Şerif Hoca’nın ardından

06.09.2017 medyascope.tv

6 Eylül 2017’de, Prof. Şerif Mardin’in ölüm haberini aldıktan sonra yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba. Uzun bir süredir tatildeyim, yurtdışındayım. Yayın yapmayı düşünmüyordum, ancak Şerif Hoca’nın ölüm haberini aldım biraz önce Türkiye’den. Çok üzgünüm, kendisi çok yakından tanıdığım bir arkadaşımdı, 1985 yılından beri muhabbetimiz olan birisiydi — ki muhabbet kavramı Şerif Hoca’nın çok sevdiği bir kavramdır. İslamî hareketlerle ilgili çalışmaya başladığım andan itibaren onun kitaplarını okumaya başladım ve kendisiyle tanıştıktan sonra da hayatımın önemli bir kesiminde bana çok şey öğreten, çok ufkumu açan birisi oldu; ama onun ötesinde Şerif Mardin, tüm Türkiye’de gerçekten Sosyal Bilimler alanında tamamen devrimci bir kişiydi, bunu herkesin kabul etmesi lazım.
Devrimci kişiliği nedeniyle de zaten sevenleri kadar sevmeyenleri, hatta belki de daha çok sevmeyenleri vardı. Onu anlamayanlar, anlamak istemeyenler, özellikle Türkiye’de din-devlet ilişkisi üzerine titiz araştırmacı kişiliğiyle yönelttiği sorgulayıcı bakışı, Uluslararası Sosyal Bilimler alanındaki gelişmeleri çok yakından takip ediyor olması ve kendisinin de uluslararası teoriye çok ciddi katkılarda bulunuyor olması… Bütün bunlar Hoca’yı Türkiye’de gerçekten apayrı bir yere taşıdı, ama her zaman olduğu gibi iyi insanların, doğru insanların, doğruyu gösterenlerin karşısına değişik yerlerden değişik engeller çıkartılmıştır.

Mahalle baskısı
Hoca’nın popülerleşmesi diyelim, Türkiye’de kendisiyle yaptığımız bir söyleşide ortaya attığı “mahalle baskısı” kavramıyla oldu. Aslında bu iyi bir şey değil; çünkü o kavrama gelene kadar Şerif Mardin Türkiye’de gerçekten dinin toplumsal yönü, sosyolojik yönü, din-siyaset ilişkisi konusunda çok önemli, çığır açıcı yaklaşımlar geliştirmişti; ama “mahalle baskısı” bir döneme denk geldiği için, kullanışlı bir kavram olarak görüldüğü için hızla yayıldı, popülerleşti. O yayında o kavramı nasıl dile getirdiğini çok iyi hatırlıyorum, ben Washington’da yaşarken onun Amerika’ya geldiğinde kaldığı otelin lobisinde yaptığımız bir sohbetten çıkmıştır bu. O sırada değişik makalelerinden derleme bir kitap ABD’de basılmıştı, kitap üzerine bir söyleşinin içerisinde geçen bir-iki paragraftı; ancak İstanbul’da o tarihte çalıştığım Vatan gazetesinin editörleri bu olayı keşfetmişler –açıkçası ben farkına varmamıştım bile– ve bunu büyüttüler ve bu hızla yayıldı. Hoca bundan bir taraftan memnun kaldı, ama bir taraftan rahatsız oldu ve durumu daha da aşmaya çalıştı; ama ilk başta bu kavrama herkes kendince bir anlam yüklediği için öyle yürüdü gitti. Tekrar söylüyorum: Şerif Mardin, “mahalle baskısı” kavramını Türkiye’ye sokmakla iyi etti, o kavramın ne kadar fonksiyonel olduğunu, ne kadar Türkiye’yi anlamakta yararlı bir kavram olduğunu özellikle şu son yıllarda çok iyi anlıyoruz; ama Şerif Mardin, “mahalle baskısı”ndan önce, özellikle merkez-çevre ilişkileri üzerine geliştirdiği açılımlarla, geliştirdiği yaklaşımlarla gerçekten Türkiye’de çok önemli katkıları olmuş birisidir.

Said Nursi çalışması
“Din ve İdeoloji” kitabı, başlı başına bir şaheserdir. Şerif Mardin’in Said Nursi üzerine yaptığı çalışma hakkında çok spekülasyon yapıldı, Said Nursi üzerine o kalibrede birisinin araştırma yapmış olması, baştan bazı çevreleri çok ciddi bir şekilde rahatsız etti. Kitabı okuduklarını sanmıyorum açıkçası; kitapta dile getirdiklerini çok fazla anladıklarını da sanmıyorum; önemli olan, Şerif Mardin’in Said Nursi’yi incelemesiydi, bu da onun dâhil olduğu mahallenin –ki seküler mahalledir bu, biliyoruz– asla kabul edemeyeceği bir şeydi. Zaman içerisinde bu konuda olumlu anlamda çok şeyler değişti ve bunda da Şerif Hoca’nın özellikle çok büyük katkıları oldu; bunu hepimiz biliyoruz, ancak özellikle AKP iktidarıyla beraber, AKP iktidarının İslam’ı Türkiye’de bir baskı aracı olarak kullanmasıyla beraber, maalesef tekrar Türkiye eskiye döner bir hale geldi.
Bu durum gerçekten Türkiye için acı bir durumdur, Erdoğan yönetiminin özellikle son birkaç yılda Türkiye’ye reva gördüğü yaklaşım, uygulamaları, baskıları, yasakları vs. Türkiye’de İslam’ı anlamak, Müslümanları anlamak, din-devlet ilişkisini, din-siyaset ilişkisi anlamakta Şerif Mardin’in de epey katkısı olan onca emeği bir anlamda boşa çıkartmış gibi duruyor. Ancak bugünlerin geçici olacağını düşünüyorum, Şerif Mardin’in eserlerine tekrar tekrar başvurduğumuz takdirde Türkiye’yi daha iyi anlama konusunda daha da kendimizi geliştirebileceğimizi düşünüyorum, bu anların geçici olduğunu düşünüyorum. Türkiye bir normalizasyon yaşamak zorundaydı din-devlet ilişkileri konusunda. Bu normalizasyonu yapma iddiasındaki AKP iktidarı, Türkiye’yi başka bir anormalliğe taşıdı; ama sonuçta Türkiye, eskiye dönerek değil, AKP’nin anormalizasyonundan, Erdoğan’ın anormalizasyonundan da çıkarak yeni bir normal çoğulcu –herkese yer olan; dindarıyla, dinsiziyle, Alevi’si, Sünni’siyle herkese yer olan çoğulcu– demokratik bir düzene geçeceğini düşünüyorum.
Kendisini çok yakından tanıyan birisi olarak Şerif Mardin’in çoğulcu bir demokrasi için, seküler bir demokrasi için çaba sarf etmiş olduğuna birinci elden tanığım. Ona atfedilen suçlamalar, ona yöneltilen suçlamaların ne kadar asılsız olduğunu birinci derecede biliyorum. Kendisi de artık belli bir yerden sonra bunları artık hiçbir şekilde önemsemiyordu, dinlemiyordu; ama tabii ki kırılıyordu aynı zamanda, kırılıyordu.
Kırgınlıklar bu tür insanların başına dünyanın her yerinde gelen, bu tür insanların, deha düzeyindeki yaratıcı insanların başına gelen şeylerdir, Şerif Hoca bu kırgınlıkları maalesef çok yaşadı. Birçoğuna bizzat şahit oldum, birçoğunu başkalarından duydum, hâlâ görüyorum, duyuyorum, hâlâ arkasından iyi söz etmeseler bile, adını bile duymaya tahammül edemeyen insanlar olduğunu biliyorum.
Onu kullanmak isteyen insanlar olduğunu da biliyorum; ama Şerif Mardin bütün bunlardan bağımsız bir şekilde kendi ayakları üzerinde durabilmiş, kimseye ihtiyaç duymadan durabilmiş çok rafine bir aydındı, özellikle yaşamla kurduğu ilişkide de çok farklı birisiydi, çok değişik birisiydi. Türkiye ortalamasının gerçekten çok üstünde birisiydi ve Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu, Sosyal Bilimler’de dünya çapında az sayıdaki –maalesef az sayıdaki– isimlerinden birisiydi.
Kendisini 90 yaşında uğurluyoruz, çok rahmet diliyorum; maalesef cenazesine katılma imkânım da olamayacak; bu da beni ayrıca çok rahatsız ediyor.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.11.2017 Atatürk yaşasaydı AKP’li mi olurdu?
15.11.2017 Transatlantik: Suriye’de siyasi çözüme doğru, yaklaşan Zarrab Davası & Suudi Arabistan-İran çekişmesi
14.11.2017 Devlet Bahçeli neden Meral Akşener’in önünü açıyor?
13.11.2017 İslamcılar ve Atatürk
13.11.2017 Türk-Amerikan ilişkilerinin bir geleceği var mı? Soli Özel ile söyleşi
09.11.2017 MHP’nin bir geleceği var mı?
06.11.2017 Nihayet başlayan içeriden eleştiriler Fethullah Gülen’i nasıl etkiler?
06.11.2017 Yine yeniden şekillenen Ortadoğu ve Türkiye
05.11.2017 Nihayet içerden birileri Fethullah Gülen için "Kral çıplak!" dedi
02.11.2017 El Kaide ile IŞİD arasında benzerlik ve farklılıklar
16.11.2017 Atatürk yaşasaydı AKP’li mi olurdu?
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı