Erdoğan’dan İmamoğlu’na Öcalan dopingi

21.06.2019 medyascope.tv

21 Haziran 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. 23 Haziran seçimleri gerçekten çok tarihî bir seçim oluyor — kampanyası ve şu âna kadar yaşananlar. Tabii özellikle iktidar bloğunun yapıp ettikleri, söyledikleri, söylem değişiklikleri, strateji değişiklikleri, tekrar başa dönmeler, yarı yolda birtakım stratejilerden vazgeçmeler vs.. Bunun herhalde zirvesi Öcalan mektubu ile oldu. Ne zamandır Öcalan’ın avukatları ile tekrar görüşe başlamasıyla beraber ortada bir spekülasyon vardı. Öcalan bir şekilde talimat verecek, seçimlerde İmamoğlu’nun desteklenmemesi yolunda diye. Açıkçası bana bu pek ihtimal dahilinde gelmemişti. İki açıdan ihtimal dahilinde gelmemişti. Birincisi, iktidar böyle bir şeye tevessül etmez diye düşünüyordum. Çünkü o âna kadar söyledikleri, yapıp ettikleri her şeyi reddetmeleri anlamına gelecekti — hele MHP ile kurulmuş olan bir ittifak, Cumhur İttifakı için. İkincisi de Öcalan böyle bir şeye, kendi liderliğini zor durumda bırakacağı için girişmez herhalde diye düşünüyordum. Ama yanıldım. Yanılmış olmaktan çok da şikâyetçi değilim. Çünkü ilginç bir olaya tanıklık ediyoruz. Ve şu anda Öcalan’ın esrarengiz bir şekilde başlayan ve giderek daha da netleşen bir mektubu var. 23 Haziran seçimlerine birkaç gün kala yaptığı, yapmak istediği bir müdahale var. Ve buna karşı farklı kesimlerin tepkileri var. Şimdi bunların üzerinden teker teker geçeriz. Ancak burada yayının başlığında da verdiğim gibi, bence bu olay baştan aşağı İmamoğlu’nun lehine gelişecek bir olay. Tabii çok kişinin kafasında şu var: Öcalan’ın tartışılmaz bir liderliği var ve dolayısıyla o “Tarafsız kalın” diyorsa, İstanbul’daki HDP seçmeninin önemli bir kısmı sandığa gitmeyebilir şeklinde bir düşünce var. Sanmıyorum böyle olsun. Çok büyük ölçüde Öcalan’ın bu söylediklerini HDP tabanının, “Sandığa gitmeyin, oyunuzu kullanmayın, hele hele İmamoğlu’na hiç oy vermeyin” şeklinde yorumlayacağını sanmıyorum. Nitekim HDP tarafından yapılan açıklamada, Öcalan’ın söylediklerine bir itiraz geliştirmeden, yani onun vurguladığı üçüncü yol, kutuplaşmaya karşı üçüncü yol olma çizgisine ve tarafsız kalma çizgisine itiraz etmeden, bunu benimsediklerini söylediler; ama İstanbul seçimlerinde herhangi bir strateji ve taktik değişikliğine gitmeyeceklerini açıkladılar. Dolayısıyla burada HDP yönetimi zor bir karar vermişe benziyor. Hem Öcalan’ı karşısına almadan, ondan yine “Sayın” diye bahsederek, hem de çizgisini değiştirmeden. Aslında daha önce de benzer olaylar yaşanmıştı. Ama bu kadar açık bir şekilde olmamıştı. Selahattin Demirtaş’ın ifadelerinden biliyoruz, referandum döneminde boykot kararından vazgeçirmek için, boykot kararını “Evet”e çevirtmek için siyasî iktidar yine Öcalan’ı devreye sokmuş, Öcalan üzerinden birtakım yazılı belgeler getirmiş, ama Selahattin Demirtaş’ın beyanı ile biliyoruz ki onlar kendi çizgilerini değiştirmemişlerdi. Şimdi bunun bir değişik versiyonu ile karşı karşıyayız.
Burada ayrı ayrı ele alınması gereken bir yığın husus var. Şimdi baştan başladık. HDP seçmeni İstanbul’da İmamoğlu lehine olan tercihlerini, İmamoğlu lehine oy kullanması beklenen HDP’liler Öcalan’ın bu açıklamasından sonra tavırlarını değiştirirler mi? Tekrar söylüyorum, çok ciddi ölçüde bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Ama buna karşılık… Teker teker gidelim. CHP’ye yakın olan ama daha ulusalcı çizgide olan seçmenin içerisinde, HDP’nin burada İmamoğlu’nu destekleyecek olmasından dolayı bir burukluk vardı; ağızlarındaki tat ekşimişti, bir soru işaretleri vardı. Şimdi bu soru işaretlerinin büyük ölçüde giderildiğini söyleyebiliriz. O anlamda HDP katkısı nedeniyle İmamoğlu’na oy vermekten çekinecek olan kesimlerin bu olaydan sonra bu çekincelerinin kalktığını düşünüyorum. Benzer bir şekilde, İYİ Partili olup, Türk milliyetçiliğinden geldikleri için HDP desteğinden rahatsız olan kesimlerin de bu rahatsızlığı ortadan kalkacaktır. Bir diğer kategori –bence önemli bir kategori–, o da MHP’li olup, ama yerel seçimde Binali Yıldırım değil Ekrem İmamoğlu’nu tercih edenler olduğu kanısındayım. Onların da kaygılarını giderecek bir hamle yaptı siyasî iktidar Öcalan’ı ortaya sürerek. Yani Demirtaş’ın ve Kandil’in karşısına Öcalan kartı koyarak aslında Kürt siyasî hareketinin aktörlerinin pekâlâ bu seçimde meşru birer aktör olarak kullanılabileceğini aslında kabul etti. Zaten en büyük yanlışları bence bu oldu. Dolayısıyla Türk milliyetçiliğinden gelip İmamoğlu’na HDP desteği yüzünden oy vermekten çekinen kesimlerin bu çekincesini de siyasî iktidar bu hamlesi ile bence bertaraf etti. Yani iktidar Öcalan’ı kullanıyorsa, kendine referans olarak alıyorsa, pekâlâ diğerleri de Selahattin Demirtaş’tan, Öcalan’la kıyaslanamayacak konumdaki Selahattin Demirtaş’tan çok da fazla rahatsız olmayabilirler. İktidar Öcalan’dan rahatsız olmuyorsa, onlar da pekâlâ Demirtaş’tan rahatsız olmayabilirler. Ve buna bağlı olarak bence AKP’li ve MHP’li olup Binali Yıldırım’a oy vermiş olanlardan da bence bu olaydan sonra bir kayma olacak. Bunun bir nedeni milliyetçi refleksler, ama diğer bir nedeni benim ısrarla son yayınlarda vurguladığım bir husus: Türkiye’de seçmen kaybedenden uzaklaşıyor. Ve bu hamle seçime birkaç gün kala iktidarın Anadolu Ajansı ile akşam canlı yayında Erdoğan’ın bizzat kendisinin, bugün Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla Öcalan üzerinden, Öcalan’ın söyledikleriyle İmamoğlu’nun oyunlarını azaltma çabası, aslında iktidarın çaresizliğini ve kaybettiğini, kaybetmenin verdiği bir panikle davrandığını bize gösteriyor. Ve bu da zaten iktidarın her saldırısı, her agresif çıkışı, özellikle Erdoğan’ın son dönemde tekrar Binali Yıldırım’ın elinden alıp yaptığı çıkışlar, tehditler vs. kaybını gösteriyor. Ve kayıptan dolayı da kaybı kazanca çevirmek isterken bence kaybı derinleştiriyor. Öcalan hamlesinin bu anlamda kaybı daha derinleştireceği kanısındayım. Çünkü bu hamle gerçekten çaresizlikten yapılmış bir hamle. Bugüne kadar Cumhur İttifakı’nın söylediklerinin… söylediklerinin –belli bir ara vermiş olabilir 31 Mart’tan sonra– ama özellikle 31 Mart öncesinde söylediklerinin birebir zıttı, kendi kendini inkâr anlamına gelen bir çıkış söz konusu. Daha yakın zamanlara kadar, idam meselesini tekrar tekrar gündeme getirdiler. Ve orada kastedilenin, esas olarak kastedilenin Abdullah Öcalan olduğunu hepimiz biliyoruz. Bahçeli tekrar gündeme getirdi. Erdoğan da değişik vesilelerle “Neden olmasın, sorarız, halkımıza sorarız, Meclis’e sorarız” diyerek idam opsiyonunu hep el altında tuttu ve buradaki muhatap da tabii ki Öcalan’dı öncelikle. Ve şimdi Öcalan meşru bir aktör olarak iktidar tarafından kabulleniliyor. Bugün Devlet Bahçeli adına yapılan yazılı açıklama bunun en şaşırtıcı göstergelerinden birisiydi. Yani denir ya: 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi diye. Devlet Bahçeli’nin Öcalan’dan böyle dolaylı da olsa, yani HDP’ye ve Kandil’e yönelik Öcalan’ın “zillet ittifakı”nı diyor, Demirtaş’ın ve Kandil’in –HDP’nin dolayısıyla– desteklemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi diyerek Öcalan’a olumlu bir şey atfediyor. Öcalan’ı meşru bir aktör olarak görüyor ve buna hiçbir itiraz etmiyor. “Ey terörist başı, çocuk katili, bebek katili! Sana ne Türkiye’deki seçimlerden?” demiyor. Tam tersine ehven-i şer izliyor ve “zillet ittifakı zillet içinde ve Öcalan bile bundan rahatsız” diyor. Bunu bir AKP’li belki bir yerde diyebilir. Ama Devlet Bahçeli’nin ağzından ya da yazılı olarak geldiği için, ama sonuçta ona atfen yapılan bir açıklama, bunu duymak gerçekten çok şaşırtıcı, çok yeni bir şey. Beklenmedik bir şey. Ve bu da aslında krizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
31 Mart öncesinde ne olmuştu halbuki? 31 Mart öncesinde Kandil’de bir operasyon yapıldı. Ve orada birtakım üst düzey PKK yöneticilerinin öldürüldüğü ve içlerinden önemli isim olarak Rıza Altun’un da yaralandığı yolunda haberler servis edildi. Öldürülenlerin isimleri verildi. Zaten her seçim öncesi, bir süredir her seçim öncesi şöyle bir beklenti yayılır: Kandil’den paket gelecek. Yani bir zamanlar Şemdin Sakık’ın olduğu gibi bir PKK yöneticisi, üst düzey yöneticisi, artık Cemil Bayık mı olur, Duran Kalkan mı olur, Murat Karayılan mı olur, Rıza Altun mı olur her kimse ya da kaç kişi ise bunların bir operasyonla, örtülü operasyonla seçim öncesi getirilerek iktidarın oylarının artırılacağı havası yayılır, beklentisi yayılır. 31 Mart öncesinde de böyle bir hava yayıldı ve bu paket olmasa bile bir operasyon oldu. Birtakım isimlerin öldürüldüğü söylendi, ilan edildi. Bu sefer, aradan çok fazla bir zaman geçmedi, bu sefer tam tersi bir şey oldu. Kandil’den paket değil İmralı’dan mektup geldi. O mektubun da başlı başına ilginç birtakım öyküsü var. Avukatlar önce gidiyor, avukatlara açıklaması gecikiyor, avukatların açıklaması gecikince Okan Müderrisoğlu, Sabah gazetesindeki köşesinde bunu yazıyor. İnsanlar şaşırıyor, ne oluyoruz derken Tunceli Üniversitesi’nde –olduğunu bilmediğimiz, ama varmış– Sosyoloji Bölümü’nün başkanı –ki onun da adını ben şahsen ilk defa duyuyorum, bu konularla ilgili bir gazeteci olmama rağmen–, Kürt meselesi üzerinde çalıştığı söylenen birisi. Ali Kemal Özcan yanılmıyorsam adı. Bu kişi Öcalan’la görüşüyor. Şu âna kadar Öcalan’la avukatları ve birtakım heyetler dışında, uluslararası heyetler dışında ve de devletin bilgisi dahilinde yapılan Çözüm Süreci’ndeki milletvekilleri ziyaretleri dışında giden kimse olmadı ya da olduysa bile yansıtılmadı. Ve birdenbire kimsenin bilmediği ya da çok az kişinin bildiği –ki ben çok az kişiden birisi değilim–, bir şahıs gidiyor ve avukatlara açıklama yapmış. Avukatlar bu açıklamayı niye açıklamıyor diyerek avukatlara mesajlar yolluyor, “Hadi açıklasanıza vs.” diye. Ve avukatlar da açıklamayı sonunda, dün gece kısa bir açıklama, bugün de uzun bir açıklama yaptılar. Yani avukatların geciken açıklamasını yaptırmak için devlet bir akademisyeni devreye sokuyor. Çok ilginç şeyler, ilk defa yaşadığımız bir yığın şey oldu. O açıklamayı, Öcalan’la görüşen kişinin Öcalan’dan “yerli ve milli” olarak bahsettiğini de gördüm. Aslında bu “yerli ve milli” lafının ne kadar kolay kullanıldığının da bir örneği olarak karşımızda duruyor.
Bundan sonra ne olabilir? Tekrar söylüyorum: Bunun seçime İmamoğlu aleyhine bir etkisi olacağını sanmıyorum. Bu konuda hükümet her türlü mekanizmayı işletiyor; ama birkaç senedir, özellikle birkaç senedir, Çözüm Süreci’nin bittiği andan itibaren, bitirildiği andan itibaren HDP’yi ve HDP tabanını şeytanîleştirmiş bir iktidar ve Erdoğan var. Dolayısıyla onların seçime birkaç gün kala HDP tabanına ulaşması ve HDP tabanını Öcalan mektubu üzerinden bir şeylere ikna etmesi çok mümkün değil. Burada Kürt hareketi açısından tabii ilginç bir dönüm noktası olacak bu. Öcalan’ın bu mektubu ve seçim sonuçları ortaya çıktığı zaman Öcalan’ın otoritesi tartışılacak. Eğer ben yanılırım ve HDP seçmeninden bâriz bir şekilde seçime katılma oranı beklendiği kadar yüksek olmazsa ve İmamoğlu’nun oyları bâriz bir şekilde düşerse, hele hele kaybederse, o zaman Öcalan’ın otoritesi kabul edilecek ve denecek ki “Öcalan sayesinde Binali Yıldırım kazandı.” Anladığımız kadarıyla siyasî iktidarın böyle bir kaygısı yok. “Öcalan sayesinde kazandı” damgasını yemekten çok fazla rahatsızlık duymayacaklarını görüyoruz. Ama tersi olursa –ki ben öyle düşünüyorum– o zaman Öcalan’ın otoritesi tartışılacaktır. Ve Selahattin Demirtaş’ın adı daha fazla öne çıkacaktır. Ve bu da Kürt hareketinde ileride çok ciddi birtakım gelişmelere kapı aralayacaktır. Ama unutmamak lâzım, Öcalan pekâlâ kalkıp “Ben sandığa gitmeyin demedim” diyebilir — ki yaptığı açıklama, mektup aslında, ki HDP böyle yorumlamış, Öcalan’ın birçok metninde olduğu gibi zorlanırsa her yere çekilebilecek bir mektup. Orada kendisi bir yörünge çiziyor ve kararı HDP’nin vermesi gerektiğini söylüyor. HDP’liler de diyor ki: “Evet, biz tarafsızız, üçüncü yol izliyoruz ve şu âna kadar izlediğimiz strateji ve taktikler doğrudur.” Pekâlâ Öcalan da, bundan çıkan sonuç İmamoğlu lehine olursa, pekâlâ kendisinin burada zaten farklı bir şey söylemediğini de söyleyecektir. Ama çok da fazla inandırıcı olmayacaktır.
Evet, ilginç bir seçim. Bir ara Öcalan’la ilgili dedikodular ilk başladığı zaman, spekülasyonlar ilk başladığı zaman, bir yayında bir şey söylemiştim. O da “Kürtler sayesinde kazandık” demeye cesaret edemeyenlerin “Kürtler yüzünden ya da HDP yüzünden kaybettik” demeye can attıklarını söylemiştim. Öcalan devreye girecek ve HDP çizgisini, tavrını değiştirecek beklentisi içerisinde olan özellikle ulusalcı vs. çevreler için bu sefer o kadar bir heyecan yaşadıklarını görmüyorum. Çünkü geçen süre içerisinde, 31 Mart’tan bu yana geçen süre içerisinde Ekrem İmamoğlu gerçekten ilginç bir performans çizdi. Ve çok net bir şekilde Binali Yıldırım karşısında üstünlüğünü katmerledi. Bunda tabii ki 31 Mart sonuçlarının iptal edilmesinin, YSK kararı ile yani İmamoğlu’nun elinden zorla alınmasının, belediye başkanlığının alınmasının da etkisi çok büyük. Dolayısıyla o kadar fazla buna teşne olan kişi yok. İktidarın içerisinde, iktidar yanlılarında tabii ki var. Burada şunu görüyoruz, bu seçim bize bunu gösteriyor: Türkiye’de siyasetin kaderini Kürtler belirliyor. Artık bu Öcalan mektubu, bunu bir kere daha bize gösterdi. Benim hep söylediğim ve bazı izleyicilerin sürekli kızdığı lafı tekrar söylemenin zamanı: Türkiye’deki bütün sorunların anası Kürt sorunudur genel olarak baktığımızda. Ve Kürtleri kazanan Türkiye’yi de kazanır. Bu olayı bir kere daha görüyoruz. İktidar bu konuda çok geç kaldı. Ve hâlâ yaptığının bir Kürtleri kazanma hamlesi olmadığı ortada. Kürtlerin içerisinden, Kürtlerin arasında, Kürt hareketinin diyeyim, arasında bir ayrılık yaratarak onun yaratacağı travmayla bir şeyler yapma gibi bence çaresiz, nafile bir yolu deniyor. Ama bütün bunlar bize gösteriyor ki, gerçekten Türkiye, Kürt sorununu çözmediği müddetçe, Kürt sorunuyla yüzleşmediği müddetçe, Kürt hareketinin aktörlerini süreçlere şu ya da bu şekilde değişik mekanizmalarla katmadığı sürece, dertlerinin dermanını bulması çok zor. İki gün kaldı seçimlere. Bu seçimden önceki son yayın olabilir. Belki yarın evden falan bir yayın yaparım, ona emin değilim. Ama Türkiye’ye hayırlı olsun diyorum seçimler. Pazar akşamı saat 19’dan itibaren, eğer yasaklar daha erken kalkarsa daha erkenden itibaren Medyascope’ta seçimleri, son 4 yılda her seçimde olduğu gibi, burada size konuklarla en hızlı bir şekilde ve en özgün ve özgür bir şekilde aktarmaya çalışacağız.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı