Çıkmazdaki MHP ve Devlet Bahçeli

08.01.2018 medyascope.tv

8 Ocak 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gazetelerin ve yayın kuruluşlarının temsilcileriyle uzun bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi. Bir nevi “Hodri meydan! Ne soracaksanız sorun, her şeyi sorun!” dedi ve önemli açıklamalar yaptı. Ama açıklamalara baktığımız zaman, bütün bunlara baktığımız zaman, MHP’nin çok ciddi bir açmazda ve çıkmazda olduğunu görüyoruz. Bu açıklamaların hiçbirisi Türkiye’de gündem belirleyecek açıklamalar değil. Daha doğrusu gündeme düşüyor tabii, dikkat çekiyor ama burada şunu görüyoruz ki MHP artık Türkiye’de hiçbir şekilde siyasetin akışını gerçekten değiştirebilecek bir özne hüviyetine sahip değil. Genellikle kendisini başkalarıyla birlikte tanımlayan bir partiye dönüşmüş durumda. Tabii ki daha önceki dönemlerde de MHP tek başına muhalefete damgasını basamadı vs.. Ama, yine de bu ülkede bir ülkücü hareket, milliyetçi hareket geleneği var. Ve bu hareketin her şeye rağmen Türkiye’de bir toplumsal karşılığı da belli anlamlarda vardı. Ve birilerinin bir şekilde gözetmesi gereken bir hareketti. Kimi zaman karşısında, kimi zaman yanında tuttuğu hareketti. Ama şimdi bakıyoruz ki, bir süredir, özellikle Haziran genel seçimlerinden sonra, MHP lideri Bahçeli’nin partisine çizdiği rota, daha sonra Meral Akşener, Ümit Özdağ gibi isimlerin aday olarak karşısına çıkmasıyla, çıkmak istemesiyle beraber başlayan parti içi çekişme ve daha sonra bu kişilerin tecridi, tasfiyesiyle beraber gelişen süreçte, MHP kendini tamamen sığ sulara taşımış oldu. Ve bir nevi artık tekaüt, emekliye ayrılmış bir siyasî parti görünümünde. Çünkü bakıyoruz, bugünkü açıklamasında net bir şekilde şunu söyledi: “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde MHP aday göstermeyecek”. Bu en son yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığında CHP’yle beraber hareket etmişlerdi. Ama bu sefer bir çatı adayı falan gibi bir arayış yok. Net bir şekilde, eğer aday olursa –ki olacağı kesin gibi– Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini ilan etti Bahçeli. Bir siyasî partinin, bu kadar erken bir zamanda bunu böyle açık ve net bir şekilde koymuş olması, tabii ki o siyasî partinin ne derece kendi ayakları üzerinde durabildiği sorusuna da bir cevap teşkil ediyor.

İktidar olma iddiasını terk ediş
Erdoğan’ın adaylığını desteklemeye ek olarak da Abdullah Gül’ün dolduruluşa getirilmek istendiğini ve aday olmaması gerektiğini söylüyor — ki şu âna kadarki yaşananlardan gördüğümüz, Erdoğan’a yönelik en ciddi meydan okuyuşlardan birisi Abdullah Gül’den gelebilir. Hem Erdoğan’a cumhurbaşkanlığında kayıtsız şartsız bir destek sunarken, karşısına çıkabilecek bir rakibi de baştan eleştiriyor ve ona tavır alıyor. Bu çok ilginç. Bir anlamda “kraldan çok kralcı” duruşu gibi oluyor. Çünkü şu âna kadar Erdoğan ve diğer AK Parti kurmaylarının Abdullah Gül’e yönelik eleştirileri olmuştu, ama hiçbirisi –üst düzeydeki hiçbirisi diyelim– bunu cumhurbaşkanlığı adaylığı şeklinde, çok açık bir şekilde dile getirmemişti. Bu anlamda bir nevi öncü kuvvet olarak, AKP’nin ve Erdoğan’ın öncü kuvveti olarak Bahçeli çıkmış durumda.
Ve seçimlere geldiğimiz zaman da Bahçeli ittifaklara açık olduklarını söylüyor — ki ittifak yapacağı parti herhalde AK Parti olacaktır. Tabii burada pazarlıklar sürüyor belli ki, onu görüyoruz. Yüzde 10 barajının da yüksek olduğunu, baraj korkularının olmadığını ama yüksek olduğunu söylüyor. Burada aslında gördüğümüz kadarıyla AK Parti’yle kurduğu bir ilişki var, bir pazarlık var. Bu da cumhurbaşkanlığı seçimine destek karşılığında ya barajın indirilmesi ya da MHP’nin gözetilerek bir ittifaka, AK Parti-MHP ittifakına girilmesi.
Bütün bunlara baktığımız zaman MHP’nin gerçekten o büyük iddiasını, iktidar olma, hani “Devletin başına Devlet geçecek” sloganında olduğu gibi iktidar olma iddiasını çoktan bırakmış olduğunu görüyoruz. Daha önce de iktidar olma şansı yoktu belki, ama yine de bir iddiası vardı, bir muhalif duruşu vardı. Şu anda belli bir süreden beri çok net bir şekilde kendini tamamen Erdoğan’a –AK Parti de değil, Erdoğan’a– endekslemiş bir MHP ve Devlet Bahçeli var. Bu aslında hazin bir durum, trajik bir durum. Elli yılı aşkın süredir Türk siyasî hayatında, çok güçlü bir şekilde, belli aşamalarında daha silik olmakla beraber etkili olmuş, yer yer damga vurmuş bir hareket, bugün kendini bir şekilde başkasının peşine takmış olarak gidiyor.
Bu bir koalisyon değil aslında. Yani MHP, zamanında, değişik zamanlarda, 12 Eylül 1980 öncesinde ve sonrasında koalisyonlara girdi. Ama bu bir koalisyon değil. Bu Erdoğan iktidarının bir parçası olmayı kabullenme hâli. Niye bunu yapıyor MHP? Bir kere ideolojik olarak, politik olarak MHP artık bayağı bir tükenmiş durumda. Kendini yeniden üretemiyor. İkincisi, Bahçeli’nin liderliğinin geldiği bir tıkanıklık var ve karşısına çıkan adaylarla kongrede hesaplaşma yerine mahkeme üzerinden ve disiplin kurulu üzerinden hesaplaşmayı tercih etti ve kazandı, parti kendisine kaldı. Ama onun yeni parti kurmaya sürüklediği Meral Akşener ve diğerlerinin şu andaki duruşu, durumu herhalde MHP’den daha iyi. Bu 8 Ocak, bir anlamda ülkücü hareket için 8 Ocak 2018 tarihi bir an olacaktır, öyle tahmin ediyorum. 8 Ocak açıklamasıyla beraber herhalde Meral Akşener’in ve İYİ Parti’nin önü MHP tabanı anlamında iyice açılmıştır. Daha önce bir yayın yapmıştım: “MHP’nin bir geleceği var mı?” diye. Ardından başka bir yayında da “Bahçeli neden Akşener’in önünü açıyor?” diye sormuştum. Bugünkü yapılan toplantıda yine gördük. MHP’nin pek bir geleceği yok. Ve MHP Akşener’in önünü daha fazla açmakta.

Ya çözüm süreci yeniden başlarsa?
Şimdi çok kırılgan br durumda MHP. Şu anda Erdoğan’la kurduğu ilişkinin kesinlikle eşit bir ilişki olmadığı ortada. Bir pazarlık var. Bu pazarlıkta elini güçlendirmek için bugünkü gibi medya üzerinden pazarlığı yürütmek istiyor. Ancak çok kırılgan ve kendisi çok pasif durumda. Bunu vurgulamak lazım. Şöyle bir varsayımda bulunalım: Yarın öbür gün, her an olabilir, çünkü Tayyip Erdoğan böyle bir siyasetçi, pragmatist bir siyasetçi Erdoğan, adı her ne olursa olsun tekrar Kürt sorununu barışçıl bir şekilde çözme rotasına girerse MHP ne yapacak? Bahçeli ne yapacak? Çünkü şu anda kendini tamamen Erdoğan’a endekslemesinde en önemli iddiası şu: “Biz zamanında Erdoğan’a ve AK Parti’ye bu meseleden dolayı karşı çıkıyorduk, bu süreçlerden dolayı karşı çıkıyorduk. Ondan vazgeçti, bizim çizgimize geldi” gibi bir argümanı var. Ne kadar inandırıcı olduğu ayrı bir konu. Ancak Erdoğan gibi pragmatist bir siyasetçi şu ya da bu nedenle, konjonktür nedeniyle, jeopolitik konum nedeniyle bir şekilde tekrardan –değişiklik adlarla bir şeyler olmuştu biliyorsunuz, “Çözüm Süreci, “Barış Süreci”, “İmralı Süreci”, “Oslo Süreci” vs.– yeni bir şekilde, yeni bir isimle bir şey başlatacak olursa, MHP ne yapacak? Muhalif bir konuma gelecek. Ama bu saatten sonra MHP bir muhalefet partisi olabilir mi? Böyle bir şansı yok.
MHP artık kendini, kaderini tamamen Erdoğan’a endekslemiş durumda. Onun geleceği varsa MHP’nin de belli bir geleceği var. Tabii orada da Erdoğan’ın kendisine sunduğu, sunacağı alanla yetinmek zorunda kalacak. O da nedir? Diyelim ki bir seçim ittifakına girildi ve MHP’ye diyelim ki 40 milletvekili –milletvekili sayısı da artırılacak biliyorsunuz–, 50 milletvekillik bir Meclis grubu kurma imkânı oldu. Bir MHP Meclis grubu olacak. Ama MHP’nin de canı gönülden desteklediği yeni sistemde Meclis’in zaten bir fonksiyonu yok, olmuyor. Hemen hemen hiçbir şey yok. Dolayısıyla tamamen sembolik olacak. Dolayısıyla burada MHP ve Bahçeli Erdoğan’a çok somut birtakım destekler veriyor. Bunun karşılığında çok sembolik birtakım kazanımlar elde ediyor. Ömrünü uzatmak olarak özetleyebileceğimiz bir kazanımı var. Ama MHP hiçbir şekilde Türkiye siyasetinde etkili olabilecek bir parti kimliğinde değil.
Bir zamanlar belli anlarda etkileri oldu. Hatta 99’da çok büyük bir çıkış da yakaladı, diğer partilerin krizi nedeniyle, Fazilet Partisi’nin içine düştüğü büyük sorunlardan da istifade ederek. Ama bu fırsatı büyük ölçüde kaçırdı. Tekrardan Meclis’e girdi. Haziran seçimi sonunda AK Parti dışındaki partilerin birlikte hareket etme imkânı çıktığında, ilk andan itibaren buna kapısını kapattı — HDP’yi gerekçe göstererek. Ve o andan itibaren AK Parti’nin bir yan kolu gibi varlığını sürdürür oldu. Sonuç olarak baktığımızda, 50 yılı aşkın, belki de 60 yıllık bir MHP, bu gelenek, sonuçta Türkiye’nin etkili bir şekilde varlığını hep sürdürecek bir partisi olmaktan çıkıp, bir nevi, bir grup insanın bir arada olduğu bir yere dönüştü. Artık bugünkü açıklamalardan da bunu net bir şekilde görüyoruz. Bir nevi intihar gibi bir olay oldu. Etmeseydi ne olurdu? Muhalefet çizgisini sürdürseydi ne olurdu? Yine en azından bazı anlamları olabilirdi. Ama şu hâliyle MHP’nin AK Parti’ye bir pazarlık sunma, pazarlık etme dışında elinde pek bir koz yok. Ama dediğim gibi verdiği aldığından çok daha fazla olacaktır böyle bir durumda.

İYİ Parti’nin yakaladığı fırsat
Burada tabii İYİ Parti’ye de bir iki değinmek lazım. İYİ Parti ve Meral Akşener MHP’nin bu açmazından ve çıkmazından çok ciddi bir şekilde yararlanıyor muhakkak. Ama artık elinde şöyle bir seçenek var: Ülkücü taban, MHP’nin tabanı içerisinde insanlar tercihlerini zaten yaptılar, yapıyorlar. Ve Bahçeli bu şekilde kendisini iyice AK Parti’nin ve Erdoğan’ın yörüngesine oturttuğu andan itibaren zaten onun peşinde gidenler de büyük ölçüde artık o Ülkücü hareket geleneğini sürdürme iddiasından bir şekilde vazgeçmiş oluyorlar. Dolayısıyla artık İYİ Parti’nin MHP tabanına seslenmek gibi bir ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Zaten oradan alabildiği kadarını almıştır ve kendisi hiçbir şey yapmasa bile Bahçeli’nin yaptıkları nedeniyle de yeni yeni kesimler, Ülkücü hareketin tabanından yeni yeni kesimler İYİ Parti’ye yönelecektir. İYİ Parti’nin yapması gereken, artık –öyle gözüküyor, iddiaları var: Bakıyoruz New York Times’ta, Le Figaro’da Meral Akşener’in söyledikleri var. Erdoğan’a karşı tek ciddi rakibin kendisi olduğunu söylüyor. Büyük iddialar bunlar. Ama bu iddiaların karşılığını verebilmesi için artık kendi yönünü MHP’nin de ötesinde bir şekilde çizebilmesi lazım. Ama böyle bir şeyi şu âna kadar ben gözlüyor değilim. Hâlâ büyük ölçüde MHP’nin yerine kurulmuş bir parti görüntüsünü büyük ölçüde aşabilmiş değil. Belki de Bahçeli’yi en çok rahatlatan budur.
Sonuç olarak bakıyoruz: Bir partinin, Türkiye siyasî tarihinde çok önemli rolü olmuş olan bir partinin, bir geleneğin yok olmakta olduğunu görüyoruz en azından. Bu iyi midir? Kötü müdür? Nereden durup nasıl baktığınıza bağlı. Sonuç olarak belli bir tarihten itibaren zaten dünyadaki ve Türkiye’deki değişime ayak uydurmakta çok zorlanan bir hareket ve bir partiydi. Ve bu sonuç belki de kaçınılmazdı. Dolayısıyla belki de Bahçeli bu kaçınılmaz sonucu olabildiğince uzatarak, geciktirerek, yaşama yolu olarak kendisini ve partisini Erdoğan’ın çizgisine, yörüngesine oturtmak olarak belirlemiş yolunu. Böyle bir tercih yaptılar — kendi tercihleri. Ama bu saatten sonra artık Türkiye’de bir MHP ve Bahçeli damgası görme ihtimalimiz olacağını sanmıyorum. Örneğin diyelim ki pazarlıkta anlaşılamadı, MHP kızdı etti. Ne yapabilir? Artık bu saatten sonra yapabileceği pek bir şey yok. Artık bu saatten sonra iktidara mahkûm. Tayyip Erdoğan’a mahkûm. Ve Tayyip Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesine mahkûm bir parti ve siyasetçi grubu olarak ortaya çıkıyorlar. Eğer Tayyip Erdoğan kaybederse onlar da kaybetmiş sayılacak.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
10.10.2018 Transatlantik: Cemal Kaşıkçı olayı, Rahip Brunson davası & İdlib’de son durum
09.10.2018 Bahçeli-Akşener geriliminin anlamı
08.10.2018 Reisçilerin krizi derinleşiyor
04.10.2018 Erdoğan “AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” derken haklı mı?
04.10.2018 Transatlantik: Erdoğan ve Batı, Ankara’nın McKinsey tercihi, Yargıç Kavanaugh krizi & Suriye’nin geleceği
03.10.2018 Birilerini affederken başkalarını idam etmek isteyenler
28.09.2018 Erdoğan Batı’ya, Batı Erdoğan’a karşı mı?
27.09.2018 Türkiye’de misyonerlik ve Rahip Brunson olayı
26.09.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, BM Zirvesi, İran’da Ahvaz saldırısı & Suriye’ye verilecek S-300’ler
11.10.2018 Rahip Brunson bırakılacak mı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı