Adalet yürüyüşü: CHP üzerindeki ölü toprağını atıyor

15.06.2017 medyascope.tv

15 Haziran 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer ve Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Ana muhalefet partisi CHP bugün Ankara’dan bir yürüyüş başlattı İstanbul’a doğru: “Adalet yürüyüşü”. Bayağı bir yol katetmeye başladılar. 28 gün süreceği söyleniyor. 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünden önce tamamlanması hesaplanıyor. Bu konuda ne düşündüğümü anlatmak istiyorum. Bu yürüyüşü değerlendirmek istiyorum. Tabii ki CHP’ye çok sayıda eleştiri geliyor. Özellikle geç kalındığı ve ucu kendilerine dokunduğu zaman harekete geçtikleri söyleniyor. Yani burada kastedilen, dün İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT TIR’ları davasından önce müebbete mahkûm edilip daha sonra 25 yıla çevrilen cezası uyarınca tutuklanması bu kıvılcımı yaktı. Bu yürüyüşe o neden oldu. Halbuki ilk tutuklanan milletvekili Enis Berberoğlu değil ve Türkiye’de adalet konusunda, adil ve bağımsız yargı ihtiyacını gösteren bir olay olarak Enis Berberoğlu olayı ilk değil. Türkiye’de özellikle 15 Temmuz sonrasında daha alenileşen, yargının bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan hızlı bir şekilde uzaklaştığı bir sürece tanık oluyoruz. Enis Berberoğlu dün bunun en son kurbanlarından birisi oldu. Ama dediğim gibi ilk kurbanı değildi.

Dokunulmazlıklar ve CHP
Tabii CHP’ye yönelik eleştirilerin en başında da dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermiş olmaları geliyor. “Anayasaya aykırı, ama ‘Evet’ diyeceğiz” demişti CHP lideri Kılıçdaroğlu. Ve uzun bir süre HDP’li milletvekilleri bundan muzdarip oldular, eş genel başkanları başta olmak üzere. Ve dün Enis Berberoğlu da sıranın CHP’ye de geldiğini gösterdi. Ama sonuçta baktığımız zaman, geçmişte yapılanın yanlış olması, bugün yapılanın da yanlış olduğu anlamına gelmiyor. CHP’nin dokunulmazlıklar konusundaki tutumu yanlıştı. Ama bugün şu ya da bu nedenle kendi partilerinden bir milletvekiline dokunduğu için de olsa, onun tetiklemesiyle de olsa, CHP lideri ve yanındakilerin “adalet” için yola dökülmüş olması doğru bir şey.
Doğru bir şey, birçok açıdan doğru bir şey. Bir kere slogan doğru. Adalet gerçekten şu anda Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey. Ülkeyi 15 yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor ve Türkiye özellikle son yıllarda en çok adalete muhtaç durumda. Yargıya güven ciddi bir şekilde aşınmış durumda. Güven olduğunu söylemek mümkün değil. Özellikle son dönemde yaşanan tutuklamalar, serbest bırakılıp tekrar tutuklamalar gibi olaylara, verilen cezalara baktığımız zaman, yazılan iddianamelere, isnat edilen suçlara, suç gerekçelerine baktığımız zaman bunu net bir şekilde görüyoruz. Dolayısıyla CHP’nin yaklaşık bir ay sürecek böyle bir eylemin sınırını adalet olarak çizmiş olması bence çok isabetli olmuş. Çünkü söylenecek, talep edilecek çok şey var, ama bu tür eylemlerde, aktivitelerde olabildiğince yalın olmakta fayda var. Adalet şu anda gerçekten birçok kişinin gönül rahatlığıyla itiraz edemeyeceği bir talep olarak ortada. Ve bu adalet talebiyle, özellikle de referandum sonrası “Hayır” cephesi ki o zaman referandumda “Hayır” etrafında bir birleşme olmuştu. Birbirine çok zıt olan kesimler bile “Hayır” etrafında birleşebilmişti. Şimdi de “Referandumda ‘Hayır’ diyenleri birlikte hareket etmek için ne motive edebilir?” sorusuna verilen bence isabetli bir cevap adalet. Adalet talebi gerçekten şu anda Türkiye’de birbirinden farklı birçok kesimin birlikte dile getirdiği bir talep. Bu anlamda bu çok önemli.

CHP-HDP ilişkisi
Şimdi burada tabii en çok gündeme gelen CHP’yle HDP’nin ilişkisinin ne olduğu, ne olacağı meselesi. CHP’nin bugüne kadarki tereddütlerinin en önemli nedeni HDP’yle yan yana görünme kaygısıydı. Görünmek istemediği için oldu. Siyasi iktidar da zaten bunu çok iyi bildiği için çok rahat hareket etti, HDP’yle CHP’nin yakınlaşmasının mümkün olmadığından hareketle. Ama referandum pekâlâ bir yakınlaşmanın olabileceğini, en azından sandıkta olabileceğini gösterdi. Adalet kavramı da bunu gösterebilir. Ancak hâlâ CHP yönetiminin ve tabanının önemli bir kesiminin Kürt meselesindeki ve buna bağlı olarak da HDP ile ilişkileriyle, HDP ile nasıl bir ilişki kurmak gerektiği sorusunda kafalarının net olduğu söylenemez. Öte yandan HDP, Enis Berberoğlu olayıyla beraber, eleştirilerini muhafaza ederek ancak Enis Berberoğlu’nun aldığı cezayı çok net bir şekilde kınayarak işbirliğine hazır olduklarını söyledi.
Yalnız şunu tekrar söylemek istiyorum: CHP çok net birlikte hareket ediyor görüntüsü vermekten muhtemelen yine kaçınacaktır diye tahmin ediyorum. Bu CHP’nin son dönemde en önemli, son dönemde CHP’nin önünü en çok tıkayan olaylardan birisi. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP de böyle — ki daha önce Baykal liderliğindeki CHP de böyleydi. Sağına daha çok bakıyor.

Yürüyüşteki İslamcılar
Soluna da baktığı oluyor; ama Kürt meselesine, Kürt hareketine bakmaktan genellikle imtina ediyor. Burada CHP’nin bu çağrısına, adalet çağrısına özellikle birtakım sol partilerin de çok ciddi bir şekilde destek verdiklerini görüyoruz. Zaten o sol partiler uzun bir süredir HDP’den ziyade CHP’yle birlikte bir şeyler yapmanın arayışında olan partilerdi; ama CHP’lilerin üzerindeki ölü toprağı nedeniyle beklentileri pek gerçekleşmiyordu. O anlamda bugünkü yürüyüşün CHP’nin daha solunda yer alan birtakım parti ve çevreleri memnun ettiğini söyleyebiliriz.
Ancak bu yürüyüşte benim en çok önem verdiğim hususlardan birisi –dikkat edenler vardır, sosyal medyada dikkat edenler olduğunu gördüm benim gibi– Kılıçdaroğlu’nun hemen yanında yer alan yürüyüşçülerden bazıları Türkiye’de İslamî hareketin en önemli insan hakları kuruluşu olan Mazlum-Der’in kuruluşunda yer alan, ama daha sonra yakın bir dönemde Mazlum-Der’den tasfiye edilen bazı isimler; mesela KHK’yla üniversitedeki görevinden atılan ve Medyascope’ta birçok kez konuk ettiğimiz Profesör Cihangir İslam’ı gördüm. Aynı şekilde Mazlum-Der’in son genel başkanı ve son kongrede tasfiye olan ya da artık o kongreye katılmadılar –tam tanımının ne olduğunu söyleyemeyeceğim ama– Ahmet Faruk Ünsal –ki kendisi eski AKP milletvekiliydi–, onun da orada olduğunu gördüm, başka benim tanımadığım yine o çevreden isimler de olabilir. Bu da şunu gösteriyor: “Adalet” kavramı, Türkiye’de özellikle İslamî kesim içerisinde AKP’yle belli bir mesafesi olan, sayıları çok fazla olmasa da özgül ağırlıkları olan, belli bir prestiji olan çevreleri de bu “adalet” çağrısı etrafında toparlayabilmek, bir araya gelebilmek mümkün. Bunun aynı zamanda benim burada dile getirmeye çalıştığım İslam ve sol ilişkisi konusunda da iyi bir cevap olabileceğini düşünüyorum.
Tabii burada bunu söyledikten sonra hemen birileri “CHP ne kadar sol?” tartışmasını tekrar başlatmak isteyeceklerdir; ancak CHP’yi bir şekilde solun neresine olursa olsun, bütün eksikleriyle, hatalarıyla vs. solun içerisinde değerlendirmek hiçbir zaman yanlış olmaz. Merkez soldur, sosyal demokrattır; ama sonuçta sağcı bir parti değil, sağa belli bir ilgisi var. Özellikle de şöyle söyleyebiliriz: Merkez sağı tamamen AKP’nin kapmasını engelleme yolundaki çabaları çok fazla önemsiyor Kemal Kılıçdaroğlu. Bunda ne kadar başarılı olduğu pek bilinmez, en azından İzmir’de başarılı olduğu söylenebilir; Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de bu başarıyı sergileyebildiği söylenemez.

Yürüyüşün yol açtığı heyecan
Sonuç olarak, burada CHP kendisinin solundaki kesimleri de ve İslami hareket içerisinde olup AKP’yi eleştiren kesimleri de ve belli ölçülerde HDP’yi de heyecanlandırmışa benziyor. Bu da çok net bir şekilde CHP’nin üzerindeki ölü toprağını atmakta olduğunu gösteriyor. Tabii bugün başlamış olan bu yürüyüşün nasıl gelişeceği önemli, yürüyüşe devletin nasıl tepki vereceği önemli ve tabii ki yürüyüşün ardından CHP’nin neler yapacağı ve bu yürüyüş sürecinde ne tür söylemler geliştireceği önemli. Başlangıç olarak baktığımız zaman, şu âna kadarki veriler ışığında baktığımız zaman, CHP gerçekten son dönemdeki en ciddi çıkışlarından birisini yapıyor. Ama bunu büyük dönüşümlere yol açacak bir hareket olarak görmek, büyük beklentilere kapılmak, birçok kesimi daha sonra hayal kırıklığına uğratabilir; çünkü CHP bu konuda uzun bir süredir çok tutuk davrandı, daha atacağı çok adım var, katedeceği çok yol var.
Dolayısıyla bunu bir başlangıç olarak görmek gerekiyor, siyasî iktidarın vereceği tepkilere bakmak gerekiyor; tabii bu anlamda kolluk güçlükleri ne olacak? Buna da bakmak gerekecek ve CHP’nin kendi dışındaki kesimlerle bu süre içerisinde “adalet” kavramı etrafında kurduğu ilişkiyi nasıl sürdüreceği ve bu “adalet” ekseninde kurulan bir araya gelmenin başka kavramlara da taşınıp taşınamayacağı meselesi önemli olacak.
Toparlayacak olursak; CHP son dönemdeki en etkili çıkışlarından birini yaptı, bunun bir CHP milletvekilinin hapse mahkûm edilip tutuklanmasının ardından olmasının belli bir yerden sonra çok da önemli olmayabilir, “zararın neresinden dönülse kârdır” diye görmek lazım; ama bu başlangıcın nasıl seyredeceğini ve bu olayın şu andaki öncü aktörü olan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ama bu arada diğer aktörlerin de bu süreçte nasıl tutumlar alacaklarına bakmak gerekiyor.
Bu vesileyle bir kere daha Enis Berberoğlu’na çok geçmiş olsun diyorum. Çok eskiden beri tanıdığım ve birlikte çalıştığımız, çok iyi bir gazetecidir. Çok tartıştığımız, kavga ettiğimiz anlar olmuştur, birbirimizi çok sert eleştirdiğimiz anlar olmuştur; ancak her ne kadar son dönemde siyasete geçtiyse de Türkiye’de gerçekten gazeteci, hep bir gazeteci olarak bildiğimiz bir meslektaşımız, arkadaşımızdır. Umarım en kısa zamanda bu haksız cezadan bir şekilde dönülür ve Enis de özgürlüğüne kavuşur, tıpkı tüm haksız yere içeride olan diğer gazeteciler ve başka meslek erbapları gibi.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

15.08.2017 Abdullah Gül ve çevresi ne yapabilir?
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
15.08.2017 Abdullah Gül ve çevresi ne yapabilir?
14.08.2017 16. yılında AK Parti’nin dönüşümü
09.08.2017 AK Parti’nin bir davası kaldı mı?
09.08.2017 Transatlantik: PYD’ye Rusya desteği, Irak’ta Kürt referandumu & Kuzey Kore krizi
08.08.2017 Fethullahçı gazeteciler neler anlatıyor?
07.08.2017 Sırrı Süreyya Önder ile söyleşi
04.08.2017 HDP neden tıkandı?
02.08.2017 Transatlantik: Suriye’de İdlib düğümü & ABD’den Rusya’ya yeni yaptırımlar
28.07.2017 Kadri ve Ahmet dünyanın daha fazla tanıdığı gazeteciler oldukları için özellikle tahliye edilmediler
27.07.2017 Diyanet’in FETÖ raporu ve Prof. Mehmet Görmez