IŞİD neden Adalet Yürüyüşü’nü hedef aldı?

06.07.2017 medyascope.tv

6 Temmuz 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler! Adalet yürüyüşü bugün 22. gününde. Dün yapılan resmî bir açıklamayla, Kayseri’de kiralanmış bir minibüsün Adalet Yürüyüşü’ne saldırı hazırlığı içerisinde olduğu istihbaratı alındığı ve operasyon yapıldığı bildirildi. Buna göre, saldırganların doğrudan Suriye’den emir alan IŞİD mensupları olduğu söylendi. Ben IŞİD diyorum da, tabii DEAŞ diye bir resmi kullanım var, DEAŞ, ama bunun normali IŞİD (Irak Şam İslam Devleti). IŞİD mensubu oldukları açıklandı, çok uzun bir açıklama yapılmadı; ama yapılan açıklamadan anladığımız kadarıyla bunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yani yabancı uyruklu kişiler değil. Ortada bir bomba düzeneği vs. bulunmadı, buradan hareketle –ya da bulunduysa bile açıklanmadı şu âna kadar–, ilk haberlerde bunun daha önce Almanya’da, Fransa’da ve İngiltere’de gördüğümüz türden kalabalığın üzerine araçla saldırı hazırlığı olduğu açıklaması yapıldı.
Bütün bu açıklamaları doğru olarak kabul ediyorum ve öyle bir değerlendirme yapacağım. Bu açıklamalara inanmayanlar, şüpheyle yaklaşanlar var, onun farkındayım; ama şu anda yapılan açıklamayı doğru olarak kabul edip –ki doğru olma ihtimalinin hayli yüksek olduğu kanısındayım, doğru olduğunu düşünüyorum yani– detaylarda birtakım sorunlar olabilir, ama bana IŞİD’in Adalet Yürüyüşü’ne saldırmak istemesi hiç şaşırtıcı gelmiyor, bunun birçok nedeni var. Ki daha önce IŞİD’in Türkiye’de yaptığı saldırıların önemli bir kısmının Türkiye’de muhalif kesimlere yönelik olduğunu biliyoruz. Özellikle Kürt siyasi hareketine yönelik ya da ona destek veren sol ve diğer kuruluşlara yönelik –ki Ankara Katliamı bunun bir örneğiydi, Suruç Katliamı bunun bir örneğiydi ama HDP mitinglerine yönelik saldırılar vs. de– bunu gördük ki IŞİD’in Türkiye’deki ilk ciddi saldırıları genellikle muhalif kesimlere yönelikti. Muhalif kesimlere saldırı yapmakla, özellikle Kürtlere saldırarak, bir anlamda Suriye’deki yaşadığı Kobani’nin –o zamanlar çok gündemdeydi, biliyorsunuz– intikamını bir anlamda almak boyutu vardı. Ama diğer yandan Türkiye’de IŞİD, kendine yakın olduğunu varsaydığı kamuoyunda ya da çalışma yapabileceği, kazanmayı düşündüğü kesimlerdeki antipatileri harekete geçirmek istiyordu ve bu anlamda bu saldırılarda aynı zamanda IŞİD’in kendisi siyasi faaliyetini, Türkiye’deki alanını genişletme hedefi vardı.

IŞİD Türkiye’nin fay hatlarını iyi takip ediyor
Bir diğer husus, tabii IŞİD Türkiye’de bir istikrarı istemez. Türkiye’nin istikrarlı bir ülke olduğunu söylemiyorum, ama IŞİD gibi yapıların tercihi her zaman için çok daha karmaşık, kaotik bir ülke olmasıdır Türkiye’nin. Böyle yerlerde, böyle atmosferlerde IŞİD gibi yapılar, El Kaide gibi yapılar hızla gelişiyor, örneğin Afganistan, Irak, Suriye, Yemen ya da Somali gibi, Libya gibi, Mali gibi örneklerin hepsine baktığımız zaman; son dönemde Filipinliler gibi, gerginliklerden çatışmalardan özellikle iç çatışmalardan beslenen yapılar bunlar. Dolayısıyla IŞİD, Türkiye’deki fay hatlarını çok iyi takip ediyor ve bu fay hatlarında kırılma noktalarına, kırılganlığı olan alanlara yükleniyor. Bu anlamda bir etnik mesele, Türkiye’nin en önemli kırılma noktalarından birisi, bunun üzerine oynuyor; ama bir diğer önemli husus tabii ki mezhep meselesi. Türkiye’de uzun bir süredir 70’li yıllarda olduğu türden bir mezhep gerginliği yaşanmıyor, ama bir potansiyeli hep var ve IŞİD’in özellikle Irak ve Suriye’de IŞİD ve benzeri yapıların mezhep meselesini çok ciddi bir şekilde gündemde tuttuğunu biliyoruz ve bu anlamda benzer bir politikayı Türkiye’de izlemeye çalıştıklarını biliyoruz. Şu anda Adalet Yürüyüşü’nün hedef alınmasında bir mezhep boyutu olduğunu hiçbir şekilde unutmamak lazım. Tabii burada Adalet Yürüyüşü’ne karşı karalayıcı kampanya yürüten farklı çevrelerin bu konuyu çok kötü bir şekilde gündeme getiriyor olmalarını da akılda tutmak lazım.
IŞİD, Türkiye’de ne zamandır böyle çok etkili bir saldırı yapmıyor. Yılbaşındaki saldırıdan beri, Reina Katliamı’ndan beri IŞİD’in etkili bir şekilde saldırmadığını gördük. IŞİD’e yönelik birtakım operasyonlar oluyor, birileri alınıyor, bırakılıyor, çok fazla bilmiyoruz; ama şunu biliyoruz ki: IŞİD şu anda Irak’ta ve Suriye’de ayrı ayrı çok kötü durumda. Irak’ta Musul’da, Suriye’de de Rakka’da bir anlamda köşeye sıkışmış durumda ve belki de gün sayıyor; hatta Musul’daki operasyonun bittiğini söyleyenler bile var, ama Rakka’daki daha tam anlamıyla başlamış değil.

Irak ve Suriye’yi terk eden IŞİD’liler ne yapacak?
Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya Devlet Başkanı’yla beraber katıldığı basın toplantısında çok kritik bir dönemden geçtiğimizi söyledi. Suriye’den ve Irak’tan kaçacak olan –onun deyimiyle DEAŞ– militanlarının Türkiye’ye de gelmesini engellemek yolunda çalışmalar yapmaları gerektiğini söyledi — ki bu husus, izleyenler bilir, benim uzun bir süredir dile getirdiğim bir husus. Daha Medyascope olmadan bile, o zamanlar gazetelerde yazdığım zamanlarda da hep bunu dile getirirdim; hatta “Eve Dönüş” diye bir yazı yazmıştım bundan yaklaşık dört sene evvel. Buradaki sorunu, Irak ve Suriye’deki bu cihatçı insanların, militanların geri dönmeleri ve bunların önemli bir kısmı kendi ülkelerinden çıkıp geliyorlar, geri dönmeleri halinde neler yaşanacağını sormuştum. O zamanlar birçok kişi tarafından çok anlamsız bulunmuştu. Ama şunu biliyoruz: Özellikle Avrupa’da bu konu üzerine çok yoğun bir faaliyet yürütülüyor, çok yoğun çalışmalar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, birtakım tedbirler gündeme getiriliyor. Türkiye’de bu konuda herhangi bir çalışma yapıldığını duymadım, yapılıyorsa da gizli yapılıyordur, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmeye yönelik bir husus yok. Ama dün açıklanan son operasyona baktığımızda, hiç şaşırtıcı olmayan bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz: IŞİD’in Suriye’deki yöneticileri, Türkiye’de birilerine talimat verebiliyor ve o talimata göre insanlar, birtakım militanlar bayağı lüks arabalar kiralayabiliyorlar, atlayıp Kocaeli’ne kadar gidebiliyorlar vs. IŞİD, Türkiye’de gerçekten çok ciddi bir şekilde örgütlü, yediği bütün darbelere, operasyonlara rağmen. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirdiği Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’ye de bazı militanların geçmek isteyeceği ya da zaten Türkiye’de var, onların geri dönmesi söz konusu olduğu ve bunların döndükten sonra da hiçbir şey olmamış gibi normal hayata karışacaklarını beklemek hiç inandırıcı değil. Yani Irak’ta Suriye’de çatışmaların sonlanması durumunda bu kişiler, çatışma konusunda, terör konusunda profesyonelleşmiş bu kişiler bunu başka alanlara, başka sahalara taşımak isteyeceklerdir ve Türkiye bu anlamda ilk akla gelen ülke maalesef. Ve dolayısıyla dünkü operasyonu bu bağlamda da değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Bir taşla çok kuş vurmak
Adalet Yürüyüşü’ne saldırdığı zaman engellendi, ama başka saldırıların olmayacağı ya da hazırlığı yapılmadığı anlamına gelmez. En azından bunun engellendiği söyleniyor ve bu bilgiyi doğru kabul ederek seviniyoruz. Eğer böyle bir saldırı yapmış olsaydı IŞİD, kendi hesaplarına göre bir taşta birçok kuş vurmuş olacaktı. Bu kuşlardan birisi hiç kuşkusuz kendisine düşman bildiği, yani yok etmek istediği kesimlere yönelik bir saldırı olarak yapacaktı. İkincisi bu saldırının ardından birtakım insanların kendisine sempati duymasına belki –belki demeyelim, kesinlikle– yol açacaktı, ama daha önemlisi de Türkiye’de, zaten kırılgan olan ülkede, istikrarsızlığı ve kaosu tırmandırmış olacaktı ve bu kaos ortamından çok daha güçlenme hesapları yapıyor olacaktı. Dolayısıyla bu olayı hiç yabana atmamak gerekiyor. Ancak şunun altını özellikle vurgulamak lazım; siyasi iktidarın ve onun destekçilerinin ilk günden itibaren küçümseme, ardından kriminalize etme çabaları, bu türden terör saldırılarına ister istemez bir zemin hazırlıyor. Eğer bu yürüyüş son derece doğal bir şekilde, makul bir şekilde –tabii ki tasvip etmeyeceklerdir, tabii ki kendilerini rahatsız edecektir ama– öyle karşılanmış olsaydı, tamam “Türkiye demokratik bir ülke, olur böyle şeyler. Tabii ki insanlar yürür” şeklinde bir yaklaşım olsaydı, bunu şeytanileştirme, kriminalize etme yolunda bu kadar gayretler sarf edilmeseydi, Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan başta olmak üzere siyasi iktidarın temsilcileri bunu –nafile bir şekilde diyeceğim çünkü tutmuyor– terörle eşleştirme çabalarına girmeseydi, belki IŞİD benzeri yapılar bu kadar hevesli olmayabilirlerdi. Eğer siz bir şeyi kriminalize etmeye çalışırsanız; durduk yere, demokratik bir ülkede en temel haklardan birisi olan gösteri hakkını kriminalize etmeye ve bunu terörle eşleştirmeye çalışırsanız, bundan birileri istifade edip bundan gerçekten terör faaliyetlerine zemin yaratmak isteyebilirler, olayın bu boyutunu hiçbir şekilde yabana atmamak gerekiyor.
Toparlayacak olursak, IŞİD’in Adalet Yürüyüşü’ne saldırmak istediği açıklamasının doğru olduğunu düşünüyorum ve bunun çok uyarıcı olduğunu düşünüyorum. Bugün atlatılmış olan bu saldırının yarın Adalet Yürüyüşü’ne ya da başka bir faaliyete, başka bir siyasi faaliyete ya da başka bir siyasi hedefe yönelik yapılmayacağının hiçbir garantisi yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün de söylediği gibi Irak ve Suriye’den çıkmak durumunda kalacak olan IŞİD’lilerin Türkiye’ye gelmesi ve Türkiye’yi çatışma alanına dönüştürmek istemesi ihtimalini hiç yabana atmamak gerekiyor. Onun için bu konuda son derece dikkatli olmak gerekiyor; ancak Türkiye’nin bu kutuplaştırılmış hali maalesef bu tür tehditlere karşı ortak hareket edebilme imkânını, potansiyelini çok ciddi bir şekilde zora sokuyor. Böyle de bir acı gerçekliğimiz var, onu da kabul etmemiz, itiraf etmemiz lazım. Bunu nasıl aşılabileceği konusunda açıkçası söyleyebileceğim bir şey yok, çok umut aşılayabilecek bir durum yok. Bu durumun, Türkiye’nin bu kutuplaştırılmış halinin, sürekli varolan gerginlik potansiyellerinin IŞİD ve benzeri yapıların iştahını çok ciddi bir şekilde kabarttığını hep akılda tutmamız gerekiyor.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

22.09.2017 Kadir Topbaş’ın istifası: AKP’deki çözülmede yeni aşama
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
22.09.2017 Kadir Topbaş’ın istifası: AKP’deki çözülmede yeni aşama
22.09.2017 Reis’in Krizi
21.09.2017 Türkiye’de eğitim: Milli Eğitim eski Bakanı Erkan Mumcu ile söyleşi
20.09.2017 Herkesi birleştiren referandum
20.09.2017 Transatlantik: Kürdistan referandumu, Trump-Erdoğan görüşmesi & Hillary’nin kitabı
18.09.2017 Zaman Gazetesi davası: İçeridekiler-dışarıdakiler
15.09.2017 Kürdistan referandumu ve Türkiye
14.09.2017 Hatun Tuğluk'un cenazesine saldırı: Faşizmin sıradanlaşması ve gündelik hale gelmesi
13.09.2017 Levent Gültekin ile söyleşi: Erdoğan ve Ak Parti’nin geleceği
13.09.2017 Transatlantik: Çağlayan’a ABD’de tutuklama kararı, Türkiye’nin S-400 alım kararı & Kürdistan referandumu yapılabilecek mi?