Süleyman Soylu olayı

12.04.2018 medyascope.tv

12 Nisan 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugün Cumhuriyet gazetesindeki Ahmet Şık haberi Türkiye’de ne zamandan beri olmayan bir olay yarattı. İlk defa Türkiye’de bir haber, araştırmacı-gazetecilik işi Türkiye’nin gündemine geldi. Zaten biliyorsunuz Ahmet içerideyken arkadaşları olarak en çok dile getirdiğimiz slogan: “Ahmet çıkacak, yine yazacak!” idi. Çıktıktan kısa bir süre sonra böyle iddialı bir haberle kendisi tekrar gazeteciliğinin altını kalın bir şekilde, sadece gazeteci olduğunun altını kalın bir şekilde çizdi. Kendisini tebrik ediyoruz. Ve bizi de mahcup etmediği için ayrıca teşekkür ediyoruz. Olayı uzun uzun anlatmaya gerek yok. Herkes bir şekilde haberdar olmuştur. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçmişte yapmış olduğu telefon konuşmalarının bir şekilde takip edilmiş olduğu ve bu nedenle de Emniyet’ten bazı isimlerin görev yerlerinin değiştirildiği haberi. Ve bu haber tabii sıradan bir olay gibi değil. Ahmet’in haberinden onu anlıyoruz. Aslında bir anlamda AKP içerisindeki iktidar mücadelelerinin, siyasî iktidarın içerisindeki iktidar mücadelelerinin bir uzantısı olduğunu düşündürtüyor.
Bugün Süleyman Soylu ilk olarak resmî ziyarette bulunduğu Ukrayna’da korumalığını yapan polislerle beraber fotoğraf çektirip: “Gördüğünüz gibi Türk polisi beni Ukrayna’da da takip ediyor” diye bir tweet attı. Biliyoruz, Süleyman Soylu dönem dönem birçok konuda çok sert çıkışlar yapmış birisidir; özellikle çok sert, lafını esirgemeyen ve saldırgan bir üslûbu çok kullanmış birisidir. Yumuşak bir çıkış gördük kendisinden. Ardından İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada haber yalanlandı. Ama oradaki yalanlama da klasik — işte, Emniyet güçlerini zor duruma düşürmek vs. ama tam net bir yalanlama olduğu söylenemez. Ahmet’in bu haberi kaynaklarından doğrulamadan yapması ihtimalinin olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Dolayısıyla Türkiye’de tabii tam olarak özgür bir medya ortamı olmadığı için bu olayın fikrî takibini diğer medya kuruluşları yapmayacağı için, Ahmet’in ve Cumhuriyet gazetesinin üzerine kalacak büyük bir ihtimalle. Bir şekilde unutturulmak istenebilir. Ama gerçekten çok çarpıcı, etkileyici bir haber.

Erdoğan’ın müdahalesi
Şimdi bu neden olmuş olabilir? Buradaki olay, yani Süleyman Soylu meselesi aslında yeni bir olay değil. Zaten Süleyman Soylu’yu gördüğümüz zaman çok da şaşırmadık. Çünkü yakın bir zamana kadar Süleyman Soylu’nun istifa edeceği dahi söylendi. Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın burada çok açık bir müdahalesiyle bu söylentilerin kapatıldığını gördük. Ama Süleyman Soylu meselesinde ilginç olan şu: Süleyman Soylu’yla ilgili rahatsızlık, parti içerisinde, iktidar partisi ve hükümet içerisindeki rahatsızlık meselesi dışarıdan, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne muhalif tutumlarıyla bildiğimiz yayın organları ve yazarlar tarafından değil; iktidara yakın olan birtakım yayın organlarında da –üstü kısmen örtülü, yarı-açık, hatta bazen açık bir şekilde– dile getirildi. Yani bu iktidar çevrelerinde bir Süleyman Soylu olayı konuşuldu. Ancak Cumhurbaşkanı’nın müdahalesiyle bu olay konuşulmaktan çıkmıştı. Şimdi Ahmet’in haberiyle beraber tekrar bu olay gündeme geliyor.

Soylu’nun yükselişi
Peki ne oldu? Ne olmuş olabilir? Şöyle bir hatırlayalım: Süleyman Soylu, Demokrat Parti genel başkanlığından, tıpkı Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş gibi ayrılıp Adalet ve Kalkınma Partisi’ne girdi. Numan Kurtulmuş zaten Tayyip Erdoğan’la eski yol arkadaşlığı yapmış, birbirlerini çok yakından tanıyan, Refah Partisi içinde birlikte hareket etmiş kişilerdi; ama Süleyman Soylu için böyle söylenemez. O daha merkez-sağ gelenekten birisi olarak geldi. Aynı dönemde girdiler. Numan Kurtulmuş hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde yukarıdan başladı, başbakan yardımcılığıyla. Ama şimdi geldiği yer Kültür ve Turizm Bakanlığı. Yani Numan Kurtulmuş’un siyasî iktidar içerisindeki ağırlığının azaldığını görüyoruz. Ama Süleyman Soylu tam tersine yükseldi; İçişleri Bakanlığı’na kadar geldi. Ve bu süre içerisinde diyelim ki Numan Kurtulmuş’la Süleyman Soylu’yu karşılaştırdığımız zaman, birçok kritik olayda, birçok anda, yaşanan kriz ânında Süleyman Soylu’nun çok daha net bir şekilde, açık bir şekilde ve sert bir şekilde tavır aldığını, meydan okuduğunu, birilerine karşı çıktığını ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kendisini kalkan ettiğini gördük. Numan Kurtulmuş daha sakin bir siyaset yaptı. Bu tabii kişisel üslûp farklılıklarından da kaynaklanıyor, bunun bazı yönleriyle böyle olduğu söylenebilir. Ama burada tabii iktidar trenine sonradan binmiş olan, sonradan gelmiş olan birisinin kendisini kanıtlama gibi bir iddiasını da özellikle vurgulamak lazım.
Ama bir yerden sonra hızla yükselen, öne çıkan bir isim olan Süleyman Soylu’nun birdenbire istenmediği, istifa edebileceği yolunda rivayetler çıktı. Bu neden böyle oluyor? Çünkü şöyle bir algılayış var: Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun bir süredir AKP’yi, iktidarın tamamını –ki AK Parti ülkeyi yönetiyor kaç yıldır–, artık bütün iktidarı tekeline aldı. Ve her şey onunla başlıyor, onunla bitiyor. Tamam, bu bir yere kadar doğru. Ama tek-adam iktidarının olduğu her yerde, ülkelerde, partilerde, kulüplerde bunun örneklerini görüyoruz. Futbol kulüplerinde de var. Altta iktidar mücadeleleri olmadığı anlamına gelmiyor bu. Kimse birinci adamın, tek-adamın yerine talip olmuyor belki; ama geride kalan iktidar alanında daha fazla yer tutmak, daha fazla etkili olmak, daha fazla bu iktidardan istifade etmek konusunda bir mücadele var. Ve bu mücadelenin, tarihin değişik zamanlarında değişik yerlerinde ve Türkiye’de de sürdüğünü biliyoruz. Bu sadece siyasî partilerle ilgili değil. Mesela cemaatlerde de, Fethullah Gülen’in de tek-adam olduğunu biliyoruz; ama altta bayağı bir kavganın ya da rekabetin olduğu yıllardır söylenirdi. Bunu birçok yere, birçok kuruma taşıyabiliriz. Burada da, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde de, iktidarda da böyle iktidar mücadeleleri var. Ama bunun bir nedeni, bu ihtimali insanlar çok fazla ciddiye almıyor. İkincisi de, “İktidar mücadeleleri olsa ne olur? Çünkü iktidarın tamamı Erdoğan’ın elinde,” diye bir yaklaşımla bu çok fazla önemsenmiyor.
Bir diğer husus da tabii bu tür iktidar mücadelelerinin açığa çıkması, anlaşılması konusunda Türkiye’de buna elverişli bir medya atmosferi yok. Mesela benim gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda, Anavatan Partisi içerisinde Özal’ın tartışmasız bir liderliği vardı, ama farklı farklı ekipler vardı ve gazetelerin büyük bir çoğunluğu –ANAP’ı destekleyenler ve karşı çıkanlar, hiç fark etmez–, bu iktidar mücadeleleri üzerine sürekli haberler yaparlardı. Özal’ın iktidarı hiçbir şekilde tartışılmazdı; ama parti içerisindeki liberal kanat, milliyetçi kanat, muhafazakâr kanat…, işte, Keçeciler bir yanda, Güneş Taner bir yanda şeklinde sürekli bunlar üzerine yazılar yazılır, haberler yapılır, kitaplar çıkardı. Şimdi Türkiye’de böyle bir şey yok. Maalesef Türkiye’de, Ankara’da siyaset gazeteciliği de büyük ölçüde darbe yemiş durumda. Eskisi kadar yoğun, etkili bir kulis haberciliği de yok, siyaset haberciliği de yok. Zaten genel olarak habercilik Türkiye’de büyük bir kriz içerisinde can çekişiyor. Olayın bu boyutunu da unutmamak lazım.

İktidar partisinde bir mücadele
Süleyman Soylu olayı da aslında hiçbir şekilde gündeme gelmeyecekti. Ancak belli ki iktidar içerisindeki bu siyasî mücadelenin taraflarından birisi ve anlaşıldığı kadarıyla Süleyman Soylu’yla mücadele eden taraf bunu bir şekilde kendine yakın gazetecilere sızdırarak gündem olmasını sağladı. Ve sonra demin de söylediğim gibi Cumhurbaşkanı’nın müdahalesiyle bu olay donduruldu. Şimdi Ahmet’in haberiyle beraber bunun tekrar gündeme geldiğini görüyoruz. Bu giderek artacaktır.
2019 seçimleri nedeniyle –ki seçimler Erdoğan için çok kritik, tüm Türkiye için tabii ki çok kritik ama Erdoğan için çok kritik– ittifak meseleleri falan hep bunun göstergesi. Bu nedenle iktidar partisi içerisinde, iktidarın etrafında güç mücadelesi olduğunun ortaya çıkması tercih edilecek bir şey olmayacaktır. Dolayısıyla bu olay olabildiğince hızlı bir şekilde kapatılmak istenecektir. Ancak Ahmet gibi gazeteciler sayesinde, işini yapan gazeteciler sayesinde o şişeden o cin bir kere çıkmış oldu. Daha doğrusu daha önceki dönemde kafasını uzatmış olan cin, şişeden şu anda çıkmış durumda. Bu olay, haber yalanlanabilir, şu olabilir bu olabilir. Ancak bunun muhtemelen devamı da gelecektir, bu haberin devamı da gelebilir. O zaman daha fazla göreceğiz.
Burada bir mücadele, iktidar partisinde bir mücadele var. Mücadele esas olarak Erdoğan’ın yerini alma mücadelesi değil; ama Erdoğan’ın geride kalanlara bıraktığı alanı daha fazla kontrol etme mücadelesi. Kimileri çok güçlü. Özellikle Süleyman Soylu vakasında, ondan hoşlanmadığı söylenen kişilerin çok daha fazla imkânı var. Medyaya çok daha fazla erişimleri var. Medyayı kontrol etme imkânları çok daha fazla güçlü. Süleyman Soylu onlara karşı, o güce karşı direnebilir mi? Erdoğan’ın desteği olmadan direnebilmesi çok fazla mümkün gelmiyor bana. Bir yerden sonra tabii ki başka şeyler de çıkabilir. Burada son bir not söylemek istiyorum: Genellikle bu tür yalanlamalarda Türkiye’de hep bir terör hususu öne çıkarılırdı. Burada da bu var. İşte: “Emniyet teşkilatının terörle mücadelesini zayıflatmak isteyenler” diyor. Ama bir başka şey daha var, “Terörle ve uyuşturucuyla mücadelesi”. Türkiye’de yakın bir zamana kadar uyuşturucuyla mücadele meselesi çok fazla gündeme gelen bir husus değildi. Son günlerde birtakım büyük uyuşturucu operasyonları yapıldığı, hani o aynı anda helikopterle bilmem kaç eve baskın yapılan operasyonlar olduğu yolunda haberler çıkıyor. Belli ki önümüzdeki dönemde uyuşturucuyla mücadele meselesinin de terörle mücadele kadar olmasa bile gündeme geleceğini görüyoruz. Bunu da ilginç bir dipnot olarak söylemek istedim.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.09.2018 Yalanın hükümranlığı döneminde gazetecilik
19.09.2018 Gelen vatandaşlar, giden vatandaşlar
19.09.2018 Transatlantik: Soçi’deki İdlib mutabakatı & düşürülen Rus uçağı
18.09.2018 Her kriz Erdoğan’a mı yarıyor?
17.09.2018 İşçi sınıfı cennete gider
14.09.2018 İyi eğitimli gençlerin gözü neden dışarıda?
13.09.2018 Transatlantik: Beklenen İdlib Operasyonu, Rusya-Çin ortak tatbikatı, Beyaz Saray’da Trump’a direniş
12.09.2018 Meğer deizm ve ateizm gençlerde yaygın değilmiş!
11.09.2018 17. yılında 11 Eylül: Kim kazandı?
10.09.2018 Cumhuriyet’te neler oluyor?
20.09.2018 Yalanın hükümranlığı döneminde gazetecilik
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı