CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci partisinin hukuk mücadelesini anlatıyor

14.05.2026 medyascope.tv

14 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Evet, Siyaset Bilimci Edgar Şar'la konuştuk. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci ile beraberiz. Merhaba Gül Hanım.
Gül Çiftci: Merhaba Ruşen Bey.

Ruşen Çakır: O kadar yoğun olduğunuzu tahmin ediyorum ki bu arada bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler. Siz özel olarak bu hukuki gelişmeleri de yakından takip ediyorsunuz. Yanlış bilmiyorsam partide böyle bir göreviniz var. Yani şu anda partinizi doğrudan ilgilendiren, gerek genel merkezi gerek partili belediye başkanlarını ilgilendiren onlarca dava var desek abartmış olur muyuz?
Gül Çiftci: Aslında hiç abartmış olmayız. Onlarca dava ve onlarca da saldırı var aslında. Hatta yüzlerce saldırı var. Biraz tabii şöyle başlamakta fayda var Ruşen Bey: ‘‘Şimdi bu işler nasıl başladı? Miladı neydi? Nerede oldu? Nasıl oldu? Nasıldık da buraya geldik?’’ diye başlamak lazım. Hepinizin bildiği üzere bir değişim kurultayı oldu ve değişim kurultayından sonra bir yerel seçim gündemi geldi önümüze. Yani biz Kasım ayında, 3-4 Kasım 2023 tarihinde bir değişim kurultayı yaptık. Ardından 31 Mart yerel seçim sürecine gittik. Yerel seçimde 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi birinci parti oldu. Benim yaşımda, benim hayatım boyunca Cumhuriyet Halk Partisi hiç birinci parti olmadı. Öyle değerlendireyim ve bu bizim için büyük bir mutluluk ve onur verici bir durumdu. Yani bizim yönetimimizde, bizim doğru belirlediğimiz adaylarla Türkiye'nin çok büyük bir kesiminde, seçmenlerin çok yoğun olduğu noktalarda Cumhuriyet Halk Partisi'ni tercih etti seçmen. Bizim için çok gurur verici ve onur verici bir durum. Ve onun başarısını yaşadığımız daha ikinci haftasından Cumhurbaşkanı çıktı ve bir açıklama yaptı. "Silkeleyin bunları" dedi ve ardından belediyelerimizin İller Bankası'ndan gelirleri azalmaya başladı, azaltılmaya başladı. Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi'nden Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçmiş belediyelerde bugüne kadar hiçbir şekilde SGK ve vergi borcu talebi olmadığı halde Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçer geçmez SGK ve vergi borçları tahsil edilme çabasına girdi. Dolayısıyla bir aslında idari yaptırımlar başladı. Peşinden Sayıştay müfettişleri, mülkiye müfettişleri belediyelerimize düzenli olarak... Zaten bizim birçok belediyemizde müfettişlerin ayrı bir odası var ve düzenli olarak çeşitli soruşturmalar yapıldı. Bunlar şöyle kıymetli; elbette kamu gücünü kullanan kimseler kamu gücünü şeffaf bir biçimde ve hesap verebilir bir biçimde kullanmalı. O yüzden ben bu denetimleri de çok kıymetli bulurum. Bütün belediye başkanlarımızın da buradan alnının akıyla çıkması gerektiğini de çok önemserim. Bunun da altını çizmekte fayda var. Ardından bununla yetinilmedi. 8 Ekim tarihinde, daha önce çeşitli kararlara imzası olan ve kamuoyunda çok tartışmalara sebebiyet vermiş çeşitli kararlara, işte Canan Kaftancıoğlu kararı gibi çeşitli kararlara imzası olan bir bakan yardımcısını getirdiler, İstanbul'da bir Cumhuriyet Başsavcısı yaptılar ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladığımız günün sabahında biz 30 Ekim Esenyurt operasyonuyla uyandık. Ardından Beşiktaş Belediyesi operasyonu, ardından Beykoz'la devam eden, 18 Mart'ta diploma iptali, 19 Mart'ta da Sayın Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması, yol arkadaşlarımızın gözaltına alınmasıyla devam eden bir sürecimiz oldu. O günden bugüne kadar yerel yönetimlerimiz inanılmaz bir saldırı altında. Bu saldırılar sadece adli saldırılar değil, idari saldırılar da altında. Yani adli soruşturma olmadığı yerde hiçbir şekilde daha önce örneği, emsali görülmemiş noktalarda soruşturma izni verilen idari işlerimiz var. Nitekim Mansur Yavaş'ın başına gelenler... Yani şimdi hep şunu söylüyoruz Ruşen Bey; kimse yargılanamaz değil, herkes yargılanabilir. Siz de, ben de, belediye başkanları da, milletvekili, hepimiz yargılanabiliriz. Kimse de adaletten kaçamaz. Ama burada esaslı olan bir ölçülülük hikayesi var. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'ne yapılan işler ölçülü değil. Şimdi seçilmiş belediye başkanları yargılanmasın demiyoruz ki, elbette yargılansınlar. Bir suçları varsa da cezalarını çeksinler. Ama bu yargılama eğer seçmeni cezalandırma boyutuna geliyorsa işte o zaman demokrasi askıya alınıyor, demokrasi sekteye uğratılıyor. Bizim itiraz ettiğimiz şey tam da bu. Şimdi Beşiktaş Belediye Başkanımız 1,5 yılı aşkın süredir...

Ruşen Çakır: Gül Hanım, duyuyor musunuz?
Gül Çiftci: Evet, şimdi duyuyorum.

Ruşen Çakır: İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasını zaten tutuksuz, sanırım biliyorsunuz, takip ediyorum elimden geldiğince. En son casus davasını da izledim. Sizinle doğrudan alakalı olmasa da Fatih Altaylı'nın davasını da izlemiştim mesela. Şunu sorayım: Her sanığın çok sayıda ve kaliteli, deneyimli avukatları var. Partinizin çok sayıda avukatı var, hukukçu isimler var ve hukukun tüm imkanlarını kullanarak bir savunma yapmaya çalışıyorsunuz. Kişisel gözlemimin ne olduğunu defalarca yayınlarda sordum ama size tekrar sorayım. Tabii ki bütün şeyleri sonuna kadar kullanıyorsunuz ama bunlar işe yarıyor mu? Yani hukukun üzerinden gitmek... Mesela benim en son izlediğim casus davasında hâlâ suçlamanın ne olduğunu ben bilmiyorum ama tutuklulukların devamı kararı çıktı. Yani şimdi avukatlar da çok iyi konuştu, sanıklar da çok iyi konuştu. Etkin pişman olduğu söylenen kişi zaten "Ben casus değilim, kimseyi de suçlamadım" dedi ama onlar tutuklu. Yani hukukun adı var, siz de bunu sonuna kadar kullanıyorsunuz. Hem kendinizle ilgili savunma yapıyorsunuz hem de birtakım saldırılara karşı suç duyurularında bulunuyorsunuz, biliyorum. Şunu merak ediyorum: Bunlar bir işe yarıyor mu?
Gül Çiftci: Yaramak zorunda. Yani şöyle, yarıyor mu kısmıyla ilgili Türkiye Cumhuriyeti tarihinde daha önce geçmişte pratiklerimiz var. Bir dönem yaramadığını ama eninde sonunda hukukun, adaletin yerini bulduğunu gördük. Gördüğümüz pratiklerimiz var, gördüğümüz talihsiz yaşanmışlıklar var. Biz yine hukuktan yana olmak zorundayız Ruşen Bey. Yani bugün bu hukuk Cumhuriyet Halk Partisi'ne lazımsa yarın bir başkasına lazım. Geçmişte bambaşka birilerine lazımdı. O yüzden hukuktan ayrılmamak gerektiğini, hukukun herkes için eşit, adil ve ulaşılabilir olması gerektiğinin her fırsatta altını çizerek söylüyoruz. Bugün bu ülkedeki bütün sorunlarımızın temelinde zaten adalet yatıyor, adaletsizlik yatıyor, hukuksuzluk yatıyor. Ben hep şu örneği veriyorum, şimdi şöyle düşünün: Yerli ya da yabancı hiç fark etmez, bir yatırımcı var ve bir ülkede hukuki öngörülebilirlik yoksa, "Yarın ben bir ihtilafa düştüğümde başıma ne gelebileceğini öngöremiyorsam" yatırım yapar mıyım o ülkeye? Mümkün değil yapmam. Bunun yerli ya da yabancı olmasıyla hiç alakası yok. Yerli yatırımcı da yapmaz, yabancı yatırımcı da bu yatırımı yapmaz. Çünkü hukuki öngörülebilirlik aslında bizim adalet sistemimizin, eğitim sistemimizin, sağlık sistemimizin, ekonomimizin, her şeyden öte ekonomimizin temelinde var. Hakça bölüşme ekonomimizin temelinde var. Dolayısıyla hukuktan ayrılmamak gerektiğini her fırsatta söylüyorum ve her fırsatta şu çağrıyı yapıyorum ben: Bugün bu hukuk Cumhuriyet Halk Partisi'ne lazımsa ya da Cumhuriyet Halk Partisi'ne bir tehdit olarak kullanılıyorsa yarın hepimize lazım. 86 milyon yurttaşımızın hepsine lazım bu hukuk. O yüzden biz bu adalet terazisinin ayarını bozmamalıyız hiçbir şekilde.

Ruşen Çakır: Burada şunu da sormak istiyorum. Şimdi son günlerde yaşanan gelişmelerde en çok konuşulan hususlar partinizden belediye başkanı seçilen iki ayrı kişinin etkin pişmanlıktan yararlanması, yararlanmak için başvurması ve verdikleri ifadeler. Bir de yine partinizden seçilen bir belediye başkanının törenle AK Parti'ye katılması. Şimdi bunu size çok kişi soruyordur tabii de, bunları nasıl yorumluyorsunuz? Tamam şu oldu, bu oldu ama sonuçta peş peşe bunları yaşadık. Bir hafta içerisinde neredeyse değil mi? Birisinin etkin pişmanlığı biraz daha erkendi galiba ama ifadeleri yeni yeni çıkmaya başladı. Bir diğeri oğlundan sonra kendisi oldu. Ve de salı günü Burcu Köksal da Özlem Çerçioğlu gibi AK Parti'ye katıldı. Yani burada ne soracağımı tam bilmiyorum ama yani insanların tabii kafasını kurcalıyor bunlar.
Gül Çiftci: Şöyle, ben buna iki yönlü cevap verebilirim. Birincisi duygusal bir cevap vereyim. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı ve Afyonkarahisar Belediye Başkanı’nın Cumhuriyet Halk Partisi'ni bırakıp Adalet ve Kalkınma Partisi'ne geçmelerine önce duygusal bir şekilde cevap vermek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi'ni ben şöyle okurum, şöyle yorumlarım hep kendimce: Burası benim üçüncü kardeşim. Cumhuriyet Halk Partisi benim üçüncü kardeşim; annem, babam, ailemden biri gibi değerlendiririm ve bu partide siyaset yapmış, bu partide emek vermiş ya da bu partiye gönül vermiş herkesin de bunu böyle yorumladığını, böyle okuduğunu düşünürüm. Kendim gibi görürüm, kendim gibi bilirim yani. Şimdi Özlem Hanım'a ya da Burcu Hanım'a bu parti çok şey verdi. Milletvekilliği verdi, belediye başkanlığı verdi, grup başkanvekilliği verdi her şeyden öte. Yani aslında Atatürk'ün kurup da bize emanet ettiği partide çok kıymetli koltuklar verdi. Buralardan gitmesi... Yani bakın, bir ideolojik yol ayrımı değil bu yaptıkları şey. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nde olup da Türkiye İşçi Partisi'ne gitmek, DEM Parti'ye gitmek, Milliyetçi Hareket Partisi'ne gitmek, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne gitmek başka anlamlar, bambaşka şeyler. Şimdi bu bir ideolojik ayrım değil. Buradaki ayrımın ne ayrımı olduğunu aslında hepimiz biliyoruz. Belli ki kendilerinin geçmişten getirdikleri birtakım sıkıntıları vardı ve bu birtakım sıkıntılarda hatalı olduklarını gördüler ki "ya benimsin ya kara toprağın" mantığıyla Adalet ve Kalkınma Partisi'ne gittiklerini değerlendiririm. Yani burayı çok duygusal okuyorum işin açığını söylemek gerekirse. Çünkü bu parti her iki belediye başkanına da çok şey verdi, cumhuriyet adına da çok şey verdi. Şimdi Burcu Köksal'ın geçmiş konuşmalarına bir bakın. Burcu Köksal bir ifadesinde, iki gün önce ya da dündü sanıyorum yanlış hatırlamıyorsam, şöyle bir cümle kurmuştu: "Beni belediye başkanı yapıp grup başkanvekilliğinden gönderme gibi bir dertleri vardı" gibi bir cümle kurmuştu. Halbuki çok uzağa gitmeyin, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında bir televizyon kanalına bağlanıyor ve şunu söylüyor Burcu Köksal: "Ben 3 yıldır Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı için emek veriyorum" diyor. Şimdi siz kendi açıklarınız yüzünden bir başka partiye gidiyorsunuz ve gittiğiniz partiyi geçmişte hep kötülemişsiniz, hep ötekileştirmişsiniz ve hep kötü şeyler söylemişsiniz. Ondan sonra da "ya beni partim istemedi" gibi partiyi suçlayıcı bir yere getirdiğinizde kimse size inanmaz ya da kimse cümlelerinizin inandırıcılığını kabul etmez. Dolayısıyla bu parti her iki belediye başkanına da çok şey verdi. Gitmiş olmaları Cumhuriyet Halk Partisi'ne ihanettir. Ben burayı böyle okurum. Şeyi de söylemekte fayda var, bu etkin pişmanlık hikayesini söylemekte de fayda var. Şimdi Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın mal varlığına el konuldu, özgürlüğünü elinden aldılar ve cezaevine götürdüler ve bir müddet sonra dedi ki: "Ben bildiklerimi anlatacağım." Şimdi bildiklerin varsa ve bu bildiklerin yanlış ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sana düşen temel sorumluluk, o yanlış bildiğin şeyleri, yanlış diye adlandırdığın şeyleri ilk öğrendiğin dakika söylemeliydin. Şimdi vatandaşların temel sorumluluğu buradan gelir ama senin ‘‘itirafçılık’’ adı altında iftiracılığa döndürdüğün şeyler varsa da bunu hangi saiklerle yaptığın çok açıktır. Özkan Yalım'ın bunu yapma sebepleri çok belli. Yani defalarca ve defalarca "bunlar olmadı" diye... Şimdi iki ifade koyalım karşımıza. İlk ifadesinde soruyorlar, "Hayır yok böyle bir şey" dediği hikayeyi aradan bir hafta 10 gün geçmeden ikinci ifadesinde "Aa evet bunlar da olmuştu, böyle şeyler de olmuştu" diye...  Bunlar itirafçılık değil, bunlar iftiracılık Ruşen Bey ve bunları böyle okumak lazım. Siz zaten yargılamaları takip ettiğiniz için görüyorsunuz. Bunlar iftiracılık ve bunlar bu şekliyle özgürlüklerine kavuşmak için, mal varlıklarına kavuşmak için yapılmış hamleler. Ama bu hamleler boşa hamleler. Nitekim İBB dosyasında da görüldü. Murat Kapki dedi ki: "Eşimle tehdit edildim, mal varlığıma el konuldu. Özgürlüğüme kavuşacağım söylendi ama olmadı" dedi. Nitekim Antalya Büyükşehir Belediyesi dosyasında da gördük bunu. Şimdi Muhittin Böcek'in oğlu Gökhan Böcek bir sürü bir şeyler uydurdu ve ortaya attı. Özgürlüğüne kavuşabildi mi? İşte bunlar hep iftira. Bunların iftira olduğunu savcılıklar da çok iyi bildiği için bu kişileri zaten istediklerine ulaştırmıyorlar, yani özgürlüklerine ulaştırmıyorlar, mal varlıklarının iadesini sağlamıyorlar. Bunların hepsi iftira. Bakın, ‘‘Aziz İhsan Aktaş suç örgütü’’ diye bir kavram girdi hayatımıza ve bugün de savcı mütalaa verdi, yargılama da şu saatlerde devam ediyor. Şimdi Aziz İhsan Aktaş, suç örgütü lideri aylardır serbest, mal varlığındaki tedbirler de kaldırıldı ve birtakım iftiralar attı. Geldiğimiz noktada elbette yargılama makamı karar verecektir ama savcılık makamı şöyle bir mütalaa verdi: "Ortada bir suç örgütü yok Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönünden; ama bir suç örgütü varsa bu örgüt Aziz İhsan Aktaş yönünden var" diye mütalaa verdi savcılık. Şimdi bunların hepsi kanunun gerçekten iyi niyetle düzenlemiş olduğu etkin pişmanlık hükümlerinin kötüye kullanımıdır. Bu kötüye kullanımın binlerce örneği var. Ancak insanlar akıllanmıyor ve şu anda Cumhuriyet Halk Partisi'ne, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Sayın Genel Başkanı’na, yerel yöneticilerine, seçilmişlerine hepsine bir iftira atmak üzerine, bir itibarsızlaştırmak, bir karalama kampanyası yapmak üzerine kurulu bir algı var burada. Bu algıyı yönetmek, yani yaşadığımız süreç tamamen bu. Biz bunları geçmişte yaşadık, ülke olarak da yaşadık.

Ruşen Çakır: Ve CHP'ye yönelik saldırılar da diyelim, ben bunu bir ‘‘topyekûn savaş’’ olarak tarif ediyorum. Özel hayat meselesi ve özellikle de partili kadın milletvekillerine ya da kadın yöneticilere yönelik çok farklı kaynaklardan birtakım şeyler sızdırılıyor, yayınlanıyor. Sızdırma aslında doğru değil çünkü sızma genellikle bir gerçeğin sızdırılmasıdır aslında. Buradaki, yani benim akıl yürütmeme göre bunlar üretilmiş şeyler. Ama her halükarda bunlar çok sık karşımıza çıkıyor. En son milletvekillerinize yönelik de oldu, eski ve yeni parti yöneticileriniz hakkında da oldu, özellikle kadın CHP'lilere yönelik. Kendilerinin birtakım açıklamaları, suç duyurularını filan görüyoruz ama o bir yana, tabii ki önemli bunlar. Mesela ben şu ana kadar Numan Kurtulmuş'tan herhangi bir açıklama duymadım. Oldu mu öyle bir şey?
Gül Çiftci: Meclis Başkanı’ndan böyle bir açıklama olmadı. Ancak Meclis Başkanı’nın derhal bu konuya ilişkin bir girişiminin olması gerektiğini değerlendiriyoruz biz de parti olarak. Çünkü burada itibarsızlaştırılan Cumhuriyet Halk Partisi'nin yöneticileri değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş milletvekilleri değil; burada itibarsızlaştırılan Meclis’in kendisidir, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Dolayısıyla o Meclis’in itibarını korumak da başta Meclis Başkanı’na düşer. O yüzden Numan Kurtulmuş'un hızlıca bir girişimde bulunması gerekir. Nitekim bir tane hesap kapatıldı ama yüzlerce hesap var böyle uydurma haberlerin yapıldığı. Bakın ben böyle küçük küçük örnekler vererek gitmek isterim. Şimdi Muğla milletvekilimiz Gizem Özcan ve önceki dönem parti meclis üyemiz Gamze Pamuk, ikisinin de adının geçtiği, Malatya milletvekilimiz Sayın Veli Ağbaba'yla bir hikaye uydurdu sizin az önce "etkin pişmanlık" diye yönlendirdiğiniz, iftiracı olan Özkan Yalım, Uşak Belediye Başkanı. Şimdi bu öyle uydurma bir haber ki Ruşen Bey, altını çizmek isterim: Özkan Yalım'ın bahsini ettiği seyahat programı 2018 yılı şeker fabrikalarının kapatılmasına karşı, özelleştirmelerine karşı yapılmış olan eylemler esnasıdır. 2018'de Gamze Hanım bizim parti meclis üyemiz, evet, ama bu eylemlerde, bu seyahatlerde hiç bulunmamıştır. 2018 yılında Muğla milletvekilimiz, yani bugünün Muğla milletvekili Sayın Gizem Özcan o gün milletvekili değildir, parti meclis üyesi hiç değildir, daha önce de hiç olmamıştır. Marmaris'te ilçe yöneticisidir ve o gün, o tarihlerde birinci çocuğu Aslan'a da hamiledir Gizem Hanım o esnada. Yani bakın bu öyle alçakça bir iftira ki gencecik iki arkadaşımıza... Birisi hamile, Ankara'yla hiç alakası yok. Sayın Veli Ağbaba'yla belki ömründe o güne kadar tokalaşmamıştır bile, yani bırakın tanışıklığını. Ya da Gamze Hanım o seyahatlerde hiç bulunmamıştır ama böyle iftiralar atılmaktadır. Yani bunların binlerce örneğini çoğaltabiliriz. Şimdi Türkiye bunları, bu sınavları geçmişte de verdi ve ülkemize nasıl zarar verdiğini defalarca gördük. Yine aynı noktada aynı zararların verilmesine göz yumanlar, bu zararı, bu iftiraları atanlar kadar buna göz yumanlar da suçlu. Şimdi burada kadın ya da erkek fark etmez ama topyekûn bir şekilde hem Meclis’in hem ülkeyi yönetenlerin, bakanların, başta Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Adalet Bakanı’nın, İçişleri Bakanı’nın derhal buna dur demesi gerekir. Çünkü bugün Cumhuriyet Halk Partisi'ne yapılanlar yarın kendilerine de yapılabilir. O yüzden ilk söylediğiniz cümleye dönmek istiyorum; hukuk hepimiz için çok kıymetlidir. Yani bu mesleğin de, hukukun da, adaletin de üstünlüğünü korumak bana düşer, size düşer, adalet bakanına düşer ama hepimize eşit görevler düşer. O yüzden derhal onların harekete geçmesi gerekir.

Ruşen Çakır: Burada son olarak şunu sormak istiyorum. Özellikle kadın milletvekillerinize yönelik saldırılar üzerine, özel hayat üzerinden – ki özel hayat deyince de sanki gerçekten hayatları buymuş gibi anlaşılabiliyor, kelimeleri bulmakta da zorlanıyorum aslında – bazı diğer partilerden, özellikle iktidarda olmayan partilerden açıklamalar geldi, dayanışma açıklamaları geldi. Benim gözüme çarpanlar oldu ama olması gereken kadar olduğuna emin değilim. Neyse, bunu bir kenara koyalım. 19 Mart'tan bu yana Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik olarak yürütülen bu saldırılara karşı kurumsal olarak, partileri kastediyorum, toplumsal muhalefeti kastetmiyorum... Ben artık ‘‘muhalefet partileri’’ demiyorum, ‘‘iktidarda olmayan partiler’’ diyorum. Bu saldırılara karşı iktidarda olmayan partilerden umduğunuz, beklediğiniz desteği, dayanışmayı gördünüz mü?
Gül Çiftci: Yani bu soru, hani şöyle; sağ olsunlar bence destekleri çok kıymetli. Birlikte daha güçlü bir ses çıkartmak gerekir mi? Mutlaka gerekir. Yani destek oluyorlar, olmuyorlar diyemem, çok da kıymetli bir destekleri var. Bizi duruşmalarda yalnız bırakmıyorlar, bu saldırılarda yalnız bırakmıyorlar. Ama bir, tek bir yumruk olmak diye bir tabir var ya, tek bir yumruk olmak tabirini daha biz de dahil olmak üzere bir araya getiremedik diyebilirim. O yüzden hani buradan sizin aracılığınızla da tekrar söylemiş olalım; bu bir birlikte mücadeleyse bu mücadeleyi birlikte vermek zorundayız. Çünkü bugün Cumhuriyet Halk Partisi'ne yapılan bütün saldırılar yarın bir başka siyasi partiye yapılabilir. Ben burada şu ayrıma gitmiyorum: Muhalefet ya da iktidar partisi. İktidar partisi de bu yollardan geçerek geldi. İktidar partisi de kapama tehlikesiyle, daha doğrusu kapatma tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı. Sayın Cumhurbaşkanı da bir belediye başkanıyken bazı hususlarla yargılandı ama cezaevine girmedi. İşte hep bunları söylüyoruz. Dolayısıyla bu tehdit, demokrasi gerçekten oturmadığı sürece hepimize yönelik bir tehdittir. O yüzden daha çok birlikte olmanın kıymetli olduğunu da düşünüyorum. Ama bugüne kadar vermiş oldukları destek için de sizin aracılığınızla tekrar teşekkür etmek gerekir diye değerlendiriyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkür ediyorum. Bitirirken sizin şahsınızda saldırıya uğrayan arkadaşlarınıza, özellikle kadın... Kimilerini ismen tanıyorum, şahsen tanıdıklarım yok. Yani "geçmiş olsun" mu denir? Hani kişisel olarak ne işe yarayacak bilmiyorum ama bunu belirtmek istiyorum. Şahsım ve Medyascope adına bundan çok derin üzüntü duyduğumuzu iletmek istiyorum. Çok sağ olun.
Gül Çiftci: Çok teşekkür ediyorum. Bu değerlendirmeleriniz çok kıymetli bizim için, çok da önemli. Hani "ne işe yarar" diye hiç düşünmeyiz. İnsanın böyle zamanlarda yalnız olmadığını bilmesi her şeyden kıymetli diye değerlendiriyorum. Ben de çok teşekkür ediyorum.

Ruşen Çakır: Sağ olun.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
20.05.2026 Çözüm süreci sadece Bahçeli ile yürüyebilir mi?
19.05.2026 Transatlantik: Trump Çin'de ne umdu ne buldu? | Hürmüz Boğazı bilmecesi
19.05.2026 Devlet Bahçeli süreç konusunda ne kadar samimi? | Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
18.05.2026 Selahattin Demirtaş’ı bir rahat bırakmıyorlar! |
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı