Erdoğan niçin ittifak arıyor? Prof. Menderes Çınar ile söyleşi

07.03.2018 medyascope.tv

7 Mart 2018’de medyascope.tv’de Prof. Menderes Çınar ile yaptığımız söyleşiyi yayına Sahra Atila hazırladı.

Merhaba, iyi günler! Ankara’dan Başkent Üniversitesi’nden siyasetbilimci Prof. Menderes Çınar ile Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ve Recep Tayyip Erdoğan’ı ele alacağız. Kendisiyle neredeyse düzenli bir şekilde AKP konuşuyoruz, Erdoğan konuşuyoruz; çünkü Menderes gerçekten Türkiye’deki siyasetbilimciler içerisinde bu hareketi öteden beri takip eden, analiz eden en önde gelen isimlerden birisi. Bugün ağırlıkla ittifak meselesini, AKP’nin ve Erdoğan’ın ittifak arayışları meselesini ele alacağız. Menderes hoşgeldin yayına.  
Hoşbulduk!

Önce doğrudan sormak istiyorum: Erdoğan’ın bu ittifak arayışları ve ittifak ısrarı, –her konuşmasında, bugün yine, “Kimse bizi müttefiklerimizden ayıramaz” gibi bir çıkış daha yaptı– bu seni şaşırtıyor mu? Çünkü daha önce çok kendi başına, tek başına yeterli bir parti görünümündeydi uzun bir süre ve bu tür şeyleri telaffuz etmeyen bir hareketti. Bu şaşırtıcı mı?  
Yani aslında 7 Haziran’dan itibaren baktığımızda, 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken fiili bir ittifak başlamıştı zaten, adı konmamıştı sadece. O açıdan baktığımızda bir süreklilik var; ama bu son şey, biraz şöyle sormamız gerekiyor belki: İlk bakışta başkanlık sistemine geçildi, başkanlık sistemine geçilirken bütün devlet ve parti imkânları kullanılmasına, OHAL şartlarında göre yapılmasına rağmen, muhalefetin biraz engellenip biraz bastırılmasına rağmen çok küçük bir oy farkıyla başkanlık kabul edildi. Dolayısıyla ilk bakışta bu 2019 seçimlerine yönelik bir şeymiş gibi görünüyor. Öyle bir boyutu var; ama ittifak şimdi kuruluyor, parlamento seçimleriyle ilgili olacak ve biz başkanlık sisteminin olduğu, başkanlık sisteminin iki turlu olduğu başka ülkelere baktığımız zaman –mesela Fransa’ya baktığımız zaman– birinci turda seçilmezse, ikinci turda kesinlikle seçmen kendiliğinden bir partiye kayarak ittifak oluşmuş oluyor. Burada adı konularak, belirlenerek önceden seçmeni yönlendirecek şekilde bir girişim var. Ben bunun esas nedenini, seçimin ikinci tura kalmaması, ikinci tura kalma riski. Yani sürece girmeden evvel, seçim sürecine girmeden evvel Erdoğan bu seçimi birinci turda bitirebileceğini düşünüyor, bitirebileceği mesajını vermek istiyor; o nedenle bu ittifaka giriyor diye düşünüyorum. Bunun da iki nedeni var. Söyleyelim mi şimdi?
Yani onu istersen şöyle yürüyelim: Şimdi normal şartlarda olayın bir aritmetik boyutu var tabii ki, seçimleri kazanma boyutu var. Normal şartlarda baktığımız zaman AKP ve MHP’nin oyları aslında birçok şeye yetiyor; Erdoğan’ı birinci turda seçmeye de yetiyor, Meclis’te salt çoğunluğu elde etmeye de yetiyor; ama arayışlarını da sürdürüyor, yani Büyük Birlik Partisi’ni katmak istiyor –ki Büyük Birlik Partisi katılacak, ama oradan MHP’nin bir rezervi var biliyorsun, orada teknik bir farklılık var–, ama esas Saadet Partisi’ni de katmak istiyor. Şimdi onları da katmak istiyor olması, sanki olay sadece aritmetik değilmiş gibi bir çağrışım yapmıyor mu?  
Yani şöyle aslında: İki problemi var AKP’nin: Bir tanesi, semptomatik diyebileceğimiz bir problem. Bu, oy oranlarıyla ölçülüyor; bu oy oranı yetmiyor mevcut sistemde, getirdiği sistemde. Üstelik bu getirilen Cumhurbaşkanlığı ve hükümet sistemi aslında Erdoğan’ın kendisi için tasarlattığı bir şey; dolayısıyla onu kaybetmeyi göze alamaz, o büyük bir prestij ve karizma yıkımı olabilir. İkincisi, eğer böyle bir ikinci tura kalma, ikinci turu riskli görme durumu olursa, parti içinde eleştiriler veya kendi camiasında eleştiriler ortaya çıkabilir ve pozisyonunu sarsacak oluşumlar ortaya çıkabilir. Bunu önlemek için yaptığı şey sizin dediğiniz şimdi bütün irili ufaklı, bütün sağ diyebileceğimiz partileri bir araya getirerek bir blok siyaseti yapmak. Bu blokun içerisine de bütün BBP, MHP, SP’yi almak istiyor. SP’nin durumu o yüzden kritik zaten, o blok siyasetini kırabilecek bir parti SP — sırf o ittifaka girmemekle. Bu blok siyaseti aynı zamanda 28 Şubat’ta da gelişmiş bir şeydi, onu söyleyeyim.

Nerede?
28 Şubat Süreci’nde ANAP ve DSP seküler bloku oluşturma iddiasındaydı; yani orada da böyle bir süreç vardı. Şimdi Erdoğan yine bir blok siyaseti yapıyor, yani siyasi şartlarda yapıyor, ama orada o zaman biraz ordu müdahalesi vardı, darbe şartları vardı falan.

Peki buradaki mesele de şimdi eski tabirlerle konuşacak olursak: MHP milliyetçiliği, AKP de muhafazakârlığı temsil ediyor diyelim, başını çekiyor diyelim. Bu Türkiye’de dönem dönem kullanılan milliyetçi-muhafazakâr koalisyonu olarak, ittifak olarak adlandırabilecek bir şey mi? Hatta 70’li yılların Milliyetçi Cephesi’ne bile gönderme yapılıyor. Böyle bir ideolojik bir yakınlaşma bir dönem çok meşhur olan 12 Eylül sonrası Türk-İslam sentezinin yeni dönemdeki, yeni bir versiyonu ile mi karşı karşıyayız?  
Şöyle söyleyebiliriz: 7 Haziran’dan sonra mesela AKP içerisinde, “CHP ile koalisyon olsun; hem çözüm süreci devam eder, hem kutuplaşmayı azaltma konusunda önemli bir adım atılmış olur” gibi bazı sesler çıkmıştı. Oysa orada Erdoğan açıkça belirtti; yani, “Bizim tabanlarımız örtüşüyor” diyerek MHP ile koalisyon yapılması gerektiğini. Ondan sonra izlenen politikalarına baktığımızda; evet Türk-İslam sentezine benzer bir şey var, ama burada İslam’dan ziyade Türk kısmı daha ağır basıyor –en azından şu aşamada– diye düşünüyorum ben. Bunun da esas nedeni, yani böyle bir şeye başvurmasının nedeni blok siyasetinde. Yani şöyle: AKP –veya Erdoğan– hâlâ rakamlar üzerinden siyaset yapıyor, yani sayılar üzerinden siyaset yapıyor; çünkü o bir popülist lider ve bu çok önemli bir şey onun için. İşte Türk seçmenin üçte ikisinin diyelim sağcı, üçte birinin solcu, seküler veya merkez solcu olduğunu düşünerek burayı birleştirecek büyük bir çatı oluşturmayı amaçlıyor — öyle söyleyeyim.  

Burada tabii çok ciddi bir husus, kendi Kürt seçmenini –ki hatırı sayılır, hem rakam olarak, hem de etki olarak–, onu bir şekilde feda mı ediyor?  
Şu an onu söylemek için erken; ama gidişat o yönde gibi. Belki siyaset de işte orada –biraz aşiret yapısı falan o tür tarikatlar, mollalar, meleler, onları kullanarak– belki bir al-ver yapmaya çalışabilir; çünkü yani demin söylediğim şey şu açıdan da önemli: AKP iktidarı kaybetme olasılığını olduğunu göstermemek istiyor. Bunu göstermediği sürece çeşitli gruplar geleceklerinin onda olduğu düşünecek ve yani muhabbetle olamasa bile mecburen destek verecekler; yani menfaatleri, çıkarları, gelecekleri açısından etkide bulunabilir, etkide bulunabilme ihtimali açısından, yani burada etkili oluruz filan diye düşünerek. Dolayısıyla o konuda emin değilim; ama ifade edilen söylemler, yapılan hareketler –hem Irak’ta hem Suriye’deki hareketler– Kürt seçmenin bir kısmını olumsuz etkiliyor diye düşünüyorum.  

Peki Saadet Partisi’ni bir irdelesek: Ben burada peş peşe yayınlar yaptım, yayınlar çok da ilgi gördü. Bu ilgi benim yapmamdan dolayı değil, Saadet Partisi’nden dolayı; çünkü gerçekten bir şekilde gündemde. Çok uç tepkiler var: Kimileri SP’yi çok öne çıkartıyor, bir de iktidara yakın olan kişiler de çok aleyhinde ve abartıldığını söylüyor vs. Ama sanki bir zamanlar MSP’nin olduğu gibi, anahtar parti gibi –en azından şu an için– bir görünümü var. Çünkü bütün partilerin ittifak yapabileceği bir parti görünümü var — HDP dahil. Yaparlar yapmazlar, ayrı; ama teorik olarak. Ne diyorsun? SP şu an neyi temsil ediyor? Tabii burada Temel Karamollaoğlu’nun kişiliğinden ve üslûbundan kaynaklanan birtakım yönler de var herhalde.  
Yani o kesinlikle var. Ben bütün konuşmalarını izleyemedim, ama bazı verdiği mesajların çok kapsayıcı, merkez sisteme hitap edebilecek doğru mesajlar olduğunu düşünüyorum. Onun söyleminden, ifadelerinden kaynaklanan bir durum var; ama onun o söylemini kıymetli kılan şey biraz da içinde bulunduğumuz konjonktür, yapı. O da biraz şöyle bir şey: Bir kere seçmen bir arayış içinde, onu bir başka alternatif olduğunu düşündüğümde, mevcut partilerden başka partilere gidecek seçmen sayısının fazla olduğunu düşünüyorum ve bunun en fazla AKP için olduğunu düşünüyorum. İkincisi de Saadet Partisi’nin bir de özgül ağırlığı var, yani yüzde 3 oy çok kritik bu yeni sistemde; çünkü çok az farkla kazandı referandumu. Ama bir de özgül ağırlığı var; o da bu blok siyasetini kırabilme kapasitesinden kaynaklanıyor; çünkü o olmadan “yerli ve millî bütün sağcılar burada” falan diye siyaseti, seçim kampanyasını kimlik eksenine taşıma azalacak.

Peki buradan ittifak meselesine devam edecek olursak, şunu biliyoruz ki AKP’nin bu tek başına iktidarının her aşamasında, farklı farklı, kimi zaman birden fazla müttefik vardı; ama hiçbirisi bu şimdiki adı konulduğu gibi ittifak adıyla değildi. Değişik dönemlerde, hatta ilk başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile çoklu ilişkiler, liberallerle ilişkiler, Fethullah Gülen  ve onun örgütü ve yapısıyla ilişkiler, bir dönem Kürt Hareketi ile çözüm sürecinde bayağı bir yakınlık — tam ittifak olmasa bile… Ama bunların hemen hemen hepsinin, belli bir aşamadan sonra Erdoğan tarafından lağvedildiğini görüyoruz, gördük. Yaşandığı zaman kalıcıymış gibi gözüküp sonra bir konjonktür değiştiği zaman ânında bertaraf edildiğini gördük bunların hepsinin. MHP ile kurulan ilişkinin de benzer bir akıbete uğrama ihtimali var mı? Bunun da en basit yöntemi, biliyorsun, tekrar Çözüm Süreci gibi bir arayışa girerse, bu yollar tekrar ayrılır basitliğinde de söylenebiliyor.  
Teorik olarak var. Bu yakın vadede olacağını sanmıyorum, ama teorik olarak var. Onu kolaylaştıran başka bir faktör de, bütün bu süreçlerde aslında AKP kendisini bir kimlikle tam olarak tanımlamadı, daha çok Erdoğan karizmasına yüklendi. Çeşitli ittifaklara girmeyi, çeşitli kişilere al-ver yaparak beraber yürümeyi kolaylaştıran bir şey bu. Ama bilmiyorum, yani şu anda 2019’a kadar bu konjonktürün değişeceğini düşünmüyorum ben.

2019 sonrasında ama?
Suriye’de ne oluyor falan onlara da bakmak lazım. Çünkü Suriye’deki meselenin aynı zamanda dış politika boyutu da var. Orada Türkiye o kadar yanlış bir politika izledi ki, sahada olmadan masada olamıyor, mutlaka sahaya girmesi lazım. Onun da Kürt siyasetine yönelik bazı sonuçları var. Peki şöyle bir husus var: Baktığımız zaman MSP zamanından beri, 70’li yıllardan beri, özellikle İç Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz gibi milliyetçi ve muhafazakâr seçmenin olduğu bir coğrafya var. Hatta son seçimlere baktığımız zaman buralarda AKP ve MHP’nin oy toplamı birçok yerde %70-80 üstü olan yerler var. Oralarda dikkat edersen şöyle bir eğilim var: MHP giderek eriyor, AKP giderek artıyordu geleneksel olarak. İkisi birlikte güçlü belki, aynı oranda birlikte daha fazla oranı kontrol ediyorlar; ama AKP bariz bir şekilde yükselişte ve MHP bariz bir şekilde düşüşteydi. Böyle bir anda kurulan ittifak aslında MHP’nin işini daha fazla kolaylaştırıyor olamaz mı? Ya da şöyle söyleyeyim: Normal şartlarda Akşener ve arkadaşlarının ayrıldığı bir MHP’nin çok fazla bir geleceği yoktu. Onu iyice yok olmaya terk edip, etkisinin iyice azalmasına göz yumup, o seçmeni aracısız kazanmayı niye düşünmedi Erdoğan? Çınar: Bence şöyle bir durum var: Bazı iddialarında, bazı söylemlerinde bunlardan biri beka sorunu, istikbal ve istiklal sorunu. Bunları tek parti olarak yaptığında bunun alıcısının daha az olacağını düşünüyor. MHP orada bir çarpan etkisi yapıyor, öyle söyleyeyim. Aynı şey son geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistem için de geçerli. MHP’nin verdiği destek sadece sayısal destek değil; aynı zamanda bir miktar uzlaşma olduğu mesajını vermeye de hizmet ediyor. Bence o AKP açısından çok kıymetli bir şey. O yüzden MHP’nin onlar için biraz da bu açıdan vazgeçilmez olduğunu düşüyorum. MHP’nin kendisinin durumu ise, bence şu anda konforlu durumda, fazla yorulmadan epey bir etkide bulunabiliyor. İşte baraj sorununu ortadan kaldırdı, zaten ondan önce esas olarak bir çeşit tek mesele partisi gibiydi; hani Türk meselesi ile ilgili, AKP onun dediği yere geldi o meselede. MHP için şartlar bana göre çok iyi durumda şu anda.

Mesela bir sonraki hafta sonu kongre yapacak, ama hiç kimse konuşmuyor bile; çünkü…
İttifaka girmenin öyle bir şeyi de var aslında. Hâlâ iktidar kombinasyonunun bir parçası olabileceğini gösteriyor ittifaka girerek MHP. O partiden ayrılacak bazı birçok… hatta siyaset profesörü, yani milletvekili olmak isteyenler, il başkanı olmak isteyenler… bunların hepsini o partinin içinde tutuyor. MHP toplum nezdinde çok fazla ses getiren bir parti olmasa bile bence hükümet üzerindeki etkisi nedeniyle bayağı konforlu pozisyonda.

Peki, oradan İYİ Parti’ye geçecek olursak; daha önce seninle bunu konuşmuştuk, o aradan geçen süre içerisinde İYİ Parti sanki çok fazla ortada yokmuş gibi hava var. Sadece medyanın kapalı olması ile açıklanabilecek bir şey mi?  
Şimdi, Türkiye’de artık particilik çok zor bir iş, büyük para gerekiyor, büyük kadrolar gerekiyor, iyi vitrin kadro kurmak gerekiyor… İYİ Parti’ye yönelen ilgi biraz önce söylediğim seçmendeki arayıştan kaynaklanıyordu. Bu ilginin hâlâ bir miktar olabileceğini düşünüyorum; ama bir bu engellemeler, ikincisi biraz böyle MHP’den ayrılanların partisi olarak kalmış bir parti olması, İYİ Parti’nin aleyhine oluyor. Buna rağmen ben İYİ Parti’nin CHP’den, MHP’den, belki de AKP’den bir miktar oy alabileceğini düşünüyorum. Mesela baraj düşük olsa barajı geçebilecek kadar oy alabileceğini düşünüyorum. Baraj %10’u geçebilir mi, geçemez mi tek başına? O konuda bir şey söyleyemem, şu anda erken; seçim sathımailine girmemiz lazım. Ama çok zor… Belki biraz medya desteği olsa, daha çok ses getirirdi; ama dişiyle tırnağıyla kazıyarak gelmesi gerekiyor. O da yeni kurulan parti için bayağı zor bir iş; mesela Saadet Partisi o açıdan daha avantajlı bir parti.

Peki ikisinin birlikte hareket etme ihtimali –ki çok bana ek seçeneklerden birisi gibi geliyor–, hatta çok ilginç bir şekilde bir tarafta AKP ve MHP ittifakı, bir tarafta bunların kardeşi gibi görünebilecek SP ve İYİ Parti ittifakı. SP ve İYİ Parti’nin birlikte hareket etmesi durumunda, CHP’li ya da CHP’siz, bunlar iki ayrı seçenek; bence ikisinin tek başına birlikte hareket etmesi hem MHP’den hem AKP’den oy çekimini, bu ittifaka çekimini daha fazla kılar mı? Ben öyle düşünüyorum.  
Evet ben de aynen katılıyorum. Hatta CHP’siz olursa daha avantajlı olabileceklerini düşünüyorum. Yani CHP çok böyle işaretlenmiş bir parti, ismi çok olumsuz şeyler çağrıştırılabilir — özellikle Saadet Partisi seçmeninde. Zaten Erdoğan onu bildiği için CHP’ye çok fazla yükleniyor zamanında, hâlâ yüklenecek, daha seçime girmedik; ama CHP’siz daha etkili olabileceklerini düşünüyorum; hem kendi açılarından hem de AKP’nin işini zorlaştırmak açısından daha etkili olabileceklerini düşünüyorum.  

Son olarak daha önce konuştuğumuz bir hususu yine güncelleyelim. Bu AKP’den ayrılmış ya da kenarda kalmış, dışlanmış ilk akla gelen isimler, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik. O isimler bir ara hareketlenir gibi oldu, Abdullah Gül’ün bir iki tweet’iyle ortalık karıştı; ama daha sonra, özellikle Afrin Harekâtı ile beraber tekrar sessiz kaldılar, hatta Davutoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan ile beraber fotoğraf verdi, gruba katıldı vs.. Buralardan 2019’a kadar bir şey çıkma ihtimali var mı sence?
Bence yok şu anda. Erdoğan’ın bu ittifak hamlesi de biraz o çerçevede değerlendirilmeli. Yani iki önceliği var Erdoğan’ın: Birincisi parti içini, parti disiplinini tutmak, ikincisi MHP ile işbirliğini sürdürmek ve ona mümkünse başkalarını da katmak — işte, Saadet Partisi falan. Abdullah Gül bir tweet attı, ama hemen ona haddini bildirdiler, bizzat Erdoğan’ın kendisi de bildirdi. Bülent Arınç da bir çıkış yaptı MHP ile ilgili, MHP ile beraber yürümeyle ilgili hatta; Davutoğlu’nun bir çıkışı olamadı, ama onun da ekibi var muhtemelen parti içerisinde. Ama ittifak yapmanın şöyle bir avantajı var: İttifak yaparak iktidara en yakın parti olduğunu, dolayısıyla bu tür siyasetçiler için bu partiden başka gelecek olmadığını göstermeye çalışıyor — ki onların inisiyatif alıp alternatif aday olma, başka partiye geçme, başka partiye aday olma gibi seçeneklerini ortadan kaldırsın. Bence ittifak hamlesinin göründüğünden fazla parti içine yönelik de mesajları var — öyle söyleyeyim.

Yani şöyle diyorsun anladığı kadarıyla: AKP’de bir erime, bir gerileme olsa bile MHP takviyesiyle tekrar AKP iktidarını garantiye alıyor ve gitmek isteyenlere, kopmak isteyenlere “Gidecek yeriniz yok, gelecek hâlâ burada” mesajı veriyor.  
İkinci kısmı doğru. Garantiye alıyor değil de, bu partinin iktidarı kaybetmesi çok zor mesajı veriyor. Demin söyledim, ikinci tura kalma riskini bile göze almaması o nedenle. İkinci tura kalma riskini göze aldığında, o zaman belki bütün prestiji sarsılabilir, karizması sarsılabilir, başka olasılıklar ortaya çıkabilir. Ama “ikinci tura kalma ihtimali yoktur” dediğimizde, yani seçmen de öyle düşündüğünde, ittifak biraz o yöne de teşvik etmek için seçmeni, o zaman bu parti içi muhalifler diyebileceğimiz, parti içi özeleştiride bulunanlar, “biz yanlış yaptık” diyenler, “şurada şunları” düzeltmeliyiz diyenlerin hepsi biraz geri planda duruyorlar. Çünkü bu parti bugünkü mevcut yönetimiyle bir seçim daha başarılı olacaktır, ya da olma ihtimali daha yüksektir diye düşünmeye başlıyorlar.

Peki son olarak, daha önce de konuştuk, ama yine bir daha üzerinden geçelim. İslamcılık bütün bunların neresinde? Artık hiçbir yerinde değil mi?  
Yani işte, “ümmetimiz” falan diye laflarda. Yani bilmiyorum. Şurada bir İslamcılık var onu söyleyeyim; yani AKP’nin temeldeki sıkıntısı seçmenin seçimleri kazanmaya odaklı bir siyaset izlemesi ve seçmeni kendisine oy vermeye ikna veya mecbur ederek yapıyor bunu. İkna etme kısmı, biraz işte bu yatırımlar, hizmetler, büyük inşaat projeleri… Onlarla ne kadar ikna oluyorsa. Mecburiyet kısmı, hem bu beka söylemi, istikrar, istikbal söylemi, hem de biraz kimlik söylemi. Yani o kimliği de kutuplaştırıcı bir söylem izleyerek kuruyor, ötekilerle hiçbir işbirliği yapamazsınız, hiçbir etkileşime giremezsiniz, onlarla ilişkiniz sıfır toplamlı olacak gibi bir şey kuruyor. Bu, aslında biraz belki Necip Fazıl falan gibi daha az entelektüel olan İslamcıların İslamcılık söylemi aslında. O açıdan İslamcı.

Evet, burada noktayı koyalım. Başkent Üniversitesi’nden Prof. Menderes Çınar’la Erdoğan’ın neden ittifak arayışı içerisinde olduğunu konuştuk. AKP’yi, Saadet Partisi’ni, MHP’yi, İYİ Parti’yi ve kısmen de CHP’yi konuştuk. Menderes’e çok teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.09.2018 Yalanın hükümranlığı döneminde gazetecilik
19.09.2018 Gelen vatandaşlar, giden vatandaşlar
19.09.2018 Transatlantik: Soçi’deki İdlib mutabakatı & düşürülen Rus uçağı
18.09.2018 Her kriz Erdoğan’a mı yarıyor?
17.09.2018 İşçi sınıfı cennete gider
14.09.2018 İyi eğitimli gençlerin gözü neden dışarıda?
13.09.2018 Transatlantik: Beklenen İdlib Operasyonu, Rusya-Çin ortak tatbikatı, Beyaz Saray’da Trump’a direniş
12.09.2018 Meğer deizm ve ateizm gençlerde yaygın değilmiş!
11.09.2018 17. yılında 11 Eylül: Kim kazandı?
10.09.2018 Cumhuriyet’te neler oluyor?
20.09.2018 Yalanın hükümranlığı döneminde gazetecilik
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı