Ankara’nın Suriye açmazı

11.04.2018 medyascope.tv

11 Nisan 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler! Suriye tekrar karışmaya başladı ve ABD’nin İngiltere ve Fransa’nın da işbirliğiyle Suriye’ye saldırı yapması söz konusu. Buradaki gerekçenin ya da bahanenin ne olduğunu biliyoruz: Doğu Guta’da muhaliflere yönelik olarak Duma yerleşimine kimyasal silah atıldığı ve orada çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği iddiaları. Kimyasal saldırı iddiaları üzerine ABD çok net bir tavır aldı; Başkan Trump bugün kısa bir süre önce attığı bir tweet’le bunu çok daha açık bir şekilde dile getirdi. Burada tabii önemli olan husus şu: Suriye yönetiminin tek başına ABD’ye ve onun müttefiklerine karşı mücadele etme imkânı yok; ama Suriye’nin yanında özellikle Rusya var; kısmen de aynı şekilde İran da var, ama esas olarak Rusya var ve Rusya bu konuda Suriye’nin yanında yer alıyor. Suriye’ye yönelik herhangi bir füze saldırısını bertaraf edeceklerini açıklamıştı Rusya. Bugün Trump, her zaman olduğu gibi attığı bir tweet’le Rusya’nın bu açıklamasıyla dalga geçti ve Rusya’ya rağmen füzelerin yolda olduğunu söyledi. Her ne kadar arkasından attığı bir tweet’le Rusya’ya birtakım sıcak mesajlar verdiyse de füzelerin yolda olduğu tweet’inin daha gerçekçi olduğunu düşünebiliriz. Çünkü en son kimyasal silah kullanılmasının ardından çok net bir şekilde buraya bir müdahale, ABD liderliğinde bir müdahale ihtimali her geçen gün artıyor. Dün gece için beklendi, olmadı; bu gece için herhalde yine beklenecek, bugün için beklenecek. Olmasa bile bir gerginlik giderek tırmanıyor.

Değişik senaryolar
Burada tabii ilginç olan, Suriye’de Rusya ve İran inisiyatifiyle, Esad rejiminin ülke kontrolünü adım adım kontrol etmekte olduğu; olayların bir şekilde düzene girmekte olduğu… En son peş peşe zirvelerle beraber –sonuncusu Ankara’da yapıldı, İran, Rusya ve Türkiye arasında–Suriye’de bir tür çözüm ne olabilir? Esad yönetiminin kaldığı, Rusya ve İran’ın kazandığı bir çözüm beklenirken ve üstelik Trump’ın üst üste iki kez Suriye’den çıkma niyetini deklare etmiş olduğu, ifade etmiş olduğu bir dönemde tekrar Suriye’de savaşın tırmanması ve hatta bu savaşın Suriye savaşının olmasının ötesinde küresel bir gerginliğe, çatışmaya dönüşme ihtimali ortaya çıktı.
Bunlar belli bir yere kadar blöf olabilir –ABD tarafından–, ama işin bir anlamda ciddiye bindiği kesin. Değişik senaryolar var; ilk akla gelen senaryo ve genellikle de temenni edilen senaryo, ABD’nin Suriye müdahalesinin sınırlı ve bir ölçüde sembolik olması ihtimali. Ama onun dışında doğrudan rejimi devirmeyi hedef alacak türden kapsamlı bir saldırı yapması durumunda, Rusya’nın buna cevap verme ihtimalinin çok yüksek olduğu söyleniyor. Böyle bir atmosferde dünya yeniden bir çatışma ortamına sürükleniyor ve hemen bizim yanı başımızda olan bölgesel bir olayın, ama küresel boyutları olan yeni bir gerginliğin ortasındayız. Ve burada Türkiye ne yapıyor? Türkiye’yi yönetenler ne yapıyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan –AKP’nin Van kongresindeydi yanılmıyorsam– tam Duma’daki kimyasal saldırı iddiaları gündemdeyken yaptığı kongre konuşmasında buna yer verdi ve kimyasal saldırı iddiasını doğru kabul etti. Bunu bir iddia olarak dile getirmedi, doğru olarak kabul etti ve ilginç bir şekilde Batı’yı suçladı; “Ey Batı!” diye bir konuşma yaptı. Öznesi belli olmayan bir saldırıya yeterli cevabı vermeyen, buna sessiz kalan Batı’yı suçladı. Daha sonraki açıklamalarında –dün yine örneğin grup konuşmasında– bu saldırıyı gerçekleştirenlerin cezasız kalmayacağını vurguladı; ama biliyoruz ki kendisi Rusya Devlet Başkanı Putin’le konuştu; kendisi söyledi, bir daha konuşacağını söyledi –belki konuşmuştur–, ama “Sayın Putin” diye bahsetti, “Ey Putin!” diye bahsetmedi; yani Putin’i suçlayıcı bir tavır yok. En son yaptığı bir açıklamada da “Kim yapmış olursa olsun” şeklinde bir muğlaklık bıraktı.
Yani Türkiye şu anda Esad’ın böyle bir şey yapmış olma ihtimalini veri olarak kabul ediyor; ama Esad’ı ve onun en büyük destekçileri olan Rusya ve İran’ı doğrudan hedef tahtasına oturtmadan bir pozisyon almaya çalışıyor. Dolayısıyla Suriye’deki meseleyi Erdoğan büyük ölçüde iç politika malzemesi olarak kullanmak istiyor. Böyle bir pozisyon var; ama iş ciddiye binip de ABD etkili bir müdahalede bulunursa, saldırıda bulunursa, o zaman işin rengi değişebilir. Hele öyle bir saldırıda bulunur ve Rusya da bir şekilde cevap verirse, küresel anlamda ani bir kriz yaşanırsa, Türkiye’nin her iki tarafla da bir şekilde iyi geçinmek –ki Rusya’yla daha fazla, daha iyi geçinme politikası uyguluyor özellikle biliyorsunuz, özellikle Suriye bağlamında–, bu sürdürülebilir bir politika olmaktan çıkacak.

Çatışma çıkarsa…
Bir yandan Esad’ın cezalandırılması –ki Türkiye’nin Suriye politikanın başından itibaren en temel ilkelerinden birisi buydu–, Esad’ın devrilmesi, değişik olaylarda kimyasal silah kullanımı iddialarında sert şekilde cezalandırılmasıyla, bu sefer de benzer bir şeyi Esad’ın adını telaffuz etmeden söylüyor; ama diğer yandan da Türkiye Suriye’de sahadaki varlığını büyük ölçüde, neredeyse tamamen Rusya’nın rızası ve onayıyla, hatta belli anlamlarda işbirliğiyle gerçekleştiriyor — birçok konuda oldu bu; Fırat Kalkanı’nda oldu, en son Zeytin Dalı’nda oldu, şu anda İdlib’de Türkiye’yle Rusya’nın ortaklaşa yaptıkları birtakım çalışmalar var ve Türkiye’nin Menbiç’e yönelik niyetlerinde ABD’yi karşısına alma riskine rağmen bir Rusya desteğini de hissetmek istediğini, arkasında istediğini biliyoruz.
Önümüzdeki süreçte eğer kimyasal silah krizi gerçekten bir çatışmaya dönüşürse, işte o zaman Türkiye’nin, Ankara’nın bir karar vermesi gerekecek; bu ikili politikasını sürdürme imkânı ortada olmayacak — bu anlaşılıyor. Ya bir yandan Rusya’yla ilişkilerini iyi tutmak, dolayısıyla Suriye’deki PYD-YPG’nin etkisini sınırlamaya yönelik Suriye’nin kuzeyindeki varlığını garanti altına almak için Rusya ve İran’la ve dolayısıyla Şam’la ilişkilerini iyi tutmaya çalışacak. O zaman müdahale etmesi söz konusu olan ABD, Fransa, İngiltere ve buna destek verdiği belli olan Suudi Arabistan başta olmak üzere, Körfez ülkeleriyle net bir şekilde kopuşa gidecek, ya da onların yanında muhtemel harekâtı diyelim, saldırıyı destekleyecek; o zaman da Rusya’yı karşısında bulacak, İran’ı karşısına bulacak, yani bir tür Suriye krizinin ilk dönemini yaşıyor olacak. O zaman işte öyle bir durumda da Türkiye’nin Afrin’deki, El Bab’daki, yani Suriye’nin kuzeyindeki askerî varlığı bayağı ciddi bir şekilde tehlikeye girecek; böyle bir açmazla karşı karşıya Türkiye. Olabildiğince iki tarafla da çok sert bir restleşmeye girmeden götürmek isteyecektir Ankara bunu; ama eğer olay eğer şiddetlenirse –ki şiddetlenme ihtimali var–, sürdürülebilir bir politika olmaktan çıkacak bu.

AA’nın haberi
Şu âna kadar bu Duma’da yaşanan olayla ilgili olarak, İran’ı ve Rusya’yı suçlama yolunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ve ülkenin yönetimindeki önde gelen isimlerden, sözcülerden açıkça bir tutum görmedik; ama geçen gün Anadolu Ajansı –ki AA’nın özerk, hele bağımsız bir kurum hiç olmadığını biliyoruz, siyasî iktidarın ajansı sonuçta–, orada Duma’yla ilgili yapılan görsel bir içerikte, açıkça Rusya suçlanıyordu. Onu görünce insan şaşırmadan edemiyor; çünkü Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden Rusya’yı suçlayıcı hiçbir pozisyon almıyor; ancak AA’nın, bu tür Esad yönetimi saldırılarının her zaman Rusya’nın sayesinde gerçekleştiğini açık ve net bir şekilde söylediği bir içerikti bu.
Ben bunu fark ettim, başkaları da fark etti herhalde, Ruslar da fark etmiştir, bir yandan da bu var. Dolayısıyla zor bir süreç var, tüm dünya için zor bir süreç var, esas Suriyeliler için zor bir süreç var. Bir tarafta misilleme, kimyasal silah iddiasıyla bir misilleme beklentisi. Bu misillemenin, saldırının nereye ve nasıl olacağı belirsiz; ama sonuçta burada sivil Suriyelilerin olumsuz etkilenme ihtimalini herhalde tahmin edebiliriz. Buna bir taraftan destek olanlar, teşvik edenler, bu cezalandırmayı isteyenler –ki Türkiye’yi yönetenler de bunların içerisinde–, ama bu cezalandırmanın sadece Esad’ı cezalandırmakla sınırlı kalmasını ve Suriye’deki dengeleri çok da fazla değiştirmemesini temenni ediyor Ankara.

Sürdürülemez politikalar
Bir diğer husus da tabii şu: El Kaide gibi –ya da IŞİD’e yakın– Selefî-cihatçı gruplar –ki bunlar Suriye’de Esad yönetimine karşı savaşıyorlar, eskisi kadar güçlü değiller, ama varlar–, onların da ABD’nin bu müdahalesini dört gözle beklediklerini biliyoruz, gözlüyoruz. Garip bir durum var yani sonuçta. Bir tarafta ABD’ye gaz verenler, Esad’ı cezalandırması için gaz verenler; ama diğer tarafta da bunun belli bir noktada tutulmasını isteyenler. Evet, Ankara tam bir açmazda. Ankara’nın başından itibaren yanlış olan bu Suriye politikasının çok da sürdürülemez olduğu yakın bir zamanda çıkmıştı ve Türkiye zaten politikasını 180 derece değiştirmişti. Esad’ın yıkılması perspektifinden uzaklaşıp, Esad’ın en büyük destekçileriyle birlikte, yani Rusya ve İran’la birlikte Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında aktif rol oynamak için pozisyon aldı. Ama şu anda Suriye’den çıkma iddiasındaki Trump’ın güçlü bir şekilde müdahale etme iddiasıyla beraber, Türkiye’nin bu planlarının sürdürülebilir olmadığı ortaya çıkıyor.
Bu açmazdan nasıl çıkılacak belli değil; ama hep hatayla gidildiği için, muhtemelen önümüzdeki dönemde de yine Ankara’nın Suriye politikası, yeni duruma göre, yaşanacak gelişmelere göre değişecektir; ama sonuçta bir bütün olarak baktığımız zaman, baştan aşağı yanlışlarla dolu ve bu yanlışların faturasını hem Suriye halkına hem de Türkiye’deki insanlara, vatandaşlara ödettiren bir yönetim anlayışıyla, dış politikayla, Suriye politikasıyla karşı karşıya olduğumuz gerçeği önümüzde duruyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.07.2018 Adnan Oktar ve benzerlerine karşı ne yapmalı?
11.07.2018 Tanıdığım Adnan Oktar
11.07.2018 Transatlantik: NATO zirvesi, Putin-Trump görüşmesi & Türkiye’de yeni sistem ve Batı
10.07.2018 Bekir Ağırdır ile söyleşi: Ne yapmalı?
10.07.2018 Temel Karamollaoğlu ile söyleşi: 24 Haziran ve Saadet Partisi
10.07.2018 Yeni sistem, yeni bakanlar: Siyasete veda
09.07.2018 “Erdoğan hareketi”nden “Erdoğanizm”e
06.07.2018 “Yerli ve milli bir kültür politikası” mümkün mü?
05.07.2018 Gazete Habertürk’ün ardından
04.07.2018 MHP oylarının sırrı
12.07.2018 Adnan Oktar ve benzerlerine karşı ne yapmalı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı