Rahip Brunson bırakılacak mı?

11.10.2018 medyascope.tv

11 Ekim 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında çok ciddi bir krize neden olan evanjelist Rahip Brunson olayında yarın bir duruşma var ve burada rahibin geleceği ve dolayısıyla Türk- Amerikan ilişkilerinin yakın geleceği de belli olacak. Soru çok net: Rahip Brunson bırakılacak mı? Ama bundan ötesi var. Tahliye edilmesi tek başına Washington’ı tatmin edeceğe benzemiyor. Şu anda zaten kendisi ev hapsinde, tahliye edilmiş durumda. Dolayısıyla ev hapsinin kalkması beklentisi var. Ama bunun da ötesinde, ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’ne gidebilmesi, seyahat edebilmesi beklentisi var. Dolayısıyla ev hapsi sonlanıp, ama adlî kontrol şartı getirilirse ve ülkeyi terk etmesine izin verilmezse, kriz çözülmemiş olacak.

Beklenti tahliye yönünde
Beklenti büyük ölçüde tahliyesine karar verileceği ve de ülkesine gitmesine izin verileceği yolunda. Bunun birçok işareti var. Öncelikle en son yaşanan, Temmuz sonu Ağustos başında yaşanan çok büyük gerginlik, Amerika Birleşik Devletleri’nden Brunson olayıyla ilgili olarak açık tehditler, kimisi Twitter üzerinden kimisi basın toplantıları üzerinden, Dışişleri Bakanı, Başkan Yardımcısı ve Başkan, hepsi birden bir kuyruğa girmişçesine… ve ardından 1 Ağustos’ta yaptırımlar yaşandı. Ve ondan sonra bir süre aslında sessiz olundu. Bu sessizlik özellikle Amerika Birleşik Devletleri tarafından gözdağının kesilmiş olması, Türkiye’nin de bu konuyu çok fazla dillendirmemiş olması, bu olayın bir şekilde çözüleceği beklentisine yol açtı. Ve 12 Ekim biraz zor geçti, ağır geçti. Ve şimdi de geldi dayandı. Yarın. Benim beklentim bırakılacağı yolunda, birçokları gibi.
Ama gerçekten çok acayip dönemlerden geçiyoruz. Zaten Brunson’ın gözaltına alınması, tutuklanması, bu kadar içeride kalması ve hakkında kendisine yöneltilen şeylerin hepsi, iddiaların hepsi aslında çok garip. Yani normalde gözaltına alınması, tutuklanması ve bu kadar süre –yani 2016 Ekim’inden beri, iki sene– bu akıl alır bir şey değil. Kendisine yöneltilen suçlamalara da açıkçası birazcık bakıldığı zaman görüyoruz ki: Çok iler tutar bir tarafı yok. Bunu daha önce de dile getirmiştim, tekrar söylemekte yarar var. Bu bir adlî davanın ötesinde siyasî bir olay ve zaten belli bir aşamadan itibaren olayın kendisini değil siyasî boyutlarını konuşur olduk. Adım adım gelişti. İlk başlarda Amerikan yönetimi çok fazla olaya dahil olmadı. Ama özellikle Amerika’daki şu andaki yönetimde etkili olan Evanjelist Kilisesi’nin yoğun lobi çalışmaları sonucu ve tabii ki Başkan Yardımcısı Pence’in kendisinin de zaten o çizgide birisi olması ile beraber, belli bir aşamadan sonra Türkiye’ye tanınan –kredi diyelim– kredinin dolduğunu düşündükleri andan itibaren çok ciddi bir gözdağına, tehdide ve yaptırımlara kadar gittiler.

Türkiye hukuk devleti mi?
Geldiğimiz bu noktada Türkiye bu konuda hâlâ Washington’ın beklentilerini geri çevirebilir mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan Macaristan dönüşü “Türkiye hukuk devletidir, karar neyse ben de uyarım, bunun muhatapları da uymak zorundadır” dedi. Daha önce de buna benzer şeyler söylemişti. Ama bunun pek bir inandırıcılığı olmadığı –Amerikalılar için ve bizim için de aslında– olmadığı mâlûm; Türkiye’nin hukuk devleti olması hususu çok ciddi bir soru işareti. Bence çıkalı epey oldu bundan. Özel olarak da Rahip Brunson davası tamamen siyasî bir dava. Siyasî ilişkilere göre, diplomatik ilişkilere göre seyir izliyor. Örneğin Rahip Brunson’ın ev hapsine ​çıkması döneminde bir al-ver olayı yaşandı. İsrail’de gözaltındaki bir Türk vatandaşı kadının Trump’ın girişimi ile Türkiye’ye iadesi sağlandı. Bunun ardından ev hapsi oldu, neredeyse eş zamanlı bir şekilde. Ama Washington’ın beklentisi ev hapsi değil tahliye idi. Ve o andan itibaren de Trump bu konuda çok sert sözler etti. Bir anlaşmaya uyulmadığını birkaç kez değişik vesilelerle dile getirdi. Çok daha öncesinde zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Al rahibi, ver rahibi” lafını biliyoruz. Orada, “Ver rahibi” derken kastettiğinin de Fethullah Gülen olduğunu biliyoruz.
Yine bir başka husus da değişik Türk ve yabancı gazeteciler Rahip Brunson meselesinin Halkbank davası ile ilgili olarak da bir pazarlık malzemesi gibi kullanılmış olduğunu dile getirdiler. Daha önce Avrupa Birliği’nin değişik ülkeleri ile, Almanya ile ve Fransa ile de birtakım gözaltındaki Alman ve Fransız vatandaşlarının bırakılması konusunda pazarlıklar edildiğini biliyoruz. Bunu Türkiye’deki medya haber yapabilme durumunda olmamakla birlikte, özellikle o ülkelerin medyaları, medya kuruluşları bunları yazdılar. Dolayısıyla bu siyasî bir olay. Dosyanın kendisine baktığımız zaman, zaten yapılmaması gereken, ​açılmaması gereken bir dava ​söz konusu. Yargı üzerinden konuşulacak bir olay değil.

​Brunson bırakılmazsa…
Peki Türkiye şu aşamada niye bırakır? Çünkü birincisi, artık bunun bir yerden sonra etkisi kayboldu ve Türkiye yaptırımlardan sonra özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne cevap veremedi. Bir ara birtakım boykot çağrıları oldu, biliyorsunuz, iPhone’ları kırmalar vs. falan, Amerikan malı kullanmamak gibi akıl kârı olmayan çıkışlar yapılmak istendi. Hiçbir anlamı olmadı. Buna cevap verme diye birşey söz konusu olamadı. Ama öte yandan Amerika Birleşik Devletleri’ni dengeleyebilecek bir ittifak ilişkisini Türkiye bu süre içerisinde geliştiremedi, geliştirebileceğe de benzemiyor. Bir taraftan Rusya ile bir taraftan Çin’le ilişkiler var. Avrupa Birliği’nin değişik ülkeleri ile tekrar ilişkileri iyileştirme yolunda çabalar var. Almanya ziyareti bu anlamda çok önemli. Ama bunların hiçbirisi Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’ni dengelemesine, hele şu Trump’ın agresif politikalarına karşı Türkiye’nin kendisini güçlü hissetmesine yetecek şeyler değil.
Brunson’ın bırakılmaması durumunda yaptırımların devamı gelebilir ve Türkiye özellikle şu dönemde, ekonomik anlamda çok ciddi bir bunalımdan geçtiği bir dönemde, bir yığın sorunla cebelleşirken bir de bu hususla beraber bunların daha da kızışmasını istemeyecektir. Olayın ekonomik boyutu çok önemli ve büyük ölçüde belirleyici olduğu söylenebilir. Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların tetikleyicisinin Brunson olduğu ya da Brunson olayını Amerikalıların bilerek kullanıp Türkiye’de ekonomik krize yol açtığı yolundaki spekülasyonlarına çok fazla itibar etmemek lazım. Türkiye bu yola girecekti, ama Brunson olayı tabii bunu hızlandırmış ve daha da şiddetlendirmiş olabilir. Bu aşamadan sonra yarın tahliye kararını çıkmaması durumunda, Brunson’ın ülkesine dönme ihtimalinin doğmaması durumunda, zaten yaşanan bu sorun daha da derinleşecektir.  Döviz kurlarına yansıyacaktır, başka şeylere de zincirleme olarak gidecektir. Dolayısıyla Rahip Brunson’ın tahliyesi Türkiye’nin şu zor döneminde, ekonomik anlamda zor döneminde psikolojik olarak olumlu etki edecektir. Ve büyük bir ihtimalle bunun gözetileceğini düşünüyorum.

ABD ile bir dizi sorun
Ama sadece ekonomi değil, stratejik olarak da çok zor bir durum var. Türk-Amerikan ilişkilerinde zaten çok sıkı sorunlar var. İran meselesi başlı başına önümüzdeki günlerde çok fazla gündeme gelecek. Bir diğer husus Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri, S-400 alım kararı var. Fethullah Gülen meselesi var. Türkiye’de tutuklu olan, Amerikalılar için çalışan Türk görevliler, konsolosluk görevlilerinin tutukluluk halleri gibi bir dizi sorun var. ​Suriye, Suriye’nin kuzeyinde Amerika Birleşik Devletleri’nin YPG ile işbirliği yapıyor olması ve bundan vazgeçmeye pek niyetli gözükmemesi var. Çoğaltılabilecek bir yığın şey var. Ve burada Rahip Brunson olayı aslında bazı durumlarda esas sorunları gizlemek için mazeret olarak bile kullanılabiliyordu. Ve belki de bunun artık aradan çıkarılması Ankara’nın çok ciddi bir şekilde lehine olacaktır. Ve diğer sorunlarla daha rahat uğraşabilmek, çözüme ulaşabilmek konusunda elini rahatlatacaktır. Bir iddiaya göre Halkbank ile ilgili birtakım beklentileri de Amerika Birleşik Devletleri’nin, Trump’ın Türkiye’ye sağlaması gibi bir olay da söz konusu.
Peki bu, Türkiye’nin, Türkiye’yi yönetenlerin Batı-karşıtı, Amerikan-karşıtı söylemlerini nasıl etkiler? Bu soru önemli bir soru. Çünkü Brunson üzerinden yapılan çok ciddi propagandalar, kara propagandalar vardı. Brunson’ın hükümete yakın medya tarafından takdim ediliş şekilleri ortada. Hakkında söylenen, yapılan açıklamalar ortada. Bu kriz zamanında Amerika Birleşik Devletleri’ne yöneltilen suçlamalar, edilen laflar ortada. Şimdi bunlar geri alınabilir mi? 180 derece dönülür mü? Dönülür; Türkiye’de Erdoğan yönetimi bir süredir zaten hep sürekli politika değiştirerek gidiyor. Buradaki mesele birçok yayında da dile getirdiğim gibi, buradaki mesele onun bu zikzaklarının, onun bu kimi zaman 180 derece olan dönüşlerinden istifade edebilecek kurumların, dolayısıyla muhalefetin olmaması. Türkiye’de bunların geniş kitleler tarafından tartışılmasına, sorgulanmasına el verecek bir medya ortamının olmaması. Dolayısıyla tam bir “Dün dündür, bugün bugündür” meselesi ile yaşanabiliyor. Pekâlâ Brunson bırakılır ve normal olanın bu olduğu yolunda propagandalar, dün onun ne kadar kötü, hain, casus vs. olduğunu söyleyenler tarafından dile getirilir. En son McKinsey olayında yaşadığımız, çok ​yeni bir olay –ki McKinsey olayı bir neredeyse 15 – 20 günde bitti, kapandı o defter–, burada ise eninde sonunda iki yıllık bir olay var. En azından şöyle denecektir: “Yahu, tamam artık, iki yıl oldu, artık yeter, adam çekeceğini çekti, gitsin nereye giderse gitsin, zaten misyonerin Türkiye’den gitmesi de iyidir” şeklinde bir yaklaşım olacaktır. Tabii burada şöyle bir husus var: Brunson, anladığım kadarıyla, uzun yıllar Türkiye’de yaşayan, Türkçeyi çok iyi öğrenmiş ve kendince Türkiye’yi seven birisi. Türkiye’den ayrılmak, yani ilk tahliye olduğunda ayrılmak isteyecektir herhalde. Onu Beyaz Saray’da Trump karşılamak isteyecektir. Çünkü Amerika’da bir de seçimler var, ara seçimler. Onunla bir şov yapmak isteyecektir Trump ve Başkan Yardımcısı Pence. Ama onun ötesinde, Brunson yarın tekrar gelmek isteyebilir. O zaman da küçük çaplı bir krize tanık olabiliriz. Ama neyse, bu çok önemli değil. Esas olan şu anda ne olacağı.

Yanılma payı
Amerika Birleşik Devletleri’nden en son Dışişleri Bakanı Pompeo, Brunson’ın tahliye kararının Türkiye için doğru ve olumlu bir adım olacağını söyledi. Bunu bir baskı olarak yorumlayanlar var. Daha önceki yapılan tehdit şeklindeki açıklamalarına kıyaslandığı zaman bunun o kadar da sert bir açıklama olmadığını, aslında muhtemelen olacak şeyin önceden deklarasyonu, ifadesi olduğunu söyleyebiliriz. Olay bir şekilde Ağustos’taki yaptırımlardan kısa bir süre sonra belli ki iki tarafın arasında varılan bir anlaşma ile –ki bu anlaşma yüz yüze görüşerek de yapılmış olabilir, zımni de olabilir; yani her iki taraf birbiriyle görüşmeden bu refleksi geliştirmiş de olabilir– ama muhtemelen görüşülerek varılmış bir anlaşma. O zamana kadar, 12 Ekim’e kadar bu olayın söndürülmesi, unutturulması istendi. Büyük ölçüde bu başarıldı ve zaten bir yığın olay gündeme geldi. Şimdi artık yarın, anladığım kadarıyla tahliye kararı olacak. Tabii ki Türkiye’de her an her şey her şekilde olabilir.
Yanılma payımızın hiç olmadığını söyleyemeyiz. Pekâlâ tahliye kararı çıkmayabilir ya da tahliye kararı çıktıktan sonra da yurtdışına çıkmasına yasak konabilir. Ama dediğim gibi büyük beklenti, tahliyesi ve kısa süre içerisinde ülkesine geri döneceği yolunda. Bunun olmaması durumunda Türkiye’de zaten özellikle ekonomide yaşanan bir yığın olumsuzluk katlanarak artacaktır. Türkiye’yi yönetenlerin bu kadar riski böyle bir konuda alabileceklerini açıkçası sanmıyorum. Ama yine de dediğim gibi az da olsa bir ihtiyat payı bırakmakta yarar var.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
10.10.2018 Transatlantik: Cemal Kaşıkçı olayı, Rahip Brunson davası & İdlib’de son durum
09.10.2018 Bahçeli-Akşener geriliminin anlamı
08.10.2018 Reisçilerin krizi derinleşiyor
04.10.2018 Erdoğan “AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” derken haklı mı?
04.10.2018 Transatlantik: Erdoğan ve Batı, Ankara’nın McKinsey tercihi, Yargıç Kavanaugh krizi & Suriye’nin geleceği
03.10.2018 Birilerini affederken başkalarını idam etmek isteyenler
28.09.2018 Erdoğan Batı’ya, Batı Erdoğan’a karşı mı?
27.09.2018 Türkiye’de misyonerlik ve Rahip Brunson olayı
26.09.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, BM Zirvesi, İran’da Ahvaz saldırısı & Suriye’ye verilecek S-300’ler
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı