Abdullah Gül ne yapmak istiyor? Ne yapabilir?

28.12.2017 medyascope.tv

28 Aralık 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan ve Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün attığı iki tweet çok ciddi bir soruna yol açmış durumda. Bu sorun tabii ki siyasî iktidarın sorunu. Küçük çaplı bir kriz var. Aslında büyüyebilecek bir kriz. Çünkü baktığımız zaman, tek tek ele aldığımız zaman birçok öğe aslında AKP’nin içinde ve çevresinde bir rahatsızlığın olduğunu ve gelişebileceğini bize gösteriyor.
Öncelikle olayı hatırlatmak bağlamında, malum Kanun Hükmünde Kararname’de sivillere, terörle mücadelede görev alan, görev üstlenen, kendilerine görev çıkartan sivillerin dokunulmazlığını düzenleyen maddeyle ilgili tartışma. Sonuçta hükümet tarafından “Bu sadece 15-16 Temmuz’u kapsıyor, ilerisini kapsamıyor, geçmişini ve geleceğini kapsamıyor” diye noktalanmak istendi. Ancak burada ilginç bir şekilde, ana muhalefet partisi etkili bir çıkış yapamazken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu maddenin bir iç savaş zemini hazırladığını söyleyerek çok sert bir açıklama yaptı. Bir süre sonra da Abdullah Gül iki tane tweet attı. Burada KHK’nın yazımında hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklıktan söz etti. Bunun hukuk devleti açısından kaygı verici olduğunu söyledi. Ve şöyle noktaladı: “İleride hepimizi üzecek olaylara ve gelişmelere fırsat vermemek için gözden geçirileceğini ümit ediyorum”. Bu bir anlamda Meral Akşener’in söylediklerine paralel.
Aslında başka kesimlerden de bu tür şeyler geldi. Sivil çetelerin bu maddeyle korunacağı, geliştirileceği, teşvik edileceği yönünde itirazlar, uyarılar oldu. Dış basında da çok ciddi yankı buldu bu düzenleme. Ve genellikle geleceğe yönelik olarak okundu. Meral Akşener de böyle okudu. Belli ki Abdullah Gül de böyle okudu. Hükümet bunun yerine ne yapıyor? Biliyoruz: Siyasî iktidar maddenin çok açık olduğunu, bir muğlaklık olmadığını söylüyor — ki muğlaklık var. Muğlaklık olmasa, Abdullah Gül’ün bir muğlaklıktan bahsetmesi çok gerçekçi olmaz. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan çok rahatsız olmuş Abdullah Gül’ün bu çıkışından. Ve Afrika dönüşü “Geçmiş cumhurbaşkanının muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak bunu söylüyor? Bu üzücü olmuştur. Muğlak bir durum yok” diyor. “Düzenleme son derece açık” diyor. Yani tamamen teknik bir şey konuşuyormuş gibi duruyor iş. Yani bu metnin acaba sadece 15-16 Temmuz 2016’yı kapsadığı açık mı değil mi, belirsiz mi tartışmasına kitlenmiş gibi duruyor; ama belli ki burada çok daha derin bir tartışma var. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da diyor ki Gül’ün söylediklerine: “O açıklama, aldığı retweet’lerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir”.

Sosyal medya üzerinden konuşmak
Şimdi buradan birçok şeyi çıkartabiliriz. Birincisi, eskiden şöyle bir şey denirdi: Birbirlerine yakın siyasetçiler –ya da kişiler diyelim genel olarak, ama özel olarak da siyasetçiler–, “Birbirimizle medya üzerinden konuşmayalım” diye bir şey söylerlerdi. Yani birisi bir demeç verirdi, ötekisi de kendisini eleştiren bu demece karşı olarak, “Bu yapılan ayıptır, aslında bunu bana söylemesi gerekirdi” gibisinden; “Birbirimizi medya üzerinden eleştirmeyelim, medya üzerinden konuşmayalım” denirdi. Şimdi bunun yeni bir versiyonuyla karşı karşıyayız: “Sosyal medya üzerinden konuşmayalım”. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’de medya ezici bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kontrolünde. Abdullah Gül istese bir yerlere çıkabilir mi? Bilmiyorum. Pek de bunu denemek istemiyor anlaşıldığı kadarıyla. Ama çok zorlanacağı kesin. En son Ahmet Davutoğlu örneğinde gördüğümüz gibi.
Ama sosyal medyayı kullanarak iki tane mütevazı tweet’le, Türkiye’deki medyanın ezici bir çoğunluğunu kontrol eden Erdoğan’ı zor durumda bırakmış oluyor. Ve Erdoğan uçağındaki çok sayıda gazeteciye, yine medya üzerinden Abdullah Gül’e cevap veriyor. Cevap verirken de Abdullah Gül’ün adını anmıyor, “Geçmiş cumhurbaşkanımız” diyor. Yani bir zamanlar Abdullah Bey vs., yani doğrudan adını anarak konuşmalar olurdu. Burada adını anmamış olması da başlı başına bir mesele. Bu çok ciddi bir kriz hâlini almış durumda.

Gül gelecek tepkileri biliyor olmalı
Burada gazeteciler demişken bir not düşmesem olmaz. Bazı gazeteciler, kim olduklarını bilmiyorum ama, şu minvalde bir şey söylemişler; soru değil aslında bu, bir nevi –nasıl söyleyeyim?– yaranma çabası olarak görülebilir: “Acaba bu siviller meselesi KHK’daki taşeron olayını örtmek için mi bu kadar köpürtülüyor” minvalinde şeyler söylemişler. Yani şunu söylemeye çalışıyorlar anlaşılan: KHK’daki taşeron uygulaması siyasî iktidara çok büyük artı getirecek. İşte bunu gölgelemek için bu olayı çarpıtıyorlar vs. Bir gazetecinin böyle bir yaklaşım sergilemiş olması –ki anladığım kadarıyla tek bir gazeteci değil, gazeteciler diye geçiyordu– neyse, bir kişi bile olsa o kişinin meslekle kurduğu ilişkinin bayağı bir sorunlu olduğunu bize gösteriyor.
Bunun taşeronları örtbas etmek vs.’yle bir alâkası yok. Çok ciddi bir olay — ki uzun zamandır dış konular dışında sosyal medya imkânını kullanmamış olan Abdullah Gül doğrudan iç politikada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdıracağı, öfkelendireceği belli olan –bunu en iyi herhalde o biliyordur, çünkü uzun sür birlikte çalıştılar, birbirlerini çok yakından tanıyorlar– böyle bir açıklama yaptı. Buradan bir sorun, bir rahatsızlık çıkacağını herhalde tahmin ediyordu. Yani maksadını aşmış bir şey olduğunu sanmıyorum. Bu, arada sırada yaptığı gibi cuma namazı çıkışında edilmiş bir laf da değil. Sonuçta yazdığı bir şey, sosyal medyada kullandığı bir şey. Bayağı bir ilgi gördü.

Gül parti kurar mı?
Peki buradaki mesele nedir? Birincisi, şunu özellikle vurgulamak lazım: O KHK’nın ilgili maddesi gerçekten demokrasiye, hukuk devletine inanan, inanma iddiasındaki herkesi rahatsız edebilecek bir… muğlaklıkta –diyelim en azından– yazılmış bir şeydir. Dolayısıyla Abdullah Gül böyle bir tepki göstermiş olabilir. Ama şunu da unutmamak lazım: Hukuk devletine aykırı nice olay yaşandı Türkiye’de ve yaşanıyor. Ve bunların büyük bir kısmına, hemen hemen hepsine sessiz kalmış bir Abdullah Gül’den bahsediyoruz. Dolayısıyla bu olay onun için bardağı taşıran damla olmuş olabilir. Artık tahammül edememiş olabilir. Bir bu husus var.
İkincisi de, artık siyaseten bir şeyler yapacağa benziyor. Yani bunu bazıları uzun süredir biliyorsunuz, özellikle Ankara’da birtakım kaynakları belirsiz, büyük ölçüde sallama olduğu belli olan haberlerle Abdullah Gül’e yıllardır parti kurdurulmakta. Hatta binaları hazır, il başkanları hazır gibi haberler birkaç yıldır sürekli olarak çıkmakta. Cumhurbaşkanı olduğu zaman da vardı hatta. Hiç unutmuyoruz, uzun süredir cezaevinde olan Mehmet Baransu o kabadayılık dönemlerinde Taraf gazetesinde, ta o zamanlar Abdullah Gül’ün partisini ilan etmişti. Hâlâ Abdullah Gül’e bir parti kurduruluyor.
Parti kurar mı kurmaz mı? Sanmıyorum kuracağını; ama şunu görüyorum: Bu tweet olayı da gösteriyor ki Türkiye’nin bu kriz ânında –krizden kastım, siyasî iktidarın yaşadığı çok ciddi bir kriz var. Artık beni burada izleyenler, yaptığım yorumları izleyenlere bıkkınlık getirmiş olabilirim– ama bu krizin her geçen gün daha da tırmandığını görüyorum. Bir yönetememe krizi var. Son KHK’lar da bunun çok net bir göstergesiydi. Ama KHK’lar da bu krizi çözmeye yetmiyor. Ama buna rağmen, bu krize rağmen muhalif olarak siyasî iktidarı, Erdoğan’ın iktidarını tehdit edebilecek, ona meydan okuyabilecek çıkışlar kimse tarafından yapılamıyor. Böyle bir noktada, siyasî iktidarın ciddi bir krizi ama aynı zamanda muhalefetin de ciddi bir krizi olduğu noktalarda, Abdullah Gül gibi isimler bir tweet’le bile Türkiye’de birtakım şeyleri değiştirebiliyorlar, etkileyebiliyorlar. Bir kere bunu gördük. Ve Abdullah Gül’ün de bunu bilerek yapmış olması lazım. Tanıdığım kadarıyla, bildiğim kadarıyla kendisini, bunu hesaplamış olması lazım. Bu tamamen bir hukuk metninde yaşanan bir muğlaklığa dikkat çekme meselesi değil. Böyle bir şey olsa Adalet Bakanı’nı vs.’yi arar ya da aratır. Doğrudan kendisi bile konuşmayabilir, danışmanlarına ya da özel kalem müdürüne söyler. Der ki “Yahu burada yanlış var”. Ya da çok daha zorlarsa Cumhurbaşkanı’na kadar gidebilir bu. Bir kere bunu görüyoruz. Bu durumu bir siyasî çıkış için kullandığı çok net bir şekilde gözüküyor.

Kopuş hep vardı, daha da belirginleşti
İkinci husus, artık Erdoğan ve Gül arasındaki kanallar iyice aşınmış durumda, bunu görüyoruz. Muhtemelen yakın bir zamanlarda bir vesileyle yan yana fotoğraf verebilirler. Daha önceki böyle dönemlerde çok sık oldu bu. Ama Abdullah Gül’ün özellikle bazı davetlere katılmadığını, AKP’nin yaptığı çağrılara itibar etmediğini değişik gerekçelerle biliyoruz. Bu bize gösteriyor ki aralarında bir kanal yok, ya da kanallar iyice aşınmış durumda, ya da varsa da kanalları kullanmak istemiyorlar; bunu net bir şekilde görüyoruz. Abdullah Gül tweet atıyor, Tayyip Erdoğan gazetecilere onun yaptığının üzücü olduğunu söylüyor. Üzücü demişken, onun da tesadüf olduğunu sanmıyorum; çünkü Abdullah Gül tweet’inde, “İleride hepimizi üzecek olaylar ve gelişmeler olabilir” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül’ün bu çıkışının üzücü olduğunu söyledi; yani o üzücü gelişmeyi Abdullah Gül’ün bizzat yarattığını söyledi.
Bir kopuş var, bu kopuş hep vardı; Abdullah Gül siyasî iktidarla, Erdoğan’la, tek-adam yönetimiyle arasındaki mesafeyi belirgin bir şekilde açıyor; yan yana gözükmemeye, onların yaptıklarıyla birlikte anılmamaya çalışıyor. Özellikle dış politika konusunda çok sert olmasa bile nüanslı bir şekilde kendisinin farkını koymaya çalışıyor, bir süredir bunu görüyoruz; ama bu olayda olduğu gibi iç politikaya böylesine net bir şekilde girdiği pek olmamıştı. Bu o anlamda bir işaret olarak görülebilir. Bir de şunu gösteriyor tabii: Demin söylediğim muhalefet kriziyle, yani hem iktidarın hem muhalefetin kriz içerisinde olduğu bir dönemde önünün açık olduğunu düşünüyor olabilir.

Gül ile Akşener yakınlaşması
Aslında daha önce bazı yayınlarımda bunu söylemiştim, Abdullah Gül ve çevresinde beraber hareket ettiği varsayılan eski AKP’nin önde gelen şimdi dışlanmış bazı isimlerinin, sürekli bir şeyleri erteleye erteleye, erteleye erteleye, ellerindeki imkânın iyice erimekte olduğunu, bir şeyleri değiştirebilme şansının iyice azaldığını söylemiştim. Ama burada tabii çok önemli bir husus var, bugün onu görüyoruz, bu tweet olayında onu görüyoruz; ne kadar kendi ellerindeki şansı azaltmış olurlarsa olsunlar ülkedeki siyasî iktidarın krizi alabildiğini derinleştiği için, hâlâ Gül ve onunla beraber hareket etme eğilimde olan insanlar için bir zemin şu ânın Türkiye’sinde var. Burada tabii ilginç olarak bu son iç savaş muhabbetinden de hareketle, Gül’le Meral Akşener’in, yani İyi Parti’nin birlikte gözükür gibi olması –en azından aldıkları pozisyon anlamında tabii; Meral Akşener’inki çok sertti, ama yine de en dikkat çeken iki çıkışı onlar yaptılar–, sonuçta Gül’ün adının değişik şekillerde olduğu gibi Akşener’le beraber anılmasını da artıracağa benziyor.
Buradan bir şey çıkar mı? Kişisel olarak kanım şu ki, Abdullah Gül artık bir şeyler yapmak istiyor; ama bu “bir şeyler yapmak”, bazı AKP milletvekilinin iddia ettiği gibi 2019’da Erdoğan’ın karşısına başkan adayı olarak çıkmak olmayabilir bu — o da olabilir tabii; böyle bir ihtimali %0 olarak değerlendirmemek lazım; ama şunu görüyoruz ki şu haliyle zaten zor durumda olan siyasî iktidarın yardımına gitmek yerine onun krizinin derinleşmesine katkıda bulunmayı tercih ediyor Abdullah Gül, bu son olaydan bunu anlıyorum.

Yeni bir Pelikan vakası yaşanır mı?
Normal şartlarda buna ne olur? Daha önce Ahmet Davutoğlu’na olduğu gibi –bir Pelikan yazısıyla Ahmet Davutoğlu’nun ipi çekildi ve o zamandan sonra da Davutoğlu trollere kurban edildi– Abdullah Gül’e de benzer bir şey yapılmak istenebilir, bunu deneyenler var, hemen durumdan vazife çıkartan birtakım isimler var AKP içerisinde, adlarını anmak da gerekmez; bu kişiler Abdullah Gül’ü değişik şekillerde zaten öteden beri suçluyorlardı komplo teorileriyle vs. onunla, bununla, şununla, bunlar artacaktır ama burada riskli bir durum var: Abdullah Gül’ün o anlamda Ahmet Davutoğlu kadar kolay bir şekilde trollerle etkisizleştirebileceğini açıkça sanmıyorum, hatta tam tersine böyle bir kampanyanın yürütülmesi durumunda bunun geri tepme ihtimali olacağını düşünüyorum.
Burada kastım şu değil: “AKP tabanında çok yoğun bir Abdullah Gül sevgisi var ve taban rahatsız olur” anlamında söylemiyorum; ama şunu biliyorum ki, Abdullah Gül’e –yani bir Tayyip Erdoğan’la kıyaslanamaz tabii ki Abdullah Gül’ün tabandaki karşılığı– ama şunu da biliyoruz ki Abdullah Gül’e karşı bir antipati de yok. Ne kadar yaratılmak istenirse istensin, değişik zamanlarda değişik kişiler tarafından hakkında birtakım şeyler çıkartılmak istendi; ama hep belli bir ağırlığını korumayı bildi. Ama şöyle bir sorun var tabii: Abdullah Gül bundan sonra siyasete doğrudan ya da dolaylı olarak girmeye niyetliyse, ya da siyasette etkili olmaya niyetliyse, kime hitap etmeli?

AKP tabanındaki rahatsızlık
Burada şunu görüyoruz, hep aklımıza Abdullah Gül’ün AKP tabanına hitabı geliyor. Bu anlamda bu önemli tabii, çünkü AKP tabanında bir rahatsızlık var, ama bu rahatsızlık öteden beri var, o da siyasî iktidarın kriziyle beraber derinleşiyor; ama rahatsız olan kesimler Erdoğan’ın sonrasında Türkiye’nin ve partinin ve kendilerinin başına neler gelebileceğini kestiremedikleri için, bir anlamda “kol kırılır yen içinde” yapıyorlar. Dolayısıyla Gül gibi bir ismin, yanına başkalarını da alması durumunda hele, daha fazla artacaktır, bu tabana hitap etme şansı belli ölçülerde var, çok geniş olmasa da. Tabii ki Tayyip Erdoğan’la girişecekleri açık bir mücadeleden başarılı çıkma ihtimalleri çok yüksek olmayacaktır, ama parti tabanında, parti seçmeni içerisinde belli bir kesimi etkileyebilirler.
Gül’ün buradaki avantajı, farkı, belki de AKP tabanından olmayan kesimlerin de belli anlamlarda ciddiye aldığı bir isim, önemsediği bir isim ve tabii burada dışarıyı da eklemek lazım, dünyayı da eklemek lazım. Şu anda özellikle Batı dünyasında AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imajı çok sorunlu. Dolayısıyla Batı’da –Batı derken genel olarak hemen hemen hepsine bunu söyleyebiliriz– Türkiye’de Erdoğan’ın yerine bir başkasının bu ülkeyi yönetmesinin daha iyi olacağını düşündüklerini artık pek de gizlemiyorlar. Bu anlamda Gül’ün böyle bir artısı da olabilir.
Bir tweet’le –iki tweet, pardon peş peşe gelen, yani zincir olan, iki tweet’lik zincir diyelim– bayağı bir şeyleri etkileyebilmiş olması, sosyal medyanın da gücünü gösteriyor bir anlamıyla.
Aslında şöyle toparlamak belki daha doğru olacak: Burada söz konusu olan olayda bir kriz yaşanıyor, bu kriz bize Abdullah Gül’ün gücünden ziyade Tayyip Erdoğan’ın güçsüzleşmesini gösteriyor. Yani Abdullah Gül’ün yükselmesinden ziyade Tayyip Erdoğan’ın iktidarının inişte olduğunu, krizde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla burada bunu görünür kılan Gül ve onun attığı tweet’ler tabii ki, bu anlamda önemli, ama esas bakmamız gereken, bu noktada Gül’den ziyade Erdoğan ve Erdoğan’ın yaşadığı kriz. Bu krizi daha da görünür kıldığı için bu tweet’lerin bir etkisi olduğu kanısındayım. Bunun devamı nasıl gelecek? Demin söylediğim gibi tekrardan sosyal medya vs. üzerinden birtakım Gül’ü itibarsızlaşma kampanyaları vs.ye girişebilirler, bu tabii ki hep ihtimal dahilinde, Gül de bildiğim kadarıyla bu tür şeylerden çok kolay etkilenebilen bir kişi; ama demin de söylemeye çalıştığım gibi bu tür kampanyalarla Davutoğlu’nu silebildiler –en azından bir süreliğine–, ama Gül’de ters tepebilir, böyle bir ihtimal var. Dolayısıyla işler biraz karıştı. Erdoğan’ın uçakta bu açıklamayı yapmış olması da bunu gösteriyor; normalde, soru sorulduğu zaman, “Arkadaşlar gerekli açıklamayı yaptılar, burada muğlaklık yoktur” deyip kapatabilirdi; ama işi bayağı bir uzatmış aldığı retweet’lerden bahsetmekle… Yani şimdi bakın: Bir siyasî lider var; her yaptığı konuşma aynı anda bilmem kaç tane televizyon kanalında canlı yayınlanıyor, günde birkaç konuşma birden yapıyor, yanında bir medya ordusuyla her yere gidiyor; ama bu Cumhurbaşkanı, ülkeyi yöneten kişi, kendisinden bir önceki cumhurbaşkanı ve uzun bir süre beraber yol aldıkları, kardeşim dediği kişinin aldığı retweet’lerden rahatsız oluyor. Bu bile bize Türkiye’de yaşanan siyasî krizin ne derece derin olduğunu göstermeye yeterli diye düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.01.2018 Suriye’de yeni bir yanlışın eşiğinde
17.01.2018 "Yerli ve milli ittifak” ve ulusalcılar
16.01.2018 Hedefteki CHP
15.01.2018 Erdoğan’ın rakibi Gül mü olacak? Levent Gültekin ile söyleşi
12.01.2018 Ve Gül düello teklifini kabul etti
11.01.2018 HDP’nin krizi
10.01.2018 Transatlantik: Abdullah Gül krizi, İdlib’te yaşananlar & Oprah Winfrey Trump’a rakip olacak mı?
09.01.2018 Ve Erdoğan Gül’e taarruzu başlattı
08.01.2018 Çıkmazdaki MHP ve Devlet Bahçeli
05.01.2018 Selahattin Demirtaş’ın kararı
19.01.2018 Suriye’de yeni bir yanlışın eşiğinde
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı