Mehmet Bekaroğlu: Hem İslamcı, hem solcu

15.09.2007 Vatan

 
Vatan Gazetesi Kitap Eki
 
1980’li yıllarda Trabzon, ülke çapında yaşanan İslami hareketin yükselişinden epey pay alıyordu. Aynı dönemde Trabzon’da epey etkili ve nitelikli bir İslamcı entelijansiya da gelişti. RP ile mesafeli bir ilişkileri olan bu İslamcı aydınlar başta sol olmak üzere kendilerinden olmayan kesimlere şaşırtıcı bir şekilde açıktılar. İşte böyle bir atmosferde adını duyuran KTÜ öğretim üyesi Mehmet Bekaroğlu, 1999 seçimlerinde FP’den Rize Milletvekili seçildi. Hemen parti yönetimine giren Prof. Bekaroğlu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndaki çalışmalarıyla kalıcı izler bıraktı.
Prof. Bekaroğlu, FP içindeki rekabette, beklenenin aksine “yenilikçi” kanatla birlikte hareket etmedi. Doç. Numan Kurtulmuş, Bahri Zengin gibi isimlerle birlikte yenilikçilere zor anlar yaşattılar. Yakın zamanda Ertuğrul Günay ile “Müslüman sol” olarak tanımlanan yeni bir girişim başlatan Prof. Bekaroğlu, Günay ve bazı arkadaşlarının AKP’ye geçmeleriyle yine yalnız kaldı.
Biz de Prof. Bekaroğlu ile FP ve Saadet Partisi deneyimini anlattığı “Siyasetin Sonu: ‘Adil Düzen’den ‘Dünya Gerçekleri’ne” kitabını ve AKP’yi tartıştık:  
 
SP’de Numan Kurtulmuş ile birlikte hareket ediyordunuz. O SP’de kaldı, siz ayrıldınız. Neden?
 
Bekaroğlu: Numan Bey eskiden beri bu hareketin içinde. Hem duygusal, hem ailevi bağları var. Yine de kendisini anlayamıyorum. Zaten kitapta da onun hakkındaki görüşlerimi söyledim. Aslında Numan Bey ve bazı başka arkadaşlarla birlikte hareket ediyorduk, birbirimize söz vermiştik. Peşpeşe ayrılacaktık. Ben istifa ettim, o etmedi. Sonra da ne oldu, bilmiyorum. Kulağıma gelen şeyler var, ama neden kaldığını bilemiyorum. Peki ben niye ayrıldım? RP, FP ve SP’deki o dilin, duruşun, siyaset tarzının artık iş görmediği açık ve net bir şekilde ortaya çıktı. Aslında 1990’lardan sonra biz uzatmaları oynadık. Yerel ve merkezi iktidarları kazanmış olduğumuz için bu tıkanıklıkları fark etmemiştik. Ancak 28 Şubat’ta fark edebildik. Aslında genel olarak RP’nin itirazları doğruydu, hâlâ çok doğru şeyler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak RP Soğuk Savaş’ın dilini kullanıyordu, bu bir dönem iş görmüş olabilir, ama 90’lardaki uzatmalardan sonra bitti. Ben bu eleştirilerimi Erbakan Hoca başta olmak üzere herkese anlattım. Uzun süre mücadele ettikten sonra daha fazla yol alınamayacağını gördüm ve ayrıldım.
 
Siz Milli Görüş kökenli değilsiniz. Ama daha sonradan AKP’yi kuracak olan yenilikçiler genç yaştan beri bu hareketin içinde yoğrulmuşlardı. Siz onlarla çok mücadele ediniz. Gerek onlar, gerek sonradan SP’de kalanlar size “sana ne oluyor?” demediler mi? Yabancı muamelesi yapmadılar mı?
 
Bekaroğlu: Çok fazla yabancı muamelesi yaptıklarını söyleyemem. Yenilikçiler gittikten sonra SP’de bu dünyanın dilini konuşan çok fazla adam kalmamıştı, o yüzden bana katlandılar. Hatta bana sık sık “neden yenilikçilerle birlikte olmadın?” diye sorulmuştur. Bunun cevabını kitapta verdim, özetlemeye çalışayım: Ben RP’de yoktum, FP’de dahil oldum. Benim amacım ideolojiden ziyade artık işe yaramayan o dilin bırakılması, ama bu arada o geleneğin, Müslümanlığın da yeniden okunmasıydı. Bu okumanın da mutlaka ve mutlaka özgürlükçü bir yaklaşımla yapılması gerektiğini savunmadım. Bunun sonucunda yeni bir dil yaratabiliri ve bugünkü dünyanın ihtiyaçlarına cevap verebilirdik. Yenilikçi arkadaşlarsa “bizi iktidar yapmıyorlar, gelsek de bırakmıyorlar. Dünya gerçeklerine göre hareket edelim ve iktidarda kalalım” diyorlardı. Bu bana göre çok revizyonist ve fırsatçı bir yaklaşımdı.
 
FP Kongresi sürecinde yenilikçilerle aranızda epey bir gerginlik olmuştu…
 
Bekaroğlu: Evet, onlar Numan Kurtulmuş, Bahri Zengin ve benim gibi bugünün dilini konuşan insanlardan korktular. Oğuzhan Asiltürk’ten korkmadılar. Hatta Asiltürk onların varlık nedeniydi, onları yaşatan şeydi. Oğuzhan Bey konuştukça güçlendiler. Ama dünyayla bağlantı kurabilen bizim gibi insanların karşı safta olmasını istemiyorlardı.
 
Kurtulmuş’u AKP’ye çağırdılar, ama gitmedi. Sizi çağırdılar mı?
 
Bekaroğlu: Direkt olarak çağırmadılar. Daha sonra da “Yeni Siyaset Girişimi” adındaki grubumuzla AKP arasında temaslar başlayınca ben tavrımı koydum. Ertuğrul Günay ve onunla hareket edenlere yanlış yaptıklarını söyledim. Daha başında devre dışı kaldığım için beni davet etmediler.
 
Dönem dönem birlikte hareket ettiğiniz kişileri hep çağırmışlar, bir siz yoksunuz. Bunun özel bir nedeni mi var?
 
Bekaroğlu: Bunu çok kişi zaman zaman soruyor. Siyaset yapmanın binbir türlü şekli var. Benim gibi siyasetçiler bunun ancak 2-3 türünü biliyor. İlkelerim, tercihlerim yanlış olabilir ama onların yanlış oldukları anlaşılana kadar çok ısrar ederim. Günay ve arkadaşlarına çok inanmıştım. Birbirimize söz vermiş, birlikte yemin içmiştik. Türkiye’de solun yeniden tanımlanmasıyla ilgili çok farklı şeyler yapacağız, çığır açacağız diyorduk. Ben bunlara hep inandım. Arkadaşlar da önce inanıyormuş, sonra başka bir şey olmuş herhalde, çünkü çok rahat gittiler. Ben de şaştım.
 
Kimleri kastediyorsunuz?
 
Bekaroğlu: Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga, Erdal Kalkan, İbrahim Yiğit… Bunlar bizim deklarasyona imza atan, birlikte çalıştığımız kişilerdi. Şimdi hepsi AKP milletvekili oldu.
 
Onlar gittikten sonra bu iş bitti mi?
 
Bekaroğlu: Onlar gittikten sonra çok yara aldı tabii ki. Görüşler, ideoloji önemlidir ama kişiler de önemlidir. Dışardan yapılan benzetmeyle “Müslüman sol” bir hareketi taşıyacak kişiler önemliydi. Bu hareket birkaç kişinin adıyla anılıyordu. Bu bakımdan Ertuğrul Günay’ın gitmesi çok ciddi bir eksikliktir. Ancak toparlanacağız, tatilin bitmesinden sonra toplantılara yeniden başlayacağız. Çünkü bu görüşün doğru olduğuna inanıyorum. Türkiye 24 Ocak 1980’den bu yana neo-liberal politikaları, bazen yırtarak, yağmalayarak hayata geçiriyor. Bu da hem ülkenin ekonomik kaynaklarını, hem de değerlerini bozuyor. Buna verilecek cevap sol bir cevaptır. Solun adalet, özgürlük, merhamet gibi kavramlarına yeniden sarılıp yeniden yorumlamalıyız. Böyle bir alanda siyasetin mümkün, hatta zorunlu olduğuna inanıyorum.
 
Günay’ın bugüne kadarki performansını nasıl buluyorsunuz?
 
Bekaroğlu: Bugüne kadar belli bir performansını görmedim. O kendisini çok iyi yetiştirmiş, önemli bir siyasetçidir. Ama şaştığım bir şey var: Sayın Günay solun teorik konularda gelişmiş bir ismi değildi, fakat parti içi demokrasi konusundaki mücadelesiyle sembolleşmiş biriydi. Fakat bakıyoruz “Sayın Başbakan beni listede arkasından ikinci sıraya yazdı, minnettarım” diye açıklama yapabiliyor. Saçlarım da yok ki yolayım! Buna şaşıyorum ve üzülüyorum.
 
Bakanlığı konusunda ne diyorsunuz?
 
Bekaroğlu: Ben TBBMM Başkanlığı veya Başbakan yardımcılığı bekliyordum. Yine de hakkını yemeyelim, daha önceki birçoklarından çok daha iyi Kültür Bakanlığı yapabilir.
 
AKP’nin merkeze taşınma iddiasına inanıyor musunuz? Evetse, seçim öncesi yapılan transferler yeterli mi?
 
Bekaroğlu: Bu amaçla yapıldı bunlar. Ama çok fazla bir şey yaptıklarını sanmıyorum.
 
AKP’nin geleneksel tabanı soldan transferlerde rahatsızlık yaratır mı?
 
Bekaroğlu: Hayır, tam tersine. Çünkü bu taban 28 Şubat’ta çok baskı gördü. Bu nedenle tutunmayı sağlayacak her türlü katkıyı meşru görüyor. 28 Şubat döneminde Erbakan’a da “bir bildiği vardır” diye kredi açılmıştı. Bu transferlerle AKP kendi tabanına moral veriyor.
 
Bu partilerden bağımsız olarak bir İslami hareket var mı?
 
Bekaroğlu: 1980 ve 90’larda tüm dünyada ve Türkiye’de bir şeyler söyleyen bir İslami hareket vardı. Dostu, taraftarları ve düşmanları oluyordu. 1990’lardan sonraysa Soğuk Savaş dilini kullanan bu İslamcılık ciddi bir şekilde aşınmıştı. 28 Şubat’la birlikte seçim yoluyla gelme hayalleri de yıkıldı. 11 Eylül’den sonra, senin deyiminle “global 28 Şubat” başladı. Bundan böyle İslamcılık ciddi bir biçimde geri çekildi ve yöntem, tarz değiştirdi. Birincisi, Türkiye’de pek fazla taraftar bulamayan El Kaide tipi İslamcılık. Öte yandan Türkiye’de, “adil düzen”, “İslam dünyasıyla entegrasyon”, “Batı’dan uzaklaşma” gibi iddialarla ayakta durulamayacağı fikri güç kazandı, AKP örneğinde görüldüğü gibi. Öyle büyük bir değişim yaşandı ki Türkiye İslamcıları tam olarak nerede dururlar, onları nasıl tanımlayabiliriz gibi sorulara çok kesin cevaplar veremeyiz. Hele son seçimlerde AKP gerek söylem olarak, gerekse listeleri oluştururken eski İslamcı talepleri kale almadığını bilinçli bir şekilde gösterdi. SP’nin de bu İslamcı talepleri karşılamayacağı anlaşıldığı için orda bir boşluk var. Ama bunun nasıl doldurulabileceğinin cevabını kimsenin tam olarak kestirebildiğini sanmıyorum.
 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı