Muhalifin muhalife propagandası

07.06.2018 medyascope.tv

7 Haziran 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bundan yaklaşık on gün önce, 30 Mayıs Çarşamba günü bir yayın yaptım ve orada Muharrem İnce’nin düşmekte olduğu bir tuzaktan bahsettim. Bu tuzak kampanyayı polemik temeline oturtma tuzağıydı bana göre. Ve bu Recep Tayyip Erdoğan’ın işine çok gelebilecek bir durum diye yorumladım. Çok tepki aldı. Genellikle olumluydu. Özellikle sosyal medyada, zaten artık biz sosyal medya üzerinden yayın yapan bir kurumuz Medyascope olarak. Ve tepkiler de oradan esas olarak geliyor.
Çok ciddi sayıda olumlu tepki aldım. Olumsuzlar da vardı, ama özellikle şunu vurgulamak istiyorum: O tepkilerin bazıları, benim bunları doğrudan Muharrem İnce’ye ve ekibine anlatmamı öneriyordu. Gazetecinin böyle bir görevi yok. Gazeteci sözünü söyler, yorumunu yapar, haberini yapar. Ondan isteyen istediği gibi istifade eder ya da etmez. Bu tamamen onların bileceği bir iştir. Gazetecinin siyasetçiye danışmanlık yapmak gibi bir perspektifi yoktur. O mesafe çok önemli, haber kaynağıyla gazetecinin mesafesi çok önemli.
Burada tabii şöyle bir akıl yürütme var: İşte bu seçim çok önemli, doğru. Ben gazeteci olarak iktidarın yakınında ya da o meşhur deyimle “yandaş” olan bir gazeteci değilim. Ve muhalefetin önde gelen adayı hakkında birtakım eleştiriler söylüyorum. Dolayısıyla benim onunla beraber bunu ona bizzat anlatmam doğru olandır gibi bir mantık var. Bu mantığın doğru bir mantık olduğunu sanmıyorum. Ama tabii ki gazeteci siyasetçiler de dahil olmak üzere haber kaynaklarıyla sadece yazılmak kaydıyla görüşmez. “Off the record” olarak tabir edilen, yazılmamak kaydıyla da görüşmeler yapabilir. Ve bu görüşmeler daha sonra yapacağı haberlerde ya da yapacağı yorumlarda onun için malzeme olur. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Şu âna kadar zaten Muharrem İnce’yle herhangi bir şekilde karşılaşma, konuşma imkânım zaten olmadı. Gazeteci olarak olmadı. Gazeteci olarak yapmaya çalıştım, ama olmadı; bir şekilde yanındaki birtakım isimlere ulaştım. Ancak kendisiyle bir temasım olmadı. Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Burada Medyascope’ta cumhurbaşkanı adaylarıyla, özellikle muhalefetin cumhurbaşkanı adaylarıyla burada yayın yapmak istiyoruz. Bunlardan birisi de Muharrem İnce. Ancak şu âna kadar görüldüğü kadarıyla herhalde bu yayın gerçekleşmeyecek. Umarım yanılıyorumdur ve umarım bize böyle bir imkânı, bize ve Medyascope takipçilerine verir.

2015 Haziranı-2018 Haziranı
Bu parantezi kapattıktan sonra, kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Benim burada tuzak diye bahsettiğim hususu tekrar uzun uzun anlatmak çok gerekli değil. Ancak şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Dünkü yayında da bunu yapmaya çalıştım aslında birazcık. Bu seçim Tayyip Erdoğan için çok kritik bir seçim. Türkiye için çok kritik, ama Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı için de çok kritik bir seçim. Haziran seçimlerinde, daha önceki genel seçimlerde AKP’nin tek başına iktidar olamaması bir anlamda sürprizdi. Çok üzerinde konuşulan bir şey değildi. Bir anlamda sürprizdi. Daha sonra Erdoğan biliyorsunuz bunu Kasım seçimleriyle telafi etti. Ama Haziran’dan Kasım’a kadar ülke çok büyük bir gerginlik, terör gerginliği özellikle yaşadı. Ve onun sonrasında Erdoğan durumu Kasım’daki yeni seçimle toparlayabildi. Ama aslında Türkiye’nin kaderi orada, 2015’in Haziran ayında belli olmuştu. Artık AKP’nin ve Erdoğan iktidarının Türkiye’yi daha fazla taşıyamayacağı çıkmıştı.
O zamandan bu zamana yaşanan seçimler –ki referandum da dahil buna–, hepsi zorlama hususlar ve bir tür uzatmayı oynuyor AKP ve Erdoğan. Haziran’da görülmeyenin bu seçimde net bir şekilde görüldüğü kanısındayım. Bu seçim gerçekten Erdoğan’ın çok zorda olduğu, hiçbir şey söyleyemediği, hiçbir vizyon sunamadığı, strateji geliştiremediği, geliştirdiğini sandığı stratejilerin kısa süre içerisinde etkisiz kaldığı bir seçim oluyor. Ve öte yandan Erdoğan’ın AKP iktidara geldiğinden bu yana yaşanan seçimlerin hiçbirinde görmediğimiz ölçüde bir seçim ekonomisi uyguladığını görüyoruz. Aflar, imar affı, öğrenci affı, varlık affı gibi, emekliye ikramiye gibi hususlar, seçimden sonraya bedelli sözü vermek gibi hususlar. Bütün bunları da görüyoruz.

Kandil’e operasyon
Bir yandan da Kandil’e operasyon gibi bir ihtimali sürekli sıcak tutuyor. Her an olabilecekmiş gibi gösteriyor — ki olabilir de. O operasyon ne derece etkili olur, o ayrı. Ama bütün bunlara eklenen başka hususlar da var. Örneğin Nakşibendiler başta olmak üzere Türkiye’deki bazı İslamî cemaatlerin kendi var oluşlarını riske atarak, aleni bir şekilde Erdoğan’a destek açıklamaları yapması; Erdoğan’ın ve birtakım sözcülerin değişik zamanlarda yaptıkları açıklamalarda kaybetme ihtimalini doğrudan ya da dolaylı olarak gösteren, dışa vuran sözler kullanmaları; en son bir başdanışmanın söylediği, TBMM’de Millet İttifakı’nın çoğunluğu alması durumunda yeni bir seçime gidilebileceği sözü, aslında Meclis’te Cumhur İttifakı’nın yani AKP, MHP ve BBP’nin çoğunluk alma ihtimalinin iktidar kanadı tarafından da çok yüksek görülmediğini gösteriyor.
Şimdi böyle bir ortamda ve ekonomik anlamda çok ciddi bir sıkıntılı bir dönemde giriliyor bu seçime. Bugün de Merkez Bankası bir faiz artırımı yaptı. Bir hafta içerisinde Merkez Bankası’nın faiz artırımı, biraz önce Yalçın Karatepe’nin de burada yayında belirttiği gibi, yüzde 120’yi aşan bir faiz artırımı var — ki bu ülkeyi yöneten Tayyip Erdoğan’ın en önemli iddiasının da faizle mücadele olduğunu biliyoruz. Buna rağmen mecbur kalmış, bir hafta içerisinde bu kadar faiz artırımına gitmek zorunda kalmış bir siyasî iktidar var. Böyle bir ortamda girilen seçimde aslında bu iktidarın objektif durumlara baktığımız zaman –gerek dış politika, ama esas olarak öncelikle ekonomi, hukuk devleti, demokrasi, insan hakları gibi hususlarda, Avrupa Birliği ile ilişkiler, Batı’yla ilişkiler, bütün bunların hepsinde– açıkçası dökülen bir siyasî iktidar var. Krizini çözemeyen bir siyasî iktidar var. Bunları dile getirip, bunlara çözüm önerileri getirebilecek adayların, özellikle de CHP adayının olayı –nasıl söyleyeyim?– kişisel bir yarışa döktüğünü ve en son Tayyip Erdoğan, biliyorsunuz, “Bay Muharrem”e çevirdi işi, birbirlerinin videolarını multivizyon olarak mitinglerde yayınladıklarını falan görüyoruz. Muhakkak ki muhalefet adayları, özellikle Muharrem İnce birtakım çözüm önerileri, birtakım ekonomiyle ilgili, eğitimle ilgili, hukuk devletiyle ilgili birtakım vaatler, perspektifler sunuyorlar. Ama esas olarak bakıldığı zaman akılda bu polemikler kalıyor. Diplomaydı, vs.’ydi, şuydu buydu.

Tuzak tam anlamıyla gerçekleşti
On gün önce tuzağa düşmekte demiştim. Bir süredir bu tuzağın tam anlamıyla gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorum. Bu saatten sonra bundan vazgeçilir mi, emin değilim. Çünkü bu yapılanın aslında doğru olduğu fikri; anladığım kadarıyla muhalefetin, özellikle CHP’nin ve Muharrem İnce’nin ve ekibinin böyle bir düşüncesi var. Buna destek veren benim de çok yakın arkadaşlarım olan gazeteciler de var. Bu perspektifte olan Kadri Gürsel –ki burada iki ayrı kere bunu dile getirdi–, biz de sık sık paylaştık. Kemal Can büyük ölçüde, tam Kadri kadar olmasa da bunu söylüyor. Başkaları da söylüyor. Ama ben açıkçası bu fikrimden vazgeçmiş değilim, hatta daha da güçlenmiş olduğunu düşünüyorum. Ancak şöyle bir husus var: Türkiye’de yaşanan bu kutuplaşma, Türkiye’deki iktidar ve muhalefet arasında hiçbir temasın kalmamış olması, dolayısıyla toplumun içerisinde de bunun çok ciddi bir şekilde kutuplaşmaya gitmiş olması nedeniyle insanlar sadece duymak istediklerini bekliyorlar sizden, gazetecilerden vs.’den. Hele sizi bir yere koyuyorlarsa, mesela kendilerinden görüyorlarsa, kendilerinin duymak istediği, yani benden duymak istedikleri, Muharrem İnce’nin övgüsü herhalde, takdir edilmesi.
Şunu açık söyleyeyim: Böyle kişisel bir meselem yok. Gerçekten doğru olduğunu düşünseydim, başından itibaren doğru olduğunu söylerdim. Doğru olmadığını söylemem neye yarıyor, bunu bilmiyorum. Ama belli bir aşamadan sonra, özellikle onun çizgisinin doğru olduğunu söyleyenlerin daha fazla öne çıkmasıyla beraber, bu sefer başka türlü yorumlar gelmeye başladı ve insanlar bir şekilde aslında benim gibi insanların, benim gibi menfi düşünenlerin çok da fazla sesini çıkarmamalarını talep ediyorlar. Bu çok ince bir nokta gerçekten. Gazetecilik zaten zor bir meslek. Türkiye’de basın özgürlüğü vs., böyle şeyler yok. Ama öte yandan izleyiciyle ya da okuyucuyla ya da takipçiyle kurduğunuz ilişkide de çok sorunlu alanlar var. İşte bunlardan birisini ben yaklaşık on gündür yaşıyorum ve herhalde bu yayından sonra da yaşamaya devam edeceğim.

Muhafazakârlara mesajlar
Şöyle bir perspektif var – ki çok söyleyen oluyor artık son günlerde: “Tamam beğenmiyorsun, ama sus. İşte moralimizi bozma, çünkü bu sefer oluyor” gibi bir yaklaşım var. Olan nedir? Muharrem İnce’nin mitingleri çok coşkulu, çok kalabalık. Gerçekten işte orada zeybek de oynuyor, vs. de oluyor. Çok popüler anlamda ilgi de görüyor. Ancak buradaki husus şu — ilk yayında da bunu söylemiştim: Muharrem İnce kimleri mobilize ediyor, harekete geçiriyor? Zaten CHP’ye oy veren insanları harekete geçirdiğine ben de katılıyorum. Büyük ölçüde onlara bir umut verdiğine ben de katılıyorum. Ama bunun ötesindeki kesimlerin, daha önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş ya da AKP’ye oy vermeyi düşünen kesimlerin bu sefer kendisine yönelmesini sağlayabilecek ne tür açılımlar yapıyor? Bu noktada takdir etmek lazım, özellikle muhafazakâr kesimle Muharrem İnce’nin herhangi bir sorunu olmadığını, kendi hayatından verdiği örneklerle çok sık görüyoruz. Bazıları beğenmiyor, namaz kılıyor olması, işlerine besmeleyle başlıyor olması, ailesindeki başörtülülerden bahsediyor olması falan, bence bunlar yanlış şeyler değil. Doğru şeyler. Ama bunun ötesinde bir perspektifi koyabilmesi gerekiyor. Bence o perspektif, koysa da, Erdoğan’la yaptığı atışmaların, laf yetiştirmelerin vs.’lerin gerisinde kalıyor. Bu yaklaşımın AKP’ye oy vermiş kesimlerin aklını çelebileceği konusunda çok ciddi şüphelerim var. Bu şüphelerim giderek artıyor.

Mitingler yeter mi?
Bir diğer husus şu: Eğer ikinci tura kalırsa, şu anda var olan Millet İttifakı’nı oluşturan unsurlarü yani Meral Akşener’e ve Temel Karamollaoğlu’na ilk turda oy vermiş olan kesimler, ikinci turda Muharrem İnce’ye oy verir mi? Dün Meral Akşener FOX TV’de tereddütsüz bir şekilde kendisinin ikinci tura kalamaması durumunda Muharrem İnce için çalışacağını beyan etti. Bu son zamanlarda insanların en çok merak ettikleri hususlardan birisiydi. Açık bir şekilde bunu söyledi. Şimdiki aşamada bu muhalefet adaylarının her ne kadar bir yarışta olsalar da aslında birlikte olduklarını göstermeleri gibi bir husus var. Bugün izleyenler olmuştur. CHP milletvekili ve adayı İlhan Kesici ile yaptığım yayında da İlhan Kesici de bu fotoğrafın bir an önce verilmesi gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımda olan çok sayıda kişi olduğunu da biliyorum. Bunların hepsinin üst üste bir şekilde konulması gerekiyor. Ve zaman giderek daralıyor. Burada insanların Muharrem İnce’nin yaptığı gerçekten rekor bir şekilde günde üç miting vs., oradan oraya, oradan oraya. Bir de bir günde gittiği yerlerin coğrafi olarak bazen birbirine çok uzak yerler olduğunu görüyoruz. Tabii ki küçük bir özel uçak kiralamış, onunla yapıyor; ama bunun ne derece yorucu olabileceğini tabii ki takdir etmek lazım. Ama bir yerden sonra bu iş mitinglerle, tek başına mitinglerle olabilecek bir işmiş gibi gelmiyor. Bir gazeteci olarak, mitingleri çok severim, çok da takip etmişimdir. Bu sene seçimlerde pek böyle bir imkân olamadı. Ama daha önce gazetelerde çalıştığım dönemlerde sayısız miting izledim. Bunların özellikle biz gazeteciler için nabız tutmada çok fonksiyonel olduğunu düşünüyorum. Siyasetçiler için de böyle.
Ama bu çağda mitingler bir yere kadar. Onun ötesinde reklam kampanyaları, sosyal medya kullanımları vs., öne çıkarılan temalar, bunların dolaşımı gibi hususların hepsini beraber düşünmek gerekiyor. Bu anlamda baktığımız zaman AKP’nin gerçekten reklam kampanyasının, seçtiği sloganların vs.’nin tam bir fiyasko olduğu kanısındayım. Özellikle Erol Olçok’un 15 Temmuz’da Boğaz Köprüsü’nde katledilmesi, şehit edilmesinin bunda etkisi olduğu da muhakkak. Çünkü Erol –benim de arkadaşımdı, kendisini rahmetle anıyorum bir kere daha– AKP’nin ilk ânından itibaren onun kampanyalarını büyük ölçüde altında imzası olan bir kişiydi. Çok yaratıcı bir kişiydi. Şimdiki kampanyalara baktığım zaman gerçekten o önceki yıllarda yapılanların çok gerisinde, çok basit şeyler olduğunu görüyorum — gerek videolar, gerek sloganlar. Tabii burada sadece reklam şirketi ve bunu yapan Erol Olçok ya da onun yerini alan kişiler meselesi değil, esas mesele tabii ki AKP’nin ve Erdoğan’ın söyleyecek lafının kalmamış olması. Artık vizyonlarının duvara toslamış olması; ya da doğru olmayabilir bu tabir, ya da artık tükenmiş olması. İşte böyle bir fırsatla, AKP’nin bu kadar etkisiz olduğu, Erdoğan’ın doğru dürüst bir seçim stratejisi belirleyemediği, kimi zaman sert, kimi zaman yumuşak, çok gaf yapan bir stratejisini görüyoruz. Aslında bir strateji yok ortada.

İnce, kendisine mesafeli kesimleri etkileyebiliyor mu?
Böyle bir ortamda, muhalefetin ve özellikle de öne çıkan isim olan Muharrem İnce’nin çok daha yaratıcı, bu fırsatları çok daha iyi değerlendirebilecek çıkışlar, taktikler, sloganlar, söylemler, vizyonlar üretebilmesini beklerdim. Ama bunun yerine daha çok bir atışmanın öne çıktığı bir olayla karşı karşıyayız. Bundan tabii ki memnun olan insanlar var ve ben de buna zaten yayının başlığına koyduğumuz gibi, “Muhalifin muhalife propagandası” adını takıyorum. Bu Çetin Altan’ın meşhur “Türk’ün Türk’e propagandası” lafından mülhem bir laf. İnsanlar kendi dünyaları içerisinde sadece kendileri gibi olan insanlarla beraber Muharrem İnce’nin televizyon performanslarını, miting performanslarını çok başarılı buluyor olabilirler. Ancak bunun Muharrem İnce’ye mesafeli kesimlerde nasıl etki yaptığını da kontrol etmeleri kaydıyla. Şu haliyle benim gördüğüm kadarıyla bir memnuniyet var, bir tekrar umutlanma olayı var. Ama bunun yanıltıcı olabileceği kanısındayım. Ve gördüğüm kadarıyla da bu durumdan Tayyip Erdoğan çok fazla şikâyetçi değil. Bu saatten sonra bu değişir mi? Sanmıyorum. Ama bir gazeteci olarak bunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Bunu en azından kayda geçirmek istiyorum.

Erdoğan’ın şu âna kadar söylemediği ne kalmış olabilir?
Özetleyecek olursam, Erdoğan 2015 Haziran’ında yaşadığı kaybın çok daha fazlasını bu seçimlerde yaşayabilecek durumda. Elinden pek bir şey gelmiyor. Gündemi belirleyemiyor. Televizyonlara çıkıyor sürekli, insanlar kendisini izlemiyor. Meral Akşener çıktığı zaman onun dört beş katı fazla reyting yapabiliyor. Nitekim dün Muğla’da yanılmıyorsam bu gece çıkacağı yayın için “Şu âna kadar hiç söylemediğim şeyleri söyleyeceğim” diye önceden bir reklam yaptı. Reytingi artırmak için yapıyor olabilir. Erdoğan’ın şu âna kadar söylemediği ne kalmış olabilir, açıkçası emin değilim. Ama olmuyor. Çok sürpriz şeyler söylese de bunun etkisinin çok fazla uzun olacağını sanmıyorum. Belki Kemal Can’ın bugün yazdığı gibi, herkes ondan son anda bir hamle, seçimin gidişatını değiştirebilecek bir hamle bekliyor olabilir. Bence böyle bir hamle yapamaz. Belki hazırlık yapıyordur, saklıyordur. Ama bunların bir etkisi olacağını sanmıyorum.
Böyle elverişli bir ortamda çok eski, bildiğimiz polemikle laf yarıştırarak yapılan, bunu temel alan bir seçim kampanyasının açıkçası bu muazzam fırsatların bir anlamıyla tepilmesi olarak geliyor bana. Tabii ki kimin haklı olduğunu sandık bize gösterecek. Ancak bunu tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Böyle bir fırsat bir daha gelir mi muhalefetin eline, çok emin değilim. Ve göz göre göre bence bu fırsat kaçırılıyor. Bakalım, yanılırsam da, yanlış çıkarsam da burada yine çıkar, başta Muharrem İnce olmak üzere onun yaptığının doğru olduğunu düşünen kişilerden de açıkça özür diler, kendi eleştirimi yani özeleştirimi de yaparım. Ama gördüğüm kadarıyla bu durum pek değişeceğe benzemiyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
10.10.2018 Transatlantik: Cemal Kaşıkçı olayı, Rahip Brunson davası & İdlib’de son durum
09.10.2018 Bahçeli-Akşener geriliminin anlamı
08.10.2018 Reisçilerin krizi derinleşiyor
04.10.2018 Erdoğan “AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” derken haklı mı?
04.10.2018 Transatlantik: Erdoğan ve Batı, Ankara’nın McKinsey tercihi, Yargıç Kavanaugh krizi & Suriye’nin geleceği
03.10.2018 Birilerini affederken başkalarını idam etmek isteyenler
28.09.2018 Erdoğan Batı’ya, Batı Erdoğan’a karşı mı?
27.09.2018 Türkiye’de misyonerlik ve Rahip Brunson olayı
26.09.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, BM Zirvesi, İran’da Ahvaz saldırısı & Suriye’ye verilecek S-300’ler
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı