SOL VE İSLAM/5 İslam ile solun ortak arayışı: Sosyal adalet

17.03.2010 Vatan

1980’lerin ortalarından itibaren Refah Partisi (RP) mensupları kendilerinden olmayan kesimlere yönelik çok ciddi açılımlar yapmış, örneğin seçim kampanyalarını diskotek, meyhane ve hatta genelevlere kadar taşımışlardı. Fakat örneğin gittikleri bir meyhanede oy istedikleri vatandaşlar kendilerine “Sizin iktidarınızda da içki içebilecek miyiz?” diye sorduklarında, “Biz iktidara geldikten sonra içki içme nedenleriniz ortadan kalkacak” gibi cevaplar veriyorlardı. (Tabii zamanla, örneğin AKP ile bu çizginin çok ilerisine geçmiş oldukları ortada).

Solun dindarlara bakışını da bir zamanların meyhanede propaganda yapan RP’lilerine benzetebiliriz. Aslına bakılacak olursa merkez ya da sosyalist sol grup veya partilerin, dindarların topluca bulunduğu mekanlara gitmeleri ender bir durumdur. Diyelim ki gittiler veya dindar olduğunu bildikleri kitlelere solu, sosyalizmi anlatıyorlar; din ve vicdan özgürlüğünün açık, net ve tartışmasız bir şekilde dile getirilmesiyle pek karşılaşılmaz, bunun yerine “sömürü düzeni”ne son verilince dinin etkisinin de otomatik olarak azalacağı söylenir ya da ima edilir.

Afyon afyonu

Karl Marx’ın “din halkların afyonudur” sözcüğüne cankurtaran simidi gibi sarılan ve buna hep olumsuz anlamlar yükleyen Türkiyeli solcularımız yıllar boyu İslam dinini, özellikle de onun Sünni yorumlarını, kapitalist sitemin (hatta emperyalist güçlerin) bir payandası olarak gördüler. Halbuki dünyanın dört bir tarafında İslam dinine bağlı olup sola yakın duran ve buradan hareketle de İslam’daki “sosyal adalet” kavramını önceleyen çok sayıda düşünür ve onların görüşleri etrafında bir araya gelen gruplar ortaya çıkmıştır. Aslında ülkemizde de bu tür arayışlar öteden beri mevcuttu, fakat sosyalist solun sahibi görünümündeki kişi ve çevrelerin kaba materyalizmi, din düşmanlığına varan ateizmi nedeniyle solla buluşmaları mümkün olamadı.

Solun zayıflamasının en azından bu buluşmaları mümkün kılmak gibi bir faydası olduğu söylenebilir. Özellikle son yıllarda İslami hareket içinde sivrilen çok sayıda aydın kendilerini “solcu” olarak tanımlamaya başladılar. Bunda solun zayıflaması ve dindarları aforoz etme gücünün kalmaması kadar, İslami hareketin özellikle AKP ile birlikte iktidara gelmesi ve dindar kitlelerdeki “sosyal adalet” beklentisinin gerçekleşmemesi, gerçekleşeceğe de benzememesi etkili olmuştur.

“Müslüman solcu” tanımını en fazla hak edenlerden Prof. Mehmet Bekaroğlu’nun SP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıyken yaptığı kampanyayı hatırlayın. Onun “jeeplerdeki başörtülüler” eleştirisi İslami camiada tam anlamıyla kıyamet koparmıştı. Bazı AKP yanlıları, tam bir sağcı edasıyla, Bekaroğlu’nu “servet düşmanlığı” yapmakla suçladılar, hatta onu SP üst yönetimine şikayet ettiler. Halbuki onlar da çok iyi biliyordu ki (bu kadar öfkelenmelerinin nedeni de buydu) Bekaroğlu “servet düşmanlığı” değil bal gibi solculuk yapıyordu ve başörtülülerin neden jeep’e bindiğini değil, o jeep’leri nasıl edindiklerini sorguluyordu.

Bu olayın da gösterdiği gibi sol bir hareket dindarlara ulaşmak istiyorsa, onların dinleriyle, yaşam tarzlarıyla, giyim kuşamlarıyla uğraşmayı bırakıp solculuk yapmalıdır. Laikliği temel alma iddiasındakilerin yaptıkları solculuk değil olsa olsa laikçiliktir. Halbuki laikliğin bu cumhuriyetin en temel harçlarından biri olduğunu asla unutmadan, bunun dindarlar için de vazgeçilemez olduğunun sürekli altını çizerek, insanların özgürlük, eşitlik ve dayanışma özlemlerini temel alarak yapılacak olan solculuk Türkiye’nin gerçek anlamda önünü açabilir.

Bu tartışmayı yarın da sürdüreceğiz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 SOL VE İSLAM/1 Birikim’den eski bir tartışmaya yeni soluklar 13.03.2010
2 SOL VE İSLAM/2 Sol İslam gerçeğini anlamak istemedi 14.03.2010
3 SOL VE İSLAM/3 Yeşil ve kızıl kuşaklar 15.03.2010
4 SOL VE İSLAM/4 “Kurtulmak yok tek başına...” dedik hiçbirimiz kurtulamadı 16.03.2010
5 SOL VE İSLAM/5 İslam ile solun ortak arayışı: Sosyal adalet 17.03.2010
6 SOL VE İSLAM/6 “İslami sol” mümkün mü? 18.03.2010
7 SOL VE İSLAM/7 Solcular İslami cemaatlerle temas etmeli mi? 19.03.2010
8 SOL VE İSLAM/8 Solculara İslam konusunda pratik öneriler 20.03.2010

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı