İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Ümit Özdağ ile söyleşi

04.06.2018 medyascope.tv

4 Haziran 2018’de medyascope.tv’de İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Ümit Özdağ ile yaptığımız söyleşiyi yayına Şükran Şençekiçer ve Gamze Elvan hazırladı.
 
Merhaba iyi günler, iyi haftalar. İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul 2. Bölge 1. sıra adayı Prof. Ümit Özdağ konuğumuz. Hoşgeldiniz Ümit Bey.
Özdağ: Hoşbulduk.

Geçen hafta da sizi konuk ettik, ama bizim birtakım teknik sorunlarımız nedeniyle verimli bir yayın olamadı. Yayın iyiydi, ama sonrasında izleyicilerimiz teknik sorunlardan şikâyet ettiler. Bunu telafi ediyoruz, tekrar özür diliyoruz.
Özdağ: Estağfurullah!

Nasıl gidiyor?
Özdağ: Türkiye 1950 seçimlerinden daha önemli bir seçimle karşı karşıya; çünkü 1950 seçimlerinde Türkiye’yi demokrasiye götürme kararlılığı içerisinde olan bir iktidar vardı. Bugün ise demokrasinin şekilsel varlığına bile tahammül edemeyen bir iktidar var ve bu iktidarı değiştirecek bir seçime doğru gidiyoruz. Tabii, henüz bir erken gelen seçim olması ve içinden geçtiğimiz süreçle de ilgili olarak, sahada bunun heyecanını görmek mümkün değil. Yani Türkiye henüz bir seçim kampanyası atmosferine girmiş değil; ama iki günden beri kampanya kendisini hızlandırmaya ve hissettirmeye başladı; bunu sahada biz de partililer olarak, siyasetçiler olarak yaşamaya başladık. Sanıyorum bundan sonraki günlerde çok daha yoğunlaşacak, hızlanacak ve son 10 gün bütün siyasî partiler büyük bir atak içerisine girecekler.

Sertleşir mi?
Özdağ: Sertleşebilir tabii. Sertleşebilir, doğru, bu bir ihtimal; ama herkesin elindeki bütün kaynakları ortaya koyduğu bir atmosfer oluşacak. Öte yandan, AKP açısından ve Erdoğan açısından baktığımızda, koyabilecekleri her şeyi, ellerinde olmayan şeyleri de koymaya çalışacaklarını görüyoruz; fakat bir metal yorgunluğu gerçekten kemiklerine kadar oturduğu için AKP’de de ciddi bir ataleti her alanda hissetmek mümkün. Öte yandan Erdoğan, biliyorsunuz çok bağırıp çağırıyordu; birileri kendisine bunun yanlış olduğunu söylemişler, bir dört gün kadar televizyonlardan çekildi, sonra, dört gün sonra geldiğinde daha yumuşak bir tonla geldi; ama halk da biz de Erdoğan’ın aslında tonunun nasıl olduğunu biliyoruz. Son birkaç günlük reklam uyarlaması bunu değiştirmeyecek.

Ümit Bey, şimdi iki tane seçim birden oluyor, apar topar bir seçim; ikisinin de ayrı önemi var. Birisi, cumhurbaşkanlığı deniyor ama başkanlık seçimi; bir diğeri de genel seçim. Sizin tabii ki öne çıkan yönünüz, genel başkanınız Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adayı olması, bir de sizlerin aşağıda ayrıca yürüttüğünüz bir genel seçim kampanyası var. Bunların arasında bütün partiler –bu biraz söz konusu olabilir, özellikle CHP’de genel başkanla aday farklı olduğu için daha fazla olabilir– sizin özelinizde baktığımız zaman; yeni bir partisiniz, daha teşkilatını yeni yeni oturtan, yönetimini de yeni yeni oturtan, söylemini de belki yeni yeni oturtan bir partisiniz. Böyle iki hayatî seçime birden girmek sizi ekstradan zorlamıyor mu? Ve bu iki seçim arasındaki eşgüdümü sağlama konusunda sorunlar yaşıyor musunuz?
Özdağ: Esasen, hatırlayacaksınız, biz kurulur kurulmaz bir erken genel seçim öngördük ve Genel Başkan da bunun 15 Temmuz’da olacağını söyledi. Ondan dolayı İyi Parti bütün çalışmalarını bir erken genel seçim atmosferi üzerine kurdu ve yürüttü. Biz sayın genel başkanımızın Anadolu çıkışlarıyla birlikte –ki 60’ın üzerinde, son altı ayda– zaten seçim kampanyasına başlamıştık; yani bizim için seçim kampanyasıyla partinin kuruluşu paralel süreçlerdi. Bundan dolayı doğrusu ciddi bir seçim baskısını üzerimizde hissetmedik. Bir atalet içerisinde değildik, teşkilatlar dinç, dinamik, zinde, yeni kurulan teşkilatlardı ve bakın bu teşkilatlar daha 1 Nisan’daki 1. Olağanüstü Kongre’de 123 bin kişiyi Ankara’ya getirdi ve cumhuriyet tarihinde düzenlenen en büyük parti kongresini gerçekleştirdi. Zaten, Erdoğan’ın erken genel seçim kararı almasının önemli gerekçelerinden bir tanesi yaşanan ekonomik çöküştür, diğeri de İyi Parti’nin önlemez yükselişidir. Çünkü İyi Parti’ye karşı kurulduğundan beri büyük bir ambargo, büyük bir baskı süreci, kademeli olarak geliştirildi, her alanda önümüze engeller çıkarıldı ve çıkarılmaya devam ediyor; ama bu, İyi Parti’nin gelişmesini engelleyemedi ve sonuç, iktidarı korkutan bir olağanüstü kongrenin gerçekleşmesi oldu. Yani büyük bir mitingden daha büyük bir çalışmaydı bu. Doğrusu biz 40 bin kişiyi hedeflemiştik, 40 bin kişi iyi bir sayıydı. Onun için gelen bir kişiye bir su vermedik, bir gram benzin koymadık arabasına, bu 123 bin kişi Türkiye’nin değişik yerlerinden kalktılar geldiler ve sessiz sakin ama gururlu bir duruşla, bu baskı rejimine, bu anti-demokratik gelişmeye, bu soygun düzenine karşı duruşlarını sergilediler ve dağıldılar. Hayır, özetle bu erken genel seçim bizim için şaşırtıcı olmadı, beklediğimiz şeydi, kendimizi de hazırladığımız şeydi. Öte yandan, haklısınız, Türkiye’de ilk kez böyle seçim oluyor; yani bir Cumhurbaşkanlığı bir de TBMM seçimi. Tabii bizim burada şansımız şu: Genel başkan ve cumhurbaşkanı adayımız aynı kişi; bu da kampanyaların birbirine kolay eklemlenmesini sağlıyor. CHP’de bu biraz daha farklı olabilir; ama biz doğrusu şu âna kadar böyle bir sıkıntı çekmiş değiliz. İstanbul’da propaganda çalışmalarını yönetenlerin başında geliyorum ben — il başkanımızla birlikte zaten partinin, biliyorsunuz, propagandadan sorumlu genel başkan yardımcısıyım. Bütün Türkiye’de şu âna kadar belki hiçbir partinin kullanmadığı bir ortak söylem, dil ve propaganda tekniğiyle çalışıyoruz; ama bunu burada açıklamayacağım.

Peki, burada söylem derken, temel temalarınız nedir? Yani bu seçime İyi Parti esas olarak hangi vaatle ya da iddiayla yürüyor?
Özdağ: Şöyle: Hemen altını çizmek istiyorum: Birincisi, biz normalleşen bir Türkiye istiyoruz; yani her sabah kalktığında kavga eden bir Türkiye istemiyoruz — ki Erdoğan Türkiye’yi ayrıştırdı, biz tekrar bir millet olduğumuzu hatırlamak istiyoruz. İkincisi, parlamenter demokrasiye geri dönmeyi istiyoruz, Türkiye’de hukuk devletini istiyoruz, adaletin tekrar tesis edilmesini istiyoruz. Diyoruz ki: “Adalet devletin temelidir; eğer adaleti ortadan kaldırırsanız, geriye sadece örgütlü şiddet kalıyor. Bu da kabul edilebilir bir şey değildir”. Üçüncüsü, bu devletin bütün imkânlarıyla bir parti-devleti değil; bütün milleti kucaklayan bir devlet olmasını istiyoruz ve parti kartıyla değil, liyakat esasına göre insanlar bu devletten hizmet alsınlar, bu devlet içinde yükselsinler istiyoruz. Dördüncü çıkış noktamız: Ekonomide yeni bir başarı hikâyesi yazmak lazım; bu da bugünkü rezidans ekonomisi, AVM ekonomisi, tüketim ekonomisi gibi borç ekonomisiyle olacak şey değil. Biz burada Türkiye’nin önüne imalat sanayii merkezli öncelikli bir kalkınma ekonomisi modeliyle çıkıyoruz. Bütün kaynakların buna göre şekillenmesi gerektiğini düşünüyoruz, hazırlıklarımızı buna göre yaptık. Ve beşinci çıkış noktamız da dış politikada böyle siyasal mezhepçi, gerçeklerden kopuk, ilkokul bilgisi ve lise heyecanıyla yapılan, sağa sola da “höt höt” deyip ama sonuçta hiçbir sonuç almayan bir dış politika değil; millî çıkar merkezli, gerçekçi, bağırıp çağırmayan, dış politikaları kahvehanelerde veya parti kongrelerinde yapmayıp; büyükelçileri çağırıp, dışişleri bakanlarını çağırıp karşı tarafın, onlarla makûl ama kararlarımızın arkasında ısrarla ve kıskançlıkla durarak yapacağımız bir dış politikadan bahsediyoruz. Özetle; bizim bütün politikalarımızı bu beş ilkede toplayan…

Büyük ölçüde normalleşmeye ve galiba ana…
Özdağ: Tabii! Normalleşme, ekonomik kalkınma, parlamenter demokrasi.

Peki, ilk soruma cevap verirken, “Herkes olanakları ölçüsünde” dediniz. Siz yeni bir partisiniz; hazine yardımı almıyorsunuz. O anlamda olanaklarınız, imkânlarınız, kaynaklarınız herhalde birçok partiye göre kıyaslanamayacak kadar az.
Özdağ: Kesinlikle az, çünkü bir de İyi Parti’ye yönelik baskılar inanılmaz tehdit edici. Bakın Gaziantep’e gitti Genel Başkan, Gaziantep’te Genel Başkan’ın yolunun üzerine çöp kamyonlarının çıkarılmasından tutun, Gaziantepspor’un başkanının atmış olduğu bir tweet var, duydunuz mu bilmiyorum onu.

Yok, görmedim.
Özdağ: Yani bir spor kulübünün başkanı mısın sen, yoksa mahallenin kabadayısı mısın? Kabadayıysan nasıl bir kabadayısın? Twitter’da bir de… bakın bir kulübün başkanının izleyici sayısı 475… Diyor ki, “Gaziantepspor’un fularını herkes takabilir, ama terörist FETÖ’cü Meral Akşener takamaz”.

Bu arada Gaziantepspor herhalde hayatının en kötü dönemini yaşıyor değil mi? O da ayrı bir şey…
Özdağ: Ayrıca sen git kendi işini doğru dürüst yap be adam! Biz bunun hesabını, hukuk devleti içerisinde böyle iftiralar atılmasının hesabını soracağız; ama biz daha sormadan Gaziantep taraftarı kendisi sormuş zaten. Hatta bazıları diyor ki: “Ben Meral Hanım’a oy vermeyeceğim, ama ben Gaziantepspor taraftarıyım; ama başkan, sen de başkanlığını bil, sporla uğraş”.

Peki, o çok gördüğümüz en son örnekti, aslında daha ilk MHP’de kongre sürecinde de sizin başınıza çok iş geldi… Bunlar böyle. Lokal olarak, yerel olarak böyle küçük küçük tatsız haberler alıyor musunuz? Biz çünkü Genel Başkan’ın başına geleni görüyoruz da.
Özdağ: Alıyoruz, saldırılar düzenleniyor ve kimin saldırıların düzenlettiğini, neden düzenlettiğini biliyoruz. Bu saldırılara mümkün olduğunca karşılık vermiyoruz, vermeyeceğiz. Buraya nereden geldik? “Ekonomik durumunuz nasıl partinin?” dediniz. Şimdi böyle baskının olduğu ortamda, iş dünyası korkusuz bir şekilde İyi Parti’ye yardım edebilir mi? Hayır, yardım edemez, edemiyor da, zaten etmiyor da; ama biz küçük kaynaklarla da olsa başarılı bir çalışma yapıyoruz. Televizyonlara çıkartmıyorlar, biz de yürüyoruz sokaklarda, kahvehane kahvehane yürüyoruz, esnaf dolaşıyoruz ve vatandaş da bundan memnun oluyor; kızgınlığını da dile getiriyoruz bu baskılara karşı.
Bu televizyon bahsini özel olarak sormayı düşünüyordum, siz telaffuz ettiğiniz için sorayım: Ben birkaç kere, yaptığım değerlendirmelerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejisinin özellikle başkanlıkta CHP’yle yarışıyor havası vermek ve dolayısıyla onun önünü açıp –çünkü tamamen olmasa bile belli ölçülerde medyayı kontrol ettiği için–, ama, “özellikle Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’nu sanki hiç yarışmıyormuş gibi göstermek” demiştim. Küçük küçük kırılmalar oluyor sanki; ama genel olarak bir…
Özdağ: Büyük bir ambargo var; bakın, gerçekten büyük bir ambargo var. Bu ambargo yeni başlamış bir ambargo değil; İyi Parti’nin kuruluşundan itibaren başlamış ambargo ve düşünün 1 Nisan’da yaptığımız kongrede 123 bin kişinin geldiği o salon ve çevresinde yayın yapan iki televizyon kanalı vardı: Tele1 ve Halk Tv. O sırada meşhur haber kanalları, Papa’nın konuşmasını yayınlıyorlardı — Meral Akşener’in konuştuğu saatlerde. Bu Türkiye’de habercilik adına, gazetecilik adına utanç verici bir şeydir. Onlar penguen kanalları olmaya devam etsinler, biz İyi Parti olarak cesur bir şekilde yayın yapan televizyon kanallarının hangileri olduğunu biliyoruz, onları da tebrik ediyoruz bundan dolayı.

Benim bir gözlemim var: Halk TV ve Sözcü gazetesinin İyi Parti’ye bayağı bir yaklaştığını görüyorum.
Özdağ: Normal yayıncılık yapıyorlar, FOX TV de normal yayıncılık yapıyor; yani bizim yanımızda olan hiçbir televizyon kanalı yok, ama FOX TV sabah ve akşam haberlerinde normal yayıncılık yapıyor, her ülkede olması gereken şeyi yapıyor; ama öbür tarafta tam bir faşist baskı olduğu için, FOX TV’nin yaptığı, Halk TV’nin, Tele1’in yaptığı demokrasi savaşı oluyor. Teşekkür ediyoruz onlara; çünkü onların bunu yapmak için nasıl bedel ödemek durumunda kaldıklarını veya üzerlerinde nasıl bir baskı oluştuğunu görüyoruz.

Bir de şöyle bir husus var, o da bence ambargo: Cumhurbaşkanı Erdoğan, sizin ve partinizin adını hiç telaffuz etmiyor. Etti de ben mi kaçırdım?
Özdağ: Sanıyorum bir defa etti; önemli değil edip etmemesi, biz de onu çok telaffuz etmiyoruz.

Hayır, bunu şey anlamında soruyorum; normalde mesela…
Özdağ: Stratejinin bir parçası, biraz önce söylediniz ya, CHP’yle AKP arasında bir mücadeleymiş gibi ortaya koymak istiyor; ama işin doğrusu anketlere baktığımızda, AKP’den oy alan İyi Parti.

Bunu çok somut olarak görüyor musunuz?
Özdağ: Çok somut tabii, şu anda %7 oy almış durumdayız AKP’den.

7 puan anlamında mı söylüyorsunuz?
Özdağ: 7 puan anlamında, %7’si toplam, yani AKP oyunun %14 ile %15’inden bahsediyoruz. Bu ciddi bir oran ve bunu biz biliyoruz; bunu saray, Erdoğan bilmiyor mu? O da biliyor!

Bu zaten Meral Akşener’in de en çok vurguladığı hususlardan birisi — ki en son bir yazılı röportajda da daha net bir şekilde söylemişti: “İkinci tura Muharrem İnce kalırsa Erdoğan açık arayla kazanıyor, ama ben kalırsam ben kazanıyorum”. Şimdi bu bir durum tespiti ötesinde, sanki öyle bir algı da var –ben öyle algılıyorum– cumhurbaşkanlığı ya da başkanlık seçiminde Meral Akşener’in ve İyi Parti’nin en temel argümanı, sanki muhalefetin, yani Erdoğan’a karşı olan kesimlerin en doğru tercihinin kendisi olduğu. Yanlış mı söylüyorum?
Özdağ: Matematik onu gösteriyor; yani bizim buna yaptığımız, eklediğimiz bir yorum yok, ama Türkiye’deki politik sosyoloji, yıllardan beri solun almış olduğu oyun toplamı ve partilerin siyasal ayrışımı karşımıza böyle bir tablo çıkartıyor. Biz size kendimizi “millî, merkezî” olarak tanımladık. Yani bizim içimizde merkez sağ da var, merkez sol da var, milliyetçi kesim de var, muhafazakâr kesim de var. 1. Meclis ruhunu temsil ettiğimizi düşünüyoruz. Ondan dolayı AKP’ye oy veren seçmen de CHP’ye oy veren seçmen de rahatlıkla İyi Parti’ye gelebiliyor.

Tabii orada hemen soruyorlar, “HDP seçmeni ne olacak?” diye.
Özdağ: Orada ben bir sorun görmüyorum, gerçekten sorun görmüyorum; çünkü bakın, Diyarbakır’da anayasa yok, ama Edirne’de de anayasa yok. Şırnak’ta anayasa yok, Eskişehir’de de anayasa yok. Her iki tarafta da hukuk devleti yok ve biz Güneydoğu Anadolu’ya gittiğimizde insanların sorduğu şey: Anayasa, hukuk devleti ve dönüşümü gerçekleştirebilecek bir siyasal parti. Onun için göreceksiniz bakın ikinci turda Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu’da Meral Akşener Erdoğan’a karşı ezici bir üstünlük sağlayacak.

Peki bugün Akşener ve Kılıçdaroğlu görüşüyor. Tam olarak neyi görüşüyorlar? Bu parlamenter sisteme geçişin yol haritası mı?
Özdağ: Tabii. Artık seçim yaklaşıyor, seçimden sonrasını tasarlamamız lazım. Ertesi gün “Ne yapacağız arkadaşlar? Bir araya gelelim” diye bir şey yanlış olur. Yol haritası üzerinde çalışmak gerekiyor, belirli çerçevelerin oluşması gerekiyor. İktidar değişimi gerçekleşiyor Türkiye’de çünkü. Onun biraz daha detaylı bir yol haritası görüşülecek.

Ama orada şöyle bir şey vardı: Meral Akşener bu çağrıyı yaptığı zaman sanki bir sıkıntı, bir rahatsızlık vardı. Yanlış mı düşünüyorum?
Özdağ: Yo, ben biraz rahatsızlıktan kaynaklandığını değil, öngörmeden kaynaklandığını düşünüyorum.

Mesela Muharrem İnce’nin her konuşmasında iki yıllık bir restorasyon süreci veriyor olması mesela sizi çok…
Özdağ: Bakın bunu Sayın İnce’nin açıklaması üzerinden değil de Türkiye’nin gerçekleri üzerinden değerlendirmek lazım. Zaten yeni bir anayasanın yapılması belli bir vakit alacak. Çat diye hemen ertesi gün bir anayasayla çıkamazsınız. Bu arada Türkiye’nin de mevcut anayasayla, yani referandumda değişmiş anayasayla yönetilmesi gerekiyor. Bunlarda bir itirazımız yok. Bu, iki yıl sürer, bir buçuk yıl sürer, iki buçuk yıl sürer. Onu bugünden öngörmemiz mümkün değil. Ama mümkün olan en kısa zamanda bütün millî iradeyi temsil edecek bir anayasa olması gerekiyor. Göreceksiniz bakın. Erdoğan bu seçimi kaybetsin, parlamenter demokrasiye dönüş için ilk talep Erdoğan’dan gelecek.

Bir anlamda kendi kendine tuzak mı kurdu?
Özdağ: Zaten “Nereden çıktı bu ikinci tur?” diyor. Bu kızgınlığı dile getirdiğini biliyoruz. “Bu iş birinci turda bitmeliydi” şeklinde yaklaştığını biliyoruz. Ama evet, şimdi ortaya böyle bir siyasal profil çıktı.

Şimdi cumhurbaşkanlığını bir kenara bırakıp diğerine geçecek olursak, şimdi böyle hani kendi görüşümü doğrulatmak için söylemek istemiyorum ama, benim görüşüme göre ittifak uygulaması Erdoğan’a getireceğinden çok, sanki… Cumhur İttifakı’ndan çok, sanki Millet İttifakı’nın işine yarayacakmış gibi görüyorum ben. Yanılıyor muyum?
Özdağ: Hayır bunda çok yanılmıyorsunuz. Ayrıca bir şey daha söyleyeyim: Cumhur İttifakı’nda da kazanan –burada siyasetçi olarak konuşmuyorum, siyasetbilimci olarak konuşuyorum– AKP’den çok Devlet Bahçeli oldu.

Onun işine yarayacak.
Özdağ: Onun işine yaradı.

Nasıl yani? Rakam anlamında, milletvekili anlamında mı?
Özdağ: Rakam anlamında da, milletvekili anlamında da yarayacak. Bir defa, Meclis’e girmeyi kesinleştirdi. Bir kısım AKP oyu bize geliyor, İYİ Parti’ye geliyor. Bir kısım da ittifak içerisinde MHP’ye gidiyor.

O zaman, söylediği…
Özdağ: MHP’nin alacağı oyun büyük bir kısmı AKP’den gelen oy olacak. Çünkü MHP’nin çok büyük, ama çok büyük bir oyu zaten İYİ Parti’ye gelmiş durumda.

Yani bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği “münafık” çıkışı o anlamda…
Özdağ: Tabii karşılığı var, anketlerden o da görünüyor. Anketlerdeki oy geçişkenliklerini görüyorsunuz. Daha önce hangi partiye oy verdiniz? Ondan önceki seçimde hangi partiye oy verdiniz? Şimdi hangi partiye oy vermeyi düşünüyorsunuz? Bakıyorsunuz, çaprazı aldığınız zaman geriye doğru takip ediyorsunuz. Şu seçimde bu partiye oy vermeyi düşünen kişi, diğer seçimlerde hangi partiye oy vermiş? Buradan kestirmek mümkün.

Siz siyasetbilimci olduğunuz için ve geçmişte zaten daha siyasete girmeden bu konularda çalışan birisi olarak, biraz farazi bir soru soracağım ama, biliyorsunuz ilk başta konuşulan, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ittifakıydı. Sağda bir ittifak gibi diyelim; ama daha sonra CHP’nin katılımıyla çok farklı bir ittifak oldu. CHP’nin katılımıyla olan ittifakla baktığınız zaman yaptığınız daha önceki şeylerde, araştırmalarda ya da hesaplamalarda CHP, şöyle söyleyeyim, CHP tek giriyor ve siz üç parti birlikte giriyorsunuz seçeneği ile, Millet İttifakı olarak giriyorsunuz seçeneği arasında nasıl bir artış?
Özdağ: Milletvekili sayısı artıyor.

Onu tahmin ediyorum da, çok belirgin bir şekilde mi?
Özdağ: Belirgin artıyor.

Herhalde bunu da hesaplamamışlardır sanki, değil mi?
Özdağ: Bunu da hesaplamamışlardır.

CHP’nin de dahil olacağını…
Özdağ: Bazı şeyleri hesaplamadıkları çok net anlaşıyor. Birincisi, mesela CHP’den 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçişini hiç düşünmemişler.

Orada kesin miydi? Eğer onlar gelmeseydi sizi sokmayacaklar mıydı?
Özdağ: Onu biliyoruz.

Kesin giremeyecektiniz.
Özdağ: Kesin. Hatta nerede konuşulduğunu, toplantıya kimlerin katıldığını da biliyoruz. Ayıp olmasın diye söylemiyoruz.

Yani o 15 milletvekili işi çok değiştirdi yani.
Özdağ: Her şeyi değiştirdi. Yoksa almayacaklardı, bu kesinleşmiş bir karardı. Cumartesi günü kararı aldılar. Pardon, cuma günü CHP’den geçiş belirginleşti. Bu Pazartesi gerçekleşecekti. Fakat cumartesi YSK toplandı, beş beş kaldılar. Toplantıyı pazartesiye ertelediler. Fakat pazar günü aniden toplandılar. Ben televizyonda altyazıda gördüm pazar günü evden çıkıp partiye giderken, YSK toplanıyor diye. İlk aklıma gelen pazartesi toplantısı oldu. Partiye gittim, dedim ki “YSK toplanıyormuş”, pazartesi toplantısı o dediler. Onun üzerine bir gazeteci arkadaşımı aradım. Dedim ki: “Televizyona bir sorar mısın? Bu pazar mı pazartesi toplantısı mı?” On dakika sonra beni aradı, dedi ki bugün toplanıyorlar. Onun üzerine pazar günü içerisinde hızlandırarak elli dakika önce bu 15 milletvekilinin geçişi ve İYİ Parti’nin girişi sağlandı. Elli dakika gecikseydik, toplanıp hayır çıkartacaklardı.

O zaman 15 milletvekili geçse dahi mi giremiyordunuz?
Özdağ: Hayır, şöyle: O zaman bizim için çok önemliydi; çünkü bakın, 9 kişi katıldı pazar toplantısına. Ve bunlardan ikisi buna rağmen hayır dedi. İnanılır gibi değil. Yani artık grubumuz var. Teşkilatımız zaten var. Orada sorun yok. Ama diyorlar ki: “Yargıtay tarafından onaylanmış olmasına rağmen bu yetmez”. Çünkü burada artık ahlaki bir belirleyicilik yok. Yasal bir çerçeve de düşünülmüyor. Burada bir partizan yapı var. Bu partizan yapının 16 Nisan’da nasıl referandumu kirlettiğini gördük. Onun için Sayın Genel Başkan YSK’ye cumhurbaşkanlığı adaylığı için yaptığımız ziyaret sırasında, divanla birlikte YSK başkanına bu konuda görüşlerini çok açık bir şekilde ifade etti.

Ve buradan bir hesabı daha böylece CHP’nin katkısıyla bozmuş oldunuz.
Özdağ: Kesinlikle. Ve birçok kez, birçok yerde CHP’ye bu konuda teşekkür etmeye devam ediyoruz.

Peki şöyle bir şey var: Şimdi, iki seçime giriyoruz. Birisi ikinci tura kalabilir, birisi ilk turda bitiyor. O meşhur husus, ilk turda Cumhur İttifakı, AKP artı MHP, Meclis çoğunluğunu sağlamazsa, sağlayamazsa…
Özdağ: Saray ittifakı yani, AKP artı MHP, Saray ittifakı.

Neyse Cumhur İttifakı diyeyim ben gazeteci olarak, Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu sağlayamaması durumunda, ikinci turda –eğer ikinci tura kalırsa– muhalefetin adayının elinin otomatik olarak…
Özdağ: Çok haklısın. Bir defa bu ağır bir psikolojik darbe olacak. Meclis’te dengeler tamamen değişecek. Ve azınlıkta kalacak. Ondan sonraki 15 gün içerisinde Türkiye’deki psikolojik dengenin, siyasal dengenin nasıl kurulacağı çok açık. Ve bu değişim anlamına geliyor bence, değişimin ilk haberini biz ayın 24’ü akşamı alacağız. 24’ü akşamı derken, şunun da altını çizeyim: 24’ü saat 5’ten saat 11’e kadar hayatî öneme sahip saatlerden geçeceğiz.

Seçim güvenliğini kastediyorsunuz.
Özdağ: Seçim güvenliğini kastediyorum. Biz AKP’ye güvenmiyoruz bu konuda. Sabıkası olduğunu düşünüyoruz. Ve altını tekrar tekrar çizerek söylüyoruz: Seçim sandıklarını ve oyları namusumuzu savunur gibi savunacağız. Namusumuza dokunulursa, birisi kalkarsa namusumuza dokunmaya, sandıklara dokunmaya kalkarsa onu yapacağız.

Peki ikinci tura Muharrem İnce’nin kalması durumunda, Meral Hanım başta olmak üzere siz, tamamen kayıtsız şartsız bir şekilde ikinci turda…
Özdağ: Parlamenter demokrasiyi destekleyen bütün siyasî partiler bu ittifak içerisinde birbirlerine destek olmayı taahhüt ettiler.

O anlamda hiçbir ama, şu bu falan…
Özdağ: Yok hayır. Bu saatten sonra bu şeyler olmaz.

Peki seçmeninizde aynı hassasiyeti net bir şekilde…
Özdağ: Seçmenimizi de o hassasiyete itmeye çalışıyoruz. Zaten büyük bölümünde var ve o noktaya götüreceğiz inşallah.

Peki kaç kişilik bir grup düşünüyorsunuz? Hayaliniz ve realist, araştırmacı Ümit Özdağ’a sorayım, siyasetbilimci.
Özdağ: Böyle bir açıklama yapmam iyi bir siyasetçi olmadığım anlamına gelir.

Tamam o zaman, sormamış olayım.
Özdağ: Siyasetbilimciyim, ama artık siyasetçi de olmaya başladım.

Peki MHP’yle olan meseleniz ne oldu? Artık o defter tamamen kapandı mı? Çünkü MHP’den kopanların partisi meselesi, yani İYİ Parti’den bahsederken artık aklımıza ilk olarak MHP’den gelmek çıkıyor mu?
Özdağ: Çıktı bile aslında diye düşünüyorum. İYİ Parti rüştünü ispat etti. Birçok siyasal kültürden insan bir araya geldi. Burada eski CHP’li de var. Hatta anlatayım size: Bir ilimizde, Çankırı’da partinin ilk kuruluş toplantısı yapılmış. Türk Ocakları başkanı arkadaşım aradı beni. Hocam dedi, partinin kuruluş toplantısına TKP’nin adayı geldi dedi. Ama çok iyi olmuş dedim. Şimdi mesela TKP’nin eski adayı, İYİ Parti’nin kurucu üyeleri arasında, partinin yönetim kurulunda.

Ben daha çok eski Refahçıları anıyorum.
Özdağ: Refahçılardan da var.

Onların hepsi aday oldu mu?
Özdağ: Olanlar da var, olmayanlar da var. Yani birçok siyasetten insanlar geldi. CHP’den geldi, sosyal demokratlar falan geldi. Mesela biliyorsunuz ben teşkilat diyen bir gelenekten geliyorum. Benim için örgütün iki anlamı var: Ya terör örgütü ya gizli örgüt. Şimdi CHP’den gelen arkadaşlar da örgüt diyorlar. Ben de zaman zaman arkadaşlara da bakıyorum, örgütlenirken biz diyoruz, örgütlenme diyoruz. Onlar teşkilat lafını kullanmaya başladılar. Aslında böyle burada bile bir ayrışma vardı fakat biz dedik ki: “Önemli değil, detaylarda ayrılabiliriz; ama ana esaslarda bir araya gelelim”.

Peki son olarak şunu sormak istiyorum: Bölgesel olarak İYİ Parti hangi bölgede daha bir… Şimdi tabii ki her yerde iddianız olduğunu biliyorum ama, daha analitik olarak baktığımız zaman o meşhur büyük şehirler mi? Kıyı şehirleri mi? İç, Doğu Anadolu mu? Karadeniz mi? Ne gözlüyorsunuz?
Özdağ: Bakın; Akdeniz, Gaziantep’ten başlayarak, Hatay, Adana, Mersin, Antalya ve yukarıya çıkan alanda cidden güçlü olduğumuzu düşünüyoruz. Elimizdeki veriler de bunu gösteriyor.

Bu özellikle MHP’nin 90’lı yıllarda ciddi bir çıkış yakalamış olduğu coğrafya.
Özdağ: Bu coğrafya. Fakat İç Anadolu’da son aylarda bizi de hayretlere düşüren –yani olacağını biliyorduk da bu kadar hızlı ve bu kadar yüksek olduğunu bilmiyorduk, öngörmemiştik– çok ciddi bir çıkış yakaladık İç Anadolu bölgesinde. Yani Selçuklu coğrafyası diyelim isterseniz, o coğrafyada ciddi bir çıkış yakaladık. Buralarda çok etkili sonuçlar alacağımızı düşünüyoruz. Ama hemen hemen her yerden, bakın Diyarbakır dahil her yerden milletvekili çıkartacağız.

Diyarbakır dahil her yerden milletvekili. Bayağı bir iddialı. İstanbul, sizin bulunduğunuz yerler nasıl gidiyor?
Özdağ: Ben ikinci bölgedeyim. Zemin çok iyi, bunu görmek lazım. AKP’de bir ciddi çözülme görüyoruz, çok tepkili eski AKP seçmeni. Tabii hiç vazgeçmeyecek olanlar var, normal zaten bu. Bir parti hemen tam anlamıyla çözülmez, oy kaybetmez. Ama ayrılan ciddi bir kitlenin olduğu da gözüküyor. Çünkü tedirginler, bu yönetim şeklinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Suriyeliler meselesi onları haklı olarak çok tedirgin diyor. Mesela biz Suriyeliler meselesinde –genel başkanımız açıkladı– 2019’da inşallah Suriyeli sığınmacılarla Halep’te bayrama kutlayacağız ve Ramazan’da birlikte olacağız diye. Biz burada kesin bir politikayı temsil ediyoruz. Suriyelileri en yakın zamanda kendi ülkelerine dönüş şatlarını oluşturarak, onlara Türkiye’de vatandaşlık değil ama kendi ülkelerinde bir vatan vermeyi öngörüyoruz.

Son demiştim ama, yine sonuncu olsun. Benim gözlemime göre gençlerde bir ilgi, bariz bir ilgi var. Bu yeni bir parti olmanızdan ve Meral Akşener’in kadın…
Özdağ: Çok iyi yakalamışsınız, doğru. Gençlerde müthiş bir oy oranımız var. Özellikle statüko onlar için AKP demek olan bir gençlik kesimi var. Yani doğduğundan beri veya işte kendisini bildiğinden beri Türkiye’yi AKP yönetmiş. Annesi babası AKP’ye oy verse de, bugün de vermekte ısrar etse de, çocuk, genç İYİ Parti diyor. Onun için bu doğru, oy oranımız çok yüksek. Daha da yükseliyor.

Evet, burada noktayı koyalım.
Özdağ: Çok sağolun, çok teşekkürler.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve 2. Bölge birinci sıra adayı Ümit Özdağ’la sohbet ettik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
10.10.2018 Transatlantik: Cemal Kaşıkçı olayı, Rahip Brunson davası & İdlib’de son durum
09.10.2018 Bahçeli-Akşener geriliminin anlamı
08.10.2018 Reisçilerin krizi derinleşiyor
04.10.2018 Erdoğan “AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” derken haklı mı?
04.10.2018 Transatlantik: Erdoğan ve Batı, Ankara’nın McKinsey tercihi, Yargıç Kavanaugh krizi & Suriye’nin geleceği
03.10.2018 Birilerini affederken başkalarını idam etmek isteyenler
28.09.2018 Erdoğan Batı’ya, Batı Erdoğan’a karşı mı?
27.09.2018 Türkiye’de misyonerlik ve Rahip Brunson olayı
26.09.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, BM Zirvesi, İran’da Ahvaz saldırısı & Suriye’ye verilecek S-300’ler
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı