Ali Çarkoğlu ile söyleşi: “Erdoğan’ın sessizliği hayra alamet değil”

30.05.2026 medyascope.tv

30 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Ali merhaba.
Ali Çarkoğlu: Merhaba.

Ruşen Çakır: Yani ‘‘Bunca yıllık siyaset bilimcisin, böyle şeyler gördün mü?’’ diye sorayım.
Ali Çarkoğlu: Ben görmedim. Senin de gördüğünü zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Ben zaten görmedim de hani sana soruyorum. Belki vardır bildiğin örnekler.
Ali Çarkoğlu: Hiç. Gerçekten çok zor, kötü bir dönemden geçiyor Türkiye. Ama umutvar olmak lazım. Ben Nesrin Hanım’a katılıyorum. Yani Özgür Özel'in bugünkü konuşmasında, yani bu Nazım'ın şiiriyle başlayan diğer konuşmaya bir direniş mısrasıyla cevap verecek gibi hislendim. Bu Neruda'nın bir şeyi var çok hoşuma giden; "Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelmesini engelleyemezsiniz." Böyle bir havaya, böyle bir ruh haline ihtiyacı var Türkiye'nin. Hakikaten muhalif ya da değil, Türkiye'de siyaseti izleyenlerin kapıldıkları ruh hali şu an itibarıyla çok derin bir depresyon içerisinde. Bunu kırmanın bir yolunu bulmak lazım. Aksi takdirde iyi bir mücadele verilemeyecek buna. Çünkü Kemal Bey'in bugünkü konuşması birçok açıdan bana iktidar konuşması, iktidar tarafının konuşması gibi geldi. Yani FETÖ referansları, güvenlik zihniyetinin vurgulanması, bu ahlaki sorumluluk, yok, kendini Mustafa Kemal'le, o mitle bir anlamda doğrulamaya çalışması... Bunların hepsi gerçekten insanı karamsarlığa itiyor açıkçası.

Ruşen Çakır: Mesela geçen pazar günü Meclis’e yürüdüler. Bugün Anıtkabir'e yürüdüler. Sayı giderek arttı. Şimdi haftaya yine Meclis’te bir grup toplantısı vesaire falan. Ama sonuçta hep bir gerginlik var.
Ali Çarkoğlu: Evet.

Ruşen Çakır: Yani 19 Mart'tan beri olan gerginliğin bir başka versiyonunu yaşıyoruz. 19 Mart'ta doğrudan muhatap siyasi iktidardı. Şimdi Özgür Özel siyasi iktidarı muhatap almaya çalışıyor ama araya bir Kılıçdaroğlu ve atanmış ekip girdi.
Ali Çarkoğlu: Yani şimdi bu tartışmanın içerisinde, bugünkü olanı ‘‘miting düellosu’’ diye isimlendiriyor arkadaşlar, görüyorum. Hakikaten bir düello. Ama ikisinin arasındaki zıtlık çok önemli bence. Yani öyle ki bir tarafta dediğim gibi, bütün sorumluluğu ‘‘kendisini sırtından bıçaklamış hainlere’’ atfeden bir Kılıçdaroğlu var; diğer tarafta da kendisine doğrudan Erdoğan'ı muhatap almaya çalışan bir ana muhalefet partisi lideri var. Şimdi birisi içe dönük bir resim çizmeye çalışıyor; ‘‘bu partinin iç arınması, ihanet ve hesaplaşma’’ lisanıyla. Diğerinde ise Erdoğan'ın rejimini karşısına alan daha dışa dönük bir ifade var. Şimdi mahkeme kararı ve Atatürk kurucu mitine bel bağlayan bir meşruiyet kazanma çabası varken Kılıçdaroğlu'nda; Özel'in tarafında tabii ki sandık, halk iradesi ve tabii ki seçilmiş olmanın getirdiği bir kendine güven var. Bence Özgür Özel'in tek adres olarak doğrudan Erdoğan'a hitap etmesi doğru bir strateji. Ama yine çok düşündürücü olan, bütün bu olup biten içerisinde Erdoğan'ın sessizliği stratejik bir araç olarak kullanması. Bu sessizlik çok hayra alamet bir sessizlik değil. Bir şekilde onun bu tartışmanın içine girmesini, buna angaje olmasını sağlamak muhalefet açısından elbette ki önemli. Yoksa aksi takdirde karşılarında bir tek Kılıçdaroğlu var şu an için. Yani öfkeyi yatıştırmaya çalışan bir Özgür Özel dinledim ben. O açıdan, hani Kılıçdaroğlu da aynı şeyi yapmaya çalışıyormuş gibi gözüküyor ama verdiği mesajlar son derece sert. Yani insanları susturmaya çalışmak başka ama sustukları zaman söyledikleriniz o kadar sert ki, bence Özgür Özel'le karşılaştırılamayacak kadar bir sertlik hakimdi Kılıçdaroğlu'nun sözlerinde. Yani kurultay sandığına karşılık olarak yine verilen ön seçim teklifi benim için ilginçti. Bence, bu ne kadar gerçekçi onu bilmiyorum ama, yani restini görmüş gibi bir konuşma aslında. Bir de tabii Özgür Bey'in arkasında eski genel başkan, seçilmiş belediye başkanları vesaire olması, Kılıçdaroğlu'yla karşılaştırdığımda çok büyük bir farklılık gösteriyor. Şimdi buradan kim avantajlı durumda diye baktığımız zaman yani Kılıçdaroğlu'nun yegane avantajı tabii ki kurumsal ve bu hukuki binaya hakimiyet avantajı diye söyleyebiliriz. Ama hem meşruiyet hem halk genelinde nasıl bir tepki alacağını düşündüğüm zaman açıkçası bugünkü konuşmanın hiç iyi planlanmış bir konuşma olduğunu da düşündürmedi bana. Niye? Çünkü sadece elindeki yüzde ne kadar bilmiyorum ama tahmin edenler çıkacaktır, ufak bir kilit kitleyi, kendi taraftarlarını bir arada tutmaya yönelik bir konuşma gibi geldi bana. Yani kendisinin dışında muhalefetin içinde büyük çoğunluğu oluşturan bir kitleye hitap etme gayreti içinde olduğunu hiç gözlemedim. Şimdi bu garip bir strateji. Yani bunun kazanamayacak bir strateji olduğu açık, çaresizlik içerisinde yapılan bir konuşma gibi geldi bana o açıdan. Halbuki gayet rahat; nasıl ki Kürt açılımına yönelik pozitif bir atıfta bulunuyorsa aynı şekilde kendi içindeki muhaliflere karşı da bir çağrı yapması mümkün olur diye düşünüyordum, hiç öyle bir şey gözlenmiyor. Tam tersine ‘‘FETÖ’’ ve ‘‘hainler’’ temasıyla bütün konuşmayı çerçeveledi.

Ruşen Çakır: Şunu sormak istiyorum, baştan itibaren yapılan bir tartışma var, daha da çok yapılacak biliyorsun; ayrı parti, yok işte CHP'de kalmaya, sonuna kadar kalmaya çalışmak. Türkiye'de CHP geleneğine baktığımız zaman çok sayıda parti çıktı. En önemlisi de Ecevit'in DSP'yi kurması, yasaklıyken SHP'nin kurulması vesaire. Sonuç olarak CHP olmadan da olabiliyor herhalde, değil mi?
Ali Çarkoğlu: Bunu daha önce de seninle tartıştığımızı hatırlıyorum. Yani İmamoğlu'nun bir kararı bu aslında. Yani önce partinin kontrol altına alınıp daha sonra iktidar yürüyüşüne geçme kararı. Bu sekteye uğramış gözüküyor şu anda. Hele bu mutlak butlanla iyice sekteye uğramış gözüküyor. Ama ben de seninle bu konuda hemfikirim; böyle bir rejim içerisinde muhalefetin parti olmadan da başarılı olabileceğini düşünüyorum ben. Bunun için sadece Fransa olmak gerekmiyor. Yani Macron'un partisi olmadan iktidara yürüdüğünü gördük. Macaristan'da da partinin içinden çıkan birisi gitti seçimi kazandı. Ama öyle çok da köklü bir parti olarak kazanmadılar bu seçimi. Dolayısıyla muhalefetin bir şekilde muhalif güçleri, eğer seçim olacaksa — artık o da bir soru işaretiyle düşünmemiz gereken bir şey — onları mobilize ederek bunu kazanmaya çalışması lazım. O açıdan partinin şu anda böyle atanmış bir genel başkanı olması nedeniyle öneminin ikinci plana düştüğünü düşünüyorum ben. Parti olmadan da ilerleyebilmesi lazım muhalefetin. Bunu harekete geçirecek bir dinamizmi yakalamaları lazım. O açıdan işte o "salon değil gökyüzü" hikayesi bence burada da çok önemli yani.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum. Demin dedin ya ‘‘Seçim olur mu? Bu da konuşuluyor’’ dedin. Şimdi insanlar tarafından 19 Mart'tan sonra da, İstanbul'a kayyum atandığında da falan hep benzer böyle şeyler yapıldı, ‘‘son son’’ diye. Ama ben açıkçası bugün de Kılıçdaroğlu'nun performansını görünce Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'ndan umduğunu bulamadığını düşünüyorum. Ama Erdoğan seçimi tekrar kazanmak istiyor. Kendisi kazanamayacağını düşündüğü anda da karşı tarafa kazandırmamaya çalışıyor. Yani böyle bir strateji izliyor. Daha fazla ne yapabilir CHP'ye?
Ali Çarkoğlu: Yani bugünkü konuşma içerisinde iktidara verilmiş paslar, korkutucu paslar. Yani ‘‘hainler, FETÖ'cüler’’ vesaire gibi suçlamalarla bunu yapmış olması bunun arkasının geleceğini düşündürüyor bana. Dolayısıyla yani şu anda Özgür Bey ve arkadaşlarının da dokunulmazlıklarının kaldırılmasından tutun, pek çok baskıyla karşı karşıya kalmaları mümkün. Yani seçim hikayesi büyük bir soru işareti her zaman. Çünkü seçim oluyor ama seçimde rekabet şartları yerine gelmiyor, özgür ifade şartları yerine gelmiyor. Dolayısıyla hani seçim var ama yok gibi oluyor. Eğer ama yine de o %50+1'i görmek, böyle bir meşruiyet ile iktidara devam edebilmek elbette ki Erdoğan için ve AK Parti için son derece önemli. O açıdan ben de yani belki safdilli bir şekilde her şart altında seçim yapılacağını düşünüyorum. Ama bu şartlar demokratik prensipler çerçevesinde bir seçim olacağı anlamını taşımıyor olabilir. Öyleyse o zaman onu da düşünmek lazım.

Ruşen Çakır: Ali, çok sağ ol yayınımıza katıldığın için. Çok teşekkürler.
Ali Çarkoğlu: Ben teşekkür ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı