Atlet olayı

23.08.2017 medyascope.tv

23 Ağustos 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Dün, Hürriyet gazetesi manşetinde kocaman bir fotoğrafla çıktı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü sırasında karavanda yemek yerken ve atletli bir haliyle “Vatandaş Kemal” başlığıyla çıktı. Aslında fotoğrafın devamında keserek kullanmışlar tabii Kemal vurgusunu yapmak için, karşısında masada kızı var, beraber yemek yiyorlar, yürüyüş sonrası ya da molasında yenilen bir yemek. Selahattin Sönmez’in bu fotoğrafı bayağı bir ilgi topladı; ama bu olaya yönelik en büyük tepkiyi, en sert tepkiyi Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan verdi. Dün, sıcağı sıcağına Muhtarlar Toplantısı’nda –ki 39’uncusuymuş–, 39. Muhtarlar Toplantısı’nda bu konuya bayağı bir yer verdi. Olduğu gibi aktarmak istiyorum söylediklerini: “Sözde Adalet Yürüyüşü yapıyor birisi. Arada sırada bir de karavana oturuyor ve atletle yemek yiyor. Bugün de baktım ki bir gazete başlık atmış, vatandaş falanca –adını vermiyor, falanca diyor, Kemal demiyor–, bu benim vatandaşıma hakarettir. Benim vatandaşım böyle, hele hele bir siyasî partinin, ana muhalefetin başında olacak, çağıracak gazeteci, ‘gel benim bir fotoğrafımı çek’ ve ondan sonra ben Atatürk’ün partisinin başıyım. Sen Atatürk’ü böyle atletle yemek yerken görüp de resim çektirdiğine şahit oldun mu? Böyle bir şey var mı?”

Roller değişmiş
En son söylediği ”Böyle bir şey var mı?” lafı, cümlesi bana Kemal Kılıçdaroğlu’nun artık klişe haline gelmiş olan “Böyle bir şey olabilir mi?” sözcüğünü, cümlesini çağrıştırdı. Bu da şunu gösteriyor; Kemal Kılıçdaroğlu genellikle siyasî iktidarın, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptıkları karşısında refleks verip, reaksiyon gösterip, genellikle de “Böyle bir şey olabilir mi?” diye şikâyette bulunuyordu. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın benzer bir şekilde “Böyle bir şey var mı?” diye Kılıçdaroğlu’ndan şikâyet ettiğini görüyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Bu fotoğraf çok anlamlı, çok etkili olmuş, roller değişmiş. Aslında bu rollerin değişiminin bir örneği Adalet Yürüyüşü’nde –Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle “sözde Adalet Yürüyüşü”nde– olmuştu. Adalet Yürüyüşü’nde Kılıçdaroğlu, partiler-üstü bir çizgi izleyerek orada toplumun adalet arayışındaki farklı kesimlerine hitap etmeye çalışmış ve bayağı da başarılı olmuştu. Ve bu, Kılıçdaroğlu’nun ilk defa tepki veren değil; harekete geçen, politika belirleyen bir siyasetçi olarak, ilk defa olmasa bile en ciddi olarak çıktığı anlardan birisiydi ve Erdoğan’ın ve diğer iktidar partisi sözcülerinin, temsilcilerinin de ona laf yetiştirmeye çalıştıklarını görmüştük. Önce terörle eşleştirmeye çalıştılar, dalga geçtiler vs. ama yürüyüşün başarılı olmasını, etkili olmasını engelleyememişlerdi.
Şimdi de bu atlet olayında görüyoruz ki bir fotoğrafla çok şey değişebiliyor. Artık Türkiye’de, aslında dünyada da böyle, siyasetin içi iyice boşalıyor, siyasette içerik, programların ötesinde birtakım imajlar, semboller öne çıkıyor — ki aslında bunu Erdoğan bunu bayağı ciddi bir şekilde kullanmıştı; Türkiye’de uzun bir süredir “halk adamı, içinizden biri” imajıyla bayağı etkili olmuştu. Ama daha sonra, özellikle cumhurbaşkanlığından sonra ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle beraber dev koruma ordusu vs. ile bütüne bakıldığında, Erdoğan’ın daha bir halktan uzaklaşmakta olduğu yolunda iddialar ve imajlar öne çıktı. Kılıçdaroğlu, bu yürüyüşle beraber, bu fotoğrafta gösterdiği gibi bu iddiayı Erdoğan’dan alma konusunda ciddi bir hamle yaptı. Bunun etkili olduğunu düşünüyorum ve Erdoğan’ın bu konuşmasının da buradan duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğini düşünüyorum.

Erdoğan’ın “halk adamı” imajına duyduğu ihtiyaç
İzleyenler hatırlayacaktır, “racon kesme” üzerine pazartesi günü yaptığım yayında şunu özetle söylemeye çalışmıştım: Erdoğan artık bir vizyon sunma konusunda, büyük ölçüde demokrasiden uzaklaştığı için ve bir tek adam yönetimi inşa etmekte olduğu için vizyon sunma konusunda çok büyük sorun yaşıyor ve dolayısıyla bunu örtmek için, bunun yarattığı boşluğu, krizi giderebilmek için “halk adamı, içinizden biri” imajına her zamankinden daha fazla ihtiyacı var demiştim ve “racon kesme, ayar verme” gibi sözcükleri kullanırken de bunu gözetmiş olabileceğini söylemiştim. Oradaki husus, Erdoğan’ın çalışarak hazırlanmış bir konuşma metniydi ve belli anlamlarda da etkili oldu; ama hemen ardından Kılıçdaroğlu’nun bu fotoğrafı ve Türkiye’de hâlâ en çok satan gazetelerden olan Hürriyet’in manşetinde çok geniş bir şekilde yer bulmuş olması ve çok pozitif bir sloganla –slogan diyorum, hakikaten slogan gibi başlık aslında– “Vatandaş Kemal” başlığıyla, sloganıyla çıkmış olması, bu “halktan biri, içimizden biri” konusunda Tayyip Erdoğan’ın karşısına ciddi bir rakibin çıktığını bize gösteriyor.
Tabii bu arada bir parantez açayım, dünkü manşetten sonra herhalde Hürriyet yöneticilerinin, sahiplerinin vs. başlarına bir şeyler gelme ihtimali bayağı artmıştır diye düşünüyorum. Çünkü Erdoğan’ın bu sözünü ettiğimiz şeyde Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafından çok –fotoğrafı kadar en azından– o fotoğrafın Hürriyet gazetesi tarafından bu kadar geniş ve öyle çarpıcı ve pozitif bir başlıkla verilmiş olmasıydı. Bu da bize şunu gösteriyor: Erdoğan bir süredir, artık oyun kuran, gündemi belirleyen siyasetçi olmaktan adım adım uzaklaşıyor ve şu âna kadar oyun kurma konusunda, siyaset belirleme, gündem belirleme konusunda çok da başarılı bir performans sergilememiş olan Kılıçdaroğlu’nun önünün açılmakta olduğunu görüyoruz. Tabii burada bir de yeni bir parti kurma çalışması yürüten Meral Akşener ve ekibi de sırada bekliyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın işinin artık eskisi kadar kolay olmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.
Örneğin, Kılıçdaroğlu öncesinde Deniz Baykal döneminde Erdoğan’ın, Baykal’ın herhangi bir çıkışıyla, herhangi bir geliştirdiği politikayla zor durumda kaldığını ben şahsen hatırlamıyorum. Baykal o dönemlerde genellikle yaşanan süreçlerde Ergenekon, Balyoz gibi süreçlerde devletin eski sahiplerinin yanında konumlanmayı daha fazla gözetmişti ve kendisi esas bir aktör olarak pek ortaya çıkamamıştı. Kılıçdaroğlu’nun bugün böyle sembolik de olsa –fotoğrafta olduğu gibi– ya da politik de olsa Adalet Yürüyüşünde olduğu gibi öne çıkmasında tabii ki Kılıçdaroğlu’nun bir başarısı var, ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Kılıçdaroğlu’nun başarılı olmasında Erdoğan’ın ve onun siyasetinin, onun siyasî perspektifinin tıkanmış olmasının, ciddi bir kriz olmasının ve bu krizin her geçen gün daha da geçen gün derinleşiyor olmasının çok ciddi bir şekilde etkisi var.

Öfkeyle yapılan bir konuşma
Atlet olayı öyle bir etkili oldu ki medyadaki bütün ablukaya ve ambargoya rağmen, ben bu yayına hazırlanırken, açıkçası bu sanki birkaç gündür olan bir olaymış gibi çok yoğun gündeme geldi; hâlbuki dün olan bir olay. Kısa bir süre içerisinde çok ciddi bir şekilde etkili olabildi, çok değişik spekülasyonlar yapıldı; özellikle Atatürk’ü referans göstermesi üzerine, “Atatürk atlet giyer miydi?” daha doğrusu “Atletli fotoğrafları var mıydı? Yok muydu?” gibi birtakım tartışmalar falan da oldu, tartışma demek aslında pek anlamlı değil, ama bu olayın magazinel bir kenara bırakacak olursak, olayın siyasî yönü çok ciddi bir şekilde önümüzde duruyor. Erdoğan’ın konuşmalarını az buçuk bilen birisi olarak, onun siyasî kariyerini İstanbul’da Refah Partisi İl Başkanı olduğunda itibaren olabildiğince yakından izlemeye çalışan bir gazeteci olarak, hangi konuşmayı hangi saiklerle, motivasyonlarla yaptığını az buçuk kestirebileceğimi düşünüyorum. Mesela racon konuşması, büyük ölçüde bir hazırlık, çok da fazla gerçeğe direkt temas etmeyen, bazılarının sandığı gibi hâlâ devam ediyorlar, –bugün de Ertuğrul Özkök yanılmıyorsam benzer bir şey yapmış, Ahmet Taşgetiren daha temkinli bir şekilde yapmış– sanki o konuşmayla beraber birtakım gazeteciler, köşe yazarları sessiz kalacaklar gibi bir beklentiye kapıldılar — ki bunun doğru olduğunu sanmıyorum, ama o konuşmanın Erdoğan’a birçok anlamda siyasî olarak birtakım getirileri oldu. Hazırlanılmış bir şeydi, proaktif bir şeydi, kendisinin karar verdiği bir şeydi; ama Kılıçdaroğlu fotoğrafı, atlet fotoğrafıyla ilgili yaptığının tamamen bir refleks olduğunu düşünüyorum, bana göre bu bir öfkeyle yapıldı.
İki öfke var tabii: Birisi Kılıçdaroğlu’nun bu şeyi yapması, kendisinin halk adamı siyasetçi, iddiasına meydan okuması; ama bir de tabii Hürriyet gazetesinin bunu çok net bir şekilde, tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızacağını, hoşlanmayacağını bile bile yapmış olmasının, ikisinin birden verdiği bir öfke var; ama yaptığı açıklamaya baktığımız zaman, bu açıklamada aslında pek bir şey yok. Neden yanlış? Niye yanlış? Bunun cevabı yok. Gerçekten yok, baktığımız zaman böyle bir şey olamaz, Atatürk’ün böyle bir şey yapmadığının ötesinde “Benim vatandaşım böyle değildir” diyor — ki yakın bir zamana kadar çok ilginç, yakın zamana kadar o meşhur göbeğini kaşıyan adam tipolojisiyle, AKP’nin seçim başarıları Türkiye’deki birtakım seküler iddialı, modernist iddialı insanlar tarafından –ki bunu en çok dillendiren yanılmıyorsam Bekir Coşkun’du– eleştirilmeye çalışılıyordu, yani böyle elitist bir yaklaşım vardı. Şimdi bunun garip bir şekilde tersine dönmekte olduğunu görüyoruz — ki bu pek olabilecek bir şey değil, ancak gerçekten bir fotoğrafla bile Türkiye’nin gündemi pekâlâ değişebiliyor, Türkiye’de siyasî olarak birçok şey bir fotoğrafla bile etkili olabiliyor. Tabii bu fotoğrafın kim tarafından nasıl kullanıldığının, nasıl sunulduğunun da önemi var; ancak o fotoğrafta gördüğümüz gerçekten bir Tayyip Erdoğan’ın kendine atfettiği ya da ona atfedilen, “İçimizden biri, halk adamı, halkın içinden çıkmış siyasetçi” fotoğrafını dünkü Hürriyet gazetesinin manşetinde gördük, bunun da bir öfke yarattığı muhakkak.
Tekrar söyleyeceğim, önem atfettiğim için söylemek istiyorum tekrar: Bu fotoğraf aslında Tayyip Erdoğan’ın başladığıyla geldiği nokta arasındaki farkı bir kere kendisine çok net bir şekilde göstermiş olması açısından ayrıca önemli ve onun öfkesini de esas olarak bunun tetiklediğini düşünüyorum. Geçen süre içerisinde, 15 yıl içerisinde –kabaca– AKP ve Erdoğan nereden nereye geldi, başladığı nokta ve vardığı nokta, başladığı noktada önü alabildiğine açıkken geldiği noktada önü alabildiğine tıkalı ve hiçbir zaman kendisine meydan okuyamayacağını düşündüğü bir siyasetçinin kendisine bir fotoğrafla, bir yürüyüşle pekâlâ meydan okuyabileceğini görmenin verdiği bir rahatsızlık olarak söylemek lazım. Sonuç olarak, toparlayacak olursak, atlet olayı diye geçmemek lazım, bu atlet fotoğrafıyla beraber, Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafıyla beraber, Türkiye’de siyasetin, özellikle siyasî iktidarın nasıl tıkandığını, ne kadar kırılgan olduğunu, Tayyip Erdoğan’ın iktidarı tekelinde topladığı ölçüde kırılganlığının daha da artmış olduğunu bu vesileyle, bir fotoğraf vesilesiyle görmüş olduk. Selahattin Sönmez’i, fotoğrafı çeken foto muhabiri arkadaşımızı da bir kere daha analım ve tebrik edelim.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
21.11.2017 Lümpenlerin hakimiyeti çatırdarken
20.11.2017 Yörüngesini kaybeden ülke: Türkiye
16.11.2017 Atatürk yaşasaydı AKP’li mi olurdu?
15.11.2017 Transatlantik: Suriye’de siyasi çözüme doğru, yaklaşan Zarrab Davası & Suudi Arabistan-İran çekişmesi
15.11.2017 Türkiye ve dünyada casuslar ve entrikalar: Murat Yetkin ile söyleşi
14.11.2017 Devlet Bahçeli neden Meral Akşener’in önünü açıyor?
13.11.2017 İslamcılar ve Atatürk
13.11.2017 Türk-Amerikan ilişkilerinin bir geleceği var mı? Soli Özel ile söyleşi
09.11.2017 MHP’nin bir geleceği var mı?
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı