CHP Lideri Kılıçdaroğlu skype üzerinden medyascope’a konuk oldu

25.08.2017 medyascope.tv

25 Ağustos 2017’de medyascope.tv’de, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız söyleşiyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba iyi günler. Bugün bir ilki gerçekleştiriyoruz: Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla, partisinin genel merkezinden, Skype üzerinden bir canlı yayın yapacağız. Öncelikle kendisine bu konuda çok teşekkür ediyoruz, daha önce kendisiyle yayın yaptık, ama böyle uzun mesafeli Skype üzerinden bir yayını ilk defa yapıyoruz. Bu da zaten Türkiye’de ve dünyada iletişim teknolojilerinin ve gazeteciliğin geldiği yeri gösteriyor. Kemal Bey de bu konuyu çok yakından takip eden, bizim periscope yayınlarımıza önceden katılmış bir siyasetçi, o anlamda da biz de kendisini takdir ediyoruz. Kemal Bey, merhaba. Hoşgeldiniz yayınımıza!
Merhabalar Ruşen Bey, size de kolay gelsin diyorum.

Sağolun. Siz geçen gün NTV’de canlı yayına çıktınız. Onların yanında biz biraz amatör kalıyoruz ama, kusurumuza bakmayın.
Önemli olan düşüncelerin kamuoyuna aktarılması, dolayısıyla bu işi amatör değil aslında profesyonel olarak yapıyorsunuz. Bunu da bence çok güzel yapıyorsunuz.

Çok sağolun, eksik olmayın. Kemal Bey, lafı uzatmayacağım: Yarın Adalet Kurultayı’nız başlıyor, Adalet Yürüyüşü’nüz çok etkili oldu. Kurultay’da da aynı etkiyi bekliyor musunuz?
Tabii yürüyüş çok farklıydı; yürüyüşte sonuna geldiğimiz zaman milyonlarca kişi vardı; Adalet Kurultayı’nda ise konuşacağız. Daha çok akademisyenler, bilim insanları, politikacılar, bürokratlar… onlar konuşacaklar dolayısıyla, biz de dinleyeceğiz ve onlar değişik alanlarda adaletle ilgili kaygılarını ve çözüm önerilerini dile getirecekler; biz de onlardan büyük ölçüde yararlanacağız. İkisi birbirinden çok farklı, ama ikisi birbirini tamamlayacaktır, bunu zaman içinde göreceğiz. Birisinde adaleti bütün dünyaya anlatmak ve adalet ihtiyacını bütün dünyaya anlatmak vardı, ikincisinde ise adaletsizlikleri anlatmak var. Hangi adaletsizler var ve bu adaletsizlikler toplumun önünde, toplumla birlikte nasıl çözülebilir? Bunları tartışacağız.

Peki, nasıl bir çerçeve çıktı? Şunu biliyorum, çok farklı kesimlere ulaşmaya çalıştığınızı biliyorum, bunu başarabildiniz mi? Yoksa tereddüt edenler, imtina edenler oldu mu?
Siz de takdir edersiniz ki bir tatil dönemine geldi, bizim görüştüğümüz bazı arkadaşlar bu tatil süresi içinde yurtdışında olacaklarını ifade etmişlerdi; ama aşağı yukarı toplumun her kesiminden, her siyasal görüşten insan Adalet Kurultayı’mızda olacak. Sekiz ayrı panel yapacağız, ama ayrıca 50’nin üzerinde çalıştaylar olacak, o çalıştaylarda da çok sayıda bilim insanı, politikacı ve uygulamacı olacak. Dolayısıyla her konu üç aşağı beş yukarı bütün ayrıntılarıyla tartışılmış olacak. Ben şimdiden Adalet Kurultayı’mıza katılan değişik siyasal görüşlerden arkadaşlarıma, akademisyenlere, politikacılara, uygulamacılara gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. Orada da tıpkı yürüyüşte olduğu gibi bir Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı şeklinde düşünmedik bunu. Bu tamamen bir anlamda 80 milyonu temsil eden bir Adalet Kurultayı olacak, çünkü az önce de ifade ettiğim gibi her siyasî partiden insan orada olacak; kimisi dinleyici olarak, kimisi konuşmacı olarak, kimisi medya mensubu olarak orada olacak.

Peki isteyen çat kapı gidebilecek mi? Yürüyüş öyleydi, isteyen katılıyordu. Burada biraz daha farklı protokol mü var? Yoksa diyelim ki Edirne’den vatandaşlar, değişik partilerden izlemek istiyorlar, hiçbir sorun olmadan içeri girebilecekler mi?
Hiçbir sorun olmadan içeriye girebilecekler. Kamp alanımız oldukça geniş; kadınlar için, erkekler için ayrı ayrı tuvaletler, ayrı duş alma yerleri, geceleyecekleri yerler, yaklaşık bir 7000 kişinin geçebileceği alanlar da yarattık ve oldukça geniş bir alan zaten. Bu alanın bir başka özelliği daha var; biliyorsunuz Gelibolu’da şehitlerimiz var, dolayısıyla eğlenceden uzak olunacak. Sadece ve sadece adalet bağlantılı, adalet temalı bazı akşam gösterileri de olacak. Sonuçta düşünceyi bir anlamda eylemlerle de zenginleştirmiş olacağız. Sanatçılar katılacaklar yine belli programlara, oldukça güzel, oldukça keyifli, düşündürücü, sorunları gören, sorunları tartışan bir anlayışla biz bu kurultayı gerçekleştireceğiz.

Peki, Kemal Bey, bunun sonunda –mesela bu tür toplantılarda bir deklarasyon yayınlanır, sizin Adalet Yürüyüşü sonunda yaptığınız, mitingde yaptığınız bir tür deklarasyondu– burada da böyle bir şey var mı? Yoksa sadece yapıldığıyla mı kalacak?
Bir sefer bütün görüşmeler bütün konuşmalar banda alınıyor ve bunların tamamı önümüzdeki süreç içinde kitap haline dönüştürülecek. Böylece sadece o toplantıya katılanların değil; gelecek kuşakların da bir şekliyle bu Adalet Kurultayı’nda neler konuşuldu, neler söylendi, neler tartışıldı bunu bilmeye hakları var, onu da düşünerek böyle bir karar aldık. Elbette bu kurultayın sonunda gelişmelere bağlı olarak bir ortak deklarasyon, çağrı metni veya bir bildiri yayınlanabilir. Bu konuda tabii gelişmeler, görüşmeler, tartışmalardan nasıl bir sonuç çıkacak? Onu göreceğiz sonra o görüşmeler ve tartışmaların ışında belki bir değerlendirme yapabiliriz, onları özetleyip bir, bir buçuk sayfalık belki bir çağrı metni ortaya koyabiliriz Maltepe Mitingi’nde olduğu gibi.

Burada şöyle bir husus var: Yürüyüşte tek başına “adalet” sloganını, “hak, hukuk, adalet” dediniz ama “adalet” bayağı etki yarattı. Toplumun farklı kesimlerinin farklı nedenlerle adalet arayışını bir merkezde topladınız. Şimdi herkes merak ediyor, ana muhalefet partisi adaletin ardından böyle bir sihirli kavramla bu olayı sürdürebilecek mi? Yoksa bu 2019’a kadar adalet ekseninde mi yürüyecek?
Sadece adalet değil, adalet tabii çok önemli bir kavram, sadece bizim ülkemiz, bizim insanımız için değil; aslında bütün dünya için önemli bir kavram. Siz de gayet iyi bilirsiniz ki insanoğlu adalet için mücadele etmiştir, insanlığın tarihi bir anlamda adalet mücadelesi tarihidir. Adalet dışında tabii başka kavramlar da önümüzdeki süreç içinde gündemimizde olacak, onları da 2019’a kadar belli bir aşama içinde bunları götüreceğiz.

Efendim, “2019” denince hep sizin aday olup olmayacağınız meselesi, size de hep bu soruluyor. Ben bu soruyu biraz farklı sormak istiyorum; gördüğüm kadarıyla siyasî iktidar sözcüleri, değişik kademelerde sözcüleri, sizin aday olacağına çok emin bir şekilde davranıyorlar. Sizin aday olmanızı çok mu istiyorlar? Yoksa aday olma ihtimalinizin önüne mi geçmek istiyorlar? Onlar niye sizi bu kadar çok 2019’un adayı olarak lanse etmek istiyorlar bugünlerde?
Onlar yıpratılmasını istedikleri kişiyi istiyorlar. “Şimdiden ismini belli edelim, şimdiden deklare etsinler, biz o ismi deklare edilen kişiyi yıpratalım.” Güçlü bir medyaları var, malum siz de çok iyi biliyorsunuz, aşağı yukarı bütün televizyon kanalları onların emrinde, yazılı basın onların emrinde –birkaç gazeteyi ve birkaç televizyon kanalını çıkarırsak–; dolayısıyla şimdiden saldırıya hazırlanmak istiyorlar. Biz onların düşündüğü gibi yapmayacağız, aklımızla karar vereceğiz.

Tabii en son söylediğiniz, “Bir meşhur isim olacak” sözü var. Ortada tek ipucu olarak bu dolaşıyor. Ortada bir isimler olduğu için mi böyle söylediniz? Yoksa bir ilkeyi mi söylediniz?
Bir ilkeyi. İsim tabii çok aslında; yani cumhurbaşkanı adayı olabilecek, o kapasitede, o yetenekte çok sayıda kişi var; ona baktığınız zaman akademisyen de var, eski bürokrat da var, iş adamı var, iş dünyasından da saygın insanlar var; ama bugünden “şu kişi olacak veya şu olacak” diye bir karar vermek çok zor. Bir de (…) merkez yönetim kurulu, parti meclisi, kurultay (…)

Bağlantıda bir sorun yaşıyoruz Kemal Bey. Bu tür… 
(…) dolayısıyla nabız tutmadan, onların görüşünü almadan çıkıp bir (…)

Evet, bağlantıda küçük bir sorun yaşadık ama sonuç olarak cevabınızı almış olduk. Şunu sormak istiyorum: Atlet meselesi. Bıkmış olabilirsiniz, ama ben geçen gün bir değerlendirme yaptım, belki haberiniz olmuştur bu konuda. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın size yönelik yaptığı açıklamanın sonunda, “Bu nasıl olabilir?” diye bir laf söylüyor, cümle kuruyor. Bu sizin bir, “Böyle bir şey nasıl olabilir?” diye yerleşmiş bir cümlenizin neredeyse bir başka versiyonu. Genellikle siz, Erdoğan’dan bahsederken bu cümleyi kuruyordunuz ve ben ilk defa Erdoğan’ın size yönelik bu cümleyi kullandığını gördüm ve bunu bir tür “rollerin değişmesi” olarak tanımladım. Abartıyor muyum?
Hiç abartmıyorsunuz, yanılmıyorsunuz, roller çok değişti. Erdoğan ve ekibi şu anda savunmada, biz ise hakkı, hukuku ve adaleti savunuyoruz. Erdoğan kendi çıkarlarının peşinde, partisinin çıkarlarının peşinde, biz ise ülkenin insanının çıkarları peşindeyiz. Aramızda dünya kadar fark var, biz eleştirilerimize, artı çözümlerimize, sadece eleştiri yapmıyoruz, artık neyin nasıl düzelmesi gerektiğini de ifade ediyoruz. Bu bağlamda tabii bizim çözümlerimizi de geniş kitlelere ulaştırınca onlar rahatsızlık duyuyorlar, CHP’yi eleştiriyorlar, bizi eleştiriyorlar, beni eleştiriyorlar. Hatta ben espri olarak söylemiştim, “Galiba Kılıçdaroğlu hastalığı nüksetti” diye, gerçekten de öyle. Adımı duyunca, büyük bir ihtimalle soyadımı duyunca dayanamıyor, kendisini kontrol edemiyor; ama ben yine de kendisine şunu söylemek isterim: Lütfen kendini kontrol et!

Peki, burada bir şey söylemek istiyorum; ben bir gazetede yazarken salı günleri grup toplantılarını izlerdim, biliyorsunuz sizinle de çok sık karşılaşırdık, bütün grupları da izlerdim. Bir gün hiç unutmuyorum, sizin yaptığınız bir grup konuşmasında saydım, o zaman cumhurbaşkanı değildi başbakandı Erdoğan, yani yaklaşık 30 kere falan “Recep Tayyip Erdoğan” demiştiniz ve ben de hatta yan yana oturduğum, partinizin önde gelen isimlerinden birisine “Lideriniz niye bu kadar çok rakibinin propagandasını yapıyor?” diye şaka yollu laf etmiştim. O zamandan bu zamana sanki gerçekten daha az telaffuz ediyorsunuz. Bu iradî bir şey mi yaptığınız? Çünkü o tarihte çok…
İradî bir şey hatta mümkün olsa adını bile anmak istemem. Dolayısıyla ülkenin bu kadar sorunu varken, derdi varken, vatandaşın derdi varken, bizim onlarla ilgilenmemiz lazım, vatandaşın sorunlarına çözüm üretmemiz lazım. Buğdaydaki taban fiyatı görüyorsunuz, fındıktaki fiyatı görüyorsunuz, gübredeki fiyatı görüyorsunuz, enflasyonu görüyorsunuz, yurtdışında bir avuç rantiyeye ödenen faizleri görüyorsunuz… Bütün bunların topluma aktarılması, toplumun bilgilendirilmesi lazım. Ana sorun Recep Tayyip Erdoğan değildir, o kendi kendisine istediği kadar konuşsun; ama bazen doğrudan doğruya bana yönelik, benim de kabul edemeyeceğim, partinin de kabul edemeyeceği ağır eleştiriler gelince mecburen cevap veriyoruz.

Peki, efendim, bundan sonra şunu söylemek istiyorum özellikle: Siz bir süredir çok daha fazla öne çıkmaya başladınız siyaseten. Bir nevi inisiyatifi alır gibi oldunuz. Bu, hani derler ya, “Zirveye çıkmak değil, kalmak zordur” diye, bunu bir yerde tempolu bir şekilde yürütebilmek için çok direkt soruyorum; partiniz buna hazır mı?
Partimiz hazır. Hiç kimse endişe etmesin, en yetenekli kadrolar bizde, en birikimli kadrolar bizde. Biz parti olarak seçimlere de hazırız, ülkeyi yönetmeye de hazırız, sorunların tamamını biliyoruz. O sorunların tamamının nasıl çözüleceğini de biliyoruz, bizim zaten gücümüz biraz, özgüvenimiz buradan kaynaklanıyor.

Peki bunu kamuoyuna anlatmak konusunda –tabii ki kabul ediyorum, demin sizin de bahsettiğiniz gibi medya imkânları ve imkânsızlıklarıyla beraber, ama siz de sonuçta ana muhalefet partisisiniz, yılların partisisiniz, imkânlarınız da var tabii ki, iktidar partisiyle kıyaslanamasa bile–, bu konuda hakikaten gerektiği kadar çaba sarf ediyor musunuz? Verimli mi daha doğrusu çabalarınız?
Çaba sarf ediyoruz, yeterliliği elbette tartışılabilir. Ben örneğin Düzce’ye gittim, Yozgat’a gittim; Düzce’de fındık üreticileriyle, Yozgat’ta bakliyat üreticileriyle bir araya geldik, oturduk sorunları tartıştık. Ayrıca hem Düzce’de hem Yozgat’ta kanaat önderleriyle bir araya geldik; yaklaşık üç buçuk-dört saat kanaat önderleriyle oturup karşılıklı konuştuk, bize yönelik eleştirilerini dinledim, nasıl davranmamız gerektiği konusunda onların görüşlerini aldım. Dolayısıyla biz, sadece ben değil tabii, milletvekili arkadaşlarımız, kadın kollarımız çalışıyor, Anadolu’nun değişik yerlerine, bölgelerine, illerine gidiyorlar, her birisinin zaten ayrı ayrı görevleri var; onlar çalışıyorlar, biz hep birlikte çalışıyoruz. Bu çalışmalar belki yaygın medyada yansımıyor, ama yerel medyada şu ya da bu şekilde oraya gittiğimiz yer alıyor. O da bizim için önemli bir araç.

Efendim, son olarak tekrar atletle bitirmek istiyorum. Bu fotoğrafın bu kadar popüler olacağını, bu kadar etkili olacağını ve bu kadar neredeyse siyasetin gündemini belirleyeceğini –samimi olarak soruyorum– bekliyor muydunuz?
Doğrusunu isterseniz beklemiyordum. Nedeni de şu: Sıradan bir ailede baba-kız oturup yemek yiyorlar, bu fotoğrafı görüp de, özellikle “vatandaş Kemal” manşeti üzerinden görüp de bu kadar büyük bir tepki geleceğini hiç düşünmemiştim. Demek ki fotoğraf, sade bir insan, halkına yakın bir insan, halkı gibi olan bir insan rahatsız ediyor. Bu da beni memnun ediyor.

Efendim, çok sağolun, böyle bir yayını kabul ettiniz, bir ilki gerçekleştirdik. Çok teşekkür ediyoruz, Adalet Kurultayı’nda size ve arkadaşlarınıza başarılar diliyoruz, tüm Medyascope olarak çok teşekkür ediyoruz. Bir de bayramınızı şimdiden kutlayalım, biz bayramda dükkânı tamamen kapatıyoruz, stüdyoyu. Size de önce iyi kurultaylar, iyi bayramlar diliyoruz, çok sağolun. 
Çok teşekkür ediyorum, ben de iyi bayramlar ve başarılar diliyorum.

Sağolun. Evet, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla kısa da olsa Skype üzerinden bir yayın gerçekleştirdik. Samimi bir yayın olduğunu düşünüyorum; kendisine tekrar çok teşekkürler. Bizi izlediğiniz için sizlere de çok teşekkür ediyoruz ve şimdiden hepinize iyi bayramlar ve iyi tatiller diliyoruz.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

22.09.2017 Kadir Topbaş’ın istifası: AKP’deki çözülmede yeni aşama
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
22.09.2017 Kadir Topbaş’ın istifası: AKP’deki çözülmede yeni aşama
20.09.2017 Herkesi birleştiren referandum
20.09.2017 Transatlantik: Kürdistan referandumu, Trump-Erdoğan görüşmesi & Hillary’nin kitabı
18.09.2017 Zaman Gazetesi davası: İçeridekiler-dışarıdakiler
15.09.2017 Kürdistan referandumu ve Türkiye
14.09.2017 Hatun Tuğluk'un cenazesine saldırı: Faşizmin sıradanlaşması ve gündelik hale gelmesi
13.09.2017 Levent Gültekin ile söyleşi: Erdoğan ve Ak Parti’nin geleceği
13.09.2017 Transatlantik: Çağlayan’a ABD’de tutuklama kararı, Türkiye’nin S-400 alım kararı & Kürdistan referandumu yapılabilecek mi?
12.09.2017 Suriye fiyaskosunun faturasını kim, nasıl ödeyecek?
07.09.2017 Cemaatleri ne yapmalı?