Hem dindar hem solcu olunamaz mı?

11.12.2008 Vatan

TÜRKİYE’DE İSLAM VE DEMOKRASİ/2
 
1960’lı yılların sonlarına doğru Katolik kilisesine mensup bazı din adamları, Latin Amerika’nın farklı ülkelerinde, içinde bulundukları toplumlardaki baskı, sömürü ve yoksulluğa karşı mücadele etmek için Hz. İsa’nın yanısıra Karl Marx’a da başvurdular. “Kurtuluş ilahiyatı” olarak tanımlanan bu akım, farklı sol hareketlere hem tepyeni ideolojik açılımlar getirdi, hem de halk kitlelerine ulaşmalarını epey kolaylaştırdı. Bugün birçok Latin Amerika ülkesinde sol partiler iktidardaysa, “Kurtuluş İlahiyatı”na bağlı papzaların ve onların inşa ettiği “halk kiliseleri”nin rolü çok büyüktür.
Sol hareketlerin Hıristiyanlıkla pozitif ilişkilerine dünyanın başka ülkelerinden de sayısız örnek verebiliriz. Benzer bir şekilde Musevilik, Hinduizm, Budizm gibi dinlere bağlı olup solcu olan binler, yüzbinlerce insan bu dünyadan gelip geçmiştir. Buna rağmen İslam topluluklarında sol hareketlerin, halkın çoğunun bağlı olduğu dinle ilişkilerinde genellikle sorunlar karşımıza çıkıyor. Türkiye de bu bakımdan çok çarpıcı bir örnek oluşturuyor.
 
İlericilik-gericilik
 
1985’den beri İslami hareketler üzerine çalışan ve kendini solda tanımlayan bir gazeteci olarak, Türkiye’de solcuların din konusunda ne kadar ilgisiz, bilgisiz ve önyargılı olduklarına (bu süre zarfında maruz kaldığım ve hâlâ kalmakta olduğum muameleleri ileride belki uzun uzun yazarım) çok açık ve net bir şekilde tanık oldum.
Örneğin birçok solcuya göre, dindar bir insan, çıkarları bunu gerektirse ve çok istese bile asla sosyalist olamaz. Yıllar önce İstanbul’da, sol ağırlıklı bir topluluğa hitaben “bir dindar pekala sosyalist olabilir” dediğimde alenen küfür yemiştim ve paneli yöneten meşhur bir sosyalistimiz bu küfüre sesini çıkarmamıştı. İlginçtir, kısa bir süre Malatya’da İslamcı bir radyoda aynı tespitimi tekrarladığımda İslamcı dinleyicilerin öfkesine muhatap olacaktım.
Dindarların toplumsal alandaki her türlü varoluşuna “ilericilik/gericilik” ikileminden bakan Türk solu birçok toplumsal gelişme ve dönüşümün gerisinde kaldı ve giderek marjinalleşti. Örneğin ilk başlarda karşı çıkılan üniversitelerdeki başörtüsü yasağı, 28 Şubat süreciyle birlikte birçok solcu tarafından savunulur oldu. Bunun sonucunda sol zaten ilişki kurmakta zorluk çektiği Sünni muhafazakâr kesimlerden iyice uzaklaştı ve devlete yakınlaştı; kendisiyle birlikte Alevilerin önemli bir bölümünü de beraberinde götürdü.
 
Baykal’ın çıkışı
 
Bu nedenle CHP Lideri Deniz Baykal’ın son çarşaf açılımını önemsiyor, hatta bunu “küçük çaplı bir devrim” olarak niteliyorum. Fakat bu adımın başarıya ulaşabilmesi için, solun, bu arada CHP ve Baykal’ın ciddi bir yüzleşme ve özeleştiri sürecine yöenlmesi gerekiyor. Örneğin Baykal’ın Akşam’da İsmail Küçükkaya’ya söylediği “Muhafazakâr kesimleri cumhuriyet ile buluşturmak, insanımızı devletle kaynaştırmak arayışındayız” cümlesini ele alalım:
1) “Muhafazakâr kesimleri cumhuriyet ile buluşturmak” çok yerinde bir arayış. Ancak Baykal’ın öncelikle aradaki makasın açılmasındaki sorumluluğunu kabul etmesi şartıyla. 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesi CHP Lideri’nin birçok miting konuşmasını izlemiştim. Başta gerçek bir sosyal demokrat lider olarak yoksulluk, yoksunluk ve yolsuzluklardan söz ediyordu. Ardından anlaşılmaz bir şekilde Kürt sorununu terörizme indirgeyip bir “şahin” gibi devam ediyor ve nihayet laikliği eksen alarak AKP’yi yıpratmaya kalkıyordu. Bu stratejinin hiç ama hiçbir işe yaramadığı, halkın çoğunluğunun 27 Nisan e-muhtırası nedeniyle AKP’ye daha da yakınlaşmış olduğu sandıkta ortaya çıktı.
2) “ İnsanımızı devletle kaynaştırmak” için “yerinde bir arayış” demekse mümkün değil. Baykal haklı bir şekilde “cumhuriyet” kavramını öne çıkarıyor, ama bu kavramı devletin bekası için önemsiyor. Halbuki eşitlik, kardeşlik ve özgürlüğün bileşkesi olan cumhuriyet toplumun olmazsa olmazıdır.
3) Türkiye’nin temel sorunu, halkla devlet arasındaki olup olmadığı tartışılır mesafe değil farklı toplumsal kesimler arasındaki giderek tırmanma eğilimi gösteren kamplaşmadır. Baykal’dan, devletin bekasından ziyade toplumun kardeşliğini gözetmesini beklemek hakkımız olsa gerek.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.08.2019 Kürt sorununu kim çözer?
15.08.2019 PKK silah bırakırsa…
09.08.2019 İçeridekiler dışarıdakiler
09.08.2019 Öcalan faktörü-2
08.08.2019 Ve Babacan yeni partinin startını verdi…
07.08.2019 Transatlantik: Kuzey Suriye’de güvenli bölge mutabakatı, ABD’de katliamlar & ABD-Çin ticaret savaşları
06.08.2019 İktidarın çevre konusundaki duyarsızlığının nedenleri
05.08.2019 Pelikanlar yüksekten uçar
05.08.2019 Cüneyt Cebenoyan’ın bıraktığı miras ve devrettiği ödev
31.07.2019 Transatlantik: Suriye’de güvenli bölge tartışması, Türkiye’deki Suriyeliler & Trump’ın ırkçılığı
16.08.2019 Kürt sorununu kim çözer?
08.08.2019 And Babacan starts his new political party…
23.07.2019 Combien de partis peuvent naître de l’AKP ?
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı