CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet

06.06.2026 medyascope.tv

6 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Irak'tayım. Irak'ın kuzeyinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde, Süleymaniye şehrindeyim. Uzun zamandır gelmemiştim. Bu üçüncü gelişim; daha önceki gelişmelerimde Erbil'in çok hızlı geliştiğini görmüştüm, Süleymaniye gördüğüm kadarıyla biraz yerinde saymış. Ama ben size bugün Irak'tan, Kürtlerden ve diğer şeylerden bahsetmeyeceğim. Yine Cumhuriyet Halk Partisi'nden bahsedeceğim. Buraya uluslararası bir toplantıyı izlemek için geldim. Çok sayıda katılımcı var, Türkiye'den de var. Dünyanın değişik yerlerinden bölgeyi, esas olarak savaşı ve Kürtleri tartışıyor insanlar. Buradan izlenimlerimi de daha sonra bir ara aktarmayı düşünüyorum. Ama yine tekrar CHP konuşalım istiyorum. Bugüne kadar, 21 Mayıs sürecinden itibaren özellikle, yaptığım yayınlarda iki CHP'nin ortaya çıkmasıyla beraber bu CHP'nin birisini seçilmiş, birisini atanmış olarak tanımladım. Dikkatinizi çekmiştir, genel kabul gören de bu. Buradaki seçilmişlik ve atanmışlık meselesi sadece biçimsel bir mesele değil; aslında çok derin bir mesele, çok ciddi siyasi bir mesele ve varlık bilimsel bir mesele.
Aslında CHP bir yol ayrımında; yani toplumu mu seçecek, devleti mi seçecek? Toplum tarafından, halk tarafından seçilmeyi mi seçecek, yoksa devlet tarafından atanmayı mı, tabii seçilip atanmayı mı seçecek? İşte bu olayı 21 Mayıs'ta mutlak butlan olayıyla bir kere daha gördük. Kemal Kılıçdaroğlu sandıkta yapamadığı başarıyı —nedir bu başarı? 2023'te cumhurbaşkanı seçilemedi, daha sonra kurultayda CHP'nin yeniden genel başkanı seçilemedi— yerine seçilen Özgür Özel, ilk girdiği seçimde Cumhuriyet Halk Partisi'ni yıllar sonra birinci parti yaptı; Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurulduğu andan itibaren ilk defa ikinci parti yaptı. Yani toplum, halk, isterseniz millet deyin, millet bir şeyi tercih etti ve Kemal Kılıçdaroğlu, bu toplumun tercihinden rahatsız olan devletin müdahalesiyle tekrar Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına getirilmek isteniyor. Ona sorarsanız, ona ve destekçilerine, Cumhuriyet Halk Partisi'nin gerçek ve tek sahici temsilcileri onlar. Meşruiyetini nereden alıyor? Meşruiyetini bir mahkeme kararıyla alıyor. Mahkeme kararı Türkiye'de uluslararası hukuk kriterlerine göre adil mi? Tabii ki değil. Bunu da en iyi, vakti zamanında adalet yürüyüşü yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu biliyor herhalde.
O tercihini devletten yana yaptı ve bu anlamda Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu'nun söylediği "Devlet aklı bizi seçti" olayını bir anlamda her gün doğruluyor ve bunu ısrarla sürdürüyor. Ama öte yanda bir toplumun seçtiği bir CHP var. Toplumun seçtiği derken hem yerel seçimde gördük hem kurultayda gördük hem de şu anda yaşanan süreçte görüyoruz. Şu anda yaşanan süreçte meclisteki milletvekillerinin ezici bir çoğunluğu seçilmiş CHP'nin yanında, belediye başkanlarının ezici bir çoğunluğu seçilmiş CHP'nin yanında ve teşkilatların da ezici bir çoğunluğu o seçilmiş CHP'nin yanında. Aslında geçen cumartesi yaşadığımız o aynı anda yapılan iki ayrı gösteri de bize bunu gösterdi. Yani genel merkezde Kılıçdaroğlu, Güvenpark'ta Özgür Özel ve Güvenpark'ta Özgür Özel'in daha sonra Anıtkabir'e yürüyüşü. Bir tarafta toplumsal bir hareketi bize gösteriyor. Diğer tarafta bambaşka bir grup insanı görüyoruz.
Nitekim Devlet Bahçeli, geçen Türkgün gazetesine verdiği röportajda da sürekli olarak Özgür Özel ve arkadaşlarını toplumsal muhalefetle birlikte hareket etmekle bir anlamda suçluyor. Bu sanki suçmuş gibi. Orada bir toplumsal muhalefet var ve bu toplumsal muhalefet Türkiye'deki iktidardan memnun değil, bunu değiştirmek istiyor ve iktidar da toplumsal muhalefete cevap veremediği için, onların taleplerini, beklentilerini karşılayamadığı için ya da onların ürettiği siyasete karşı alternatif siyaset üretemedikleri için ne yapıyorlar? İşin içerisine hukuku, olmayan hukuku, mahkemeleri... 19 Mart böyle bir şeydi, 21 Mayıs da böyle bir şey oldu. Şimdi iş geldi bir yerde tıkandı gibi gözüküyor. Aslında tıkanıklık yok. Tercihleri eğer netse seçilmiş CHP'nin, Özgür Özel'in verdiği mesajlarda, Ekrem İmamoğlu'nun da verdiği mesajlarda bunun tercihlerinin net olduğunu görüyoruz. Ama onları destekleyen özellikle üst düzey kadro bunu sürdürebilir mi? Orada bence ciddi bir sorun var. O sorun da şu: Bu kadroların büyük bir çoğunluğu CHP'nin devletle iç içe olması geleneğinden, kültüründen geliyorlar. Her ne kadar Cumhuriyet Halk Partisi belli bir tarihten itibaren, yıllar önce Ecevit'le beraber ortanın solu ya da halkçılık gibi şeyleri dile getirmiş olsa da kritik anlarda genellikle hep devletin bekasını öncelemiş bir parti oldu. Mesela hatırlayın, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılması mesela böyle bir olaydı. Buna benzer çok örnek var ve şu anda CHP'nin, seçilmiş CHP'nin önünde çok büyük bir fırsat var aslında. Bu geçmişin bütün devletçi perspektifinden kurtarılıp kendini arındırıp... Arınma lafı kimin lafı? Kılıçdaroğlu'nun.
Kılıçdaroğlu bir arınmadan bahsediyor. Kılıçdaroğlu arınma derken yolsuzluk vesaire kastediyor, öyle gözüküyor ama aslında arınmaktan kastettiği benim anladığım kadarıyla bu CHP'deki devletçi gelenekten kopmaya çalışanları ayıklama perspektifi. Yani devlete uygun, devletin rızasını alan yerli ve milli bir ana muhalefet olmak istiyor şu anda. Dolayısıyla Özgür Özel ve arkadaşlarının önünde çok büyük bir fırsat var: Toplumla doğrudan ilişki kurarak, gücünü toplumdan alarak bütün o devletçi reflekslerden sıyrılmak. Kılıçdaroğlu onlara böyle çok muazzam bir aslında fırsat verdi. Ama tabii ortada şöyle bir sorun var: Devlet, devleti yönetenler çok acımasız ve iktidarlarını kaybetmemek için her türlü yola başvurabiliyorlar. Şu ana kadar bunu gördük, bundan sonra da bunu göreceğiz. Eğer buna yönelik, bunlara yönelik tedbirler alınır, onlara yönelik birtakım direnişler gerçekleştirilir ve buna toplum, toplumun tüm kesimleri bir şekilde dahil edilebilirse işte orada hem CHP'nin hem de Türkiye'nin önünün açılma imkanı çok ciddi bir şekilde var. 19 Mart sürecinde bunu gördük. 21 Mayıs süreci daha zor ama pekâlâ mümkün. Fakat tekrar söylüyorum; CHP'nin yönetici elitinin, seçilmiş CHP'nin yönetici isimlerinin de özellikle devlete yönelik birtakım ilgilerinin, bağlarından arınmaları ve tam anlamıyla yüzlerini topluma dönebilmeleri kaydıyla.
Bugün bir eski arkadaşıma ithaf etmek istiyorum: Seyhan Erözçelik. Seyhan, benden iki ay küçük bir şairdi. Çok erken aramızdan ayrıldı; galiba 49 yaşında. 2011, 15 yıl olmuş, hâlâ cenaze töreni aklımda. Camideki cenazesi aklımda. Kendisiyle Boğaziçi Üniversitesi'nde ve tabii ki Orta Kantin’de ve tabii ki Ali Baba'nın Hisar Kahvesi'nde çok muhabbetlerimiz oldu. Çok tartıştık, çok tartıştık. Çok değişik birisiydi, farklı birisiydi, iyi şairdi. Şiirleri, ‘‘Yeis ile Tabanca’’; ilk bunu hatırlıyorum. Hatta şaşırmıştım, yani "Benim tanıdığım Seyhan yazıyor bunları." diye. ‘‘Kitap, Bitti’’, başka kitapları da var, ‘‘Gül ve Telve’’. Bir de Seyhan biraz ters birisiydi; ödül reddeder, kavga eder, çok kavgacıydı ama kendine özgü bir üslubu olan, hem edebiyatta hem hayatta üslubu olan, hani ben çok kullanıyorum ama tekrar kullanayım, nevi şahsına münhasır bir isimdi. O da benim gibi üniversiteyi bitirmedi. Boğaziçi'nde okudu, sonra İstanbul Üniversitesi'nde okudu. Boğaziçi'nde yanılmıyorsam son psikoloji okuyordu, İstanbul Üniversitesi'nde edebiyatla ilgili bir şeyler okuduğunu hatırlıyorum ama bitirmedi. Yazdı, etti, çalıştı ve beyin kanamasından aramızdan ayrıldı Seyhan. Keşke şimdi yaşasaydı, 64 yaşında hâlâ yazıyor olurdu. Ama şunu da kabul edelim: Maalesef bugün — belki dünya da böyledir — artık şiirle pek bir alakası kalmış bir ülke değil Türkiye. Şairler var, şiirler yazıyorlar ama bilinmiyorlar, tanınmıyorlar, önemsenmiyorlar. Bu da Türkiye'nin çok büyük bir eksiği. Seyhan'ı rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Süleymaniye'den Seyhan'a bir selam yollamanın, ölümünden 15 yıl sonra selam yollamanın da ayrı bir anlamı var benim için. Kendisini tekrar sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı