Kongre arifesinde HDP

09.02.2018 medyascope.tv

9 Şubat 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler! Hafta sonu HDP Kongresi var. Daha önce Selahattin Demirtaş’ın yeniden aday olmayacağını duyurmasının ardından bu konuyu ele almıştım; şimdi kongrenin iki gün öncesinde de tekrardan bazı hususların altını çizmek istiyorum, görüşlerimi aktarmak istiyorum; ama öncelikle şunu söylemek lazım: HDP’ye ve HDP’nin bileşenlerine yönelik operasyonlar son günlerde alabildiğine arttı. Tam kongre öncesinde devlet, kendi dediği gibi birtakım uygulamalar yapıyor, kendince –askerî tabiriyle– bir mıntıka temizliği yapıyor anlaşıldığı kadarıyla. Çok sayıda kişi gözaltına alındı, bu kişilerin tutuklanıp tutuklanmayacaklarını bilmiyoruz; ama bırakılsalar bile, kongreye kadar bırakılacaklar mı? Çok şüpheli. Bu operasyonların kongreyi hedeflediği çok aleni.
Zaten HDP’nin kaderini devlet büyük ölçüde bir süredir doğrudan belirlemeye kalktı. Özellikle Haziran seçimlerinin biraz öncesinden başlayan, Haziran seçimlerinden sonra HDP’ye yönelik olarak çok ciddi bir şekilde devletin bir kampanyası var; baskı kampanyası, sindirme kampanyası var. Kasım seçimlerinden sonra da bu çok daha net bir şekilde ortaya çıktı. Dokunulmazlıkların kaldırılması –ki burada CHP’nin de onay vermiş olmasını unutturmamak lazım, hatırlatmak lazım–, o günden bu yana HDP ve HDP’nin yakınındaki diğer partiler ve kuruluşlara yönelik olarak ve medyaya yönelik olarak, HDP’ye yakın olarak görebileceğimiz medya kuruluşları ve gazetecilere yönelik olarak, belediye başkanlarına yönelik olarak çok ciddi bir devlet operasyonu var, kolay kolay da biteceğe benzemiyor.
Dolayısıyla HDP’yi konuşurken, özellikle de HDP’yi eleştirirken belli bir şekilde insaf sınırları içerisinde kalmak lazım; çünkü HDP bir yerden sonra devlet tarafından köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Dolayısıyla burada HDP’nin özgür bir şekilde, rahat bir şekilde hareket edebildiğini söylemek mümkün değil. Her şey bir yana, HDP’yle özdeşleşmiş bir isim olan ve HDP’nin son dönemdeki çıkışında birinci derece etkili olan Selahattin Demirtaş uzun bir süredir cezaevinde, sesi kısılmış durumda. Böyle bir ortamda HDP kongreye giriyor.

Düşük profilli eş başkanlar
Daha önceki yayında HDP’nin yeni eş genel başkanlarının kimler olacağı konusunda bir öngörüde bulunmuştum. Öngörü değil aslında HDP’den konuştuğum birtakım insanlardan bir eğilim ortaya çıkmıştı, onu aktarmıştım; o da bu sefer kadın eş başkanın Kürt, erkek eş başkanının da Kürt olmayan birisi, soldan birisi olma ihtimalinin yüksek olduğuydu. Nitekim kesinleşti: Pervin Buldan ve Sezai Temelli oluyor, öyle gözüküyor kongrede eş genel başkanlar. Bu isimler tabii ki bir önceki döneme kıyasla daha bir –nasıl söyleyeyim? “Silik” yanlış bir kelime ama– daha düşük profilli isimler. Bir kere Selahattin Demirtaş’a denk gelebilecek bir ismi HDP’nin çıkartmasının zaten mümkün olmadığını biliyorduk. Sezai Temelli isminin seçilmesi, onun ekonomi konularına vâkıf birisi olmasından; zaten eş genel başkan yardımcılarından birisiydi. Partinin içerisinde öteden beri var olan, ama Kürt olmayan, sosyalist hareketten bir isim, sakin birisi, serinkanlı birisi. Dolayısıyla öyle bir ismin seçilmiş olması HDP’nin önümüzdeki dönemde daha sakin, serinkanlı bir şekilde, heyecana kapılmadan ve tüm Türkiye’ye hitap edecek bir dili tutturmak istediğini gösteriyor.
Pervin Buldan da Kürt siyasî hareketinde çok öteden beri var olan, ailecek var olan, bir anlamda sembolik önemi de olan bir isim. Parti içerisinde önemli görevler üstlenmiş birisi; ama o da genellikle daha serinkanlı, sakin kişiliğiyle bilinen birisi. Yani Buldan ve Temelli’yle birlikte HDP, daha temkinli gidecek, bunu anlıyoruz; ama HDP’nin temkinli gitmek istemesi tek başına belirleyici olamayacak, çünkü devletten gelen baskılar süreceğe benziyor. Tabii bu baskıların Suriye’de yaşananlarla da çok doğrudan alâkası var; Suriye’de Afrin Harekâtı’yla da çok doğrudan alâkası var — ki Afrin ve sonrasıyla da alâkası var. Dolayısıyla HDP bir anlamda kendi gündemini kendi belirlemekten uzun zamandan beri mahrum olan, bunu yapamayan, yapmak istese de tam olarak başaramayan bir parti olarak yoluna devam edeceğe benziyor ve olabildiğince az hasarla yola devam etmeyi hedefleyeceği benziyor.
HDP’nin içerisinde kongre öncesinde çok ciddi tartışmalar yapıldığını duyuyoruz, görüyoruz; ancak bu tartışmaları dışarıya birebir yansıtmadıklarını da tahmin etmek çok mümkün, çünkü dışarıda zaten bu partiye yönelik olarak her türlü –nasıl söyleyeyim?– yanlışı, eksiği bir avcı gibi bekleyenler var ve bunları hemen kriminalize edenler var. Parti içerisindeki tartışmaların dışarı birebir yansıması durumunda bunların kullanılmak istemesinden kaygılanıyor olduklarını da düşünmek lazım. Bu da çok haksız pozisyon olmaz.

Normal şartlarda HDP’nin şansı
Burada bir hususun altını özellikle çizmek lazım: Medya HDP’ye karşı tam bir ilgisizlik içerisinde, aleyhine durumlar dışında hiçbir şekilde gündeme getirilmeyen bir parti durumunda; ama Haziran seçimi öncesinde böyle değildi, bunu hatırlıyoruz. Medyanın bir şekilde ilgilenmesi halinde –daha doğrusu, normal bir ortamda–, bir de Selahattin Demirtaş’ın liderliğindeki HDP’nin Türkiye’de nasıl bir çıkış yapabildiğini görmüştük. Şu anda o tarihteki imkânların neredeyse hepsini kaybetmiş bir partiyle karşı karşıyayız; ancak şunu vurgulamak lazım: Yaşadığı bütün sorunlara rağmen, uğradığı bütün baskılara rağmen, içindeki bütün tartışmalara rağmen bu parti sosyal bir hareketin üzerinde yükselen bir parti, kökleri çok güçlü olan bir parti, çok tarihsel olan bir parti, yılların bir birikimi. Yaklaşık 30 yıldır Türkiye’de yasal siyaset alanında var olan bir geleneğin devamı — ki bu süreçte yaşanan bir yığın parti kapatmalar vs.’ye rağmen, tutuklamalara rağmen, milletvekilliklerinin düşürülmesine rağmen bu hareket bir şekilde yoluna devam edebildi. Dolayısıyla şu anda yaşananların da kalıcı olacağını söylemek mümkün değil.
Bu hareket, adı değişse de, kişiler değişse de, bu hareket bir şekilde yoluna devam edeceğe benziyor. Bu hareketin varlığı, bu tür partilerin varlığı Türkiye’deki Kürt sorununun varlığıyla birebir orantılı ve demokrasi sorununun varlığıyla birebir orantılı. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan bir süreden beri Türkiye’de artık Kürt sorunu diye bir şeyin kalmadığını söylese de bu sorun çok ciddi bir şekilde var ve özellikle bu sorun son yıllarda çok daha ağır bir şekilde kendini gösteriyor. Özellikle değişik adlardaki çözüm süreçleri dönemlerinde elde edilen birtakım kazanımların bir şekilde geri alındığını da görüyoruz. Dolayısıyla bir gerileme de var; yani Kürt sorununun çözümü konusunda ileri adım bir yana, çok ciddi geri adımlar atıldığını biliyoruz. Dolayısıyla bu partinin –adı HDP olur, bugünkü anlamıyla HDP, belki yarın başka bir isimle– sürekli bir zemini var, gerçekçi bir şekilde bakıp bunu kabul etmek lazım. Ama tabii Türkiye’de özellikle son dönemde yaşananlarla beraber, basın ve ifade özgürlüğündeki ağır kısıtlamalarla beraber, sansür ve otosansürle beraber, bunlar çok mümkün olmuyor ya da çok fazla ilgi görmüyor, rahatsızlık yaratıyor; ancak şunu söyleyelim: HDP kendisi istese de, kendisi uğraşsa da yok olabilecek bir parti ve bir hareket değil, böyle bir zemin.

Geçiş dönemi kongresi
Bugün yaşananı, yaşanacak olan kongreyi bir nevi geçiş dönemi kongresi olarak görmek lazım, daha önceki yayında da söylediğimi sanıyorum; aslında HDP’liler bu kongre olmasaydı var olan statükoyla devam etmeyi tercih edebilirlerdi; ama kanunen yapmaları gereken bir kongre bu ve çok da fazla HDP’ye yenilik katma ihtimali olan bir kongre değil. Böyle bir konjonktürde HDP’nin bu kongreyi yapabilecek olmasının bile bir anlamda bir başarı olduğunu söylemek lazım.
Anlaşıldığı kadarıyla operasyonlar son âna kadar, belki de kongre gününe kadar, kongre salonu kapısına kadar da sürebilir böyle bir ortamda. Ama şunu biliyoruz ki bu hareket, bu parti, bu hareketin seçmen tabanı, bu partilerin seçmen tabanı kolay kolay ortadan kaldırılabilecek bir hareket ve siyaset değil. Bunu kabul etmek lazım. Türkiye bu gerçeği kabul ettiği zaman, normal bir şekilde bu hareketin siyaset yapmasına izin verdiği zaman, bu hareketi ve bu partileri daha hakkaniyetli bir şekilde değerlendirme ve eleştirme hakkına sahip olacağız. Şu aşamada bu partiyle ilgili söylenecek çok şey var; özellikle o Güneydoğu’da yaşanan hendekler sürecinde yaptıkları ve yapamadıkları… ve özellikle yapmadıklarıyla çok eleştirilmesi gereken tutumları oldu, davranışları oldu, o tarihlerde değişik vesilelerde bunları şahsen dile getirdim; ama bunların da çok geniş bir şekilde, özgür bir şekilde tartışabildiğini söylemek mümkün değil. İşte o tarihte, özellikle Haziran ve Kasım seçimleri arasındaki süreçte ve Kasım seçimlerinin hemen sonrasındaki süreçte HDP yönetiminin inisiyatifi ele alamaması ya da almak istememesi, bugün çok ağır bir fatura olarak hem partinin kendisine hem de o partinin tabanına devlet tarafından çıkartılmış durumda. Ancak bu sürdürülebilir bir durum değil, çok geçmeden işlerin normalleşeceğini ve Kürt sorununun tekrardan Türkiye’de tüm aktörleriyle normal bir şekilde tekrar tartışılacağını tahmin ediyorum. Bu bir temenni aynı zamanda, ama esas olarak tahmin.
Sürekli söylediğim bir şeyi söylemek istiyorum: Türkiye bu olağanüstülükle çok fazla yürüyebilecek bir ülke değil. Türkiye’nin Kürt sorununu serinkanlı bir şekilde barışçıl yöntemlerle çözme yoluna gitmediği müddetçe bir adım bile ileri gitmesi mümkün değil. Bunu aslında Türkiye’yi yönetenler de çok iyi biliyor, Türkiye’yi dışarıdan takip edenler de çok iyi biliyor, Türkiye içeriden ve dışarıdan karıştırmak isteyenler de çok iyi biliyor. Eğer Türkiye bir dönem yakalamış olduğu sağduyuyu tekrar yakalarsa –ki bu noktada HDP ve bu hareketin içerisinde, bu partinin içerisinde ya da çevresinde yer alanların da sorumlulukları çok büyük–, eğer bu sağduyu yakalanırsa, Türkiye için, herkes için, Türk’üyle Kürt’üyle herkes için çok iyi olacak. Sonuçta bu haftaki kongrenin HDP’ye ve Türkiye’ye çok fazla bir şey getirmesi mümkün değil, ama HDP’yi ve onun temsil ettiği geleneği yok etmenin de mümkün olmadığını tekrar vurgulamak istiyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.05.2018 Cemaatler neden oylarının rengini açıklıyor?
18.05.2018 Filistin sorunu ve Türkiye: Sloganlar ve gerçekler
17.05.2018 Barış Atay-Ahmet Hakan olayı: Gazetecinin haddi, gazeteciliğin sınırları
16.05.2018 Transatlantik: Filistin sorunu, Irak seçimleri, 24 Haziran seçimleri ve ABD, Hakan Atilla davası
15.05.2018 MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya anlattı: “Neden Erdoğan’a oy vermeyeceğim?”
15.05.2018 Meral Akşener ve İyi Parti’nin şansı
14.05.2018 Bir oyunbozan olarak Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi
14.05.2018 “Bıçkın ve Ağlak: Yeni Türkiye’nin Hikayesi”: Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas ile söyleşi
11.05.2018 Edirne’den Hakkari’ye Muharrem İnce
10.05.2018 Hem hükümet oldular hem devlet oldular
21.05.2018 Cemaatler neden oylarının rengini açıklıyor?
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı