Haftaya Bakış (318): Tüm yönleriyle CHP'de seçilmişlerle atanmışların mücadelesi

29.05.2026 medyascope.tv

29 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Haftaya Bakış’ı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi bayramlar. ‘Haftaya Bakış’ı bayramda da sürdürüyoruz. Çünkü Türkiye'de ilginç olaylar yaşanmaya devam ediyor. Kemal Can'la birlikte baştan sona CHP konuşacağız. Kemal merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Şimdi çok şey oldu. Bir kere, 21 Mayıs sürecinin 8. günündeyiz. Yani birinci haftayı geçtik. Pazar günü de devlet CHP Genel Merkezi’ne el koydu, Kılıçdaroğlu ve ekibine verdi. Bu arada Kılıçdaroğlu ilk defa görüntülü olarak konuştu, evinin önünde bir şeyler söyledi. Tabii önemli birtakım olaylar yaşandı. Mesela “Haram parayla alınmış” olduğu söylenen iki araba sergilediler. Sonra o arabaların aslında öyle olmadığı, Kılıçdaroğlu zamanında alındığı ortaya çıktı. Bir de Aziz İhsan Aktaş'tan araba alanın da Kılıçdaroğlu olduğu ortaya çıktı. 
Bir diğer husus, 1 Haziran Pazartesi günü Parti Meclisi toplanacaktı, Kılıçdaroğlu bunu erteledi. Tarih vermedi. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla, eski parti meclisinde de çoğunluk Kılıçdaroğlu'nda değil.  Bir diğer husus da, salı günü yapılacak grup toplantısı meselesi. Kılıçdaroğlu Genel Başkan sıfatıyla, grup toplantısı olmayacağını söyledi. Ama Özgür Özel'in grup toplantısını ‘’grup başkanı’’ sıfatıyla yapma iradesi ya da isteği var en azından. Onu bilemiyoruz.
Tabii en çarpıcı ve en erken olay, yarın aynı saatte Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkezi önünde, Özgür Özel de il binasında ayrı ayrı bayramlaşma yapacaklar. Orada tabii ilginç bir husus var. Kılıçdaroğlu bayramlaşmayı saat 12.00'de yapacaktı. Özgür Özel kendi bayramlaşmasını saat 14.00 diye açıklayınca, Kılıçdaroğlu'nun da saat 14.00’e aldığını gördük. İki slogan öne çıkıyor. Bir “Temiz siyaset” sloganını kullanacakmış Kılıçdaroğlu. Bir de, kendisinden ‘’kahraman olarak bahsettiriyor.’’ Onu da göreceğiz. Neyin kahramanı olduğunu anlamadım. Otobüsler kaldırılacakmış. Tabii bu arada iktidarın şu âna kadar Kılıçdaroğlu'na her türlü yardımı yaptığını gördük. Bayramlaşmada da yardım yapar mı açıkçası bilmiyorum, ama her şey mümkün. Çünkü şu âna kadar yaşananlarda, mesela medyada, Kılıçdaroğlu'nun danışmanı bir şey açıklıyor. Sonra bir bakıyorsun, birisi TV100'de ya da TGRT Haber'de "O, o gün olmayacak" diyor. Sonra Kılıçdaroğlu'ndan o açıklamaya uygun açıklama geliyor. Mesela en son örnek olarak Abdulkadir Selvi açık açık “Parti meclisi 1 Haziran'da toplanmayacak. Çünkü Kılıçdaroğlu böyle bir çoğunluğa sahip değil” diye yazdı ve sonra Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını gördük. Keza genel merkezin alınması da öyleydi. Mesela Şamil Tayyar “Şimdi Kılıçdaroğlu'nun yapması gereken üç tane zehir gibi sosyal medyacı bulmak” diyor ve böyle kılavuzluk yapmaya çalışıyorlar.
Önce yarından bir bahsedelim. Ne olacak, neler söyleyecek? Tabii ki o ‘’arınma ve ahlâk,’’ dürüstlük kavramlarının üzerinden ve tamamen parti içi bir içerik olacağını tahmin ediyorum. Şu âna kadar Kılıçdaroğlu'nun iktidara yönelik herhangi bir eleştirisini görmedik. Görsek de çok anlamlı olur muydu, bilmiyorum. Ama bugüne kadar açıklamadığı bazı şeyleri söyleyeceğinin işaretini verdi. İma da etmedi, açık açık söyledi. Şu anda tutuklu olan birtakım CHP'liler hakkında ya da tutuklu olmayan milletvekilleri hakkında birtakım suçlamalarda bulunabilir. Yani seçilmiş yönetimi ve destekçilerini kriminalize etme çabasının dışında çok fazla bir şey beklemiyorum. Sen ne dersin?
Kemal Can: Zaten başından itibaren kayyumluk görevini kabul etmesinin gerekçesi olarak ‘’arınma,’’ ‘’ahlâki değerler’’ gibi imalarda bulunduğuna göre, yine senin söylediğin gibi ya o minvalde suçlamalarda bulunacak ya da yine imalarda bulunacak yahut da mevcut iktidar tarafından, iktidar medyasında köpürtülen şeyleri tekrarlayacak. Bilmiyoruz, yarın göreceğiz. Ama toplamdaki dengeyi, kanaati, yani iddia edildiği gibi birdenbire bütün dengenin değişeceği, herkesin duyduğunda artık başka türlü düşünmeye başlayacağı bir şey bulup söyleyeceği kanaatinde değilim. 
Sen programı açarken “Bir hafta oldu” dedin. Bir hafta bize birkaç şey gösterdi. Gösterdiklerinden en önemlisi, bu operasyonun, geçen yıl 19 Mart'ta başlayan, daha evvelden de hazırlıkları yapılan, aslında 2019'dan sonra yürürlüğe konulmuş, mevcut iktidarın devamını tehlikeye sokabilecek bütün gelişmeleri bertaraf edecek, gerekirse aktörleri etkisizleştirecek, gerekirse zemini ona göre yeniden tanzim edecek olması. Hatta daha da ileri giderek, bütün siyasi alanı iktidarın bir daha korkulu rüya görmeyeceği bir oyun sahasına tekrar çevirmek. Bu operasyonun, yargı kullanılarak, diğer ayaklarıyla birlikte böyle bir hedefi olduğu çok açık biçimde ortaya çıktı. Zaten bu, bir kanaat olarak herkeste vardı. Sadece, burada hangi noktaya kadar ileri gidilebileceği konusunda tereddütler veya tartışmalar vardı.
Son bir haftada yaşananlar, burada bir sınır olmadığı, bu hedefe yürünürken, hukuksal, ahlâki, siyasi hiçbir sınırın artık geçerli olmadığı, “Şu mümkün değil, bu asla olmaz. Bunun olması imkânsız” gibi değerlendirmelerin hepsini boşa düşüren bir durum olduğu açık biçimde ortaya çıktı. Bu, artık ayan beyan ortada. Bundan hiç kimsenin de çok fazla şüphesi yok. “Bizim bir alâkamız yok. CHP'nin iç meselesi” denilse de bu operasyon doğrudan iktidarın tanzim ettiği, hatta belirli aşamalarını ve ayaklarını bizzat onların planladığı biçimde ilerleyen bir hadise. Bunu çok net biçimde bir haftalık hikâyede gördük. Geçenlerde konuştuğumuz gibi, hızı bunu gösteriyor. Atılan adımlar ve adımlara ilişkin hazırlıklar bunu gösteriyor. Kılıçdaroğlu'nun bizzat ifade ettiği gibi, bazı şeylerin onun elinde olmaması bunu gösteriyor. Senin işaret ettiğin gibi, iktidar medyasının bu konuya yaklaşımı bunu çok bariz biçimde gösteriyor. Bütün bunlar çok kuvvetli kanıtlar.
İkinci tarafı ise bildiğin gibi, yarın da muhtemelen bazı açıklamalarla devam ettirecek; iktidarın, bir süredir İBB Davası, çeşitli operasyonlar ve son günlerde bir kısmı belden aşağıya da inen başka suçlama ve ithamlarla kurdukları bir tartışma zemini var. Yani CHP'yi itibarsızlaştırma. Bir yandan CHP'yi bir kayyum eliyle yönetme devam ediyor; o operasyon işliyor. Ama buna ek olarak hâlâ, CHP'nin ve CHP'lilerin ve bu operasyona rağmen ayakta kalabilecek olanların da itibarı üzerinde yoğun bir operasyon hâlâ devam ediyor. Muhtemelen dediğin gibi yarın da bunun devamı olan şeyler izleyeceğiz, onları çeşitli suçlamalara konu etmek, gözden düşürmek gibi.
Hatırlarsan bunu defalarca konuştuk. Ne iddianame ne medya faaliyeti ne açılan davalar ne de yürütülen operasyonlar, kamuoyunda bu hadisenin siyasi bir operasyon olduğu fikrini değiştirdi. Yani burada “CHP'nin iç meselesi, orada bir kirlilik, bir yolsuzluk meselesi var. Dolayısıyla böyle birtakım soruşturmalar, davalar yürüyor” kanaati, böyle bir ihtimali mümkün görebilecek olanların açısından bile, olayın cereyan ediş biçimine baktıklarında, “Hadise başka bir şey, burada yapılan başka bir şey” dedikleri bir durum oldu. Heybeler, şunlar bunlar, hiçbir şey çalışmadı. İddianameler çalışmadı. Şimdi, demin söylediğim kayyum operasyonunun bir paralel faaliyeti olarak, bu iddiaları bir de Kılıçdaroğlu'nun ya da Kılıçdaroğlu'nun ekibinin ağzından tekrar tazeleyerek, işi CHP içi bir tartışma hâline getirmeyi kullanmaya kalkılacağı anlaşılıyor. Çünkü daha önceki argümanlar CHP içi bir tartışma fikrini çok beslemiyordu. Ama eski genel başkanı getirip kayyum olarak oraya oturtup, bir de onu birtakım suçlamaların tarafı hâline getirince, işi CHP içindeki bir mesele gibi göstermek daha mümkün hâle geldi. Hatta, ne yazık ki muhalefette yer aldığı varsayılan birtakım isimler, gazeteciler, yorumcular da CHP'nin içindeki bir meseleymiş gibi bazı şeyleri konuşmayı, sayısal dengelerden bahsetmeyi, tuhaf anketler yayınlamayı marifet saydılar ve bu topa isteyerek ya da istemeyerek girdiler.
Şimdi dolayısıyla birincisi, CHP'yi bir kayyuma teslim edip tehlike olmaktan uzaklaştırmak, ikincisi, geride kalabilecek bir şey varsa onu mümkün olduğunca tahrip etmek için, itibarsızlaştırmak için bu operasyonu bu amaçla da kullanmak. Yani sadece Kılıçdaroğlu’nu oraya yerleştirmekle yetinmiyorlar, ondan başka bir fonksiyonu da yerine getirmesini istiyorlar. Kendilerinin bütün araçları kullanarak, bütün yargıyı, bütün medyayı kullanarak beceremedikleri şeyi; kamuoyunda CHP'nin yolsuzluğa bulaşmış ve itibarsızlaşmış bir siyasi gelenek hâline getirilmesi operasyonunu bizzat CHP'nin eski genel başkanına yaptırmak gibi bir yan amaca hizmet ediyor. 
Üçüncü bir nokta var ki galiba Kılıçdaroğlu da bunun farkında değil ya da farkında ve zaten bu koşulla kabul etmiş durumda. Aslında yapılan işlemler ve yapılan işlemlerde ona biçilen rol ya da hareket alanı şunu gösteriyor: Ona her türlü desteği veriyorlar dedin ama o destek şöyle bir destek değil: Kendi istediklerini yapması ve onun, o görüntüyü sağlaması için verilen bir destek. Yoksa onun da itibarını sıfırlayacak şeyler yaptırarak ilerliyorlar. Hemen mutlak butlan kararının ikinci günü genel merkeze polis gönderme dilekçesi verdirmek tam da böyle bir şey. Şu fikir herkesin kafasında ve önümüzdeki günlerde birtakım anketlerde, çalışmalarda daha çok çıkacak. Kılıçdaroğlu’nu bir şeyi tehlike olmaktan çıkartmak için CHP'nin başına yerleştirmek istiyorlar ve onu bir tür desteklemek istiyorlarsa, biraz da onun etki yaratabileceği bir yerde bulunmasına da imkân vermeleri lazım. Hiç böyle bir şey vermiyorlar. Tam tersine, “Bir insan bunu kendisine niye yapar?” diye düşüneceğin seviyede bir performansa zorluyorlar.
Ben bu bir haftada hemen önümüze gelen üç temel şey görüyorum. Yani bir büyük operasyon; bizzat başına adam atayarak CHP'nin işlemez hâle getirilmesiyle birinci ayak. İkincisi, aylardır yıllardır süren ve her aracın kullanıldığı ama başarılamamış, bu yolsuzluk, siyasi ahlâk tartışmasını tazelemek ve yeniden kullanmak. Üçüncüsü, geriye hiçbir şeyin kalmayacağı, her şeyin itibarsızlaşacağı, hatta kendi kullandıkları… Zaten iktidar bir süredir böyle çeşitli şeyler için kullandığı aktörleri çok hoyrat kullanıyor, kullanıp atıyor, neredeyse bir daha kullanılamaz hâle getirip bırakıyor; bunları daha önce başka örneklerde de gördük. Şimdi de benzer bir şeyin çalıştığını görüyorum. Bu üç ayağın özellikle iktidar medyasında bulduğu karşılık kadar, muhalefet medyasında konuşulma biçiminin de biraz sıkıntılı olduğu kanaatindeyim, onu da söylemem lazım.

Ruşen Çakır: Özellikle tam da onu söylemek istiyordum. Bütün bu olaylarda, 19 Mart'ta, ki ben bununla ilgili birkaç gün içinde herhâlde bir yayın yapacağım ama benim canımı çok sıkan bir şey var. 19 Mart'ta da böyle oldu, İstanbul İl Binası’na polis girdiğinde de böyle oldu. Muhalefet içinden birileri tarafından, ki bunların içerisinde okumuş yazmış doktoralı ya da profesör olanlar da var, “İşte oldu, son nokta konuldu, rejim değişti” gibi tahliller yapıldı. Şimdi de o yapılıyor. Hatta bugün bir arkadaşa “Herkes her şeyi biliyor ama hiçbir şey yapmıyor” diye yazdım. O “öğrenilmiş çaresizlik” lafını artık kullanmak istemiyorum, suyu çıktı. Bunları söylemek ne işe yarıyor? Şimdi CHP ne yapabilir? Hiçbir kaçışı yok. Mesela “Yeni parti kurulur mu?” sorusu anlamlı bir soru. Üzerinde tartışılabilecek bir konu. Ama mesela bir başka soru var: “Özgür Özel de tutuklanır mı?” Anlatabiliyor muyum? Her türlü felaketi normalleştirme ve bunun üzerinden yorum yapma, tahliller attırmanın bir anlamı yok. Özgür Özel de tutuklanır, vesaire de olur. Her şeyin mümkün olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ama olayın tek aktörü iktidar ve onun işbirlikçileri değil. Mesela Kılıçdaroğlu. Aldı, ne oldu? Aldığı andan itibaren siyasi hayatı bitti. Zaten bitmişti, noktasını koydu. Şimdi yarın konuşma yapacak, “Kahraman’’ diyecekler, ‘’ahlâklı’’ diyecekler, kim inanacak yani? Kim inanacak?
Yanında dolaşan insanlara bakıyorsun. Mesela Nuray Başaran kalkmış, “FETÖ'den yeni soruşturma açılacak” demiş. Kendisini Fethullahçıların güçlü olduğu zamanda da biliyordum. Fethullahçı’ydı. Yani onların işbirlikçisiydi. Şimdi bu kişilerin desteğiyle ya da demin söylediğim Şamil Tayyar'ın yahut da diğer isimlerin desteğiyle sen bu adalet, dürüstlük, ahlak hikâyesini nereye kadar yapabilirsin? Şu anda tabii ki devleti arkasına aldığı için belli bir güç atfediliyor Kılıçdaroğlu'na, ama inisiyatif hâlâ seçilmiş CHP'de. Fakat insanlar hep güç sahibine bakıyorlar. Yani iktidara bakıyorlar ve onun üzerinden birtakım yeni felaketler, yeni şeyler üretmeye çalışıyorlar. İşin acayip tarafı da şu: Diyelim ki bu felaketleri tarif ediyorsunuz. Vatandaş ne yapabilir? Yurttaş ne yapabilir? Siz ne yapıyorsunuz? Ne öneriyorsunuz? Ülkeyi mi terk edeceğiz? Ya da Özgür Özel “Ben ne yaparsam yapayım nasıl olsa kazanamayacağım” deyip havlu mu atacak? Şimdi mesela ne deniliyor?
Kemal Can: Ekrem İmamoğlu illegaliteye geçecek.

Ruşen Çakır: Yok. Mesela “Ekrem İmamoğlu'nu bıraksın” diyorlar. Şimdi Ekrem İmamoğlu hakkında acayip teoriler var. “Dış güçlerin elemanı. Milli güvenlik sorunu.” Amerikan Büyükelçisi şu âna kadar CHP'yi ziyaret etmemiş. Ama onun üzerinden “ABD Büyükelçisine gidip yardım istemişler” gibi spekülasyonlar yapıyorlar mesela. Tam bir yalan. Neyse, şunu söylemeye çalışıyorum: Böyle karanlık şeyler; ‘’daha kötüsü olacak. Daha bu bir şey değil. Daha neler yaşayacağız” yorumları yapılıyor. Tamam, o zaman ne yapacağız? Ne yapacak insanlar? Bu insanlar ne yapacaklar? Bırakacaklar mı her şeyi? Bıraksınlar mı? Hakikaten orada acayip bir şey var.
Şimdi gelelim yeni parti meselesine. Bazı insanlar “İlk günden parti kurulmalıydı” diyor. Ama ortada iyi kötü bir CHP tarihi ve bu tarihten gelen insanlar var. Bir diğer husus, kurumsal kimlik. Oturmuş teşkilatlar var, binalar var, vesaire var, hazine yardımı var. Mecbur kalırlarsa bunların hepsini bırakırlar tabii. Böyle ilk andan itibaren “Alın sizin olsun. Ne hâliniz varsa görün. Ben partimi kuruyorum” dediği zaman… Tabii bunu da yapmak zorunda kalabilir, ama ben ilk günden bunu telkin etmeyi anlamıyorum. Yani orada gidebildiği kadar gidecek. Mesela “Ben kendimi grup başkanı olarak seçtim” dedi. Aynı şey İstanbul örgütünde de oldu. Gittiler il merkezini Bahçelieviler örgütüne taşıdılar. O binanın bir katını Özgür Özel’in ofisi olarak ilan ettiler ve aslında il binasını kendileri kullandılar. Mesela o formüllerin hepsini geliştirebildiler. Bütün bu zorluklara rağmen hakikaten birtakım gedikler açabildiler. Mesela Kılıçdaroğlu “Parti meclisini toplayacağım” dedi, ki toplaması gerekiyor. Ama bu arada karşısına çoğunluğun onda olmadığı çıktı. Şimdi bunlar “Parti meclisinde çoğunluk bizde ama ne yapalım? Elimizden bir şey gelmez. Yine yargıdan bir şey çıkarttırır?” deyip parti meclisinde de Kılıçdaroğlu lehine oy mu kullanacaklar?
19 Mart'ta da böyle oldu. Mesela Saraçhane’de de böyle oldu. “Birkaç gün içinde şu olur, bu olur.” Ondan sonra “Bu mitinglerle olmuyor, yetmiyor” deniyor. Ama oraya kadarki olayı beklemiyordu insanlar. Bir türlü memnun olmuyorlar. Yani ne yapabilir? Şu hâliyle CHP’lilerin önemli bir kısmı yargılanıyor, tutuklu. Her gün operasyon oluyor. Hâlâ oluyor. Mesela geçenlerde İzmir'de bir ilçe belediye başkanı tutuklandı. Arada kaynadı gitti. Mahkeme sürüyor. Böyle bir ortamda Özgür Özel ve arkadaşlarının yerinde olmak istemezdim, hata yapmaya da çok müsait bir ortam var biliyorsun. Özgür Özel'in kadrosunun birçoğu da aslında çok siyasi bilinç sahibi insanlar değil, ama 19 Mart'tan itibaren dövüşe dövüşe bayağı bir deneyim kazandılar. Şimdi onu görüp beklemek lazım. Ben mesela partinin çok hızlı olacağını sanmıyorum. Haziran ayı çok önemli olacak. Şimdi Pervin Buldan'ın söylediğine bakılırsa, bayramdan sonra süreç de hızlanacakmış. Her şey birbirine girecek. Kafalar karman çorman olacak ve böyle bir ortamda, CHP içerisinde, gücü olan partiye tekrar sahip çıkabilecek mi, bunu göreceğiz.
Bu arada, şimdi en çok dolaştırılan husus, anayasa değişikliği. Cumhur İttifakı, artı DEM, artı Kılıçdaroğlu. Milletvekilleriyle 400 değil mi? 400'ü bulup Erdoğan'ın istediği anayasa değişikliğini yapmak vesaire. Şimdi bunları konuşuruz. Dikkat edersen hep konuşulan şey, devletin, Erdoğan'ın numaraları. Hep böyle oldu zaten.
Kemal Can: Evet, “ne yapılabilir, başımıza ne gelecek?” konusunda bakılabilecek yer olarak, tabii ki güç merkezine ve onun planlarına, onun oyun kurgusuna bakmak gerekiyor. Fakat burada mantıksal bir problem var. Sonucu şimdiden ilan eden, zaten her şeyin bitmiş olduğunu söyleyenler açısından şöyle bir mantıksal problem görüyorum ben. Zaten bunu sık sık, bütün bu operasyonlarla ilgili yazdığım, söylediğim her şeyde de tekrar etmeye çalışıyorum. Zaten iktidar için her şey bu kadar kolay olsaydı… ‘’Onu da yapar, bunu da yapar. Önünde hiçbir şey olmaz. Zaten seçim de yapmayacak, onu da yapmayacak, onu da hapse atacak, bunu da hapse atacak, tekrar sonsuza kadar başkan seçilecek. Bunun zaten her şeyini tamamlamış’’ yorumları yapılıyor. Şimdi böyleyse, o zaman niye bu kadar alengirli, saçma sapan, bu kadar kendi içinde katmanları olan karmaşık bir işle uğraşıyor? Niye uğraşıyor yani? Tabii ki “İşte tamam, bunun taşlarını örüyor” diyebilirler. Bunun taşlarını örüyor da, her adım attığında “Tamam, işte son çivi bu” diyorsunuz. Benim sayabildiğim kadarıyla, tabuta son çivi 250 tane filan oldu. Her aşamada “Tabuta bir son çivi” deniliyor. Aslında bu gayret, bu çaba bana, bir şeyin işliyor olduğunu, bu iktidarın devamını önceleyen bir tasarımın yürürlükte olduğunu gösteriyor.  Bunun operasyon ayağı var. Bunun işbirliği ayağı var. Bunun uluslararası meşruiyet ayağı var. Bunun iktisat ayağı var. Bunun bölgesel ayağı var. Bunun dış politika ayağı var. Var da var. Hepsi var. Fakat bunlar böyle mükemmel, tıkır tıkır işleyen, hiçbir sıkıntısı olmayan ve sonunda, o kadar düzgün işlediği için üst katlarda içlerinin son derece rahat olduğu bir durum değil. Çünkü bu denklemde eksik bir şey var.
Sonuçta, bu denklem geliyor, geliyor, şöyle ya da böyle bir meşruiyet temini ihtiyacına tosluyor. Orada da denklemin bir öznesi var. Ya gidilecek oy kullanılacak, vesaire olacak. Tamam, seçimle dünya değişmiyor, ama seçimi kazanmak ihtiyacı sadece muhalefetin ihtiyacı değil, iktidarın da ihtiyacı. Bütün bunlar seçim kaybetme riskine karşı yapılıyorsa, demek ki bu riskin hâlâ devam ettiğine ilişkin bir inanç var. O zaman, hakikaten İmamoğlu'na siyasi yasak getirip adaylığının önü kesilebilirdi. Şu yapılabilirdi ve çok kolay bir operasyonla hadise tamamlanabilirdi, ama devam ediyor. Oraya Kılıçdaroğlu'nu yerleştiriyorsun. Ondan sonra, onun yerine anayasayı eklemlemeye çalışıyorsun. Süreç, anayasa ve bu operasyonu entegre bir hâle sokmaya çalışıyorsun. Çünkü öbür tarafta, asıl riski oluşturan tarafta yapabileceğin hiçbir şey yok. İktidarın problemi ve kilitlendiği nokta burası ve bu, bence önemli bir şey. O yüzden, bu nevi “Bitti, artık çıkış yok” düşünceleri tam da iktidarın ihtiyaç duyduğu türden bir atmosferi besliyor. Mesela şimdi ismini vermek istemediğim arkadaşımız, meslektaşımız olan bazı insanların hakikaten duydukları için ve gazetecilik hevesiyle birtakım böyle duyumları, “O da olacakmış, bu da olacakmış” gibi kâbus senaryolarını haberleştirdiğini duyuyorum. Üstelik bunu, “Böyle iddialar Ankara'da yayılıyor, dolaşıma sokuluyor” gerekçesiyle yapıyorlar. İyi de güzel arkadaşlarım, siz de bunun parçası, o dolaşıma sokma işinin parçası olmuyor musunuz bunu yaptığınız anda? “Birileri bunu ortalıkta yayıyor” dediğiniz anda, o yayanlardan biri hâline geliyorsunuz.
Mesela bu yeni parti meselesinde ben hangisinin doğru olduğuna girmeyeceğim. Çünkü dediğin gibi, hakikaten bir partiyi ve üstelik çok uzun bir geleneğin üstüne yerleşmiş teşkilatıyla, seçmeniyle, geleneğiyle çok büyük bir yapıyı terk edip çıkıp gitmek bambaşka bir şey.  Bunun kayıpları sadece fiziki kayıplarla sınırlı olmayabilir ve ayrıca niye bırakılıp gidilsin ki? Eğer bu operasyon gayrimeşru bir operasyonsa, gayrimeşru bir operasyona niye pabuç bırakılsın? Bunlar ayrı tartışmalar. Ama şimdi herkes merak ediyor diye, daha her şey çok belirsizken, hatta daha butlan kararı çıkmadan önce yapılmış birtakım araştırmaları “Kılıçdaroğlu'na kaç kişi oy verir? Eğer yeni parti olursa kaç kişi oraya gider, onun oy oranı ne olur? Öbürü barajın altına gider mi?” diye birtakım veriler paylaşmayı, kötü niyet eseri değilse, mesleki açıdan ihtiyatsız tutumlar olarak değerlendiriyorum. Talep var diye o talebi karşılayacak yarım yamalak, neyi karşıladığı, neyi ölçtüğü belirsiz birtakım verileri saçamazsınız ortalığa.
Şu anda, bir haftalık bir süreçte daha pozisyonlar belirlenmemişken “Yeni parti var mı, yok mu?” diye afakî bir şeyi insanlara soruyorsunuz. Bu, sokak röportajından analiz yapmak demek. Böyle bir şey olmaz. Şimdi, her gün neredeyse bir tane araştırma çıkıyor. Hakikaten bir kısmı bir ay önce yapılmış, daha mutlak butlan kararı çıkmamış. Veya “Kılıçdaroğlu'nun CHP'si baraj altında kalır.” Baraj altında kalması bir ölçü değil ki. Muharrem İnce %1 bile alamadı ama CHP'ye bir zarar verebildi. Sonuçta bu bir ölçü değil. Şimdi bu yeni parti meselesinde “Burada çok zaman ve enerji harcandı. Artık kendi yolumuza bakalım, yürüyelim” hissiyatının iyi niyetli bir tazyiki var. Bunu anlayabiliyorum. Ama insanların burada şuna da dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum. Sen sabahki yayınında https://medyascope.tv/2026/05/29/rusen-cakir-yorumladi-ozgur-ozel-yeni-parti-kuracak-mi/ da değinmişsin. İktidar medyasının bu konudaki hevesinin farkında değil misiniz? İktidar medyasının neredeyse bütün yorumcuları, ‘’hemen ayrılınsın ve yeni parti kurulsun’’ konusunda büyük bir heves ve tazyik içerisinde. Burada en azından “Bir dakika, bir şey mi oluyor?” diye huylanmıyor musunuz? Ben “O doğru, bu doğru” diye söylemiyorum.
Bir de ayrıca ta 2022'den bu tarafa gelen “Zaten bu iş CHP ile yapılmamalıydı. Zaten İmamoğlu kendisi aday olmalıydı. Macron gibi çıkıp kendi adaylığını ilan etmeliydi. O zaman Akşener de arkasında duracaktı” hikâyesinin devamı olan bir damar da var. Oradan da bir tazyik geliyor. 
Bunların hepsi bence, tablonun biraz netleşmesiyle birlikte hakikaten rasyonel olan, elverişli olan ya da mecburi olan bazı şeyler hâlinde önümüze gelecek. Bunlar tartışılacak. Ama demin söylediğimi tekrar edeceğim. Muhalefetin bu taarruz karşısında, aslında bir yıldır, hatta daha uzun bir süredir çok sistematik ve çok yoğun bir saldırı altındayken, bu kadar öğrenmemiş olmasını, bu saldırılara bu kadar şerbetlenmemesini anlamakta zorlanıyorum. Her darbede tekrar her şey en baştan konuşulmaya başlanıyor. Sanki o zamana kadar konuşulmuşlar, o zamana kadar görülmüşler, hiç yokmuş, her şey o anda başlıyormuş gibi, her darbeyle birlikte, o anda her şeyi yeni baştan konuşmaya başlayan ve her durumu akut bir durum olarak yaşayan bir tartışma zemini var. Anlık ve akut gelişmeleri önüne koyarak konuşan ve sürekli öyle davranan bir muhalefet medyası var. Ama bir süreklilik var. Buna baktığımızda, bence daha fazla şey konuşulmuş, kafalarda hallolmuş olmalıydı ve muhalefet medyası daha ileriye doğru bir şeyleri tartışabilir olmalıydı ki, hakikaten morali bozulan ya da umutlu bir seçenek bekleyen kamuoyu için kanaat oluşturabilecek bir veri sunsun. Tam tersine, şu anda kafa karıştıran bir işleve doğru sürükleniyor ve bu da galiba en çok iktidarın işine yarıyor. Yani sadece kendi medyasıyla muhalefet seçmeninin kafasını karıştırmış olmuyor, aynı zamanda muhalefet seçmeninin kafasını muhalefet medyasıyla da karıştırmış oluyor.

Ruşen Çakır: Evet, Kemal, yarın iki tane bayramlaşma var. Bunun adının bayramlaşma olması da acayip. Aynı saatlerde Ankara'nın iki ayrı noktasında bayramlaşma var. İkisinin de saat 14.00’te olması bekleniyor Onun sonrasında herhalde saat 16.00 gibi, canlı yayınla o bayramlaşmaları konuşuruz. Seni yine konuk edeceğim ve belli ki daha uzun bir süre bu konuyu konuşacağız.
Pazartesi günü Silivri'de duruşmalar yeniden başlıyor. Duruşmada Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları, ama esas olarak Ekrem İmamoğlu bütün bu yaşananlar hakkında muhakkak bir şeyler söyleyecektir. Hep öyle yapıyor zaten. Salı günü de Mecliste grup toplantısı olacak mı, olmayacak mı?” meselesi var. Ben Pazartesi Silivri'ye, Salı günü de Meclise gitmeye niyetliyim. Tarihe şahitlik ediyoruz hakikaten. Ne işimiz var? Normal bir ülke, kurallarla yaşamanın olduğu bir ülke olamayacağız herhâlde. Şimdi bu mutlak butlan denilen olay tamamen uyduruk, hukukla hiçbir alâkası olmayan bir olay. Ne diyor Kılıçdaroğlu? “Herkes yasalara uyacak” diyor.
Kemal Can: O zaman, Adalet Yürüyüşü’nü niye yapmış?

Ruşen Çakır: Ben de onu söyledim ya. Erdoğan istediği adaleti nihayet 9 yıl sonra vermiş. Artık her şey kuralına göre işliyor. Baksana adalete… Ne diyor? “Şikâyet edenler partililer” diyor. Bir tanesini yanına aldı.
Kemal Can: Bu iktidar, bir buçuk sene kendi televizyonlarından söylediği şeylerin hepsini şimdi Kılıçdaroğlu'na tekrar söyletiyor. Kendileri ikna edici olmadıysa, belki Kılıçdaroğlu olur. Ama Kılıçdaroğlu'nu bu ikna sözcülüğüne atarken, o kadar hırpalayarak oraya koydular ki Kılıçdaroğlu'nun da artık söylediğinin bir kıymeti kalmadı. Oraya bir itibarla oturtmuş olsalardı, söylediğinin bir kıymeti olabilirdi ama getiriş biçimleri o kadar sorunlu ki. Dolayısıyla onun üstüne söyleyeceği her şey de ikna kabiliyetinden çok uzak olacak.

Ruşen Çakır: Gürsel Tekin "Siyasette zenginleşmeye izin vermeyeceğiz." demiş. Herhâlde malvarlığını öncelikle yoksullara ya da vakıflara bağışlayacak. Bu arada, “Arabaların parasını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne vereceğiz” diye akılları sıra şirinlik yaptılar ve anında cevabını aldılar.
Kemal Can: İşte onu kastediyorum.

Ruşen Çakır: Evet, ‘Haftaya Bakış’ı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkürler. İyi bayramlar. Yarın bayramın son günü. Ankara'daki bayramlaşmaların ardından yine karşınızda olacağımızı tekrar hatırlatalım. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı