Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”

18.05.2026 medyascope.tv

18 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Gürkan, hemen olayın sıcağı sıcağına şöyle bir şey yazdı. Birazdan kendisine soracağım. ‘‘Açıklama şahinleri memnun etmeyecek, açıklama güvercinleri tatmin etmeyecek.’’ Özellikle şahinleri memnun etmeyeceğini biliyorum da güvercinleri tatmin etmeyecek derken neyi kastettiğini ona sormak istiyorum. Evet, Gürkan, merhaba.
Gürkan Çakıroğlu: Merhaba.

Ruşen Çakır: Vahap’la uzun uzun konuştuk. Şimdi seninle konuşalım. Senin bugün sosyal medyada yazdığın ‘‘şahinleri memnun etmeyecek’’, eyvallah bunda hiçbir kuşku yok, ‘‘güvercinleri tatmin etmeyecek’’ demişsin, Bahçeli'nin bu uzun metninin. Güvercinlerin neyini tatmin etmeyeceğini düşünüyorsun?
Gürkan Çakıroğlu: Zor bir süreç; çok çok zor bir süreç. 100 yıllık bir problem, hatta ondan daha geriye, yani yaklaşık 200 yıllık bir problemi çözmeye çalışıyorsunuz. Bu problemin çözümünde çok ciddi zorluklar yaşıyorsunuz. Toplumsal olarak bununla alakalı bir tedirginlik hali, temkinli olma durumu zaten var. Ve biliyorsunuz, bir taraftan sürekli höyküren, bazıları Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı sıfatıyla, bazıları Cumhur İttifakı'nın geçmişteki küçücük ortağı sıfatıyla birileri sürekli höykürüyor. Hatta İçişleri Bakan Yardımcısı bile mevcut atmosfere dair yapıcı bir dil kullanmaktan ziyade oldukça negatif bir üslupla hareket ediyor. Şimdi Tayyip Erdoğan'ın 2002 ile 2012 arasında Kürtçe ve Kürdistan kelimesini ne kadar çok kullandığına bir bakarlarsa, İçişleri Bakan Yardımcısı başta olmak üzere, bence meseleyi daha çok idrak edebilirler. Ama temel problem, bunların her birini, bu sıfatları, bu payeleri o kişilere veren Tayyip Erdoğan. Tayyip Erdoğan'ın bu kişilerin söylemlerine ve eylemlerine rağmen bunlara bir ikaz ışığı göndermiyor olması. Şimdi ben neden dedim; bu açıklamada evet, bu açıklama anlaşılabilir bir dilde. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi'nden yapılıyor. Yani Kürt meselesinin çözümüne yönelik yapıcı dile dair hiç konforlu olmayan bir alanda bu söylem yapılıyor. Bu açıdan çok kıymetli ve şahinleri de rahatsız edici bir halde. Ama neden güvercinleri tatmin etmiyor? Şundan dolayı tatmin etmiyor; evet, Devlet Bahçeli şu an İYİ Parti ile, Büyük Birlik Partisi ile ve Zafer Partisi ile uğraşıyor. Kendi siyasetinin söylemini bunlara dair ayakta tutmaya çalışıyor. Ama Abdullah Öcalan da benzer bir ilkel milliyetçilikle mücadele ediyor. Yani bugün bu haberi hangi sitelerin, Türkgün’deki röportajı hangi sitelerin hangi dille verdiğine bakarsanız aslında çok çabuk bir şekilde meselenin ne olduğunu anlayabilirsiniz. Yani Abdullah Öcalan'ı ilkel bir Kürt milliyetçiliği yaparak köşeye sıkıştırmaya çalışan çok ciddi odaklar var Kürtler arasında da. Şimdi sizin burada kullandığınız belli başlı diller de onlara alan açıyor. Mesela şimdi siz "Meclis’e gelsin"den, "mahkumiyet hakkı saklı kalsın"a gerilerseniz, siz koordinatörlüğü tasfiye süreci ile alakalı sınırlı bir hale indirgerseniz, siz, altını çizerek söyleyeyim hatta, Kürdistan coğrafyasının belli başlı noktalarındaki ilkel milliyetçilik tazyikiyle hareket eden ve Türkiye'deki barış sürecini torpillemek isteyen odaklara da alan açarsınız. Evet, Bahçeli'nin elini kolaylaştırmak lazım ama Öcalan'ın da elini kolaylaştırmak lazım. Ben bu metindeki bütün pozitif argümanları MHP'ye yazarım, bütün negatif argümanları AKP'ye yazarım. Çünkü artık bardak doldu taşacak. Yani bir buçuk yıldır Milliyetçi Hareket Partisi her türlü riski alırken, söyleme dair her türlü cesur söylemi gerçekleştirirken Tayyip Erdoğan'ın hâlâ daha böyle "masa devrildi mi, devrilmedi değil mi" vesaire diye bu tarz hamleleri artık yapıcı olmaktan giderek uzaklaşıyor. Artık taşın altına elini koyması lazım.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi Erdoğan'ın muhtemel reaksiyonlarını bir kenara koyup bu A4 ile 16 sayfa olan metne baktığımızda, demin Vahap’la da bunu konuştuk, çok çarpıcı, çok önemli tespitler var. Bir kere net bir şekilde şunu söylüyor: "Artık zamanımız yok" diyor. "Niyetler belirlenmiştir" diyor. O meşhur tespit aşaması dayatması var ya; "Niyet beyanları ortadadır ve gecikmeye mahal bulunmamaktadır." lafının, Öcalan'ın söylediği, "Zaten silah bırakma kararı alındı, tespit, tescil falan bunlara ne gerek var, zaten olay yürüyor." söylemiyle örtüştüğünü düşünüyorum ve bunun çok önemli bir kırılma olduğunu düşünüyorum. Ne dersin?
Gürkan Çakıroğlu: Doğru. Dilde çok yapıcı hususlar var orada. Mesela "Homojen ve tek tipleştirme artık bitmiştir" diyor. "PKK'nın feshiyle bu süreç bitmeyecek" diyor. "Demokratik hukuk devletine yönelik adımların atılması gerekiyor" diyor. "Terörün her türlüsünün tasfiye edilmesi gerekiyor" diyor. Yani içerik olarak esası itibarıyla çok kıymetli bir metin. Lakin ben hep şunu vurgulamaya çalıştım: Bahçeli niyet, Öcalan teori, Erdoğan pratik. Siz pratikten geri durarak Bahçeli'yi pratiğe yönelik olarak sahaya çıkmaya mecbur bırakırsanız, Milliyetçi Hareket Partisi'ni bilmediği bir suda yüzmeye zorlarsınız. Bu da sürece zarar verebilir. Tayyip Erdoğan'ın taşın altına elini koyması gerekiyor. Tekrar altını çiziyorum; artık yeter. Artık süre kalmadı. Zaman kalmadı. Devlet Bey de bunun altını çiziyor. Tamam, sütten ağzı yandı, yoğurdu üfleyerek yedi, anladık. 2015'te, 2013'te tamam, ‘‘Seni başkan yaptırmayacağız’’ dediler, ortalık birbirine girdi, anladık. İşte "gökten ne yağar ki yer kabul etmez" dediği adamlarla sonra kanlı bıçaklı oldu, darbe girişimine maruz kaldı, anladık. Tamam anladık, senin güven problemin var. Tamam da sen bir yandan da, 2017 referandumunu bir hatırlayın; o dönemde bir gazetecinin bir sorusu vardı referandumdan hemen sonra, "Efendim size artık başkan diyebilir miyiz?" dedi, o da arzusunu olabildiğince açığa çıkaran bir şekilde "Evet diyebilirsiniz" dedi. E sen madem "ben Süleyman'ım" diyorsun kardeşim, o zaman artık bunun hakkını vereceksin. Yani armut piş ağzıma düş siyasetiyle %50+1'i alamazsın sen, rıza üretemezsin. Yani hiçbir noktada bir inisiyatif almadan... Bak, şunun da hakkını veriyorum; Allah var, gölge etmedi, negatif bir dil kullanmadı, jargon kullanmadı ama hiçbir şey yapmadan, sorumluluk almadan bunu yapamazsın. Bakın o kadar kritik bir konumda ki, bu başıbozuk başdanışmanlarından iki tanesini, bu süreci baltalayan iki tanesini görevden alsa veyahut da onların sesini kesse çok başka bir iklime gidebilir Tayyip Erdoğan. Ben Diyarbakır'a gittim, 5 gün kaldım; koca bir şehir Devlet Bahçeli'yi bekliyor. Koca bir şehir 20 yıldır bu meselede en sert cümleleri kullanan Devlet Bahçeli'ye güveniyor ama Tayyip Erdoğan'a güvenmiyor. Yani Tayyip Erdoğan kendisini hangi noktaya sürüklediğinin artık farkına vararak bu çözüm sürecinin kendisi için de bir sıçrama tahtası olduğunu idrak edebilirse bu Türkiye adına oldukça sevindirici olacak. Ben Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilmesine asla karşı değilim ama hukuk devletine artık rıza göstermek zorunda. Yani "terörsüz Türkiye" dediğiniz şey hukuk olmadan olmaz. Hukuk olmadan siz bu süreci bir noktaya vardıramazsınız. Mutlak suretle hukuk gerekiyor ve siz hukuka dönük adımlar atmakta hâlâ daha tereddüt ediyorsunuz ve MHP'yi bir şekilde bu alanda da bir şeyler yapmaya zorluyorsunuz. Ben bu metinde bunu çok net bir şekilde gördüm.

Ruşen Çakır: Şimdi sen bir hukukçu olarak bu olaylara hukuki açıdan baktığında ortada şöyle bir meselemiz var: Örgüt üyeleri silah bırakma kararı aldı ve hatta sembolik olarak 30 kişi silahını yaktı ama Türkiye'ye gelemediler. Çünkü gelseler başlarına ne geleceği belli değil. Ama bir taraftan da şey dayatılıyor, ne denir onun adına? "Önce silahı bıraksınlar sonra yasal düzenleme olsun." Bu metinde benim anladığım, ki Vahap da aynı görüşte anladığım kadarıyla, bu iki şeyin eş zamanlı olabileceği vurgulanıyor. Benim bildiğim Öcalan da benzer bir şey söylüyor. Öcalan diyor ki: "Ben bu kararı aldım ve örgüte de kabul ettirdim. Artık bu yapılmıştır. Yasal düzenleme yapmamak için hiçbir bahane kalmamıştır." Olay bu kadar basit mi?
Gürkan Çakıroğlu: Bu kadar basit. Ve bu kadar basit bir olayı hayata geçirmekte bu kadar tereddüt eden kişinin adı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Yani hiç artık eğip bükmeye gerek yok, ifade ettim. Bunu Diyarbakır'da gördüğüm her insana da söyledim. Yani, ‘‘Tayyip Bey'in temkinli ve tedbirli halini de anlamak gerek’’ dedim. Dedim ama ben bunu derken bir buçuk yıllık bir zaman geçti, hatta daha fazla ve Devlet Bahçeli çelikten bir iradeyle bütün saldırılara rağmen dimdik ayakta durdu. Hiç kimsenin söyleyemeyeceği cümleleri söyledi. Abdullah Öcalan ondan aşağı kalmadı, olabildiğince yapıcı hareket etti. Bakın 30 yıldır içeride tuttuğunuz ve 40-50 yıllık bir savaş içerisinde olduğunuz bir örgütün lideri bugün Suriye'de ve İran'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin menfaatine hareket ediyor, Türk ve Kürt halklarının menfaatine hareket etti. Şimdi sizin fiili bir durumu, meşru bir durumu artık kuvveden fiile çıkarmanız gerekiyor. Buna yönelik adımları atmanız gerekiyor. Yani bu noktada Tayyip Erdoğan gerçekten siyaseten çok erozyona uğramış. Mesela AK Parti'yi de CHP'lileştirerek herhalde kurtaracağını zannediyor, ben anlamadım. Sürekli CHP'den transferler yapıyor. Ya bu AK Parti değil mi? Sabah akşam 20 yıldır CHP üzerinden %30'lardan %50'lere çıkan... Yani bu bir akıl tutulması, yani ışığı, çıkışı orada görmesi de siyaseten uğradığı erozyonu gösteriyor. Yanlış kişileri transfer ediyor. Yani senin Ali Babacan ve türevleriyle aslında, onları transfer ederek veyahut da işte Mahmut Arıkan'ı transfer ederek veyahut da bu tarz transferlerle AK Parti'yi değiştirip dönüştürebilirsiniz. Şu an AK Parti 1930'ların CHP'sinden farksız. Yani İçişleri Bakan Yardımcısının diline bakarsanız, işte o bir tane başdanışman var, onun diline bakarsanız, bugün bir başdanışman daha açıklama yaptı, onun diline bakarsanız; ha 1930'ların CHP'si, ha 2020’lerin AK Partisi, yani çok yanlış bir teşhis koymuş Tayyip Erdoğan. Tedaviyi de yanlış yerde arıyor.

Ruşen Çakır: Şunu anlıyorum, diyorsun ki Erdoğan’ın hâlâ ayağı frende. Bunu bir süredir diyorsun, zaten gördüğümüz de bu. Ama bugün Devlet Bahçeli bunu yayınlattı ve bugün de kabine toplantısı var. Ve kabine toplantısının en önemli gündem maddelerinden birisi "terörsüz Türkiye" süreci ve burada da adı konmuş mekanizmalar var. Bir mekanizma da değil, dört mekanizma var. Yani bir Öcalan için, bir Meclis için, bir bakanlar arasında koordinasyon için, bir de en sonda devletin tamamı için çok somut şeyler var ve bunlar tam da bugün yapıldı, kabine toplantısı öncesinde. Yine bunlar dile getirilmemiş gibi, bu somut çözüm önerileri dile getirilmemiş gibi bir yaklaşım sergilerse Erdoğan ve kabine diyelim, o zaman ne bekler bizi?
Gürkan Çakıroğlu: Böyle bir ihtimali açıkçası görmüyorum. İşte geçenlerde bir haber de çıktı, Müsavat Dervişoğlu'yla görüşmüş. Muhtemelen görüşmüştür, yani bunu taraflar yalanladı ama muhtemelen görüşmüştür. Bunda ayrıca abesle iştigal bir durum yok. Ama şöyle bir husus var; o kadar keskin iki kanat bu meseleyi destekliyor ki Kürt meselesinin çözümünü: Birisi PKK ve Öcalan, diğeri MHP ve Devlet Bahçeli. Yani Tayyip Erdoğan'ın bu meselede ipe un sermesini gerektirecek bir hal ve vaziyet kalmadı. Şimdi %50+1'i istiyorsa da, dümeni Çankaya'ya kırmak istiyorsa da bu meseleye dönük yapıcı hamle yapmak zorunda. Bakın tekrar altını çiziyorum; eyvallah, gölge etmedi, süreci tıkamadı. Süreç zaten onun karşı durmasına rağmen ilerleyebilecek bir vaziyette de değil. Kendisi cumhurbaşkanı ama yapıcı hamleleri yapmaktan da bir o kadar uzak. İkisi arasında da dağlar kadar fark var. Ve o topa girmeden bu işin hızlı bir şekilde rayına girmesi mümkün değil. Bu anlaşılabilirdi, onun temkini ve tedbiri. Ama artık tamam; birçok badire atlatıldı, birçok sınavdan geçildi. Bahçeli de Öcalan da dimdik ayakta kaldı. Erdoğan hep ikinci bir Atatürk olma sevdasında; bütün eylemleri ve söylemleriyle. Cumhuriyet ikinci yüzyılına girdi. Bir paradigma değişikliği var; Kemalist paradigmadan Öcalan'ın paradigmasına, ulus devletten demokratik ulusa, üniter devlete aykırı değil her ikisi de zaten. Ama demokratik ulus, Türkiye yüzyılının ekmek su kadar ihtiyacı olduğu bir şey. O zaman Tayyip Erdoğan'ın da üzerine düşeni yapması gereken bir noktada. Yani siz bu kadar temkin ve tedbir haliyle bunları yapamazsınız. Şu noktada artık ben devreye gireceğine inanıyorum. Çünkü mevcut haliyle ittifakları değiştirerek veyahut da müttefikini değiştirerek siyaseten ayakta kalabileceği bir durumda değil artık. Öyle bir siyasi hamle veya alanı da yok.

Ruşen Çakır: Peki, şunu sormak istiyorum; Devlet Bahçeli birçok kez "gemileri yaktık, geri dönüş yok" dedi. Buna benzer açıklamaları Kandil de Murat Karayılan da Duran Kalkan da, galiba Cemil Bayık da benzer şekilde söylediler. Şimdi hep bunu söylüyorum, geri dönüş yok ama ileriye de pek gidilemiyor bu haliyle, özellikle Erdoğan-AK Parti kanalındaki şeyler nedeniyle. Ve bir iddiaya göre yasal düzenlemeler için Eylül ayı, yani yazın geçmesi beklenecekmiş filan. Bunu kaldırabilir mi Türkiye?
Gürkan Çakıroğlu: Türkiye birçok şeyi kaldırdı, Türkiye bunu da kaldırır Allah'ın izniyle. Ama seçim sandığı odaklı hareket ettiğini rahat bir şekilde görebiliyoruz. Çünkü Türkiye zamanında seçime gitse bir yıl sonra, erken seçime gidecekse de 4-5 ay sonra artık seçim atmosferine yavaş yavaş girecek. Ama şunu bir türlü Tayyip Bey... Bilmiyorum, yakınlarındakiler mi artık bilmiyorum anlamıyor. Şimdi insanlar sizin %50+1 almanız için... Kimsenin bu arada bir buğzu yok, birçok şey yaşandı ama yani diyorum; hep Abdullah Gül'ü eleştirirlerdi ya bu noktada siyasi figür olarak, işte "taşın altına elini koymuyor, sözünü söylemekten sakınıyor, işte biraz armut piş ağzıma düş tarzı hareket ediyor" diye. Bugün Tayyip Erdoğan bundan çok daha fazla bir şekilde bu halde. Yani, ‘‘biz terörsüz Türkiye’nin sonuna kadar arkasındayız’’, tamam anladık. Sonra? Yani Milliyetçi Hareket Partisi bugün iktidar değil, Cumhur İttifakı'nın bir üyesi, bugün, 16 sayfa dediniz siz az önce, bir açıklama yaptı değil mi? AK Parti ne yapıyor? Türkiye'nin 1. veya 2. partisi değil mi? En büyük iki kitle partisinden de bir tanesi. Ne yapıyor AK Parti? AK Parti'nin ne yaptığına dair herhangi birisinin bir bilgisi var mı? AK Parti sürekli CHP'li belediye başkanlarını partiye katmakla meşgul. Ya bu AK Parti değil mi sabah akşam CHP'yi dövüp CHP'yi eleştirerek, CHP'yi yerden yere vurarak kendisine bir siyasi pozisyon geliştiren? Büyük bir siyasi acziyet içerisinde AK Parti. Türkiye'nin talihsizliği maalesef sağ jenerasyonda AK Parti'nin alternatifini üretebilen bir siyasi dil üretilemedi. Yoksa AK Parti hakikaten evlere şenlik. Bir hamle yapması gerekiyor. %50+1'i istiyorsa da bir hamle yapması gerekiyor, Çankaya'ya dönmek istiyorsa da bir hamle yapması gerekiyor. Ama artık bir hamle yapması gerekiyor. 22 Ekim Bahçeli ile özdeşleşti, 27 Şubat Öcalan'la özdeşleşti, Tayyip Erdoğan'la özdeşleşen bir tarih yok. "Masa devrildi mi?" diyor. Masa devrilmedi de masanın başı masada oturmuyor. Yani böyle olur mu? Buradan bir konsensüs çıkabilir mi? Tekrar altını çiziyorum; MHP'nin bugünkü açıklaması çok kıymetli ama oradaki pozitif her şey MHP'ye yazar, negatif her şey AK Parti'ye yazar. Çünkü MHP'yi buna mecbur bırakan AK Parti. Bahçeli ve MHP niyettir, bunun ötesine geçebilecek imkanları da yok. Adamlar iktidar partisi değil, böyle bir konforlu alanları da yok. Ama AK Parti üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği için bu iş de MHP'ye kalıyor. O zaman da belli başlı krizler ortaya çıkabilir. Bakın, şunu yabana atmayın; ilkel Türk milliyetçiliği, yani etnik temele dayalı milliyetçilik, hangi goygoyla bunun üstünü örtmeye çalışırlarsa çalışsınlar, bu milliyetçiliğin Kürtler arasında da izdüşümü var. Ve bunlar Öcalan'ın liderliğini tartışmaya açarak burayı parçalamak istiyorlar. Siz bunlara alan açıyorsunuz. Aslında Türkiye yüzyılının aleyhine hareket ediyorsunuz. Buna müsaade etmemek gerekiyor. O yüzden yani kırk düşünüp bir hareket etmek lazım. Bu konuda bütün vebal AK Parti'nin.

Ruşen Çakır: Gürkan, çok teşekkürler.
Gürkan Çakıroğlu: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Yani Erdoğan'ın ne yapacağı, ne edeceğini bir kenara koyarsak bu ortaya çıkan metin ama Türkiye için... Yani bazı yerlerde okurken şöyle dedim kendi kendime: "Ya bir dakika, bunu Bahçeli nasıl yazmış?" dediğim bir metin. Çünkü mesela geçmişle yüzleşme vesaire...
Gürkan Çakıroğlu: Muazzam bir metin. Diyorum ya, bakın, "homojen ve tek tipleştirme yok" diyor artık. Bu mesela çok acayip bir hamle. "PKK'nın tasfiyesiyle bitmeyecek bu iş" diyor. Bütün bunları düşündüğünüzde, ‘‘hukuk devleti’’ diyor. MHP iki şeyi yapıyor şu an, iki şeyi: Bir, 1920'lerde CHP'nin yaptığı gibi 2. yüzyılın kurucu partisi olma lokomotifiyle hareket ediyor, o hissiyatıyla; ikincisi, Türk milliyetçiliğini ilkel bir halden demokratik bir hale doğru bir inkılap haline soktu. Bu tabii ki uzun bir yolculuk ama iki büyük devrim yaptı kendi içinde. Çok kıymetli bu. Ama burada benim nüans etmeye çalıştığım, azıcık bakarsan abi hangi haber sitelerinin bu metinde hangi dili ve metnin hangi kısımlarını kullandığına, benim ne demek istediğimi biraz daha iyi anlarsın. Yani ilkel Kürt milliyetçiliği de bu metin üzerinden cımbızlayarak Öcalan'ı ve DEM Parti'nin alanını zayıflatmaya çalışıyor. Öcalan ve DEM Parti zayıflarsa bu süreç yine başarıya ulaşamaz. Evet, MHP'siz olmaz, AK Partisiz olmaz da DEM Partisiz de olmaz yani. Evet, Bahçeli olmadan olmaz, Erdoğan olmadan olmaz ama Öcalan olmadan da olmaz.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Gürkan.
Gürkan Çakıroğlu: Ben teşekkür ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı