takan analistler, bunu çok şey buluyor; ümitlerini kaybetmiş durumda ve referandumda sadece ve şu düşünce de hakim, ilginç bir şekilde; hem kendi kurumumda Türkiye’yi takip eden insanlara sordum, “Sizce ne olacak pazar günü? Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?” dediğimde diyorlar ki “Erdoğan bu işi biliyor, oyunu nasıl oynayacağını biliyor. Eğer kafasında küçücük bir şüphesi olsaydı bu seçimi kaybedeceğine dair, zaten bu işe girmezdi. O yüzden ne yapıp ne edip ya bütünüyle ‘Evet’ kazanacağından, bir şekilde kazanacak bunu.” Dolayısıyla bir ‘Hayır’ çıkacağına inancı yok bir sürü insanın.

Peki Gönül, sen ne düşünüyorsun?
Tol: Ben şöyle düşünüyorum: Ben “Evet” çıkacağını düşünüyorum. Çünkü yani hükümet öyle bir paketledi ki, paketliyor ki, son bir yıl içerisinde olanlarla bir korku iklimi zaten mevcut ve artık bu sabah kalktığımda şey vardı, birkaç tane olası başlık düşünüyordum referandumdan sonraki Türkiye’ye dair Batı medyasından; mesela “Korku Cumhuriyeti”, yani herkes her şeyden korkuyor ve Erdoğan bütünüyle korkular üzerine oynuyor. MHP de Erdoğan da o korkular üzerine inşa etti kampanyayı. İşte diyor ki “Ben olursam, tek adam olursa terörizm bitecek”, “tek adam olursa ülke bölünmeyecek”, “tek adam olursa 15 Temmuz gibi şeyler olmayacak, tekrar başımıza bunlar gelmeyecek”, “tek adam olursa ekonomide istikrarsızlık olmayacak, 90’lı yılların kaosuna dönmeyeceğiz”. Hep o korkulara oynuyor ve benim tabii buradan okuyabildiğim kadarıyla, bütünüyle Türkiye’de herkesi korku yönetiyor, korku hayatlarını yönetiyor. Dolayısıyla buna yanıt verecek gibi geliyor. Yani hep AKP’nin tabanına ne diyorduk bundan bir yıl evvel? “(…) AKP’nin kendi tabanı bile buna çekinceyle bakıyor, başkanlık sistemine” diyorduk fakat mesele başkanlık sistemi değil; yani “Evet” oyu verecek insanlar başkanlık sistemine “Evet” oyu vermiyor. Dolayısıyla ben çok şey değilim, “Evet” oyu çıkacağını düşünüyorum.

Ömer, sen ne düşünüyorsun?
Taşpınar: Bu kadar çekişmeli olması bana ümit veriyor, “Hayır” açısından ümit veriyor Ruşen. Yani bu ortamda eğer AKP ve Recep Tayyip Erdoğan istediği şekilde, rahat bir şekilde “Evet” çıkaramıyorsa, demek ki “Hayır” konusunda bir ümit var ve %40-%40’ı hep görüyorum. Yani %40’ı “Evet” %40 “Hayır”, %20 tam karar veremiyor gibi dolayısıyla o %20’nin sandığa gitme durumda, eğer kararsızlar giderse sandığa, kararsızların daha çok “Hayır” yönünde olabileceğine inanıyorum. Yani mantıken “Evet” çıkması, Türkiye’deki gidişata baktığımda OHAL, özgür şartlar altında bir seçim değil bu; ama buna rağmen eğer bu kadar çekişmeli geçiyorsa, Türkiye’de demek ki hâlâ bir direnç var, yani bu “tek adam” sistemine karşı bir direnç var. Ve şunu söyleyeyim: “Hayır” çıkması için “Hayır”ın %1-2’yle değil; %3-4’le kazanması lazım, yani %53-54 “Hayır” çıkması lazım ki “Hayır” resmîleşsin. Maalesef korkuttu, eğer çok yakın çıkarsa, %51-49 olursa, acaba “hile olabilir mi?” korkum var. Acaba sandık emniyeti bütünüyle sağlanmış mı? Ve bu kadar sonuç çıkarsa %51-49 durumunda, “bir şekilde bu seçimlere hile karışabilir” korkum var. O yüzden “Hayır” çıkması için, daha geniş bir “Hayır” çıkması lazım; %3’le %4’le çıkması lazım. O zaman çok daha zor hile karışır ama çok yakınsa skor, “Evet” de kazanabilir gibi geliyor, en azından AKP’ye yakın kesim bir şeyler yapabilir. Ama bu içimden sanki, yani bu bilimsel ya da kamuoyu yoklamalarından değil; bu kadar yakın olması bana ümit veriyor ve sanki %53 “Hayır” çıkabilirmiş gibi geliyor bana, bilmiyorum.

Evet, burada noktayı koyalım. Şimdiden söz alalım; referandum gecesi, bizim gecemizde ama sizde gece olmuyor ama pazar günü oradan sonuçlar belli olduğunda sizinle bir nevi küçük çaplı Transatlantik yapmayı düşünüyoruz. İzleyicilerimize de duyurmuş olalım. Çünkü Medyascope’ta referandumu saatler boyunca takip edeceğiz. Onun bir parçası da siz olacaksınız, oldu-bitti yaptım ama oldu ve bitti. Evet, çok teşekkürler Gönül Tol, Ömer Taşpınar. Transatlantik’e noktayı koyuyoruz. İzleyicilerimize de teşekkürler. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

26.05.2017 Darbenin siyasi ayağı bilmecesi
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
26.05.2017 Darbenin siyasi ayağı bilmecesi
25.05.2017 Tanıdığım İslamcılar ve Akif Emre
23.05.2017 Manchester saldırısı neyin habercisi?
22.05.2017 ABD destekli yeni mezhep savaşları yolda
21.05.2017 AKP’nin yeni MKYK’sı: Erdoğan’ın mutlak kontrolünde son aşama
19.05.2017 AKP’de ikinci Erdoğan dönemi
16.05.2017 Trump-Erdoğan görüşmesi hakkında hızlı ve kısa bir değerlendirme
16.05.2017 Gülen’in Washington Post yazısı üzerine
15.05.2017 Trump ile Erdoğan anlaşabilir mi?
10.05.2017 Trump’ın YPG’ye silah vermesinin anlamı