Necmettin Erbakan’ın mirası

27.02.2017 medyascope.tv

27 Şubat 2017’de medyascope.tv’de yaptığım analizi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.
Merhaba, iyi haftalar, iyi günler. Altı yıl önce bugün Milli Görüş hareketi lideri Prof. Necmettin Erbakan hayatını kaybetmişti ve onun mirasını, varsa nasıl bir miras bıraktığını ve bu mirasın kimin üzerinde olduğunu, bu konuda bazı görüşlerimi dile getirmek istiyorum. Öncelikle şu hususun altını çizmek lazım: Hafta sonu Erbakan’ın anılmasıyla ilgili olarak Saadet Partisi tarafından düzenlenen toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılmış olması –başkaları da var, Büyük Birlik Partisi lideri de var, aynı zamanda Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da var, ama esas olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılması– hem Adalet ve Kalkınma Partisi taraftarlarında, hem de CHP’ye yakın ya da daha solunda olan çevrelerde ayrı ayrı tepkilere birden yol açtı. Yani Kemal Kılıçdaroğlu oraya katılarak İsa’ya da Musa’ya da yaranamadı. Kişisel olarak Kılıçdaroğlu’nun böyle bir toplantıya katılmasının gayet doğal ve iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce bir davet olmuş ve programı uygun olup icabet etmiş. Başkalarına da gitmiştir herhalde bu davet. Tabii Kılıçdaroğlu’nun Erbakan’ın anmasına gitmiş olmasının, Türkiye’de var olan ve var kılınmak istenen, sürdürülmek istenen, daha da derinleştirilmek istenen kutuplaşmayı bozucu bir yönü var. O kutuplaşma ne? Şu anda anayasa oylamasında “Evet”-“Hayır” şeklinde tezahür ediyor ama bunu değişik boyutları var. Türk-Kürt, sağ-sol gibi, hatta Alevi-Sünni gibi kutuplaşmalar var. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP lideri olarak Erbakan anmasına gitmesini bu anlamda bu kutuplaşmaya karşı yapılmış bir duruş olarak görmek gerekiyor her şeyden önce.

SP’nin hayır kararı
Ama bir diğer husus tabii şu: Saadet Partisi anayasa değişikliği referandumunda “Hayır” oyu kullanacağını açıkladı, ama bunu açıkladıkları andan itibaren siyasi iktidar çevreleri tarafından gerçek anlamda bir mahalle baskısına tabi tutuldukları için sanki bir yerde özür dileyerek bunu dile getiriyorlar. En son gelinen noktada Genel Başkan Temel Karamollaoğlu “‘Hayır’ diyeceğiz ama kampanya yapmayacağız” şeklinde dile getirdi. Saadet Partisi desteklemiyor anayasa değişikliğini — ki Temel Karamollaoğlu’yla biliyorsunuz burada bir Skype yayını yaptık ve bize uzun uzun bunun gerekçelerini anlattı yayınımızda. Ama bunu çok fazla da ortaya atmak istemiyor. Çünkü Saadet Partisi ile AK Parti arasındaki aynı mahalleden olma olayı, aradan geçen onca zamana rağmen, yaklaşık 15 yıla rağmen hâlâ büyük ölçüde sürüyor. Şunu söyleyelim: Adalet ve Kalkınma Partisi Milli Görüş’ün içerisinden çıktı. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra yenilikçi ekip bu partiyi, AKP’yi kurdu. O zamandan bu zamana aralarında inişli çıkışlı bir grafik oldu ama hâlâ bir iç içelik sürüyor. Hâlâ birçok ailede bir taraf AKP’li, bir taraf Saadet’li olabiliyor. Tabii Saadet’in destekçileri çok daha az. Yüzde 1’ler civarında oylar aldı en son seçimlerde. Ama buna rağmen sembolik bir önemi var. Bu sembolik önemde de en önemli husus tabii ki Milli Görüş hareketinin kurucusu ve ölene kadarki lideri Necmettin Erbakan. Necmettin Erbakan Saadet Partisi tarafından adı taşınan, sahiplenilen kişi.

Erdoğancılık
AKP’liler Necmettin Erbakan’a karşı bir duruş sergiliyor değiller. Ama Recep Tayyip Erdoğan 15 yıl içerisinde, özellikle 2007’den bu yana inşa ettiği liderliğiyle beraber bir anlamda kendi hareketini –her ne kadar AKP Milli Görüş’ün bir anlamda devamıysa da– kendi adına bir hareket oluşturmaya başladı ki bunu Erdoğancılık olarak da tabir edebiliriz. Böyle bir durum var. Dolayısıyla Erdoğan’ın bu kadar öne çıktığı bir yerde Erbakan gibi ağırlığı olan bir ismin eşit bir şekilde o hareketin içerisinde yer alması teknik olarak da mümkün değil. Dolayısıyla AKP’liler Erbakan’a büyük ölçüde sembolik bir önem atfediyorlar. Bir büyük olarak adını anmak istiyorlar. Üniversitelere adı verilebilir, havaalanlarına verilebilir, başka yerlere verilebilir ama Necmettin Erbakan’ın çizgisi, Milli Görüş’te savunduğu temellerin bugün AKP tarafından olduğu gibi savunulması diye bir şey söz konusu değil. Bazıları yer yer kullanılıyor olabilir, ama AKP Erbakan’ın öğretisinin bazı temellerinin tamamen zıttı pozisyonlar da alabiliyor.
Erbakan hayattayken Saadet Partisi’nin perde arkasından ve daha sonra da biliyorsunuz yasağı kalktıktan sonra bizzat genel başkanı olduğu dönemde, Saadet Partisi ve Erbakan’la AKP arasında çok ciddi görüş ayrılıkları vardı. Bunlardan birisi Ergenekon sürecinde ortaya çıkmıştı. Saadet Partisi Ergenekon soruşturmalarına hep kuşkuyla baktı, eleştirel baktı, mesafeli oldu. Ve o tarihte tam bu şekilde dile getirilmedi, ama Gülen Cemaati’yle kurulmuş olan ittifaktan Erbakan’ın ve Saadet Partililerin ciddi bir şekilde rahatsız olduklarını biliyoruz.
Daha sonraki rahatsızlık – büyük ölçüde Erbakan’ın hayata veda etmesinden sonra oldu tabii bu– Suriye meselesinde çok ciddi bir görüş ayrılığı oldu. Erbakan yaşasaydı herhalde AKP’nin Suriye politikasını asla kabul etmezdi. Özellikle Suriye politikası nedeniyle İran’la bu kadar ayrı düşülmesini ve İran’a karşı Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerinin oluşturmaya çalıştığı Sünni bloka yakınlaşmayı da çok ciddi bir şekilde eleştirirdi.

AKP Milli Görüş’ten ibaret değil
Şimdi AKP bana göre Milli Görüş’ün bir devamı; çünkü Saadet Partisi çok zayıfladı, etkisi çok azaldı. Ama Milli Görüş hareketinin Türkiye’de siyasete vurduğu çok ciddi bir damga var. Bu anlamda baktığımız zaman AKP aynı zamanda Milli Görüş’ün de bir devamı, ama sadece Milli Görüş’ten ibaret bir hareket değil. Kendisini Milli Görüş’ün hareket olarak devamına alıyor, ama fikirlerini ve Erbakan’ın liderliğini çok ciddi bir şekilde geri plana itiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi uzun bir zamandır, özellikle 2007’den itibaren, Recep Tayyip Erdoğan’ın tek lider, tek başına olduğu, iktidarı kendi elinde topladığı bir harekete dönüştü. Şöyle bir şey söyleyebiliriz: Tayyip Erdoğan AKP içerisinde iktidarı kendisinde tekelleştirdi ve iktidarının bazılarını paylaşmıyor, dağıtıyor. Dönem dönem iktidarı farklı kişilere kısmen dağıtıyor, iktidardan bazı payları dağıtıyor. Ama bunu bir paylaşma olarak adlandıramayız. Halbuki AKP’nin ilk yıllarında da Tayyip Erdoğan liderdi, ama Abdullah Gül gibi, Bülent Arınç gibi birçok isim, kimi zamanlar bakanlar, kimi zaman üst düzey bürokratlar da bu iktidardan belli paylar alabiliyorlardı. Ama 2007’den sonra Tayyip Erdoğan’ın kendi partisi ve hareketi içerisinde de iktidar paylaşımına gitmeme yolunu tercih ettiğini görüyoruz. Ama iktidarı dönem dönem bazı kişilere verdiğini görüyoruz.

Erdoğan Erbakan’a benziyor mu?
Bu anlamda Erbakan’a benzetilebilir mi? Bu çok ciddi bir şekilde zaman zaman gündeme geliyor. Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı liderliğin, Erbakan’ın Milli Görüş hareketinde yaptığı liderliğe benzediği söyleniyor. Dışarıdan bakıldığında böyle olabilir. Ancak Milli Görüş hareketini yakından takip ettiğinizde, incelediğinizde –ki ben gazeteci olarak bunu yapmaya çalıştım, bu konuda bayağı yazılar yazdım, kitaplar yazdım– benim gördüğüm kadarıyla Erbakan’ın tartışmasız bir liderliği vardı. Ancak Erbakan’ın etrafındaki Süleyman Arif Emre, Oğuzhan Asiltürk, Recai Kutan, Şevket Kazan gibi isimlerin belli bir özgül ağırlığı vardı. Buradaki ilişkinin o dönemde Milli Görüş hareketindeki yaşlı kadrolar diye tabir edilen gelenekçi kadrolarla Erbakan arasındaki ilişki bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nde söz konusu değil. Adalet ve Kalkınma Partisi’nde bugün bir… Diyelim ki Erbakan ve Erdoğan birbirine benziyor. Bunu varsayalım, kabul edelim, tamam diyelim. Peki AKP’nin Şevket Kazan’ı, AKP’nin Recai Kutan’ı, AKP’nin Süleyman Arif Emre’si, Oğuzhan Asiltürk’ü kim? Böyle kişiler yok. Gerçekten şu anda AKP başı ve sonu Tayyip Erdoğan olan bir harekete dönüştü. Bu anlamda tabii ki bir ekip var, ama bu ekip sürekli değişiyor. Başbakanlığı ilk olarak Ahmet Davutoğlu’na vermişti Erdoğan. Sonra ondan alıp Binali Yıldırım’a verdi. Yarın ne olacağı belli değil. Yarın zaten anayasa değişikliği geçerse başbakanlık diye bir şey olmayacak. Bakanları da kendisi atayacak. Başkan yardımcılarını da anayasa değişikliği geçerse kendisi atayacak. Bu artık sadece partide değil tüm devlette Tayyip Erdoğan’ın mutlak hakimiyeti gibi bir olay olacak. Erbakan’ın böyle bir liderlik yaptığı kanısında değilim. Tabii ki onun çok ciddi bir şekilde otoritesi vardı. Otoritesine karşı çıkmaya kimse cesaret edemiyordu — ki burada çok önemli bir şerh düşmek lazım: Yenilikçiler bunu yaptılar. Yenilikçiler buna Refah Partisi içerisinde başladılar, Fazilet Partisi içinde –ki Erbakan yasaklıydı ama partiyi kontrol ediyordu– orada Erbakan’a rağmen var olabildiler. O kadar güçlü bir lidere rağmen varolabildiler.

AKP’den yenilikçi hareket çıkamaz
Bugün AKP’de an itibariyle yenilikçilerin Erbakan’a karşı çıkmaları gibi bir hareketin hayata geçmesinin hiçbir işareti yok. Yenilikçi olacağına dair herhangi bir kimsenin işareti yok. Ne bir odak var, ne bir çevre var, ne bir kişi var. AKP’de Tayyip Erdoğan’a bir anlamda meydan okuyabileceği varsayılan kişilerin çoğu partiden tasfiye oldu ya da etkisizleşti. Hâlâ kendilerini AKP’li olarak görüyor olabilirler ama hiçbir fonksiyonları yok. Örneğin büyük bir kısmı anayasa değişikliğine karşılar. Bunu biliyoruz. Bu yeni haliyle karşılar. Ama hiçbiri çıkıp bunu açık, net bir şekilde dile getirmiyor ve getiremiyorlar. Bu anlamda baktığımız zaman, ne kadar benzerse benzesin Tayyip Erdoğan’ın bu hareketteki liderliği Necmettin Erbakan’ın otoritesinin çok daha ötesinde. Bu anlamda bir devamı yok.
Dış politika anlamında baktığımız zaman Erbakan’ın 28 Şubat’ta sonlanan çok kısa bir başbakanlık dönemi var. Daha önce koalisyon hükümetleri dönemindeki faaliyetleri var. Ama şu anda AKP’nin 15 yıllık olayına baktığımız zaman burada da Erbakan’ı, kimi dönemlerde Milli Görüş’ü andıran, kimi dönemlerde de ondan tamamen farklı pozisyonlar görürüz. Ama en önemlisi şu: Tayyip Erdoğan her şeyden önce İslamcılıkla ilişkisi ne olursa olsun pragmatist bir siyasetçi. En önemli özelliği pragmatizmi. Ama Necmettin Erbakan için bunu söylemek çok mümkün değil. Necmettin Erbakan pragmatist olmayacak kadar idealist birisiydi. Kendi ideallerini çok uçuk bulanlar vardı. Bunların gerçekleşmesinin mümkün olmadığını düşünenler vardı. Ama bu ideallerini her zaman, “artık söylemez” dediğimiz zamanlarda bile, başbakanlığı döneminde de hep söylemiştir. Duruşunu hep korumuştur. Bu duruşu içerisinde çok ciddi bir İsrail ve Batı karşıtlığı vardır. Bundan son âna kadar vazgeçmemiştir. Hiçbir şekilde geri adım atmamıştır. Onlarla şu ya da bu şekilde iyi geçinmek gibi şeylere girişmemiştir.
Birtakım hülyaları vardı: Dünya İslam birliği, İslam NATO’su, İslam UNESCO’su gibi. Bunlardan hiçbir şekilde vazgeçmemiştir, yani bunları savunmaktan; ama gerçekleştiremedi ve gerçekleştirmesi de bana göre mümkün değildi. Ama söylem olarak da bunlardan hiçbir şekilde vazgeçmemiştir. Bu anlamda Erbakan, Türkiye’de pragmatizm noktasında, pragmatizme en uzak siyasi liderlerden birisiydi. Tayyip Erdoğan’ın ise, bugün AKP’nin ise en fazla öne çıkan yönü pragmatizmi.

Mirascı SP mi?
Peki Saadet Partisi mi Erbakan’ın mirasçısı? Baktığımız zaman öyle gözüküyor, ama Saadet Partisi’nin bugünkü hali, oy oranı, etkisi Erbakan’ın mirasını tam olarak sahiplenmediğini gösteriyor. Çünkü Erbakan’ın savunduğu şeylerin Türkiye’de belli bir karşılığı vardı. Saadet Partisi bunu tam olarak kucaklayamıyor. Normal şartlarda kendisine oy vermesi, kendisine gelmesi beklenen kişileri çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki AKP’ye kaptırmış durumda. Her seçimde bunları geri alma iddiasıyla ortaya çıkıp her seçimde bir kere daha hüsrana uğruyorlar. Bu saatten sonra bunu aşabilirler mi? Açıkçası sanmıyorum. AKP Erbakan’ın mirasını bütünüyle sahiplenir mi? Bunu da sanmıyorum.
Dolayısıyla Erbakan’ın mirası bir anlamda kimse tarafından sahiplenilmeyen bir şey olacak ve zamanla Erbakan isim olarak, şahıs olarak bir Demirel gibi, Ecevit gibi –belki onlardan daha fazla tabii ki– adı anılacak. Ama onun savunduğu görüşlerin artık Türkiye’de kolay kolay taşınacak görüşler olduğunu sanmıyorum. Ama kendisinin Türkiye’de çok önemli bir şeye imza atmış olduğunu, Türkiye’deki dindarların kendi bağımsız siyasi hareketi, kendi ayakları üzerinde siyaset yapmasında Türkiye’de çok önemli bir adımı başlatmış olduğunu ve o anlamda Türkiye’ye değişik dönemlerde damga vurmuş birisi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Ancak o dönem artık kapandı. Ve şimdi bambaşka bir dönem var. Türkiye’de Erbakan’ın merkeze taşımaya çalıştığı dindarlar uzun bir süredir merkezde. Ama merkezde o kadar uzun süre kaldılar ve merkezde kalmayı her şeyin önüne o kadar çok koydular ki artık bu hareketin dindarlığı, İslamcılığı çok geri planda kaldı. Dolayısıyla iktidarla tanışan dindarların, dün kendilerini iktidar dışına itenlerin kendilerine yaptıklarını bugün onlara yaptıklarını gördüğümüz, bir şekilde tarihin tekerrür etmesi olayına tanık oluyoruz. Bu anlamda Necmettin Erbakan Türk siyasi hayatında bir sayfaydı.

Kürtler ve Erbakan
Bir not daha düşeyim: Türk siyasi hayatı derken aslında Türkiye demek lazım. Çünkü Erbakan’ın Kürtler nezdinde çok ciddi bir itibarı ve tabanı vardı. Şu anda, özellikle son dönemde AKP’nin Kürt sorununda izlediği politikalarla büyük ölçüde bu mirasın bu kısmından da şu ya da bu nedenle vazgeçildiğini –niyet bu olmasa da en azından ister istemez– vazgeçildiğini söylemekte yarar var. Evet, Necmettin Erbakan’ı rahmetle analım. Mirası konusunda tekrar özetleyecek olursak: Taşıyıcısı Saadet Partisi olarak görünüyor, ama fiilen Milli Görüş’ün sürdürücüsü, tabanını peşinden sürükleyen Adalet ve Kalkınma Partisi. Ama Erbakan’ın fikirlerinin şu anda Türkiye’de bir etkisi olduğunu, gündeme etkisi olduğunu söylemek mümkün değil. Gelecekte de olabileceğini açıkçası düşünmüyorum. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

27.02.2017 Necmettin Erbakan’ın mirası
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
27.02.2017 Necmettin Erbakan’ın mirası
23.02.2017 Hedefteki HDP: Mithat Sancar ile söyleşi
22.02.2017 Turhan Çömez anlattı
22.02.2017 Transatlantik: Rakka operasyonu, Ankara-Tahran gerginliği
20.02.2017 Referandum ve ülkücü hareket: MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya ile söyleşi
20.02.2017 Referandum ve Kürtler
16.02.2017 Referandumun kaderini AKP seçmeni belirleyecek
15.02.2017 Transatlantik: Trump kabinesinde deprem, ABD-İsrail ilişkileri, TSK El Bab’da
15.02.2017 Referandum sürecinde MHP: Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ile söyleşi
13.02.2017 Referandum yolunda HDP: İdris Baluken ile söyleşi