Referandum yolunda HDP: İdris Baluken ile söyleşi

13.02.2017 medyascope.tv

13 Şubat 2017’de medyascope.tv’de HDP Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ile yaptığımız söyleşiyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Referandum yolunda HDP’yi Diyarbakır milletvekili İdris Baluken’le konuşacağız. İdris Bey merhaba, hoşgeldiniz yayınımıza.
Merhaba, iyi yayınlar diliyorum Ruşen Bey.

Öncelikle geçmiş olsun diyeyim. Biraz gecikmeli oldu. Her ne kadar telefonla dilediysem de, kamusal olarak. Ne kadar kaldınız içeride siz?
Evet, üç ay kaldım. Çok ağır koşullar dayatıldı. Tecrit koşulları altındaydım, yani hiçbir şekilde orada bulunan tutuklu arkadaşlarımızla kalma ya da görüşme imkânı da sağlanmadı. Üç aylık süre içerisinde düşünün ki sadece üç kez, yani ayda bir kez Fırat Anlı ve Mehmet Ali Bul –Dersim Belediye Başkanımız– ile bir araya gelme fırsatımız oldu. Onun dışında her türlü iletişim olanakları, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği bir dönemdi. Tabii şu anda bir sosyal medya yayınına bağlanma konusunda bile zorluk çekebiliriz. Dediğim gibi üç ay boyunca her türlü iletişim olanaklarının kısıtlandığı son derece insanlık-dışı, hukuk-dışı bir uygulamayla…

İdris Bey iki eş genel başkanınız hâlâ cezaevinde. Toplam kaç milletvekili şu anda cezaevinde bulunuyor HDP’den?
İki eş başkanımızla birlikte on iki milletvekili arkadaşımız cezaevinde bulunuyor. Zaten benim tahliyemin olduğu gün, hatta aynı saatlerde iki milletvekili arkadaşımız hakkında tutuklama kararı çıkmıştı. Hukuk komisyonuna bakan arkadaşımız Sayın Meral Danış Beştaş ve parti sözcümüz Sayın Ayhan Bilgen tutuklandı. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir tahliye sevinci bile yaşayamadan yeni bir sorun alanına girecek şekilde bir süreçle karşılaşmış olduk. Bir kere içeride bulunan arkadaşlarımız üzerindeki hukuksuzluğun devam ediyor olması, binlerce seçilmiş siyasetçinin hâlâ cezaevinde tutuluyor olması, 70’e yakın belediye başkanımızın hâlâ aynı şekilde tutuklu olması, bütün belediyelerimize neredeyse kayyum atanmış olması ve hâlâ bu hukuksuz sürecin devam ediyor olması başlı başına içerisinde bulunduğumuz referandum sürecinin meşruiyeti konusunda da tartışma…

Konuya böylece girmiş olduk. Bugün yine İstanbul’da bir operasyon haberi duyduk. Herhalde partinizi de doğrudan ilgilendiren bir operasyon, öyle mi? 
Sadece İstanbul değil. İstanbul, Bingöl, Antalya, İzmir… Beş-altı ilde 300’e yakın arkadaşımızla ilgili gözaltı süreçleri başlatıldı. Birçoğu il, ilçe başkanlarımız, seçilmiş belediye meclisi üyelerimiz. Bu operasyonel sürecin aynı şekilde devam ettirildiğine dair emareler bu konuştuğumuz saat itibariyle de aynı şekilde devam ettiriliyor.

HDP olarak şunu mu söylüyorsunuz? Referandumdaki tavrınızı biliyoruz, “Hayır” olduğunu çoktan ilan ettiniz. Altını da çizdiniz. Bunun etkili bir şekilde sandığa yansımasını, HDP olarak yansıtmanızı engellemek mi istiyorlar? Böyle mi düşünüyorsunuz?
Evet. Bu çok nettir. Çünkü HDP’yi bu referandum sürecinde tamamen işlevsiz hale getirmek için bütün bu operasyonel süreçler planlandı. Ancak her tutuklanan arkadaşımızın yerine gönüllü olarak yine o işi üstlenen birçok partili arkadaşımız büyük bir fedakârlıkla bu süreci yürüttü. Şimdi belli ki hâlâ bu arayış devam ediyor. Ancak bunlar hiçbir şekilde fayda getirmeyecek Ruşen Bey. Bizim partimizin şöyle bir özelliği var, siz de yakından biliyorsunuz: Yüzde 10 seçim barajından dolayı biz birçok zaman seçimlere bağımsız girdik. O şekilde çalışmalar yürüttük. Çok kritik oy hesaplarının bile, 40-50 oyun bile belirleyici olduğu durumlarda çok ciddi seçim çalışması ve sandık disiplinini sağlamış örgütlülüğe sahibiz. Sanırım bütün amaç bu örgütlülüğü ortadan kaldırmaya yönelik. Referandum sürecinde karşılarında örgütsüz kalmış, ne yapacağını bilemeyen, sandığa yeterince iradesini yansıtamamış bir seçmen tavrı isteniyor. Bunu başarmaları çok zor. O yüzden bu operasyonları bir an önce sonlandırmaları ve tam tersine eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız ve seçilmiş bütün yöneticilerimiz ile ilgili demokratik siyasi çalışmaların başına geçecek o süreci bir an önce başlatmaları gerekiyor. Aksi takdirde kesinlikle bu referandumda çok ciddi bir meşruiyet tartışması sonuç ne olursa olsun ciddi bir şekilde gündemleşecektir. Zaten anayasa değişiklik paketinin kendisi meşru bir ortamda tartışılamadı, oylanmadı. Zaten meclisten geçirilen anayasa değişiklik paketi tartışmalıyken şimdi 6 milyon oy almış bir partinin seçilmiş siyasetçilerini devre-dışı bırakarak bu meşruiyet tartışmasını farklı bir noktaya getirirsiniz. Ben diğer konulara hiç girmiyorum. OHAL altında referandum ne kadar yapılır? KHK’larla sürekli birtakım işler bu süreçte nasıl işletilir? Basın özgürlüğü açısından durum nedir? Akademi açısından, sivil toplum açısından baskılar ne düzeydedir? Bunları zaten toplum tartışıyor. Ama özellikle seçilmiş siyasetçiler ve doğrudan çalışmanın başında olması gereken insanlarla ilgili durumu aşamazsanız, orada tıpkı işte 12 Eylül Anayasası gibi hemen ertesi gün başlayan bir meşruiyet tartışmasının içine girersiniz.

İdris Bey, şunu sorabilir miyim: Özellikle Kürt seçmen nezdinde bir önceki anayasa oylamasını boykot etmiş bir hareketsiniz. Bir boykot telaffuz edildi, ama sizin partiniz ve kardeş partiler, oluşumlar bunu çok net bir şekilde dışladılar. Nereden kaynaklanıyor boykot meselesi? Sizin çevrenizde, tabanınızda bunun bir karşılığı var mı hakikaten?
Hayır. Bizim tabanımız son derece örgütlü ve disiplinli bir tabandır. Demin de bahsettim geçmiş seçimlerdeki pratiklerden. Bu boykot tavrı “Hayır” sonucunun çıkmasından endişe eden çevrelerin bilinçli olarak ortaya attıkları ve Kürt seçmeni başta olmak üzere HDP’ye oy veren kesimlerde bir kafa karışıklığı yaratmayı amaçlayan bir tartışmadır. Tam tersine biz sandığa irademizi en fazla yansıtmamız gereken bir seçim döneminde olduğumuzu düşünüyoruz. Demin söyledim, önümüze getirilen anayasa değişiklik paketinin meşruiyeti bile bizim açımızdan ortadadır. Bizim Genel Kurul’da, Komisyon aşamasında söz hakkımız ve oy hakkımız engellendi. Eş başkanlarımızın tek bir cümleyi bile Meclis kürsüsünden kamuoyuna aktarması önünde işte bu tutukluluk hukuksuzluğuyla ciddi engeller çıkarıldı. Şimdi bu kadar gayrı meşru şekilde hazırlanmış anayasa değişiklik paketiyle ilgili biz tavrımızı sandıkta ortaya koymayacağız da nerede ortaya koyacağız? Boykot etmek bu anlamda gayrı meşruluğu dayatanların ekmeğine yağ sürüyorsa, burada HDP’nin sandığa giderek kendi iradesini yansıtmasından daha doğal, daha haklı bir şey yok diye düşünüyoruz. Kaldı ki bu süreç uzun süredir, sokağa çıkma yasaklarının ve ablukaların devreye girdiği dönemden, eş başkanlarımızın, vekillerimizin tutuklanmasına ve bugün de 300’e yakın seçilmiş siyasetçimizin tutuklanmasına kadar geçen bütünlüklü bir bağlamda değerlendirilmeli. Bu operasyonel süreçlerin tamamında HDP seçmeninin demokratik koşullarda en küçük bir basın açıklamasıyla bile kendi tepkisini ortaya koyacağı bir fırsata zemin sunulmadı. Bütün demokratik etkinlikler yasaklandı, engellendi. Bütün gösterilere, etkinliklere müdahaleler yapıldı. HDP seçmeni o nedenle kendi tavrını sandığa yansıtmak için deyim yerindeyse referandum tarihini iple çekiyor. Bütün bu uygulamalarla sandıkta hesaplaşmayı bekleyen seçmenin, tabanın, toplumsal kesimin en fazla HDP’ye oy vermiş kesim olduğunu çok rahatlıkla ifade edebiliriz.

Bir de şunu sorabilir miyim: Boykot olayına paralel bir şekilde, tam boykot olmasa bile özellikle 7 Haziran’dan bu yana, bölgede özellikle yaşanan büyük çatışma ortamından ve yaşanan mağduriyetler sonucunda, kamuoyunda siyasete karşı her iki taraf açısından, çatışan tarafların hepsine karşı bir tepki olduğu ve birtakım insanların referandumu değil de siyaseti bir nevi boykot edebileceği yani sandığa gitmeyebileceği yorumları yapılıyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Ben bunun çok gerçekçi bir yorum olduğu kanaatinde değilim. Tam tersine bence seçmenin sandığa gitmemesi için, şimdiden altyapısı hazırlanmaya çalışılan bazı baskılar için bir meşruiyet zemini hazırlamak için bu tartışmalar bilinçli bir şekilde yapılıyor. Çünkü Türkiye’nin genelinde, 81 ilde var olan OHAL uygulaması, Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde bir fiili sıkıyönetim uygulamasına dönüşüyor. Bu hep böyle olmuştur. Muhtemelen referandum sürecinde çok daha ağır uygulamalarla karşılaşacağız. Yani seçmenin sandığa gitmemesi için her türlü baskıyı devreye koyanlar, şimdiden sanki siyasi olarak Kürtlerin böyle bir tavrı varmış gibi bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak ben demin de ifade ettim; ta Cizre, Silopi, Sur sürecinden başlayarak, bu cezaevindeki arkadaşlarımızın durumuna kadar kendi tepkisini ifade edememiş, sokağa yansıtamamış, kendisini Türkiye toplumuna, dünya kamuoyuna yeterince ifade edememiş ve bunun sıkıntısını da içinde hisseden bir örgütlü kitleden bahsediyoruz. Dolayısıyla bizi tabanımız bu anlamda, belki de hiçbir seçimde olmadığı kadar bu seçimde sandık başına giderek bütün bu uygulamaların ne anlama geldiğini mutlaka değerlendirmek isteyecektir.

Peki İdris Bey, şöyle baktığımız zaman, “Hayır” diyen kesimlere baktığımız zaman, bir tarafta bir CHP seçmeni var, bir tarafta HDP seçmeni var, bir tarafta MHP’nin içerisindeki muhalifler diye adlandırılan bir kesim var, AKP’den birtakım insanların “Hayır” verebileceği yolunda spekülasyonlar yapılıyor vs. Bütün bunların hepsinin birlikte hareket edemeyeceği gözüküyor. Bu bir sorun mu sizce?
Tam tersine HDP Türkiye’deki bütün farklılıkların kendilerini özgürce, eşit koşullarda ifade edebilecekleri bir demokratik geleceği hedefliyor. Yani bize en aykırı düşünen görüşlerin fikirlerine katılmayız, ama kendilerini en özgürce ifade edebilecekleri bir demokratik ortamın sağlanması gerektiğini düşünürüz. Ortak vatan ve demokratik cumhuriyet, cumhuriyetin demokratikleşmesi temelinde biz “Herkes HDP’li olacak, HDP programı doğrultusunda düşünecek, bu doğrultuda siyasi çalışma yürütecek” gibi bir şeyi asla ifade etmedik. Dolayısıyla bizden çok farklı olan insanlarla, çok farklı düşünen toplumsal kesimlerle, siyasi kesimlerle aynı doğrultuda oy kullanmanın bir handikap değil, tam tersine HDP programının hedeflediği amaç olduğu kanaatindeyiz. Tabii şu anlama gelmeyecek: Bizim “Hayır”ımız CHP’nin ya da farklı düşündüğümüz diğer toplumsal kesimlerin vermiş olduğu “Hayır”la aynı anlama gelmiyor. Neticede biz hem 24 anayasasından bugüne kadar olan statükocu anlayışın değişmesi gerektiğini düşünüyoruz, hem de 12 Eylül’den, son 14 yılında da AKP’nin temsil ettiği bu yeni otoriter, diktatoryal eğilimlerin kendisini eleştiriyoruz ve bunların yerine demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa yapılmasını savunuyoruz. “Hayır”ımız bu anlamda aslında hem AKP’nin “Evet”ine, hem CHP’nin “Hayır”ına bir “Hayır” anlamına geliyor.

Peki burada şöyle bir husus var biliyorsunuz: Özellikle siyasi iktidar, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere sizlerin “Hayır” verecek olmasını CHP ve özellikle MHP tabanındaki “Hayır”a yatkın kesimleri caydırmak için kullanıyorlar, biliyorsunuz. Sizi bir koz olarak kullanıyorlar. Buna ne diyeceksiniz?
Çok zor durumdalar. Hem Cumhurbaşkanı hem AKP yetkilileri bu anlamda çok güç koşullarda durumu tersine çevirmeye çalışıyorlar. Şunu hepimiz görüyoruz, zaten kendi yaptıkları açıklamalara da yansıyor: Bugün bir sandık kurulsa, birkaç saat sonra ya da yarın sabah demokratik ortamda insanlar sandık başına gidebilseler açık ara “Hayır” oyları ön plana çıkacak. O nedenle şimdi ortamı manipüle etmeye çalışan, anayasa değişiklik paketinin içeriğinden çok birtakım milliyetçi duyguları ön plana çıkarmaya çalışan kampanyalara, propagandalara öncelik veriyorlar. Bu aslında onların ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Oylamaya gidecek anayasa değişiklik paketinin içeriğiyle ilgili seçmene herhangi bir şey aktaramıyorsanız, bu yapmış olduğunuz çalışmaya aslında hiç güvenmediğiniz anlamına geliyor. Ama burada şöyle bir çıkmazın içerisindeler: Yani ikna etmeleri gereken iki büyük toplumsal kesim var. Birincisi Kürtler ve HDP’ye oy veren demokrat kesimler. İkincisi de MHP’ye oy vermiş ama bugün MHP’nin kurumsal tavrından farklı olarak sandığa “Hayır” oyu verecek olan kesimler. Şimdi bu her iki kesimi ikna etmek, her iki kesimi aynı anda bir şekilde sevindirmek, bir şekilde onları tatmin etmek de onlar açısından kolay bir denklem değil gibi duruyor. O nedenle zaman zaman bu tarz çıkışlarla sonuç almaya çalışıyorlar. Ama dediğim gibi, mevcut durum onların ne kadar zorda olduğunu gösteriyor.

Şimdi deminki soruya, bu değil de bir önceki soruya cevap verirken “Ortak vatan” tabirini kullandınız. Anladığım kadarıyla bu kampanya boyunca HDP bunu çok dillendirecek. Ben demin sosyal medyada paylaşırken, sizinle yapacağımız bu söyleşiyi duyururken size yakın olduğunu tahmin ettiğim birkaç kişiden bu “ortak vatan” temasına kızgınlık gördüm. Bu nedir, böyle bir şey var mı? Bu konuda bir itiraz var mı hakikaten?
Hayır. Yani HDP’nin bu anlamda hem tüzüğü, hem programı, hem bugüne kadarki seçim bildirgeleri ortadadır. Biz bugüne kadarki bütün çözüm projemizi, çözüm önerimizi ortak vatan ve demokratik cumhuriyet perspektifiyle kamuoyuna açıkladık. Seçmene, halka bu şekilde gittik ve bu söylemde destek aldık. Şunu özellikle dikkatinize sunmak istiyorum: Bugün aslında hem “Hayır” cephesinden hem “Evet” cephesinden HDP’yi linç etmeye çalışan ve HDP’yle birlikte görünmemeye çalışan son derece sığ bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa HDP’nin bugün bu referandumda bir tavır ortaya koyması bile aslında her iki kesim açısından HDP’nin ortak demokratik geleceğe, ortak vatan vurgusuna ne kadar sahip çıktığını göstermesi açısından da önemlidir diye düşünüyorum. Düşünün ki bugün HDP farklı bir tavır ortaya koymuş olsaydı, yani “Hayır” dışında sizin demin bahsetmiş olduğunuz boykot vb. tavırlar içerisine girmiş olsaydı “Hayır” oyu verecek olanlar, diktatoryal olarak tanımladıkları bir sistemin deyim yerindeyse doğrudan bütün etkileriyle yüz yüze gelmiş olacaklardı. Yani HDP’nin burada bir tavır ortaya koyması ülkenin demokrasisini kurtarması, ortak demokratik gelecek açısından “Hayır” oyu veren herkes tarafından buradan bakılmalı, buradan değerlendirilmelidir diye düşünüyoruz. Diğer taraftan “Evet” oyu verecek olan seçmenin de şu tabloyu göz önünde bulundurması gerekiyor. Yani HDP’nin mevcut durumda sandığı boykot ettiği, Kürtlerin büyük bir kısmının sandık başına gitmediği bir durumda bunun mevcut Ortadoğu denklemi açısından ortaya çıkaracağı sonucu, ortaya çıkaracağı tartışmayı herkesin bir kez daha gözden geçirmesi kanaatindeyim. Yani sizin bir referandum yaptığınız, ama Kürtler yüzde 80 oranında sandık başına gitmediği zaman, bunun ne anlama geldiğini HDP’yi linçe tâbi tutanlar oturup bir kez daha düşünsünler. HDP’nin burada boykot yerine referandumda bir tavır ortaya koyması ve bu tavrı doğrultusunda ülkenin demokratik geleceğini ortak vatan perspektifi üzerinden ele alması hem ülke bütünlüğü açısından, hem ortak geleceğimiz açısından ne kadar önemlidir, ne kadar hayatidir, ne kadar sahiplenilmesi gerekir; herkesin bunu bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak şunu sormak istiyorum: Anladığım kadarıyla “Hayır” çıkacağına çok eminsiniz. Söylediklerinizden bu anlaşılıyor. Tabii bu sandık olduğu için hiçbir şey belli olmaz. Hiçbir konuda emin olamayız ama bir varsayımsal soru sormak istiyorum. “Hayır” çıkması durumunda ve net bir şekilde “Hayır” çıkması durumunda nasıl bir Türkiye yaşanabilir? Türkiye nasıl bir yöne doğru gidebilir? Tabii bunu sorarken 7 Haziran sonrası Türkiye’nin girdiği dönemi de hatırlayarak soruyorum.
Şimdi öncelikle şunu ifade edeyim: Bu referandumun özgür, adil, demokratik koşullarda gelişmesi için gerekli koşulların bir an önce sağlanması gerekiyor. Şu anda toplumda bu koşulların sağlanmasından çok, tıpkı 7 Haziran’la 1 Kasım arasındaki bütün toplumu korkutan bir baskı ortamının yaratılmasıyla ilgili bir korku durumu hâkim. Bunun kesinlikle olmaması gerekiyor. Zaman zaman hükümet yetkililerinin de bu konuda yapmış olduğu sorumsuz açıklamalar bu korkunun beslenmesine katkı sağlıyor. Daha dün bile Cumhurbaşkanı, “Hayır” oyu verenleri darbeci ya da terörist diye niteleyen birtakım açıklamalar yaptı. Bu dilden bir an önce uzaklaşılması, seçmenin özgür iradesini yansıtabileceği koşulların sağlanması gerekiyor; aksi takdirde 1 Kasım koşullarındaki ortamla yaratılan birtakım provokatif süreçlerle sonuç alınmaya çalışılırsa o durumda kaosun daha çok derinleşeceğine dair durumu öngörmek için kâhin olmaya gerek yok kanaatindeyim. Olası referandumdan “Hayır” çıkması durumunda, ben bunun Türkiye’nin demokrasisi açısından yeni bir tartışma yaratacağını, Erdoğan’ın ve AKP’nin topluma dayatmak istediği bütün değişiklikleri kayıtsız şartsız kabul etmeyen bir halk kesiminin, bir toplum kesiminin süreçte inisiyatifi ele alacağını, siyasi olarak da bu tartışmanın bizi hızla demokratik bir yörüngeye doğru götüreceğini düşünüyorum. “Evet” çıkması durumunda da zaten mevcut kaygılarımızı sürekli kamuoyuyla paylaşıyoruz. Alanlarda da bunu ifade ediyoruz. Bugün, son birkaç yıl içerisinde, özellikle AKP’nin çözüm masasını devirmesinden sonra ülkeyi sürüklemiş olduğu toplumsal, siyasal, ekonomik krizin çok daha boyutlanacak şekilde gündemleşeceğini, “Evet” sonucu üzerinden bugünden söylememiz mümkün diye düşünüyorum.

İdris Bey, çok teşekkürler. Son olarak, siz şimdi fiilen grup başkanvekilliğini sürdürebiliyor musunuz? Arada cezaevi olayından dolayı o şeyiniz muhafaza ediliyor mu, nedir o? 
Şu anda resmî olarak grup başkanvekilliğini iki arkadaşımız yürütüyor zaten. Bizde aslında dört grup başkanvekili vardı. Ama iki arkadaşımızın resmî imza atma yetkisi oluyordu. Daha önce bu yetki bende ve diğer grup başkanvekilimiz Çağlar arkadaşımızdaydı, Çağlar Demirel arkadaşımızdaydı. Biz cezaevindeyken de burada işleyişin sürdürülmesi açısından bu prosedür Sayın Ahmet Yıldırım ve Sayın Filiz Kerestecioğlu üzerinden yürüdü. Şu anda aynı prosedür devam ediyor. Yani Sayın Ahmet Yıldırım ve Sayın Filiz Kerestecioğlu resmî imza yetkisine sahip olan arkadaşlarımız olarak partimizin çalışmalarını, grup çalışmalarını yürütmeye devam ediyorlar. Biz de partinin bütün çalışmaları içerisinde yer almaya devam ediyoruz.

Evet İdris Bey, tekrar çok geçmiş olsun ve yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. Evet HDP Diyarbakır milletvekili İdris Baluken’le partisinin referandum stratejisini konuştuk. Kendisine tekrar çok teşekkürler. Sizlere de bizleri izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

16.02.2017 Referandumun kaderini AKP seçmeni belirleyecek
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
16.02.2017 Referandumun kaderini AKP seçmeni belirleyecek
15.02.2017 Transatlantik: Trump kabinesinde deprem, ABD-İsrail ilişkileri, TSK El Bab’da
15.02.2017 Referandum sürecinde MHP: Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ile söyleşi
13.02.2017 Referandum yolunda HDP: İdris Baluken ile söyleşi
08.02.2017 Ruşen Çakır: Referandum sürecinde CHP: Selin Sayek Böke ile söyleşi
08.02.2017 Transatlantik: Trump-Erdoğan görüşmesi
07.02.2017 IŞİD ile nasıl mücadele etmeli? İhsan Eliaçık ile söyleşi
03.02.2017 Transatlantik: ABD’de Müslümanlara vize yasağı, İran nükleer anlaşmasının geleceği & Suriye’de Kürtlere silah yardımı
01.02.2017 Türkiye yaklaşmakta olan büyük Selefi cihatçı dalgaya hazır mı?
31.01.2017 İslam dünyası ve Türkiye Trump’a neden sessiz?