Tansu Çiller, Reis’in krizine çözüm olabilir mi?

18.06.2018 medyascope.tv

18 Haziran 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Geçen perşembe günü yani arife günü yaptığım iki yayından birinin başlığı, “Erdoğan’ın büyük çaresizliği”ydi ve özellikle Erdoğan’ı destekleyen çevreler sadece başlığa bakarak infial halinde bana tepki gösterdiler ve 24 Haziran gecesi bu söylediklerimin yanlış çıkacağını vurguladılar. Halbuki ben yayında –izleyenler bilir– Erdoğan’ın çaresizliğinin seçimleri kaybetme anlamına gelmediğini; normalde bu seçimin kazanmasının çok zor, hatta imkânsıza yakın bir zorlukta olduğunu, ama kazanan kişiler ortaya çıkamadığı için kaybetmeme ihtimalinin de bayağı olduğunu söylemiştim — bunda hâlâ ısrarlıyım. Erdoğan bir süredir çok ciddi bir kriz yaşıyor. Ben bunu “Reis’in ve reisçiliğin krizi” olarak tanımlıyorum. Bu kriz giderek derinleşiyor, ertelemeye çalıştıkça daha da derinleşiyor; ama kimse kendisine gerçek anlamda meydan okuyamadığı için hâlâ iktidarını koruyabiliyor. Muharrem İnce’nin bu sefer bu gidişatı bozabileceğine inananlar olduğunu biliyorum. Bu konuda benim böyle düşünmediğimi, onun başından itibaren kampanya stratejisinde Erdoğan’ın arzu ettiği bir alanda kişiselleştirilmiş bir kampanya yaptığını düşünüyorum. Biliyorsunuz, bunu söylediğim birkaç yayın yaptım; ama çok tepki aldı. Ben, Muharrem İnce’nin kampanyası başarılı bir strateji üzerine inşa edilmiş olsaydı bu seçimi Erdoğan’ın kazanmasının kesinlikle mümkün olmayacağına inananlardanım, her neyse…

Çiller’in çaresizliği
Bu krizin, bu çaresizliğin birçok boyutu olduğunu söyledim ve Pazar gününe baktığımızda, İstanbul Yenikapı mitingine baktığımızda, Tansu Çiller’i gördük ve kendi kendime dedim ki: “Keşke ben bu yayını bu mitingten sonra yapsaydım ve kapak fotoğrafı yapsaydım, kapak fotoğrafına Çiller’i koysaydım.” Yani Erdoğan’ın büyük çaresizliğini özetleyecek bundan daha anlamlı, daha sembolik bir fotoğraf olamaz. Tansu Çiller gibi Türkiye’nin en kötü dönemlerinden birisine imza atmış ve ondan sonra da tabii ki haklı bir şekilde gözlerden uzak bir hayat sürdürmüş, ne yaptığını kimsenin bilmediği, çok da umursamadığı bir insanın, yıllar sonra hiçbir şey olmamış gibi o mitinge katılması, orada kürsüye çıkması, medyaya demeçler vermesi ve millî bir şuurla orada olduğunu söylemesi, yani Erdoğan’a yandaş olması –Tansu Çiller’in çaresizliğini zaten biliyorduk, o çok önemli bir şey değil ama– Erdoğan’ın da çaresizliğini gösteriyor; yoksa her önüne gelen o mitinge gidip boy gösteremiyor. Tansu Çiller oradaysa Erdoğan’ın bilgisi ve onayı, hatta belki de teşvikiyle orada. Dolayısıyla Tansu Çiller’le bir fotoğraf, Yenikapı Mitingi denince akla Tansu Çiller’in gelecek olması, aslında AKP’nin ve Erdoğan’ın şu andaki durumunun hiç de parlak olmadığını bize açık seçik, berrak bir şekilde gösteriyor.
Tabii şöyle bir sorun var: Zaman geçti, ben mesela Medyascope’ta çalışan 20’li yaşlarda olan arkadaşlara sorduğumda, Tansu Çiller’i bilinçli bir şekilde hatırlayan çok yok, adını duyan çok var tabii, ama onun kötü dönemlerini yaşayan genç kuşak bilmiyor; ama şunu da biliyoruz ki 90’lı yıllar diye gönderme yapılan o kötü yılların esas birinci derecede sorumlusu Tansu Çiller’di. Tansu Çiller’in Türkiye’ye bu saatten sonra verebileceği hiçbir şeyi yok; bu konuda neredeyse yakın zamana kadar bir mutabakat vardı ve bu konuda özellikle dün, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve hatta AKP’liler de bu konuda mutabakat içerisindeydiler; ancak şimdi Tansu Çiller çıktı ve Erdoğan’a destek verdi — millî bir şuurla.

Süleyman Soylu’nun varlığı
Bunun devamı gelir mi? Tansu Çiller herhalde kendisi de istiyorsa –ki istediği anlaşılıyor– önümüzdeki seçimi tekrar kazanması durumunda Erdoğan’ın ekibinde bile yer alabilir; ama şunu unutmamak lazım: Tansu Çiller’in burada olması çok da şaşırtıcı değil; çünkü onunla aynı paralelde olduğunu bildiğimiz ya da anladığımız bazı isimler zaten AKP’nin içerisinde ya da çevresinde var. Mesela Mehmet Ağar’ın çok ciddi ağırlığı bir süredir vardı, en son oğlu da AKP’den kazanacak bir şekilde aday gösterildi. Süleyman Soylu’nun –ilk başta AKP’yi eleştirirken ki hali değil de– daha sonra AKP’ye girdikten sonraki halinde 90’lı yılların dilini kullandığını; Çiller-Ağar dilini kullandığını, hükümete bunu taşıdığını biliyoruz. En son Suruç’taki olaydan sonra peş peşe yaptığı açıklamalar da bunu gösteriyor, Muharrem İnce’yi sorumlu tutmaktan, PKK’ya işaret etmekten, en son da Selahattin Demirtaş “bir oyluk canları var” diye TRT konuşması yaptığında “Bizi ölümle tehdit ediyor” demeye kadarki çizgisi de aslında o bize 90’lı yılların çizgisini gösteriyor.
Peki buradan ne çıkar? Buradan hiçbir şey çıkmaz. Buradan aslında gözleri hâlâ açılmamış olanlara, AKP’nin ve Erdoğan’ın artık o başlangıçtaki iddialarıyla hiç alâkası olmayan bir şekilde, bambaşka bir yere savrulmuş olduğunu, oraya doğru gitmekte olduğunu ve “Yeni Türkiye” iddiasının artık hiçbir inandırıcılığı olmadığını; geçmişe, “Eski Türkiye” diye anılan yerlere yönelmiş olduğunu gösteriyor. Bu anlamda Tansu Çiller gerçekten çok sembolik oldu, çok anlamlı oldu, çok da iyi oldu; ama baktığımız zaman, karşı taraf diyelim, yani Erdoğan’a meydan okuma iddiasındaki kesimlerin bu konuyu çok fazla anlamış olduklarını, kavramış olduklarını açıkçası sanmıyorum. HDP istisna; ama HDP zaten burada şu anda esas aktör olarak gözükmüyor, çünkü esas aktör olarak Millet İttifakı gözüküyor. Millet İttifakı’nın da bir ismi Meral Akşener. Bazılarının aklına Tansu Çiller’in öne çıkartılmasıyla  Meral Akşener’in önünün kesilmek istendiği geliyor, böyle yorumlayanlar var; çünkü Meral Akşener’in siyasetteki ilk ciddi çıkışı Tansu Çiller başbakanken, içişleri bakanı olmasıydı.

Erdoğan’ın yanlış MHP tercihi
Bir yere kadar anlaşılabilir bir şey; ama bir yerden sonra çok da fazla bir anlamı yok. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum — aslında tekrarlamak istiyorum: Erdoğan başta MHP’yle ilgili yaptığı tercihinde, tercihini Devlet Bahçeli’den yana yaparak bence son dönemde yaptığı hataların en stratejiklerinden birini yaptı — bunu daha önce de söylemiştim, tekrar söylüyorum, ileride yine söylerim bence; çok hayatî bir hataydı. Orada, Meral Akşener’in başını çektiği, Bahçeli’ye muhalefet edenleri desteklemiş olsaydı; daha dinamik bir MHP, daha geleceğe yönelik bir şeyler söyleme iddiasına sahip olan bir MHP ortaya çıkardı ve Erdoğan bu süreçte Bahçeli yönetimindeki şimdi MHP’yle değil, Meral Akşener yönetiminde daha dinamik olacağını varsaydığımız MHP’yle ittifak yapardı ve gerçekten önü bayağı bir açık olurdu. Öyle bir durumda Bahçeli ve çevresi herhalde kaybederler, ya siyasetin dışında kalır ya da bugün İyi Parti’nin yaptığının bir benzerini yapmaya çalışıp Millet İttifakı’yla, yani Kılıçdaroğlu’yla beraber hareket etmeye çalışırdı. Tabii bunlar çok varsayımsal şeyler, ancak şunu söylemek istiyorum: Şu anda Erdoğan’ın liderliğindeki Cumhur İttifakı bir kaybedenler ittifakıdır, öncelikle Erdoğan ve AKP’nin kendisi, daha sonra MHP Genel Merkezi ve MHP’nin adının geçmesini istemediği ama her vesileyle sivri çıkışlar yaparak kendine medyada yer bulan Mustafa Destici’nin BBP’si gibi, aslında kaybedenlerin bir araya geldiği bir hareket söz konusu olurdu. Bu dediğim, kaybedenler ittifakının 24 Haziran’da kaybedeceği anlamına gelmiyor; çünkü karşısındaki yapılanma, karşısındaki Millet İttifakı’nı da kazananlar ittifakı olarak tanımlama şansımız ya da ihtimali çok fazla yok. Orada bir itiraz var, orada kötü gittiği belli olan Türkiye’nin daha iyiyi yapabileceğini söyleyenler var; ama bunu nasıl yapacakları konusunda açıklamalar yapmak yerine işi büyük ölçüde Erdoğan’ın kişiliği üzerinden sürülen bir polemiğe indirgemek söz konusu. Bu noktada İyi Parti’nin istisna olduğu muhakkak; ama İyi Parti’nin önünün özellikle iyice tıkanmış olduğu bir gerçek. SP tabii ki bambaşka bir şey yapıyor; ama SP, gerçekten bütün iyi niyeti ve çabasına rağmen, kendini adamış kadrolarına rağmen, etki alanı çok sınırlı bir parti. Şunu söyleyebilirim: SP’nin perspektifi bugün CHP’ye hâkim olmuş olsaydı, işler çok değişik olabilirdi –böyle bir iddiayı da dile getirmiş olayım–, ama CHP’nin hâlâ kendi geçmişinden, geleneklerinden, ayak bağlarından kurtulamamış bir parti olarak, gerçekten bu fırsatı, Erdoğan’ın bu içine düştüğü çok büyük krizi onun yenilgisine dönüştürme fırsatını heba etmek üzere olarak görüyorum.

Demirtaş’ın konuşması
Tekrar başa dönecek olursak; Tansu Çiller’den medet umacak kadar çaresiz kalmış bir hareket söz konusu; ama bu hareketin bu aczini, bu hareketin tıkanıklığını, krizini, çaresizliğini değerlendiremeyen bir muhalefet söz konusu. Bu anlamda gerçek istisnanın HDP ve Selahattin Demirtaş olduğu kanısındayım. Dün Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden yaptığı konuşmanın şu güne kadar birçok muhalif adayın yaptığı mitinglerin vs.lerin –tabii ki tamamına denk gelmese bile– bayağı etkili olduğu kanısındayım — bunu bir iyi niyet ya da temenni vs. anlamında söylemiyorum.
O koşullar, içinde bulunduğu koşullar, kendisine yaşatılanlar, kendisine yapılan haksızlıklar ve engellemeler nedeniyle Selahattin Demirtaş kendisine ayrılan o kısa zamanı gerçekten çok iyi değerlendirmeyi bilmiş; o anlamda başarılı bir konuşma yaptı, ama bunun HDP ve Selahattin Demirtaş için yeterli olmayacağı muhakkak. Buna karşılık, Demirtaş ve HDP’ye kıyasla çok daha geniş imkânları olan diğer muhalefet partilerinin ve adaylarının bu imkânları tam anlamıyla verimli bir şekilde kullanabildiği kanısında değilim. Dolayısıyla Çiller’e kadar muhtaç olan bir hareketin, bir iktidarın 24 Haziran’a çok da endişeli girdiğine emin değilim. Biraz karışık olduğunun farkındayım; şöyle toparlayayım: normalde Çillerli fotoğraf bize Tayyip Erdoğan’ın bu seçimi kaybettiğinin kanıtı olarak çıkardı, ama 24 Haziran’da Tayyip Erdoğan’ın kesinlikle kaybettiğini söylememiz şu anda mümkün değil. Bu Tayyip Erdoğan’ın becerisinin ötesinde karşısındaki kişilerin yetersizliğinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.06.2018 Tansu Çiller, Reis’in krizine çözüm olabilir mi?
15.06.2018 Demirtaş ile özel söyleşi: “Diyarbakır halkı politiktir, kendisine doğru bir adım atana o da bir adım atar”
14.06.2018 Erdoğan’ın büyük çaresizliği
14.06.2018 HDP barajı geçebilecek mi?
13.06.2018 Transatlantik: ABD’den bakıldığında 24 Haziran seçimleri, G-7 Zirvesi & ABD-Kuzey Kore zirvesi
12.06.2018 Türklerin kaygıları, Kürtlerin haysiyeti
11.06.2018 Erdoğan’ın stratejisi: El artırarak kaçış
09.06.2018 Erdem Gül, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim stratejisini yorumladı
07.06.2018 Muhalifin muhalife propagandası
07.06.2018 İlhan Kesici ile söyleşi: Seçim arifesinde ekonomik gerçekler
18.06.2018 Tansu Çiller, Reis’in krizine çözüm olabilir mi?
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı