SOL VE İSLAM/4 “Kurtulmak yok tek başına...” dedik hiçbirimiz kurtulamadı

16.03.2010 Vatan

1970’li yıllarda sosyalist sol gruplarda, ne zaman “kadın sorunu” gündeme gelse hemen “Kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!” sloganı devreye girerdi. Bu sloganın dile getirdiği yaklaşım ilk bakışta kadın-erkek eşitliğini temel alıyor görünürdü. Fakat aslında kadın sorununu başlıbaşına almayı erteleyen, hatta bu tür feminizan talepleri neredeyse ihanetle eşdeğerde gören bu yaklaşım nedeniyle sol hareketlerdeki erkek egemenliği iyice pekişti ve içinden feminist hareketler çıkaramadı.

O tarihlerde sol, kapitalizmle, emperyalizmle ve faşizmle mücadele etme iddiasında olduğu için sadece “kadın sorununu” değil Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi kimlik temelli konuları görmezden geliyor ve bunların çözümünü devrim sonrasına erteleniyordu. Bu tutum, gördükleri toplumsal, kültürel vb. baskılardan kurtuluşun adresi olarak solu görmüş olan kadınlarda, Kürtlerde, Alevilerde... derin hayal kırıklıkları yarattı.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin yol açtığı yenilgi psikolojisinden kolay kolay kurtulamayan sol hareketler, varkalmanın yegane reçetesi olarak geçmişlerine sıkı sıkıya sahip çıkmayı gördüler. Halbuki Türkiye, tüm dünyada olduğu gibi, kimlik siyasetlerinin ön plana çıktığı, makro politikaların yerini mikro politikalara bıraktığı bir dönemden geçiyordu. Ve zaten gücünü büyük ölçüde yitirmiş olan solun bu değişime ayak uyduramayacağı iyice anlaşılmaya başlanınca, kimlik temelli politikalara öncelik veren kesimler teker teker ondan kopup kendi hareketlerini oluşturdular. Örneğin hâlâ belli bir güce ulaşamamış olan feminist hareketin ilk önde gelen isimleri ve taşıyıcıları soldan gelmiştir. Keza Alevi hareketinin kendi başına yol almasında başrolü üstlenenlerin büyük kısmı sol kökenlidir. Zaten 1970 sonlarında Türk solundan ayrışmaya başlayan Kürt siyasi hareketi, 1980’lerden itibaren iyice milliyetçi/kimlikçi bir çizgiye kaymış ve soldan birçok militanı (ki içlerinden Kürt kökenli olmayanlar da var) saflarına devşirmiştir.

Ulusalcılığa katkı

Solun kimlik temelli politikalara karşı olan alerjisi, İslam dini ve dindarlar söz konusu olduğunda daha net bir şekilde ortaya çıktı. İslami hareketin 1980’li yıllardaki yükselişini tepkili bir kıskançlıkla izleyen ve bunu genellikle farklı komplo teorileri veya kaba sınıfsal tahlillerle izah etmeye çalışan solcular, dindarların bir takım taleplerini anlamadılar, hatta anlayamadılar. Örneğin 1980 ortalarında ortaya çıkan üniversitelerdeki türban sorunu, aslında solun yeni döneme kendini adapte edebilmesi için mükemmel bir fırsattı. Fakat önemsenmeyecek istisnai durumlar dışında, üniversitelerde de hâlâ belli bir gücü koruyan sol gruplar bu soruna müdahil olmaktan kaçındı. Hatta bazılarının yasağı desteklediğine şahit olundu. Kimileri uğraşacak daha önemli sorunları olduğunu söyledi; kimileri türbanı egemen sınıflar arasındaki bir kapışma olarak gördü; bazıları da solun gördüğü baskılara İslamcıların destek vermemiş olmasını bahane etti. Sonuçta sol, 1980’li yıllarda “herkes için özgürlük” istediğini gösteremediği gibi dindarlarla arasındaki mesafenin daha da açılmasına sebebiyet verdi.

Kimlik politikalarını kendi bünyelerine taşımadaki isteksizlikleri (ve beceriksizlikleri) solcuların bir bölümünü bu tür hareketlere karşı nefret ve düşmanlık beslemeye kadar götürdü. Bugün “ulusalcılık” akımının belli bir noktaya ulaşmasında solun Kürt, Alevi, kadın, İslam gibi kimlik temelli sorunlara aşırı tepki vermesi ve bunların büyük kısmını “emperyalist komplo” olarak görmesinin etkisi büyük, hatta yer yer belirleyici olmuştur.

Yarın, sol ile İslam arasındaki sorunların çözümü üzerine tartışmaya devam.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 SOL VE İSLAM/1 Birikim’den eski bir tartışmaya yeni soluklar 13.03.2010
2 SOL VE İSLAM/2 Sol İslam gerçeğini anlamak istemedi 14.03.2010
3 SOL VE İSLAM/3 Yeşil ve kızıl kuşaklar 15.03.2010
4 SOL VE İSLAM/4 “Kurtulmak yok tek başına...” dedik hiçbirimiz kurtulamadı 16.03.2010
5 SOL VE İSLAM/5 İslam ile solun ortak arayışı: Sosyal adalet 17.03.2010
6 SOL VE İSLAM/6 “İslami sol” mümkün mü? 18.03.2010
7 SOL VE İSLAM/7 Solcular İslami cemaatlerle temas etmeli mi? 19.03.2010
8 SOL VE İSLAM/8 Solculara İslam konusunda pratik öneriler 20.03.2010

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı